KETHÜDÂZÂDE MEHMED ÂRİF EFENDİ - TDV İslâm Ansiklopedisi

KETHÜDÂZÂDE MEHMED ÂRİF EFENDİ

KETHÜDÂZÂDE MEHMED ÂRİF EFENDİ
Müellif: ARZU GÜLDÖŞÜREN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2022
Erişim Tarihi: 08.05.2026
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kethudazade-mehmed-arif-efendi
ARZU GÜLDÖŞÜREN, "KETHÜDÂZÂDE MEHMED ÂRİF EFENDİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kethudazade-mehmed-arif-efendi (08.05.2026).
Kopyalama metni

1185 (1771) yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mehmed olup şiirlerinde Ârif mahlasını kullandı. Ailesinden tevarüs ettiği lakabı sebebiyle ilim ve sanat çevrelerinde Kethüdâzâde Mehmed Ârif Efendi diye tanındı. İki kez Rumeli kazaskerliği yapan Hâfız Mehmed Sâdık Efendi’nin oğludur. Babasıyla birlikte hac farizasını yerine getirdiği için “el-Hâc” unvanını da aldı. Dedesi Yûsuf Ağa, aslen Giritli olup Darphâne eminliği ve Mihrişah Vâlide Sultan’ın kethüdâlığı gibi önemli görevlerde bulunmuş; Nizâm-ı Cedîd ıslahatlarını destekleyen devlet adamları arasında yer almıştır. Ailenin diğer bir tanınmış ferdi olan kardeşi Ahmed Muhtar Hamdi Efendi ise müderrisliği ve şairliğiyle bilinmektedir. Sadrazam Koca Yûsuf Paşa’nın kızı Esma Hanım ile evlenen Mehmed Ârif Efendi’nin bu evlilikten Ali Rızâ adlı bir oğlu dünyaya gelmiş, ancak bir süre sonra eşinden ayrılmıştır.

Mehmed Ârif Efendi, geleneksel medrese derslerinin yanı sıra tasavvuf, felsefe, kelâm, astronomi, matematik ve yabancı dil gibi alanlarda da eğitim alarak çok yönlü bir ilmî birikim kazanmıştır. Babasının Medine kadılığına tayini sebebiyle bir süre Medine’de bulunduktan sonra İstanbul’a dönerek tahsiline başladı. Fâtih dersiâmlarından Tırnovalı Müftîzâde Abdürrahim Efendi’nin Fâtih Camii’nde verdiği derslere devam ederek Akāid-i Celâl’i (el-ʿAḳāʾidü’l-ʿAḍudiyye) okudu. Hocasının vefatı üzerine tahsilini Milaslı Müftîzâde Abdürrahim Efendi’den tamamlayarak icâzet aldı. Mütercim Âsım Efendi, Müneccimbaşı Râkım Efendi, Ayvansaraylı Münzevî Afîf Sâlih Efendi, Kadızâde Mehmed Efendi ve Laz Mehmed Efendi gibi devrin önde gelen âlimlerinden çeşitli ilimler tahsil etti. Biraderzâde Hafîdi Sâkıb Efendi’den matematik, Palabıyık Mehmed Efendi’den astronomi, Gelenbevî İsmâil Efendi’den ise hem astronomi hem matematik okudu. Hocası Gelenbevî’den intikal eden aklî ilimler geleneğini XIX. yüzyıl Osmanlı ilim hayatında sürdürdü. Hoca Neş’et Efendi’den Farsça öğrenerek Sâib-i Tebrîzî’nin divanını mütalaa etti. Bulgarî İsmâil Efendi’den tasavvuf eğitimi aldı. Ayrıca bir süre Amerikalı bir papazdan Fransızca öğrenmeye başlamışsa da III. Selim’in öldürülmesi üzerine bu öğrenimi yarım kalmıştır.

