https://islamansiklopedisi.org.tr/mutesabih--rical
Sözlükte “benzerlik” anlamına gelen “şbh” kökünün “tefâul” kalıbından türeyen müteşâbih, hadis usulü eserlerinde konu olarak kendisinden hemen önce işlenen “müttefik ve müfterik” ile “mü’telif ve muhtelif” başlıklarıyla aynı kavram kümesine dahildir. İsimleri, baba isimleri hatta dede isimleri yahut künye veya nisbeleri aynı olan râviler “müttefik ve müfterik”, yazılışları aynı veya birbirine yakın olup telaffuzları farklı olan isim, künye ve nisbelere sahip râviler ise “mü’telif ve muhtelif” olarak adlandırılmıştır (ayrıca bk. MÜ’TELİF ve MUHTELİF; MÜTTEFİK ve MÜFTERİK). Kendi isimleri bire bir aynı, babalarınınkiler ise sadece yazılışları itibariyle aynı veya benzer olan ya da tam aksi durumda olan râviler ise müteşâbih olarak nitelendirilir. Dolayısıyla müteşâbih kavramı, râviler hakkında hem “müttefik ve müfterik” hem de “mü’telif ve muhtelif” terimleriyle ifade edilen durumların muhtelif şekillerde bir araya gelebileceği kombinasyonları ifade etmektedir. Gerek bu tür râvileri tanıtmak üzere kaleme alınmış eserlerde ve gerekse hadis usulü çalışmalarında zikredilen örneklerde de görüleceği üzere künye ve nisbeler de müteşâbih râvi kombinasyonları arasında yer almaktadır. Aynı kökün iftiâl kalıbından türeyen müştebih kavramı ise, zaman zaman müteşâbihle aynı anlamda kullanılmakla birlikte, daha ziyade karıştırılma ihtimali olan her türden râviyi kapsayan genel bir içeriğe sahiptir.
Muhaddislere göre bir rivayetin makbul olması, râvisinin güvenilir olup olmamasına, râvinin güvenilirliği de isim, künye, nisbe ve lakap gibi tanıtıcı unsurların, diğer bir ifadeyle kimlik bilgilerinin doğru tesbitine bağlıdır. Kendilerine ya da babalarına ait olan tanıtıcı unsurlar aynı ya da benzer olan müteşâbih râviler karıştırılmaya en yatkın râvi grubudur. Başta isim olmak üzere künye ve nisbe gibi unsurların benzerliği sebebiyle iki ya da daha fazla sayıda râvinin yanlışlıkla aynı kişi zannedilmesi, böylelikle zayıf ve güvenilir râvilerin birbirine karıştırılması endişesi hadis usulü eserlerinde “müttefik ve müfterik”, “mü’telif ve muhtelif” ile “müteşâbih” konularının ele alınmasına, ayrıca bu durumdaki râvileri tanıtan müstakil ve bazısı oldukça hacimli kitapların yazılmasına neden olmuştur. Bu tür eserler aynı zamanda râvi isimlerinin doğru yazılıp okunmasını sağlamakta ve hadislerle meşgul olan kimseleri tashîf, tahrîf, galat gibi adlarla anılan yanlışlıklara düşmekten alıkoymaktadır.
