CENNÂBÎ, Ebû Tâhir

أبو طاهر الجنّابي
Müellif:
CENNÂBÎ, Ebû Tâhir
Müellif: MUSTAFA ÖZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1993
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 15.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/cennabi-ebu-tahir
MUSTAFA ÖZ, "CENNÂBÎ, Ebû Tâhir", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/cennabi-ebu-tahir (15.11.2019).
Kopyalama metni

Ebû Saîd el-Cennâbî’nin ölümünden sonra büyük oğlu Saîd, “Ikdâniyye” denilen ve itibarlı kişilerden teşekkül eden bir meclisle birlikte Bahreyn Karmatî Devleti’nin idaresini üstlenmiş, özellikle Abbâsî Veziri Ali b. Îsâ ile, Sîrâf Limanı’nın kullanılması gibi bazı imtiyazlar karşılığında iyi münasebetler kurmaya çalışmıştı. Ancak en küçük kardeşi olan Ebû Tâhir Süleyman’ın 311 (923-24) yılında ağabeyini bertaraf ederek yönetimi ele geçirmesi ve aynı yıl Ali b. Îsâ’nın görevden azledilmesi üzerine ilişkiler tekrar bozuldu. Ordusu ile Basra üzerine yürüyen Ebû Tâhir el-Cennâbî, bir gece şehrin surlarını aşıp Basra’ya girmeyi başardı. Basra Valisi Sübk el-Müflehî ancak sabahleyin duruma vâkıf olabildi ve işgalci Karmatîler’i şehirden çıkarmak için harekete geçti. Fakat Ebû Tâhir, Basra’da on gün süren muharebede başta vali olmak üzere pek çok kişiyi öldürdü. Şehirden kaçabilenlerin büyük bir kısmı da çevredeki geniş su birikintileri ve bataklıklarda boğuldu. Basra’da kaldığı on yedi gün içinde katliam ve yağmayı sürdüren Ebû Tâhir, birçok kadın ve çocuğu da yanına alarak Bahreyn’e döndü.