Mehmed Ârif Efendi’nin ilmiye tarikine girişi, 11 Receb 1210’da (21 Ocak 1796) Behram Kethüdâ Medresesi’ne ibtidâ-i hâric müderrisi olarak tayin edilmesiyle başladı. Ardından klasik ilmiye terfi silsilesi içinde düzenli biçimde ilerledi. 27 Rebîülâhir 1211 (30 Ekim 1796) tarihinde Kalender Mehmed Ağa Medresesi’nde hareket-i hâric, 15 Şevval 1213’te ise (22 Mart 1799) ibtidâ-i dâhil derecelerine yükseldi. 5 Şevval 1218 (18 Ocak 1804) tarihinde Sâniye-i Defterdâr Ahmed Efendi Medresesi’ne mûsıle-i Sahn müderrisi olarak tayin edildi ve 1 Muharrem 1227’de (16 Ocak 1812) Sahn-ı Semân müderrisliğine getirildi. Bu terfii takiben 1 Safer 1227 (15 Şubat 1812) tarihinde Sultan Selim’de (günümüzde Yavuzselim) (Hâfız) Ahmed Paşa Medresesi’nde ibtidâ-i altmışlı, 25 Safer 1229’da (16 Şubat 1814) ise Havâss-ı Mahmûd Paşa Medresesi’nde hareket-i altmışlı müderrisi olarak görev yaptı. İlmiye kariyerinin zirvesine 15 Safer 1231 (16 Ocak 1816) tarihinde Pîrî Paşa Medresesi’nde mûsıle-i Süleymâniyye müderrisi olarak ulaştı. Uzun yıllara yayılan müderrislik tecrübesinin ardından 1 Receb 1237 (24 Mart 1822) tarihinde Halep kadılığına tayin edildi. Görev süresinin tamamlanmasının ardından 1 Receb 1238’de (14 Mart 1823) Pınarhisarı ve Sobuca kazalarının gelirleri tahsis edilerek görevinden ayrıldı. 1 Şevval 1248 (21 Şubat 1833) tarihinde Bursa kadılığına getirildi, görev süresi iki ay uzatıldıysa da 1 Rebîülâhir 1249’da (18 Ağustos 1833) Çirmen arpalığıyla bu görevden azledildi. Daha sonraki yıllarda ilmiyedeki konumunu pâyeler yoluyla sürdürmüş, 1252 (1836-37) yılında Mekke kadılığı, 7 Şevval 1254’te (24 Aralık 1838) İstanbul kadılığı pâyesini almıştır. 19 Cemâziyelâhir 1263’te (4 Haziran 1847) ise kariyerinin en yüksek mertebesi olan Anadolu kazaskerliği payesine yükselmiştir.

II. Mahmud (1808-1839) ve Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemlerinde ilmî ehliyeti sayesinde devlet nezdinde itibar gördü. II. Mahmud tarafından Mâbeyin Kitapçısı Selim Efendi vasıtasıyla İstanbul kadılığı pâyesiyle taltif edilmiş, huzur derslerine katılmış ve atıyyelerle ödüllendirilmiştir. Beşiktaş’ta kendisine bir konak tahsis edilmesi merkezî yönetim nezdinde güvenilir bir âlim olarak kabul edildiğini göstermektedir. XIX. yüzyıldaki veba salgınları sırasında karantinanın şer‘î meşruiyetinin tartışıldığı Bâbıâli’deki Meclis-i Meşveret toplantılarına katılmış; yapılan müzakereler neticesinde klasik fıkıh ve fetva literatürüne dayandırılarak söz konusu uygulamanın meşru bir kamu sağlığı tedbiri olduğu yönünde bir karar alınmıştır (Akyıldız, s. 266-267).

Mehmed Ârif Efendi, XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde Beşiktaş Cemʻiyyet-i İlmiyyesi olarak anılan ve İslâmî ilim geleneğini felsefe, matematik ve Batı’daki ilmî gelişmelerle harmanlayan entelektüel çevreye dahil oldu. İsmâil Ferruh, Şânîzâde Mehmed Atâullah ve Melekpaşazâde Abdülkadir Efendi gibi isimlerle müşterek mesai yürüten Ârif Efendi, cemiyetin felsefe ve edebiyat ağırlıklı müzakerelerinde belirleyici bir rol üstlendi. 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının ardından cemiyet üyelerinin topluca Bektaşîlik’le itham edilmesi, bu grubun Osmanlı idaresi tarafından müşterek fikir yapısına sahip bir topluluk olarak değerlendirildiğini göstermektedir.

Medrese geleneği içinde yetişen Mehmed Ârif Efendi, Batı kaynaklı ilmî ve teknik gelişmelere ilgi duyan bir geçiş dönemi entelektüelidir. Sanayileşmeyi devletin askerî ve siyasî bekası için zaruri görmekte, III. Selim devrindeki çelik fabrikası kurma teşebbüsünün başarısızlığını dinî değil, iktisadî sebeplerle açıklamaktadır. Batı’nın ilmî ve teknik birikiminin seçici ve faydacı bir anlayışla alınmasını savunurken, Avrupa’nın yaşam tarzına mesafeli bir tutum sergilemiştir. Fransızca öğrenmeye teşebbüs ederek Batı ilmini İslâmî ilimlerle mukayese etmiş ve klasik eserlerin Batı dillerine tercümesini desteklemiştir. Batı karşısında toptan ret ya da taklit yerine bilim ve teknolojiyi araçsal bir unsur olarak gören yaklaşımıyla, XIX. yüzyıl Osmanlı Batılılaşma tartışmalarının erken safhasında konumlandırılabilecek bir mütefekkir olarak değerlendirilebilir.

Mehmed Ârif Efendi, Beşiktaş’taki Neccârzâde Dergâhı şeyhi Neccârzâde Rıza Efendi’nin oğlu Şeyh Mehmed Sıddık Efendi’nin sohbetlerine katıldı. Kendisi gibi bu tekkeye devam eden Moralı Ahmed Baba ve diğer Bektaşî şeyhleriyle de yakın ilişkiler kurdu. Tekkelerin ilgasından önce kaleme aldığı bir Muharrem mersiyesinin Bektaşî muhitlerinde geleneksel olarak okunması bu çevrelerin ona hürmetini göstermektedir. Vak‘a-i Hayriyye sonrasında Bektaşîlik’le ilişkilendirilen isimlerin tasfiye sürecinde adı şüpheyle anılanlar arasında yer aldı. Kaynaklarda herhangi bir tarikata intisabına dair açık bir bilgi bulunmamakla birlikte, Melâmî kutbu İsmâil Maʻşûkī’nin kabrini düzenli olarak ziyaret etmesi, her yıl 10 Muharrem’de Kocamustafapaşa Sünbül Sinan Dergâhı’nda icra edilen merasimlere katılması, Nakşibendî ve Mevlevî şeyhi Ali Behcet Efendi’nin sohbetlerinde bulunması ve vaktinin çoğunu Nakşibendiyye’ye mensup Neccârzâde Tekkesi’nde geçirmesi tasavvufî hal ve meşrebini ortaya koymaktadır (Yücer, “Kethüdâzâde’ye Göre Bektaşîler ve Nakşîler”, s. 100-102). Ârif Efendi’nin Sünnî tasavvuf çevreleriyle kurduğu ilişkiler, Melâmî bir mizaca sahip olması ve Bektaşî çevrelerle temas halinde bulunması, mezhep sınırlarını aşan ve irfanı merkeze alan bir mânevî anlayışı benimsediğini göstermektedir.

Mehmed Ârif Efendi, evinde matematik, astronomi, felsefe, edebiyat ve Farsça dersleri vermiştir. Hocası Tırnovalı Müftîzâde Abdürrahim Efendi’ye dahi Gülistân okumaları yaptırmıştır. Talebeleri arasında menâkıbnâmesini tertip eden Muzıka-yi Hümâyun hocalarından Emin Efendi ile divanını neşrederek günümüze ulaşmasını sağlayan Ahmed Tevhîd Efendi öne çıkar. Çerkeşli Mehmed Râfi Efendi ise 1826’daki Bektaşîlik tasfiyesi sırasında hocası aleyhindeki ithamlar karşısında onu savundu ve sürgünden kurtulmasında etkili oldu. Osmanlı reform sürecinde önemli görevler üstlenen Saffet Mehmed Esad Paşa, Yûsuf Kâmil Paşa ve Midhat Paşa da talebeleri arasında yer aldı. Ayrıca bürokrasi, ilmiye ve edebiyat çevrelerinden Tevfik Efendi, Nusret Efendi, Ali Said Efendi, Dede İsmâil Efendi, Saffet Efendi, Müneccimbaşı İbrâhim Edhem Efendi, Kabûlî Mehmed Paşa ve Süleyman Rûhî Efendi gibi birçok şahsiyet de kendisinden ders aldı.