İsim, künye ve nisbeleriyle ilgili benzerlikler ve karışıklıklar söz konusu olan râviler meselesini bir hadis usulü eserinde ilk defa konu edinen Hâkim en-Nîsâbûrî (ö. 405/1014) “müteşâbih” başlığı altında ele aldığı bu tür râviler için farklı kategorilerde çok sayıda örnek zikreder (Maʿrifetü ʿulûmi’l-ḥadîs̱, s. 623-673). Kendisinden önce “mü’telif ve muhtelif” konusunda yazılmış ricâl/biyografi türü eserlerden yararlanarak bu alandaki en kapsamlı çalışmalardan birisi olan el-İkmâl’i kaleme alan İbn Mâkûlâ (ö. 475/1082’den sonra) da müteşâbihi tıpkı Hâkim en-Nîsâbûrî gibi geniş anlamıyla ve “müttefik ve müfterik” ile “mü’telif ve muhtelif”i de içine alacak şekilde incelemiştir. İbnü’s-Salâh eş-Şehrezûrî (ö. 643/1245) ise hadis usulüne dair eserinde “mü’telif ve muhtelif” ile “müttefik ve müfterik” kavramlarını iki ayrı başlık altında inceledikten sonra müteşâbih başlığını kullanmaksızın söz konusu iki bölümde anlatılan durumların farklı şekillerde bir araya gelebileceği râvilere dair ayrı bir bölüm oluşturmuştur. İbnü’s-Salâh’ın burada konuyla ilgili Hatîb el-Bağdâdî’nin (ö. 463/1071) Telḫîṣü’l-müteşâbih fi’r-resm adlı güzel bir kitabının bulunduğuna işaret etmiş olması (ʿUlûmü’l-ḥadîs̱, s. 365), kendisi bir başlık koymasa da zımnen müteşâbih kavramını benimsediği şeklinde anlaşılabilir. Nitekim Velîd b. Müslim ile çağdaşı Müslim b. el-Velîd gibi râvileri konu edindiği bir sonraki bölüm için “İsim ve Nesepleri Müteşâbih Olup Baba ve Oğul Adlarının Takdim ve Tehiri ile Birbirinden Ayrışan Râvileri Tanıma” başlığını kullanmıştır (a.g.e., s. 368-369). Daha sonra kaleme alınan hadis usulü eserlerinde müteşâbih kavramının kullanılmasında Hatîb el-Bağdâdî’nin kitabı için bu ismi tercih etmesinin etkili olduğu görülmektedir (Süyûtî, V, 454).
Müteşâbih râvilerin gerek hadis usulü eserlerinde ve gerekse bu alanda yazılmış müstakil eserlerde karşılaşılan örnekleri şöyle gruplandırılabilir: 1. İsimlerinin yazılışıyla okunuşu aynı (müttefik ve müfterik) olup baba adlarının yazılışı aynı, okunuşu farklı olan (mü’telif ve muhtelif) râviler. Meselâ Mûsâ b. Ali (عليّ) ile Mûsâ b. Uley (عليّ), Muhammed b. Akīl (عقيل) ile Muhammed b. Ukayl (عقيل), Eyyûb b. Beşîr (بشير) ile Eyyûb b. Büşeyr (بشير) ve Abdullah b. Bahîr (بحير) ile Abdullah b. Buhayr (بحير). Ayrıca Muhammed b. Sinân (سنان) ile Muhammed b. Seyyâr (سيّار), Ahmed b. Süleyman (سليمان) b. Sâlim ile Ahmed b. Selmân (سلمان) b. Sâlim, Muhammed b. Huneyn (حنين) ile Muhammed b. Cübeyr (جبير), Abdullah b. Müneyn (منين) ile Abdullah b. Müneyr (منير), Sevr b. Zeyd (زيد) el-Kelâî ile Sevr b. Yezîd (يزيد) el-Kelâî, Eyyûb b. Yesâr (يسار) ile Eyyûb b. Seyyâr (سيّار), Abdullah b. Erkam (الأرقم) ile Abdullah b. Akrem (الأقرم) gibi isimleri aynı iken baba isimleri yazılış bakımından benzer, hareke veya yakın harf değişikliği sebebiyle okunuş bakımından farklı olan râviler de bu kategoriye girer.
2. Baba adları aynı olduğu halde (müttefik ve müfterik) kendi isimlerinin yazılışı benzer, okunuşu hareke veya yakın harf değişikliği sebebiyle farklı olan (mü’telif ve muhtelif) râviler. Müteşâbihin bu türüne örnek olarak Hz. Ali’den hadis rivayet eden Şüreyh (شريح) b. Nu‘mân ile Buhârî’nin hocası Süreyc (سريج) b. Nu‘mân, Abbas (عبّاس) b. Velîd ile Ayyâş (عيّاش) b. Velîd, Ahmed (أحمد) b. Hüseyin ile Ahyed (أحيد) b. Hüseyin, Amr (عمرو) b. Zürâre ile Ömer (عمر) b. Zürâre, Ubeydullah (عبيد الله) b. Ebû Abdullah ile Abdullah (عبد الله) b. Ebû Abdullah, Muarrif (معرّف) b. Vâsıl ile Mutarrif (مطرّف) b. Vâsıl zikredilebilir.