Ebû Tâhir, 312 (925) yılında Mekke’den dönen hacılara saldırmak için büyük bir kuvvetle Hebîr’e yürüdü. Bağdatlı birçok hacının bulunduğu birinci kafileyi yağmalayıp kılıçtan geçirdi. Durum kafilelerin reisi Ebü’l-Heycâ Abdullah b. Hamdân’a ulaştırılınca Abdullah Feyd’de bulunan diğer kafileye yola Vâdilkurâ istikametinde devam etmesini bildirdi. Fakat yolun uzayacağını düşünen hacılar Kûfe yönünde yolculuklarını sürdürdüler. Bu arada su ve yiyecekleri de tükenen hacıların çoğu ile kafile başkanları Cennâbî kuvvetleri tarafından esir alınıp Hecer’e götürüldü. Kûfe yolunda kalan hacıların birçoğu da açlık, susuzluk ve sıcaktan öldü. Bu hadisenin Bağdat’ta duyulması üzerine infiale kapılan ve vezir İbnü’l-Furât’ın Karmatîler’le ilgisi olduğunu ileri süren halk gösteriler yaparak şehrin birçok yerini tahrip etti. Aynı yıl, esir aldığı hacılarla birlikte Ebü’l-Heycâ Abdullah b. Hamdân’ı da serbest bırakıp Halife Muktedir-Billâh’tan Basra ve Ahvaz’ı isteyen, ancak isteği reddedilen Cennâbî Mekke’ye gidecek hacı adaylarının yolunu kesmek için Hecer’den ayrıldı. Kûfe valisi ve hac yolu sorumlusu Ca‘fer b. Verkā eş-Şeybânî’nin kendi kabilesinden seçtiği 1000 kişilik bir öncü kuvvetini burada mağlûp etti; gerideki 5000 kişilik halife ordusu ile karşılaşıp onları da yenilgiye uğrattı. Cennâbî hareketine devam ederek Kûfe’ye girdi; Abbâsî kumandanlarından Cinnî es-Safvânî’yi esir aldı ve pek çok kimseyi öldürdü; Kûfe’de bulduğu her şeyi alıp Hecer’e götürdü. 313 (926) yılında can korkusundan dolayı Irak’tan hacca giden olmadı. 315’te (927-28) Karmatî ordusunun Basra’yı geçip Kûfe’ye yaklaştığı haberi yayılınca Abbâsî Halifesi Muktedir-Billâh durumu Vâsıt’ta bulunan Yûsuf b. Ebü’s-Sâc’a bildirerek acele Kûfe’ye gitmesini emretti. Daha önce Kûfe’yi istilâ eden Cennâbî, 10 Şevval 315 (8 Aralık 927) günü İbn Ebü’s-Sâc kumandasındaki halife ordusu ile karşılaştı. Savaş sonunda Abbâsî kuvvetleri yenildi, İbn Ebü’s-Sâc esir alınarak öldürüldü. Yenilgi haberinin Bağdat’a ulaşması halkı korkuya düşürmüş, hatta bazı kimseler Bağdat’ı terketmeye başlamıştı. Diğer taraftan Cennâbî hareketine devam ederek Enbâr’a yöneldi. Ahali şehre giriş köprüsünü kestiyse de Cennâbî kuvvetlerini Fırat’ın batısındaki Hadîse denilen yerden gemilerle Enbâr tarafına geçirmeyi başardı. 300 kadar Karmatî’nin halife kuvvetlerini mağlûp etmesinden sonra tekrar kurulan köprüden geçen Cennâbî ve kuvvetleri Enbâr’a girdiler. Bunu haber alan halife, Nasr el-Hâcib ve Mûnis el-Muzaffer’i 40.000 kişilik bir ordu ile Karmatîler üzerine sevketti. Ordu Bağdat’tan 2 fersahlık mesafede bulunan Zübâre nehrine geldiği sırada Cennâbî de Enbâr’dan ayrılarak Zübâre’ye ulaşmıştı. Ancak halife ordusu tarafından nehir üzerindeki köprü yıkıldığı için nehri geçemeyen Ebû Tâhir Enbâr’a döndü. Bu arada Mûnis el-Muzaffer, Fırat’ın batısındaki Karmatîler’i cezalandırmak için arkadaşı Büleyk’i 6000 kişilik bir kuvvetle Ebû Tâhir üzerine gönderdi. Fakat bu kuvvetler de Karmatîler karşısında tutunamayarak mağlûp oldular. Bağdat’taki halk devam edegelen bu yenilgilerden son derece tedirgin olmuştu. Birçoğu Vâsıt ve Hulvân yoluyla Horasan’a geçmek için gemi kiralayıp hazırlık yaptığı sırada, devam eden çarpışmalarda Karmatîler’in Heyt’te halife kuvvetlerine mağlûp olması Bağdat’a nisbî bir sükûnet getirdi. 316 (928) yılında Dâliye, Rahbe, Karkīsiye ve Rakka’yı zaptedip ahaliyi fidyeye bağlayan Cennâbî 929 yılına kadar Bahreyn’e dönmedi.

Ebû Tâhir el-Cennâbî’nin faaliyetleriyle doruk noktasına ulaşan Karmatî fitnesinin İslâm dünyası için en acı olaylarından biri, 8 Zilhicce 317 (12 Ocak 930) tarihinde vuku bulan Kâbe baskınıdır. Cennâbî, Mansûr ed-Deylemî’nin başkanlığında Mekke’ye giden hacılara terviye* günü baskın yaptı; buna karşı koymaya çalışan Mekke Emîri Ebû Mihleb’i ve Mekke eşrafını öldürdü. Mekke’de bulunduğu sekiz (veya on bir) gün içinde binlerce hacıyı katletti; Zemzem Kuyusu’nu cesetlerle doldurdu; bulduğu her şeyi yağmaladı. Kâbe’nin kapılarını kırdı, örtüsünü yırtıp paylaştırdı. Hacerülesved’i yerinden sökerek Hecer’e götürdü. Onun bu hareketleri İslâm âleminde büyük infial uyandırdı. Hatta Fâtımî Halifesi Mehdî, Ebû Tâhir’e yazdığı bir mektupta onu lânetleyerek hacılardan aldığını geri vermesini, Hacerülesved’i ve Kâbe’nin örtüsünü yerine koymasını istedi; aksi takdirde kendisiyle dünya ve âhirette ilgisini keseceğini bildirdi. Fakat Hacerülesved, sonuçsuz kalan birçok teşebbüsten sonra ancak 339 (950) yılında yerine konulabilmiştir. 318’de (930) Uman’ı istilâ eden Cennâbî, 323 (935) yılında Irak’tan hacca giden kafileye tekrar baskın düzenledi. Hacılar Kādisiye’ye geldiklerinde onun kuvvetleriyle karşılaştılar. Savaşan halife kuvvetlerine hacıların yardım etmesi ve Kûfeli Alevîler’in Cennâbî’ye karşı çıkarak hacca gidenleri rahat bırakmasını istemeleri üzerine hacıların Bağdat’a geri dönmeleri şartıyla savaştan vazgeçmeyi kabul etti.

329 (940) yılına doğru aralarında çıkan anlaşmazlıklar yüzünden içe yönelik mücadelelerle uğraşan Karmatîler, Hecer’in dışındaki beldelerde hâkimiyet kuramamışlardır.

Karmatîler ve Bâtınîler tarihinde önemli bir yer tutan, İslâm’a ve insanî değerlere karşı kin ve nefret duygularıyla dolu olduğu anlaşılan Ebû Tâhir el-Cennâbî, 332 yılı Ramazan ayında (Mayıs 944) otuz sekiz yaşında iken çiçek hastalığından öldü. Taraftarlarına Cennâbiyye denilen Ebû Tâhir’in yerine kardeşlerinden Ahmed geçmiş, daha sonra Karmatîler Mısır üzerine yürüyecek kadar cüretli hareketlere girişmişlerse de Ebû Tâhir dönemindeki güçlerine hiçbir zaman ulaşamamışlardır.


BİBLİYOGRAFYA

, s. 346-351, 353.

Sâbit b. Sinân, Târîḫu aḫbâri’l-Ḳarâmiṭa (Süheyl Zekkâr, Aḫbârü’l-Ḳarâmiṭa içinde), Dımaşk 1402/1982, s. 36-56.

Kādî Abdülcebbâr, Tes̱bîtü delâʾili’n-nübüvve (nşr. Abdülkerîm Osman), Beyrut 1386/1966, II, 343, 381-389, 392-395.

İbn Miskeveyh, Tecâribü’l-ümem, Kahire 1332/1914, I, 201.

, s. 287, 290-291, 294.

Hammâdî, Keşfü esrâri’l-Bâṭıniyye (nşr. M. Zâhid Kevserî), Kahire 1357/1939, s. 20-21.

, VIII, 143-144, 147-149, 155-156, 170-172, 181-182, 207-208, 311, 351-352.

, XXV, 276-303.

, II, 5962.

Makrîzî, İttiʿâẓü’l-ḥunefâʾ (nşr. Hugo Bunz), Leipzig 1909, s. 124-129.

a.mlf., Kitâbü’l-Muḳaffe’l-kebîr (nşr. Muhammed el-Ya‘lâvî), Beyrut 1407/1987, s. 262-263.

, XV, 364-366.

İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire, Kahire 1383/1963, III, 224-227.

, s. 20, 74, 76, 84, 87, 88.

Ali Sâmî en-Neşşâr, Neşʾetü’l-fikri’l-felsefî, Kahire 1967, II, 331-332.

Tâhâ el-Velî, el-Ḳarâmiṭa, Kahire 1981, s. 137-138, 145-146.

Jeremy Salt, “The Military Exploits of the Qarmatians”, Abr-Nahrain, XVII, Leiden 1977, s. 47-48.

M. Canard, “al-D̲j̲annābī”, , II, 452-454.

Bu madde ilk olarak 1993 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 7. cildinde, 372-373 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.