Mehmed Ârif Efendi, aklî ve naklî ilimleri şahsında mezceden, kelâm, felsefe ve tasavvufu bir bütünlük içinde telif eden “filozof meşrepli” bir âlim olarak temayüz etti. Kelâmî meselelerde, özellikle Allah’ın varlığının ispatında naklî deliller yerine aklî ve kozmolojik argümanları önceleyen Ârif Efendi, rü’yetullah konusunda Allah’ın âhirette baş gözüyle görülemeyeceğini savunarak Mu‘tezile’ye yaklaşmış ancak mutasavvıfların dünyada ve âhirette keyfiyetsiz müşahede anlayışını benimseyip keşif ve mârifet eksenli bir yorum geliştirmiştir. Vahdet-i vücûd anlayışındaki “âlemin hayal olduğu” görüşünü reddetmiş, dış dünyanın hakiki varlığını ve mevcut âlemin ilâhî hikmet üzere yaratılmış en mükemmel nizam olduğunu savunmuş, aksini ise yaratıcıya acziyet isnadı olarak değerlendirmiştir. Ruhun bedenden önce yaratıldığına ve insanın fıtrî istidatla dünyaya geldiğine inanan Ârif Efendi, toplumsal başarının bu kabiliyetlere uygun bir istihdam ile mümkün olacağını ileri sürmüştür (Erdoğan, s. 176-187). Onun düşüncesinde aklî istidlâli önceleyen kelâmî yaklaşım ile Platoncu ve İşrâkī temayüller, âlemin gerçekliğini esas alan nizam anlayışıyla birlikte yer almaktadır.

XIX. yüzyılda divan edebiyatının dönüşüm sürecinde klasik nazım geleneğine bağlılığını koruyan ancak çağın yeni arayışlarına da kapalı kalmayan bir âlim-şairdir. Türler arasındaki katı sınırların esnetilebileceğini kabul etmekle birlikte biçimsel kopuşa yönelmemiştir. Kasidelerinde Nef‘î ve Şeyh Galib çizgisini sürdürerek methiyeyi gerçekçi bir zemine taşımış, övdüğü şahsiyetleri başarıları ve insanî yönleriyle işlemiştir. III. Selim ve Koca Yûsuf Paşa’ya yazdığı kasidelerinde Napolyon’un Mısır seferi gibi tarihî olaylara yer vermesi, şiirinin toplumsal ve siyasî gerçeklikle bağını göstermektedir. Mânevî dünyasında tasavvufî kimliği belirgindir. Şiirlerinde güçlü bir Hz. Ali sevgisi öne çıkar, ayrıca Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Abdülkādir-i Geylânî ve Seyyid Ahmed Rıfâî’ye yazdığı kasidelerle şiirinin beslendiği tasavvufî zemini ortaya koymuştur.

Anadolu kazaskerliği pâyesini haiz iken 5 Rebîülâhir 1265’te (28 Şubat 1849) vefat eden Mehmed Ârif Efendi, Beşiktaş’ta Yahya Efendi Dergâhı hazîresine defnedilmiştir. Vefatının ardından, farklı ilim ve fen sahalarına dair nâdide eserlerden oluşan kırk sandık yazma kitap bırakmıştır. Bu koleksiyonun önemli bir kısmı, Şeyhülislâm Ârif Hikmet Bey tarafından satın alınarak Medine’de kurduğu kütüphaneye vakfedilmiştir.

Eserleri. 1. Dîvân-ı Kethüdâzâde Ârif. Mehmed Ârif Efendi’nin elli yaşından sonra Türkçe kaleme aldığı şiirleri ihtiva eden divanı, hacimce küçük olmakla birlikte klasik tertibe uygun düzenlenmiştir. Müellifin daha önce yazdığı şiirlerinin kaybolması sebebiyle elde kalan manzumeler, talebesi Ahmed Tevhîd Efendi tarafından onun adına derlenerek 15 Rebîülâhir 1271 (5 Ocak 1855) tarihinde İstanbul’da otuz sekiz sayfa olarak neşredilmiştir. Kaside, gazel, kıta, tarih, tahmîs ve şarkı gibi çeşitli nazım şekillerini içeren divanda, özellikle tarih manzumelerinin yoğunluğu dikkat çekmektedir. Eser XIX. yüzyıl Türk edebiyatında klasik geleneğin muhafaza edildiği, ancak aynı zamanda divan edebiyatı geleneği içinde birtakım yenilikleri de yansıtan bir metin niteliğindedir. Taner Gök, XIX. yüzyıl Osmanlı edebiyatı bağlamında Mehmed Ârif Efendi’nin divanını yüksek lisans tezinde ele almıştır (Kethüdâzâde Ârif Divânı: İnceleme-Metin, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010). Mehmed Ârif Efendi’nin şiirlerinden bazıları bir şiir mecmuasında yer almaktadır (İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, nr. K. 1168, vr. 186a-187a).

2. Fetihnâme-i Garrâ bâ Tevârîh-i Raʻnâ. Osmanlı hâkimiyetindeki Mısır’ın 1798’de Fransızlar tarafından işgalinden 1801’de geri alınışına kadar geçen süreci konu edinen Türkçe manzum bir fetihnâmedir. Kaside nazım şekliyle kaleme alınan metin 185 beyitten oluşmaktadır. Günümüze ulaşan yegâne nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde (Hazine, nr. 1438) kayıtlıdır. Taʻlik hatla 1216 (1801) yılında istinsah edilen bu altı varaklık nüsha, dil ve üslûp bakımından Arapça ve Farsça terkiplerin yoğun kullanımı sebebiyle ağır ve sanatlı bir üslûba sahiptir. Eser felekten şikâyetle başlayan bir girişin ardından III. Selim’e methiye ile devam eder; Mısır seferinin safhalarını anlatan beyitlerden sonra dua ve Mısır’ın geri alınışına düşülen tarih manzumesiyle sona erer (Akgül, s. 29-56).

Kethüdâzâde Mehmed Ârif Efendi’nin hayatına ve fikirlerine dair en temel kaynak, Menâkıb-ı Kethüdâzâde Mehmed Ârif Efendi’dir. İlk baskısı 1294 (1877) yılında İstanbul’da 158 sayfa olarak yapılan eserin müellif nüshası günümüze ulaşmamıştır. İlâveler içermesi dolayısıyla ilk baskıdan farklı olan 15 Safer 1305 (2 Kasım 1887) tarihli 345 sayfalık ikinci baskı ise Maârif Meclisi’nden izin alınmadığı gerekçesiyle müsadere edilmiştir. Bu sebeple basılan altı yüz nüshanın büyük kısmı imha edilmiş ve yalnızca sınırlı sayıda örneği dolaşıma girebilmiştir. Eser, talebesi Emin Efendi’nin hocasının sohbet ve anlatılarından derlediği bir menâkıbnâme niteliğindedir. Metinde siyer, ahlâk, fıkıh ve tasavvuf literatürüne yapılan atıflar (Gülistân, Ahlâk-ı Alâî vb.), Arapça ve Farsça beyitler, tarih manzumeleri, tekke ve dergâhlara dair kayıtlar ile dönemin bazı ilmî ve tasavvufî şahsiyetlerine ilişkin bilgiler yer almaktadır. Menâkıbda yer alan ve Müstakimzâde Mecmuası gibi farklı kaynaklardan nakledilen bazı faydalı bilgiler Ârif Efendi’yle doğrudan ilişkilendirilmemiş olsa da Emin Efendi’nin söz konusu kayıtları belirli bir amaç doğrultusunda eserine dahil etmiş olması muhtemel gözükmektedir. Başında bir diğer talebesi Ahmed Tevhîd Efendi tarafından kaleme alınmış bir hal tercümesi barındıran eser, Ârif Efendi’nin dersleri, gündelik halleri ve çeşitli vesilelerle serdettiği görüşleri etrafında şekillenen bir anlatı sunmaktadır. Menâkıbnâme, Hasan Gürkan ve Hür Mahmut Yücer tarafından Osmanlı Hayatından Kesitler: Menâkıb-ı Kethüdâzâde el-Hâc Mehmed Ârif Efendi adıyla Latin harfleriyle yayımlanmıştır (İstanbul 2007). Bunun yanı sıra İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Ârif Efendi’nin hayatını ve ilmî şahsiyetini tarihsel ve biyografik bir çerçevede ele almıştır (“Nizam-i Cedid Ricalinden Valide Sultan Kethüdası Meşhur Yusuf Ağa ve Kethüdazâde Arif Efendi”, s. 497-521). Ârif Efendi’nin Menâkıbnâme’sini neşreden aynı zamanda onunla ilgili müstakil bir biyografi kaleme alan Hür Mahmut Yücer ise Ârif Efendi’yi tasavvuf, ilim ve siyaset alanlarını birlikte düşünen bütüncül bir Osmanlı mütefekkiri olarak değerlendirmiş, özellikle Beşiktaş Cemʻiyyet-i İlmiyyesi çevresindeki faaliyetleri ile devlet-toplum ilişkilerine dair yaklaşımı üzerinde durmuştur (“Tasavvuf, Bilim ve Siyasetin Sentezi Kethüdazâde Mehmed Ârif Efendi”, s. 557-578). İsmail Erdoğan, Menâkıb-ı Kethüdâzâde ekseninde Ârif Efendi’nin felsefî görüşlerini, aklî ve naklî ilimleri telif eden bir düşünce yapısı çerçevesinde incelemiştir (“Kethudâzâde Ârif Efendi ve Felsefî Görüşleri”, s. 171-188).


BİBLİYOGRAFYA

, Cevdet-Adliye, nr. 41/2472.

, HH, nr. 1581/90.

İstanbul Müftülüğü Şer‘iyye Sicilleri Arşivi, Tarik Defteri, nr. 2, s. 37, 39; nr. 3 vr. 17a, 18ᵇ.

Esâmî-i Meşâyih-i İslâm ve Kudât Defteri, İÜNEK, nr. NEKTY08879, vr. 62a; nr. NEKTY08881, vr. 39a; nr. NEKTY08883, vr. 59b.

Ruûs Defteri, Millet Ktp., Ali Emîrî, Müteferrik, nr. 56, vr. 48ᵇ; nr. 57, vr. 31a, 39ᵇ, 48ᵇ, 89ᵇ, 97a, 108a, 123a, 137a; nr. 58, vr. 34ᵇ, 36ᵇ, 39ᵇ, 43a; nr. 59, vr. 6a, 20a, 21ᵇ; nr. 64, vr. 17a, 61ᵇ, 75ᵇ, 92ᵇ, 122ᵇ; nr. 66, vr. 8a, 40ᵇ; nr. 67, vr. 71ᵇ, 89ᵇ; nr. 71, vr. 74a.

Menâsıb-ı İlmiyye Defteri, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3845, vr. 34ᵇ, 36ᵇ, 38ᵇ, 41ᵇ.

Ricâl-i İlmiyye Defteri, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet, nr. O. 94, vr. 8a, 22ᵇ.

Esâmî-i Ulemâ Defteri, TSMK, Hazine, nr. 1649, vr. 44ᵇ.

Mecmûa-i Muhâkemât-ı Defter-i Eslâf, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1506, vr. 21ᵇ, 22ᵇ, 23a.

Kethüdâzâde Mehmed Ârif Efendi, Dîvân-ı Kethüdâzâde Ârif (nşr. Ahmed Tevhîd Efendi), İstanbul 1271.

a.mlf., Menâkıb-ı Kethüdâzâde Mehmed Ârif Efendi, İstanbul 1294; a.e., İstanbul 1305.

Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2000, s. 22.

Emin Efendi, Osmanlı Hayatından Kesitler: Menâkıb-ı Kethüdâzâde el-Hac Mehmed Ârif Efendi (haz. Hasan Gürkan – Hür Mahmut Yücer), İstanbul 2007.

Ahmed Cevdet Paşa, Târîh-i Cevdet, İstanbul 1301, XII, 212-214.

, I, 168-169.

, III, 276.

, II, 325.

Ekmeleddin İhsanoğlu, “19. Asrın Başlarında -Tanzimat Öncesi- Kültür ve Eğitim Hayatı ve Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi Olarak Bilinen Ulema Grubunun Buradaki Yeri”, Osmanlı İlmî ve Meslekî Cemiyetleri (haz. Ekmeleddin İhsanoğlu), İstanbul 1987, s. 43-74.

İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri, İstanbul 1969, I, 16-20.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilâtı, Ankara 1988.

a.mlf., “Nizam-ı Cedid Ricalinden Valide Sultan Kethüdası Meşhur Yusuf Ağa ve Kethüdazâde Arif Efendi”, , XX/79 (1956), s. 485-527.

Ali Akyıldız, Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform (1836-1856), İstanbul 1993, s. 266-267.

M. Sabri Koz, “Kethudâzâde Ârif Efendi Menâkıbı’nda Folklor ve Halk Edebiyatı”, VI. Uluslararası Türk Halk Edebiyatı Semineri (haz. Güven Tanyeri), Eskişehir 1996, s. 113-120.

Arzu Güldöşüren, 19. yy’ın İlk Yarısında Tarîk Defterlerine Göre İlmiye Ricâli (yüksek lisans tezi, 2004), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

a.mlf., II. Mahmud Dönemi Osmanlı Uleması (doktora tezi, 2013), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Halil İbrahim Erbay, Teaching and Learning in the Madrasas of Istanbul during the Late Ottoman Period (doktora tezi, 2009), University of London.

Hür Mahmut Yücer, “Tasavvuf, Bilim ve Siyasetin Sentezi Kethüdazâde Mehmed Ârif Efendi”, Türk Düşünce Tarihi El Kitabı (ed. Bayram Ali Çetinkaya), Ankara 2018, s. 557-578.

a.mlf., “Kethüdâzâde’ye Göre Bektaşîler ve Nakşîler”, Aktüel Tarih, sy. 15 (2025), s. 98-107.

İsmail Erdoğan, “Kethudâzâde Ârif Efendi ve Felsefî Görüşleri”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, XV/1 (2005), s. 171-188.

Taner Gök, “Bir Osmanlı Bilgini Kethüdâzâde Ârif ve Divanı”, , XXII/1 (2012), s. 17-30.

M. Burak Çetintaş, “İstanbul’da Medfûn Musikişinaslara Dair -I”, Darülelhan, sy. 9 (2017), s. 64-77.

Müstakim Arıcı, “Osmanlı İlim Dünyasında İşrâkî Bir Zümreden Söz Etmek Mümkün mü? Osmanlı Ulemasının İşrâkîlik Tasavvuru Üzerine Bir Tahlil”, Nazariyat, IV/3 (2018), s. 1-48.

Hasan Akgül, “Mısır’ın Fransızlardan Geri Alınışını Anlatan Bir Fetih-nâme: Kethüdâzâde Arif Efendi’nin Fetih-nâmesi”, Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, VII/2 (2022), s. 29-56.

Nihat Azamat, “Ali Behcet Efendi”, , II, 382-383.

Kazım Yetiş, “Beşiktaş Cem‘iyyet-i İlmiyyesi”, a.e., V, 552-553.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2002 yılında Ankara’da basılan 25. cildinde, 334-335 numaralı sayfalarda "KETHÜDÂZÂDE ÂRİF EFENDİ" başlığıyla yer almıştır. Maddenin ARZU GÜLDÖŞÜREN tarafından kaleme alınan yeni dijital versiyonu 27.04.2026 tarihinde yayımlanmıştır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER