HASAN PAŞA, Eyüplü

Müellif:
HASAN PAŞA, Eyüplü
Müellif: FERİDUN EMECEN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 28.05.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hasan-pasa-eyuplu
FERİDUN EMECEN, "HASAN PAŞA, Eyüplü", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hasan-pasa-eyuplu (28.05.2020).
Kopyalama metni
Gürcü asıllı olup 1657 yılı dolaylarında doğduğu ve babasının IV. Murad’ın sipahilerinden Matlı Mustafa Bey olduğu belirtilir. Hayatını ve faaliyetlerini konu alan Abdurrahman es-Süveydî’nin eserinde (Târîḫu Baġdâd, s. 4-5) ve bazı Osmanlı kaynaklarında ise Rumeli’de Debre nahiyesinde, babasına timar olarak verilen Katrin adlı bir yerde dünyaya geldiği (Çelebizâde Âsım, s. 116) veya Bosnalı olduğu (Ayvansarâyî, s. 114) kayıtlıdır. Bağdat’ta 1831 yılına kadar sürecek olan Kölemen idaresinin temellerini atan Ahmed Paşa’nın babasıdır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın hizmetine girerek geldiği İstanbul’da Eyüp semtinde oturduğu için Eyüplü lakabıyla anıldığı söylenir (Sicill-i Osmânî, II, 149).

Saraya nasıl ve ne zaman girdiği hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Ancak Enderun’da yetiştiği ve çakırcıbaşılığa getirildiği bilinmektedir. 12 Receb 1106’da (26 Şubat 1695) kapıcılar kethüdâsı olan Hasan Ağa’ya, aynı yılın 26 Haziranında bu vazifesinin yanı sıra Rumeli beylerbeyiliği pâyesi de verildi (Silâhdar, I/1, s. 10, 35). 1697 yılına kadar kaldığı bu görevi esnasında pek çok önemli devlet hizmetinde bulundu. Lippa ve Lugoş kuşatmalarında Rumeli Beylerbeyi Mahmud Paşa’nın şehid düşmesi üzerine, Rumeli kuvvetlerine cesaret vererek onları yeniden savaşa sokmayı başardığı gibi donanmada yer alacak Mısır askerlerini getirmek için kara yoluyla Kahire’ye gitti. 1107 Şevvalinde (Mayıs 1696) geri döndükten sonra, Azak’ın Ruslar’ın eline geçmesi dolayısıyla Osmanlı hükümetinin gazabından korkan Kırım hanını yatıştırmak ve korkusunu gidermek, aynı zamanda Kırım’ın durumunu yakından görmek için buraya gönderildi. Hanla görüşüp onun fikir ve isteklerini o sırada Edirne’de bulunan padişaha iletti (Rebîülâhir 1108/Kasım 1696). 1697 seferinde de yine önemli görevlerde bulundu. Bu başarılı hizmetleri dolayısıyla Zenta bozgunu sonrası aynı yıl vezirlik rütbesiyle birlikte Niğde sancağı eklenerek Karaman beylerbeyiliğine tayin edildi. Bosna ve civarındaki mücadelelere katıldı; Karlofça barış görüşmeleri sırasında Kili Kalesi’nin tamiri ve emniyeti sarsılan Lehistan sınırının muhafazası ile görevlendirilen kuvvetlere serasker oldu. Ardından 1698 Aralığında Halep, beş ay sonra Rakka, 1702 Ekiminde Diyarbekir valiliğine getirildi. Bölgedeki karışıklıklar sebebiyle bu sonuncu görevine Bağdat üzerinden gitmesi ve yolun güvenliğini sağlaması istenmişti. Ertesi yıl Şehrizor valiliğine tayininden kısa bir süre sonra 1116 Muharreminde (Mayıs 1704) Bağdat valisi oldu.