3. İsimleri aynı, nisbelerinin yazılışı aynı, okunuşu ise hareke değişikliği nedeniyle farklı olan râviler. Meselâ Muhammed b. Abdullah el-Muharrimî (المخرّمي) ile Muhammed b. Abdullah el-Mahremî (المخرمي) bu kategoriye girer. Bu râvilerden ilki Bağdat’ın bir mahallesi olan Muharrim’e, ikincisi ise sahâbî Mahreme b. Nevfel’e nisbet edilmiştir. Ebû Amr eş-Şeybânî (الشيباني) ile Ebû Amr es-Seybânî (السيباني) gibi künyeleri aynı olup nisbeleri yazılış itibariyle benzer, okunuş bakımından farklı olan râviler de yine bu kategoriye dahildir.
4. Nisbeleri aynı, künyeleri yazılış itibariyle benzer, ama okunuş bakımından farklı olan râviler. Ebü’r-Ricâl (أبو الرجال) el-Ensârî ile Ebü’r-Rahhâl (أبو الرحّال) el-Ensârî gibi. Adları yazılış bakımından benzer, okunuş bakımından farklı, nisbeleri aynı ve baba adları zikredilmeden anılan (Hanân [حنان] el-Esedî ile Hayyân [حيّان] el-Esedî gibi); baba adları yazılış bakımından benzer, okunuş bakımından farklı, nisbeleri aynı ve kendi adları zikredilmeden baba adlarına nisbetle tanınan (İbn Ufeyr [عفير] el-Mısrî ile İbn Gufeyr [غفير] el-Mısrî gibi) ya da künyeleri aynı, baba adları benzer olan (Ebû Bekir b. Ebû Hasme [حثمة] ile Ebû Bekir b. Ebû Hayseme [حيثمة] gibi) râviler de bu kısımda mütalaa edilebilir.
5. Birinin adının diğerinin baba adıyla aynı olduğu râviler. Zeynüddin el-Irâkī’nin (ö. 806/1404) “müştebih-maklûb” olarak nitelendirdiği (et-Tebṣıra ve’t-teẕkire, s. 348; Fetḥu’l-muġīs̱, IV, 325-327) bu nevi râvilerin isimlerinde yazılış ve okunuş bakımından bir farklılık bulunmayıp sadece takdim ve tehirden kaynaklanan bir benzerlik söz konusudur. Tâbiîn âlimlerinden olup Buhârî’nin et-Târîḫu’l-kebîr’de birbirine karıştırdığı ve İbn Ebû Hâtim’in de onun bu hatasını tashih ettiği Velîd b. Müslim ile çağdaşı Müslim b. el-Velîd bu kabil râvilerdendir. Esved b. Yezîd ile Yezîd b. el-Esved ve Abdullah b. Yezîd ile Yezîd b. Abdullah müştebih-maklûb râviler için verilebilecek diğer örneklerdir. Bazan takdim tehir râvi ile baba ismi arasında olmakla kalmaz, bu isimlerin harfleri arasında olabilir. Eyyûb b. Seyyâr (سيّار) ile Yesâr (يسار) b. Eyyûb gibi. Hatîb el-Bağdâdî aynı zamanda maklûb kabul edilen bu nevi râviler hakkında Râfiʿu’l-irtiyâb fi’l-maḳlûb mine’l-esmâʾ ve’l-ensâb (ve’l-elḳāb) adıyla bir eser kaleme almıştır.
Literatür. Sadece müteşâbih râvilere tahsis edilmiş ilk ve en önemli eser Hatîb el-Bağdâdî’ye ait Telḫîṣü’l-müteşâbih fi’r-resm ve ḥimâyetü mâ eşkele minhü ʿan bevâdiri’t-taṣḥîf ve’l-vehm’dir (DİA, XVI, 457). Hatîb bu eserine Tâlî Telḫîṣi’l-müteşâbih ismiyle bir zeyil de yazmıştır (nşr. Ebû Ubeyde Meşhûr b. Hasan – Ebû Huzeyfe Ahmed eş-Şükayrât, I-II, Riyad 1417/1997). Daha sonra Alâeddin İbnü’t-Türkmânî (ö. 750/1349) Hatîb’in bu iki eserini Muḫtaṣaru kitâbey Telḫîṣi’l-müteşâbih fi’r-resm ve ḥimâyetü mâ eşkele minhü ʿan bevâdiri’t-taṣḥîf ve’l-vehm ve Tâlî Telḫîṣi’l-müteşâbih adıyla hem ihtisar etmiş hem de onlara bazı yeni bilgiler eklemiştir (nşr. Muhammed İshak Muhammed Âlü İbrâhim, Riyad 1439). Süyûtî (ö. 911/1505) ise Hatîb’in mezkûr zeylini Ḫulâṣatü’l-Kitâbi’t-Tâlî li’t-Telḫîṣ adıyla özetleyip bazı ilâvelerde bulunmuş, daha sonra da bu eserini Tuḥfetü’n-nâbih bi-Telḫîṣi’l-müteşâbih ismiyle ihtisar etmiştir (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 375). Ayrıca Hatîb el-Bağdâdî konuyla ilgili iki farklı eser daha kaleme almıştır. Bunlardan birisi, yukarıda sayılan müteşâbih kategorilerinden beşinci kısma giren ve aynı zamanda maklûb kabul edilen râvilere dair Râfiʿu’l-irtiyâb fi’l-maḳlûb mine’l-esmâʾ ve’l-ensâb (ve’l-elḳāb), diğeri müteşâbih konusuna dahil edilebilecek, baba isimleri başında “ebû” lafzı bulunup bulunmamasına göre benzer ya da farklı olan râvilere (Süleyman b. Mugīre ile Süleyman b. Ebû Mugīre gibi) yer verdiği Ġunyetü’l-mültemis fî îżâḥi’l-mültebis’tir (nşr. Nazar Muhammed el-Fâryâbî, Küveyt 1413; nşr. Yahyâ b. Abdullah el-Bekrî eş-Şehrî, Riyad 1422/2001).
Öte yandan hadis literatürü içerisinde adında “müştebih” ifadesinin yer aldığı, bazısı oldukça hacimli ve önemli çok sayıda eser bulunmaktadır. Bu eserlerin muhtevası incelendiğinde, zaman zaman müteşâbih ile aynı anlamda da kullanılabilen müştebihin aslında daha genel bir kullanım olduğu ve bu eserlerin daha ziyade mü’telif ve muhtelif olmak üzere karıştırılma ihtimali olan râvilerin kategorize edildiği her üç nev‘e dair örnekleri de içerdiği ortaya çıkmaktadır. Kaynaklarda bu adla yazılan ilk müstakil eserin Endülüslü âlim İbnü’l-Faradî’nin (ö. 403/1013) Müştebihü’n-nisbe (el-Müştebeh [el-Müteşâbih]) fî esmâʾi ruvâti’l-ḥadîs̱’i olduğu kaydedilmektedir. Çağdaşı Abdülganî el-Ezdî (ö. 409/1018) de biri nisbeleri benzer olduğu için karıştırılabilecek râvileri topladığı Müştebihü’n-nisbe (nşr. Muhammed Muhyiddin el-Ca‘ferî, Allahâbâd 1327/1909, müellifin el-Müʾtelif ve’l-muḫtelif’i ile beraber; nşr. Abdülmuhsin Zeynebî, baskı yeri yok, 1327/1909), diğeri isimleri benzer olduğu için karıştırılabilecek râvileri bir araya getirdiği Îżâḥu’l-işkâl fi’r-ruvât (Sezgin, I, 224) olmak üzere konu hakkında iki eser kaleme almıştır. Onun Müştebihü’n-nisbe’si üzerine Ebü’l-Mehâsin el-Hüseynî (ö. 765/1364) eẕ-Ẕeyl ʿalâ Müştebihi’n-nisbe adıyla, İbn Hacer el-Askalânî (ö. 852/1449) de Tavżîḥu’l-Müştebih ismiyle birer zeyil kaleme almışlardır. Ebü’l-Fazl Ubeydullah b. Abdullah b. Ahmed el-Herevî’nin (ö. 438/1046’dan sonra) el-Muʿcem fî müştebihi esâmi’l-muḥaddis̱în adıyla telif ettiği eser de müştebih literatürünün erken dönem örneklerindendir (nşr. Nazar Muhammed el-Fâryâbî, Riyad 1411/1990; bu neşirde yapılan hatalar için bk. “Maʿa’l-Muʿcem fî müştebihi esâmi’l-muḥaddis̱în li-Ebi’l-Fażl el-Herevî” [MMLAÜr., sy. 49, Amman 1995, s. 11-26]).
Müştebih adını taşıyan diğer bazı önemli eserler şunlardır: Ebû Muhammed Abdullah b. Yûsuf el-Cürcânî (ö. 489/1096), el-Muʿcem fi’l-müştebih (İbn Nâsırüddin, neşredenin girişi, I, 27); İbnü’l-Kayserânî (ö. 507/1113), el-Müştebih mine’l-esmâʾ ve’l-ensâb (DİA, XXI, 110); Zemahşerî (ö. 538/1144), el-Müştebih (Müteşâbihü esâmi’r-ruvât); Hâzimî (ö. 584/1188), el-Fayṣal fî müştebihi’n-nisbe (nşr. Suûd b. Abdullah ed-Deyhânî, I-II, Riyad 1428/2007); Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî (ö. 597/1201), el-Muḥteseb fî (müştebihi)’n-neseb (nşr. Âdil b. Abdullah b. Abdurrahman el-Lahîdân, yüksek lisans tezi, Mekke Ümmülkurâ Üniversitesi, 1427); İbnü’l-Mufaddal (ö. 611/1214), Müteşâbihü’l-esmâʾ ve’l-ensâb (İbn Nâsırüddin, I, 489; ayrıca bk. neşredenin girişi, I, 31); İbn Nukta (ö. 629/1231), Tekmiletü’l-İkmâl diye de anılan el-İstidrâk ʿale’l-İkmâl (nşr. Abdülkayyûm Abdürabbinnebî – Muhammed Sâlih Abdülazîz el-Murâd, I-VI, Mekke 1408-1418; İbn Nâsırüddin, konu hakkındaki eserlerin bir listesi için bk. neşredenin girişi, I, 32).
Konu hakkında müştebih adıyla kaleme alınıp kendisinden sonra farklı çalışmalara kapı aralamış önemli eserlerden biri de Zehebî’nin (ö. 748/1372) el-Müştebih fi’r-ricâl: esmâʾihim ve ensâbihim isimli kitabıdır (nşr. P. de Jong, Leiden 1863, 1881; nşr. Ali Muhammed el-Bicâvî, I-II, Kahire 1962). İbn Râfi‘ (ö. 774/1372) söz konusu eser üzerine Ẕeylü Müştebihi’n-nisbe başlığıyla bir zeyil yazdığı gibi (nşr. Selâhaddin el-Müneccid, Beyrut 1394/1974, 1396/1976), İbn Hacer el-Askalânî de alanın önemli kitaplarından biri olan Tebṣîrü’l-müntebih bi-taḥrîri’l-Müştebih’te (nşr. Ali Muhammed el-Bicâvî – Muhammed Ali en-Neccâr, I-IV, Kahire 1383-1386/1964-1967; Delhi-Mekke 1406), esas aldığı Zehebî’nin mezkûr eserini alfabetik olarak düzenlemiş, bununla birlikte başta isimlerin okunuşunun harflerle tesbiti olmak üzere verdiği ilâve bilgilerle onun eksik bıraktığı birçok hususu tamamlamıştır. Talebelerinden Kāsım b. Kutluboğa (ö. 879/1474) ile torunu Yûsuf b. Şâhîn, İbn Hacer’in bu eseri üzerine birer hâşiye yazmışlardır.
Benzerlik dolayısıyla karıştırılma ihtimali olan râvilerle ilgili en kapsamlı çalışma İbn Nâsırüddin’in (ö. 842/1438) Tavżîḥu’l-Müştebih fî żabṭı esmâʾi’r-ruvât ve ensâbihim ve elḳābihim ve künâhüm adlı eseridir (nşr. Şuayb el-Arnaût, I-VI, Beyrut 1403/1982; nşr. Muhammed Naîm el-Araksûsî, I-X, Beyrut 1414/1993). İbn Nâsırüddin bu eserinde kendinden önceki literatürde gördüğü yanlışlara da yer vermiş, Zehebî’nin hatalarına ise aynı eserinden bizzat ihtisar ettiği el-İʿlâm bimâ vaḳaʿa fî Müştebihi’ẕ-Ẕehebî mine’l-evhâm’da işaret etmiştir (Medine 1407/1987).
Konu hakkında müştebih adıyla kaleme alınmış eserler arasına şunlar da ilâve edilmelidir: Ebîverdî (ö. 507/1113), el-Muḫtelif ve’l-müʾtelif fî müştebihi esmâʾi’r-ricâl (nşr. Mustafa Cevâd, Bağdat 1377/1957; Beyrut 1406/1986, İbnü’s-Sâbûnî’nin Tekmiletü İkmâli’l-İkmâl’i ile birlikte); İsmâil b. Hibetullah el-Mevsılî (ö. 655/1257), et-Temyîz ve’l-faṣl beyne’l-müttefiḳ fi’l-ḫaṭṭi ve’n-nuḳaṭi ve’ş-şekl (nşr. Abdülhafîz Mansûr, [baskı yeri yok] 1983 [ed-Dârü’l-Arabiyye li’l-kitâb]) ve Müştebihü’n-nisbe (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XXIII, 319); Mahmûd b. Ebû Bekir el-Kelâbâzî (ö. 700/1300), Müştebihü’n-nisbe (Îżâḥu’l-meknûn, II, 486); İbnü’l-Mülakkın (ö. 804/1401), Îżâḥu’l-irtiyâb fî maʿrifeti mâ yeştebihü ve yeteṣaḥḥafü mine’l-esmâʾ ve’l-ensâb ve’l-elfâẓ ve’l-künâ ve’l-elḳāb (DİA, XXI, 151); İbn Hatîbüddehşe (ö. 834/1431), Tuḥfetü ẕevi’l-ereb fî müşkili’l-esmâʾ ve’n-neseb (nşr. Traugott Mann, Leiden 1905); Abdülkerîm b. Veliyyüddin b. Yûsuf (Veliyyüddinzâde; ö. 1100/1688-89 civarı, Müzîlü’l-iştibâh fî esmâʾi’ṣ-ṣaḥâbe (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 680; Esad Efendi, nr. 1710/2, vr. 48b-117a).
BİBLİYOGRAFYA
Hasan b. Abdullah el-Askerî, Taṣḥîfâtü’l-muḥaddis̱în (nşr. Ahmed Abdüşşâfî), Beyrut 1408/1988, s. 105-316.
Hâkim en-Nîsâbûrî, Maʿrifetü ʿulûmi’l-ḥadîs̱ (nşr. Ahmed b. Fâris es-Sellûm), Riyad 1431/2010, s. 623-673.
Abdüganî el-Ezdî, Müştebihü’n-nisbe (nşr. Vâsiḳ Velîd el-Umeyrî), Beyrut 1428/2007, s. 57-58; ayrıca bk. neşredenin girişi, s. 42-53.
İbnü’s-Salâh, ʿUlûmü’l-ḥadîs̱, s. 358-369.
Bedreddin İbn Cemâa, el-Menhelü’r-revî fî muḫtaṣarı ʿUlûmi’l-ḥadîs̱i’n-nebevî (nşr. Muhyiddin Abdurrahman Ramazan), Dımaşk 1406/1986, s. 129.
Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XVII, 178; XX, 156; XXIII, 319.
a.mlf., el-Müştebih (nşr. Ali M. el-Bicâvî), Kahire 1962, neşredenin girişi, I, 1-2.
Zeynüddin el-Irâkī, et-Tebṣıra ve’t-teẕkire fî ʿulûmi’l-ḥadîs̱ (nşr. Abdülmuhsin b. Muhammed el-Kāsım), Riyad 1442/2021, s. 348.
İbn Nâsırüddin, Tavżîḥu’l-Müştebih (nşr. M. Naîm el-Araksûsî), Beyrut 1414/1993, I, 489; ayrıca bk. neşredenin girişi, I, 17-45.
İbn Hacer el-Askalânî, Nüzhetü’n-naẓar fî tavżîḥi Nuḫbeti’l-fiker (nşr. Nûreddin Itr), Dımaşk 1413/1992, s. 127-129.
Şemseddin es-Sehâvî, Fetḥu’l-muġīs̱ (nşr. Abdülkerim b. Abdullah el-Hudayr – Muhammed b. Abdullah Âlü Füheyd), Riyad 1436, IV, 325-327.
Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî (nşr. Muhammed Avvâme), Medine-Cidde 1437/2016, V, 454-466.
Ali el-Kārî, Şerḥu Şerḥi Nuḫbeti’l-fiker (nşr. M. Nizâr Temîm – Heysem Nizâr Temîm), Beyrut, ts. (Dârü’l-Erkam), s. 704-716.
Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 375, 468.
Leknevî, Ẓaferü’l-emânî (nşr. Abdülfettâh Ebû Gudde), Beyrut 1416, s. 91-94.
Brockelmann, GAL, I, 401, 435; Suppl., I, 564.
Îżâḥu’l-meknûn, II, 486.
Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 522.
Kettânî, er-Risâletü’l-müsteṭrafe, s. 119-120.
Sezgin, GAS, I, 224.
Elbânî, Maḫṭûṭât, s. 251.
Talât Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara 1980, s. 343-344.
Mehmet Eren, Hadis İlminde Rical Bilgisi ve Kaynakları, İstanbul 2012, s. 246-253.