Vefatına kadar yaklaşık yirmi yıl kaldığı Bağdat valiliği sırasında özellikle bölgedeki âsi aşiretlerle uğraşıp asayişi temine çalıştı. Dicle üzerinde yapılan ticareti engelleyen ve Bağdat ile Musul arasında oturan Arap aşiretlerini, İran sınırındaki Benî Lâm kabilesini, Semevât taraflarındaki âsi Abbas oğlu Selmân’ı, Şemmer ve Âl-i Kaş‘am’a tâbi bazı âsi kabileleri, Bilbâs ve Baban aşiretlerini sindirdi. Basra Valisi Halil Paşa’nın yardımına gönderilen kuvvetlere katıldı; Müntefık şeyhlerinden Megāmis b. Mâni‘ ve müttefiki olan kabileleri dağıttı. Cevâzir bölgesindeki âsi Araplar’ı ve Huveyze aşiretini yola getirdi. Bu arada İran sınırındaki olayları dikkatle takip ediyordu. Hatta İran’a elçi olarak gönderilen Dürrî Ahmed Efendi Bağdat’a geldiğinde onunla görüşüp fikrini almıştı (1720). Hasan Paşa, bundan birkaç yıl sonra İran’ın içinde bulunduğu karışıklık üzerine İstanbul’a gönderdiği raporda Afganlı Mahmud Han’ın İsfahan’a girdiğini, İran’ın büyük bir sarsıntı geçirmekte olduğunu, sınır boylarından sefer başlatılabileceğini, İran hududunda yer alan vezirlerin hep birden hareket etmeleri halinde bütün İran topraklarının kolayca ele geçirilebileceğini bildirdi ve Kirmanşah üzerine yürümek için izin istedi. Bu arada Mahmud Han’ın İsfahan’ı zaptını tebrik için 120 kişilik bir elçi heyeti gönderdi (Osmanlı-İran-Rus İlişkilerine Ait İki Kaynak, s. 23-24). Nihayet açılan seferde Kirmanşah’ın fethiyle görevlendirildi. 68.000 kişilik bir kuvvetle Kirmanşah’a girip burayı ele geçirdi (Ekim 1723). Ancak bu sırada yaşlı ve hasta olduğundan daha ileri gidemeyerek kışı burada geçirip Hemedan’ın zaptı hazırlıklarına giriştiyse de sefere çıkamadan 1136 Cemâziyelevveli sonlarında (Şubat 1724) Kirmanşah’ta vefat etti. Cenazesi Bağdat’a götürülerek İmâm-ı Âzam Türbesi yanına defnedildi. Çelebizâde Âsım, ölüm haberinin İstanbul’a 23 Cemâziyelâhir perşembe günü (20 Mart) ulaştığını yazar (Târih, s. 115). Hemedan’ın fethini oğlu ve halefi Ahmed Paşa gerçekleştirmiştir.

Valiliği sırasında adaleti, iyi idaresi ve askerî faaliyetleriyle asayişi temin ettiği gibi Abaza, Çerkez ve Gürcü kölelerle bazı ileri gelenlerin çocuklarını sarayında eğiterek kendisine bağlı bir memlük grubu oluşturmuş ve bunları önemli görevlere getirmiştir. Hatta civardaki eyalet ve sancakların bazıları bunlara verilmiştir. Meselâ damadı ve kethüdâsı Mustafa Basra valiliğine getirilmiş, yine damadı Abdurrahman Paşa Kerkük valisi olmuştur. Onun bu faaliyetleri yerine geçen oğlu Ahmed Paşa tarafından da sürdürülmüş, böylece Bağdat’ta kölemen idaresinin temelleri atılmıştır. Hasan Paşa ayrıca bazı imar faaliyetlerinde de bulunmuştur. Bağdat’taki birçok cami, mescid ve türbe ile civarındaki köprü ve hanları tamir ettirmiş, Necef ile Kerbelâ arasında bir han yaptırmıştır. Yine Bağdat’a giren gıda maddeleri ve odundan haksız olarak alınan vergileri kaldırttığı ve halkın hoşnutluğunu sağladığı, İran’daki karışıklıklar sebebiyle eyaleti topraklarına sığınanların iskânına çalıştığı da bilinmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
BA, MD, nr. 131, s. 230, 410; nr. 132, s. 257; Nazmîzâde Murtaza Efendi, Gülşen-i Hulefâ, İstanbul 1143, vr. 123b-130a; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekāyiât (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara 1995, s. 525, 630, 830, 842; Silâhdar, Nusretnâme, I/1, s. 10, 35, 76-77, 91, 132; I/2, s. 146, 149, 232; I/3, s. 260, 292, 302, 307, 313, 349; II/1, s. 9, 36, 120; Râşid, Târih, II, 422, 536; III, 92, 132; Çelebizâde Âsım, Târih, İstanbul 1282, s. 63-64, 79-81, 85, 115-117; Osmanlı-İran-Rus İlişkilerine Ait İki Kaynak (haz. ve trc. H. D. Andreasyan), İstanbul 1974, s. 23-24, 35, 67-68; Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Selâtîn, s. 114-115; Resul Hâvî Efendi, Târîh-i Devhatü’l-vüzerâ ve Zeyl-i Gülşen-i Hulefâ, Bağdad 1246, vr. 3a-5b; Abdurrahman es-Süveydî, Târîḫu Baġdâd: Ḥadîḳatü’z-zevrâ fî sîreti’l-vüzerâʾ (nşr. Safâ Hulûsî), Bağdad 1962; Sâbit, Bağdat’ta Kölemen Hükümetinin Teşekkülü ile İnkırâzına Dair Risâledir, İstanbul 1292, s. 5, 12; Sicill-i Osmânî, II, 149; S. H. Longrigg, Four Centuries of Modern Iraq, Oxford 1925, s. 123-132, 164-165; a.mlf., “Ḥasan Pasha”, EI2 (İng.), III, 252; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, IV/1, s. 173, 176, 180-181; M. Münir Aktepe, 1720-1724 Osmanlı-İran Münâsebetleri ve Silâhşör Kemânî Mustafa Ağa’nın Revân Fetih-nâmesi, İstanbul 1970, s. 6, 13, 22, 32-33.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1997 yılında İstanbul'da basılan 16. cildinde, 336-337 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER