https://islamansiklopedisi.org.tr/saguni-alihan-tore
21 Mart 1885’te Çarlık Rusyası Türkistan Genel Valiliği Yedisu eyaletinin günümüzde Kırgızistan sınırları içerisinde bulunan Tokmok şehrinde doğdu. Özbek asıllı Nakşî bir şeyh ailesine mensup olan babası Şâkirhan Töre, annesi Narbuvi Hanım’dır. Töre adını hiç kullanmayan Alihan’ın “Sagunî” mahlası Karahanlılar’ın önemli merkezlerinden ve Yûsuf Has Hâcib’in memleketi Balasagun’dan gelmektedir.
İlk eğitimini dedesi Muhammed Hoca’dan alan Sagunî, eğitimini tamamlamak üzere ağabeyi Alimhan Töre ile Mekke’ye gönderildi. On yedi yaşına kadar Mekke’de Arapça, Farsça, Osmanlıca, tefsir, hadis, fıkıh, mantık derslerini okudu. Oradan döndükten sonra 1905’te Buhara’ya gönderildi ve Emîr Alimhan Medresesi’nde tahsiline devam etti. Ayrıca tıp, coğrafya, hendese, astronomi, tarih, belâgat ve mûsiki gibi ilimlerle ilgili özel dersler alarak kendisini geliştirdi. Buhara’da bulunduğu sırada Tokmok’ta yaşayan Hanayım Hanım’la evlendi. Anılan dinî ve müsbet ilimlere vâkıf bir insan olarak 1913’te Tokmok’a geri döndü.
Sagunî, dinî ilimlere vukufu yanında mahir bir hekimdi. Geçimini önceleri baba mesleği olan çiftçilik, daha sonra hekimlik yaparak sağladı. Cesur ve genç bir İslâm âlimi olarak halkını bilgilendirme amacıyla gayri resmî dinî sohbetler yaptı, halkı bilinçlendirdiği için Çarlık Rusyası’nın kara listesine alındı. 1914-1916 yıllarında Çarlık Rusyası’nın Osmanlı’ya karşı savaşmaları amacıyla Türkistan’dan gençleri askere almak istemesi üzerine Ruslar aleyhine vaazlar verdi, bu yüzden tutuklandı ve altı ay hapis yattı. Hakkında idam kararı çıkarılınca 1916 sonlarında Doğu Türkistan sınırlarındaki Kâşgar’a geçti. Bundan önce Kazan’da basılan Şûrâ-i İslâm dergisinin Tokmok’taki muhabirliğini yaptığı da bilinmektedir. 1917 Bolşevik İhtilâli sonrası ağır şartlar altında ateizme karşı İslâm dinini savundu, gizli verdiği ders ve sohbetlerle talebe yetiştirdi. Bu faaliyetleri sebebiyle defalarca hapse atıldı. Sagunî, Bolşevik İhtilâli sırasında bir süre Tokmok şehrine yaklaşık 80 km. uzaklıktaki Sukuluk’ta (Sokuluk) Tunganlar (Çinli müslümanlar [Tung-kan; Dungan]; bk. DÖNGEN) arasında yaşamaya mecbur kaldı ve burada çok sayıda gence hocalık yaptı. 1917’de döndüğü Tokmok’tan 1919’da tekrar Kâşgar’a gitmek zorunda kaldıysa da buradaki şartların memleketinden farklı olmadığını görünce tekrar Tokmok’a döndü ve Şortepe adlı Tungan köyünde iki yıl kadar gizli bir hayat yaşamak zorunda kaldı. Doğu Türkistan’a tekrar geçtiği ve 1930 yılına kadar altı defa hapsedildiği bilinmektedir.
Batı Türkistan’da bulunduğu dönemde Tokmok Merkez Camii’nde cemaate verdiği etkili vaazlar halk arasında şöhretini arttırınca Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Gizli Servisi’nin (Gosudarstvennoye Politiçeskoye Upravleniye [GPU]) dikkatini çekti. Bu sırada Doğu Türkistan’a geçmek isteyenlere yardım etmekten de geri durmadı. Bu faaliyetleri dolayısıyla 1922’de Bişkek şehir hapishanesinde dokuz ay tutuklu kaldı. Hapisten çıktıktan sonra döndüğü Tokmok’a karayolu ile yaklaşık 330 km. mesafedeki Karaköl (Karakol) şehrinde 1928 yılına kadar cuma günleri Büyük Nogay Mescidi ve Tungan (Dungan) Camii’nde vaazlar verdi. Karaköl’de başlayan Said Nâsırhan Töre isyanına dahli olmamasına rağmen Tokmok’ta evi basıldı, oğlu Gaffarhan’ın düğün hazırlıkları dolayısıyla ziyaretine gelen ağabeyi Alimhan Töre GPU elemanları tarafından tutuklandı, kendisi de GPU’ya ajanlık yapması şartıyla salıverildi. Bundan sonraki dönemde Sagunî’nin hayatında ya GPU’nun direktiflerine uymak ya da kaçarak yeni bir hayata atılmak seçenekleri vardı. Tokmok’ta kalması sıkıntılı bir hal alınca Doğu Türkistan sınırlarındaki Kulca (Gulca) şehrine gitmeye karar verdi. Fakat Eylül 1930’da çıktığı ve yirmi gün kadar süren yolculuğu sırasında Rus askerlerinin peşlerine takıldığı anlaşılınca Tokmok’a geri döndü. Her yerde aranması üzerine Tungan talebeleri tarafından kaldığı Tokmok’tan gizlice Sukuluk’a geçirildi ve hanımı ile oğlu da birkaç gün sonra yanına getirildi. GPU tarafından yeri öğrenilince hapisteki ağabeyi Alimhan serbest bırakılarak kendisine gönderildi. Sagunî, ağabeyinin ricası üzerine Tokmok’un kara yolu ile yaklaşık 70 km. batısındaki Bişkek (Pişpek, Frunze) şehrine götürüldü. Burada kendisine GPU adına casusluk yapması teklifi yenilenerek Tokmok’a dönmesine izin verildi. Kur’an hükmüne karşı geleceği düşüncesiyle bu teklifi kabul etmeyen Sagunî tekrar Bişkek’e getirildi ve kendisine birçok suç isnat edilerek tek kişilik hücrede on üç gün hapsedildi. Kasımovcular teşkilâtının Tokmok’taki lideri olmak, sınırdan geçenlere yardım etmek, Tataristan’dan kaçan Serdar isimli panislâmist birini evinde saklamak gibi suçlarla itham edilerek on yıl hapse mahkûm edilip Rusya’nın kuzeyinde Bişkek’e takriben 4500 km. uzaklıktaki Arhangelsk şehrine gönderilmesine karar verilince hapisten kaçıp Tungan dostlarının yardımıyla Sukuluk’a gitti. Burada kalması güçleşince çareyi tekrar Doğu Türkistan’a geçmekte buldu. İsmail Ahun adıyla sahte bir kimlikle 1 Ocak 1931’de Sukuluk’tan ayrılarak Çuy şehrine geçti, buradan Almatı trenine binip Sarı-Özek şehrine vardı. Daha sonra yoluna devam eden Sagunî ve yol arkadaşı, Altın Emen Geçidi’ni geçip Başçı Sarayı’na ulaştı. Buradan hareketle Doğu Türkistan’ın batı bölgesindeki Korgan şehrine 15 km. mesafedeki Yarkent şehrine gitti. İki gün burada gizlenen Sagunî ve arkadaşı sınırı gizlice geçerek Korgas sularını aşıp Rus askerlerinin takibinden kurtuldu. Suydung ve Kura şehirlerini de birçok badire atlatarak geçen Sagunî, okul arkadaşı Kulca Valisi Turdi Ahun Bek’in evine yerleşti. 1931 yılının Haziran ayında ailesini Kulca’ya getirdi. Kısa zamanda hem hekimlik alanındaki mahareti hem ilmi ile ünü Kulca’ya yayıldı.
Sagunî’nin Kulca’da geçirdiği yıllar Doğu Türkistan’ın yakın tarihinin en karışık dönemlerinden biridir. Çin yönetimine karşı 1933 yılında Kumul’da başlatılan ayaklanma ile kurulan Kâşgar hükümeti yıkılarak Moskova’nın desteklediği Çinli Şın Şı-sey’in iktidara gelmesini müteakip Sagunî, Hoca Niyaz Hacı’nın Kulca’daki adamı olmakla suçlanarak iki ay hapiste tutuldu. 1937’de Kulca’da tıpkı Sovyetler Birliği’ndeki gibi baskı ve tutuklamalar başladı. Tutuklanacaklar listesinde adı geçen Sagunî’nin evine 28 Şubat 1938 gecesi baskın yapıldı. Oğlu Asılhan’ın ısrarı üzerine kaçmaya karar veren Sagunî bulunamayınca oğlu Asılhan hapse atıldı. Aranmasına devam edilince Kulca’nın Künes ilçesi Araltepe beldesine gitmek üzere oğlu Gaffarhan ile yola çıktı. Araltepe’de Abdullah Ahun müstear adıyla Şifâü’l-ilel isimli ilk eserini yazdı. Buradan Kulca’ya 200 km. mesafedeki Aksu vilâyetinin Kuçar ilçesine geçen Sagunî, Ağustos 1938’de yakalandı ve bir ay kadar Kuçar hapishanesinde tutulup ardından Aksu şehir hapishanesine nakledilerek ömür boyu hapse mahkûm edildi. 1940 yılının sonlarına doğru Doğu Türkistan’daki siyasî durum değişip Şın Şı-sey merkezî Çin hükümetine yanaşınca 22 Nisan 1941’de salıverildi ve Kulca’daki evine dönüp hekimlik mesleğine devam etti. 1942’de Kulca’nın Beytullah Mescidi’ne başimam oldu. Kulca’da 4 Nisan 1944’te “Azatlık Cemiyeti”ni kurdu. Merkezi Beytullah Camii olan bu cemiyet bünyesinde verdiği gizli vaazlarında Çin hükümetine karşı propaganda yürüttü. Bölgedeki gelişmeler üzerine Sovyet yetkililer kendisiyle irtibat kurdu. Sagunî böylece son bağımsız Doğu Türkistan Devleti’ni kurmak için büyük bir fırsat yakaladı. 21 Eylül 1944’ten itibaren Kuytun, Nilka ve Tekes civarında ortaya çıkan küçük çaplı çatışmaların devamında 7 Kasım’da Kulca’da büyük bir ayaklanma başlatıldı. Literatüre “Üç Vilâyet İnkılâbı” olarak geçen ve Çinliler’in mağlûbiyetiyle sonuçlanan Alihan Töre liderliğindeki 1944 Kulca zaferinden sonra İli (Kulca/Yining) merkezli Şarkî Türkistan Cumhuriyeti kuruldu (12 Kasım). Bunun üzerine Altay’da istiklâl mücadelesi yürüten Osman Batur da hükümeti tanıyarak emrine girdi ve Altay valisi yapıldı. Cemiyet, 12 Kasım 1944 tarihli toplantı ile geçici hükümet üyeleri ve devlet başkanlığı seçiminin gerçekleştirmesiyle dokuz maddelik “Bağımsızlık Bildirgesi”ni ilân etti. Sagunî, cumhurbaşkanı seçildi, millî ordu başkomutanı oldu ve mareşal unvanı aldı. Bu görevinde pek çok askerî operasyona katılıp başarılar kazandı. Kulcalı Hâkimbeg Hoca ve Buğra Han Cumhurbaşkanı yardımcılığına getirildi. Sagunî, 13 Kasım 1944 tarihinde Çinli kuvvetlerin önemli bir kısmının saklandığı Kulca’nın tam merkezindeki Herembağ (Harembağ) askerî kışlasına yapılan hücum başarısız olunca Sovyet konsolosu ile görüşerek silâh ve mühimmat istedi. Hükümetin kurulmasının hemen ardından bölgede banka reformu gerçekleştirildi, yeni para bastırıldı, Sovyet sınırı ticarete açıldı, halka krediler verildi ve Azat Şarkî Türkistan gazetesi çıkarılmaya başlandı. 9 Aralık 1944’te Sovyetler’den talep edilen yardımlar gelince Çin askerlerine karşı girişilen mücadelelerde başarılar kazanılmaya başlandı. Manas ilçesinde yönetimi elinde bulunduran ve Kulca liderleriyle birlikte hareket eden Alibek Hâkim de Doğu Türkistan hükümeti ile birleşince başkent Urumçi yolu kontrole alındı. Olağanüstü Askerî Konsey’i toplayan Sagunî, cumhuriyette seferberlik ilân edildiğini duyurdu. Bu çağrı halkın büyük fedakârlıklar göstermesine vesile oldu. 18 Aralık günü Herembağ’daki Çin askerlerine karşı büyük bir zafer kazanıldı. 25 Ocak 1945’in sabahında hücuma geçen mücahidler Liangşang’ı ele geçirdi, birkaç gün süren takipten sonra çok sayıda mühimmat ve esir ile Kulca’ya dönüldü. Şubat ayında gerçekleşen hükümet toplantısında Askerî Teminat İdaresi’nin teşkiliyle sayısı 30.000’e ulaşan Millî Ordu, 3 Şubat 1945’te resmen kuruldu. Kadınlar Cemiyeti yanında Gençler Teşkilâtı, Mecruhlar Cemiyeti, Darülaceze ve Yetimhane gibi teşkilâtlar faaliyete geçirildi. Ağustos 1945 itibariyle ise işler tersine dönmeye, Sovyet yardımları gelmemeye başladı. Doğu Türkistan askerî kuvvetlerinin başlattığı Güney Harekâtı’nın önemli merkezlerinden olan Aksu şehrine yardıma giden Asılhan’a Kulca’ya dönmesi söylenince 21 Ekim’de Kulca’ya gelerek durumu babasına aktardı. Böylece başarılı hamlelerle başlayan güney harekâtı Sovyetler’in askerî desteğini kesmesiyle neticesiz kaldı.
14 Ağustos 1945’te Sovyetler Birliği ile Çin arasında imzalanan Dostluk Anlaşması’na göre Moskova Çin’in iç işlerine karışmayacak, Çin de Moğolistan’ın bağımsızlığını tanıyacaktı. Merkezî Çin hükümeti, Doğu Türkistan’da kontrolü kaybettiğini anlayınca Moskova’nın ara buluculuğunda Eylül 1945’te meseleyi barış yoluyla çözmeye niyetlendi. Bunun üzerine Ruslar Kulca hükümetini masaya oturmaya zorladı. Ekim ayında düzenlenen hükümet meclisinde durum müzakere edildi. Sagunî, müzakerelerin başlamasını talep eden meclis kararını istemeyerek imzaladı. Rahimcan Sabirî, Ebulhayr Töre ve Ahmetcan Kasımî’den müteşekkil müzakere heyeti 17 Ekim 1945’te başkent Urumçi’ye gönderildi. Sagunî müzakerelere Moskova’nın karışmasından rahatsızlık duydu. Sekiz ay kadar devam eden müzakereler bu süreçte beş defa kesintiye uğradı, nihayetinde 2 Ocak 1946 tarihinde on bir maddeden oluşan bir sulh anlaşması imzalandı. Sagunî, sonuna kadar karşı çıktığı ve nihayetinde hükümetin lağvedilmesine neden olan sulh anlaşmasına kadar askerî kuvvetlerine başarıyla komutanlık yaptı. Koalisyon hükümetinde ısrarlı tekliflere rağmen görev almayı reddetti. Kendisine gerçek anlamda destek olabilecek İsa Yusuf Alptekin ve Mesut Sabri Baykozi’ye mektuplar yazdı. Fakat bu iki liderin Doğu Türkistan’a dönmesine izin verilmediği için talebi karşılık bulamadı. Sagunî’nin koalisyon hükümeti kurulması ve Sovyetler’in her işe karışmasından duyduğu rahatsızlık Moskova’yı tedirgin edince bizzat Stalin’in emriyle 13 Haziran 1946’da önce Kulca’ya takriben 90 km. uzaklıktaki Sovyet sınırına yakın Korgas şehrine, ardından Taşkent’e kaçırıldı. Sagunî’nin ortadan kaybolmasına en büyük tepkiyi Altay’da Çinliler’e karşı mücadelesine devam eden Osman Batur gösterdi ve Kulca ile tüm irtibatını kesti. Halkın tepkisinden çekinilerek Sagunî’nin bir müddet Araltepe Kaplıcası’nda kalacağı haberi etrafa yayıldı. Sagunî önce Taşkent’in Dörmen Bağ mevkiinde tutuldu, etrafa “İran konsolosu” olduğu bilgisi yayılarak evinin çevresine muhafızlar yerleştirildi. Ardından Taşkent’in Kâh Ata mahallesine getirilerek hayatının sonuna kadar avlulu bir evde göz hapsinde yaşadı. Ev hapsinin ilk yıllarında katı şartlarda tutulan Sagunî’nin ailesi de Doğu Türkistan’da hükümetten uzaklaştırıldı. Stalin’in son yıllarına doğru durumu biraz yumuşatıldı. 1953’te Isık Ata’da yaşayan ağabeyi Alimhan Töre’yi, 1955’te ise Tokmok şehri ve Balasagun harabelerini ziyaret etmesine izin verildi.
Sagunî, dört evlilik yaptı. Birinci eşi Hanayım Hanım’dan Gaffarhan ve Azizepaşa; Hanayım Hanım’ın kız kardeşi Tacihan’la evliliğinden Asılhan, Muhammedyar, Ahmedyar; Keramethan Hanım’dan Tursunay ve Kutlukhan ile Kulca’da Uygur asıllı eşi Fatime Hanım’dan Ekremhan isimli çocukları oldu. Evlâtlarından Gaffarhan albay, Asılhan binbaşı, Muhammedyar da yüzbaşı rütbesiyle Doğu Türkistan Millî Ordusu’nda görev yaptı. 1960’lara gelindiğinde ailenin tamamı Özbekistan’a yerleşti.
Sagunî, hayatının son anına kadar İslâm dini ve millî kültürün yayılması için mücadele etti, talebe yetiştirme faaliyetini kesintisiz sürdürdü. Her hafta perşembe günü oruç tutma alışkanlığı olan Sagunî, 1976’da otuz yıllık sürgünün ardından Taşkent’te vefat etti ve Şeyh Zeyneddin Baba Kabristanlığı’na defnedildi.
Mücadele ile geçen ömründe âlim ve siyasetçi kimliğiyle öne çıkan Sagunî, Sovyetler’in Türklük ve İslâm’a karşı savaş açtığı dönemde bu değerleri yaşatmaya çalıştı. Özbekistan’da iken kendisine gelip giden mektuplar istihbarat yetkilileri tarafından okunurdu. Sagunî, 1964-1967 yılları arasında gayri resmî “Şuur Arttırma Meclisi” oluşturmuş, burada gençlere Arapça, İslâm dininin esasları, millî tarih, ahlâk ve âdâb konularında dersler okutmuştur. İyi bir hatip olan Sagunî, Türklük şuuru ve İslâm hassasiyeti konusunda taviz vermemiştir. O, şartlar ne olursa olsun, adalet için mücadele etmeyi kendisi için vicdanî sorumluluk bilmiş, bundan dolayı defalarca hapse atılmasına rağmen prensiplerinden vazgeçmemiştir. Cumhurbaşkanlığı döneminde maaş almamış, millî devletçilik prensibini uygulamış, Bolşevik Rusya ve Milliyetçi Çin’in komplo ve oyunlarından ustalıkla sıyrılmıştır. Sagunî’ye göre Türk-İslâm âleminin gelişen dünyaya ayak uyduramamasının ve içine düştüğü durumun sebebi cehalet ve İslâm’ın doğru bir şekilde anlaşılmamış olmasıdır. Özbekistan 1991’de bağımsızlığına kavuşunca Taşkent’teki iki cami, bir lise, bir mahalle ve bir sokağa adı verilmiştir.
Eserleri. 1. Şifâü’l-ilel (Hastalıkların şifası). Sagunî’nin Doğu Türkistan’da Çin kolluk kuvvetlerinden kaçıp saklandığı Kunas nahiyesindeki bir köyde 1937 yılında Özbekçe kaleme aldığı tıbba dair bu eser 2004 yılında Taşkent’te Movarounnahr (Mâverâünnehir) Yayınevi tarafından seksen sayfa olarak basılmıştır.
2. Uyğanaylı, Uyğaniş Devri Keldi (Uyanalım, uyanış devri geldi). Sagunî’nin 1945 yılında Tarbagatay ili Çöçek şehrinde yaptığı duygu dolu bir konuşmanın metni olan on beş sayfalık bu risâle Uygurca olarak 1945 yılında Tarbagatay vilâyetinde faaliyette bulunan Halk Avazı Gazetesi İdaresi’nin matbaasında basılmıştır.
3. Bizdan Emesdirler Vatanni Sevmegenler (Bizden değildirler vatanı sevmeyenler). Sagunî’nin Taşkent’te göz hapsinde tutulduğu 1946-1972 yılları arasında kaleme aldığı şiirleridir. Özbekçe neşredilen eser 2005 yılında Taşkent’teki Movarounnahr Yayınevi tarafından basılmıştır.
4. Tärixi Muhämmädi (Târîh-i Muhammedî). Sagunî’nin önemli başyapıtlarından kabul edilen bu eser ilki 1961 yılında Taşkent’te olmak üzere birçok defa basılmıştır (1991, 1997, 2004, 2008, 2011, 2014, 2017, 2018; İstanbul 2011; bazı neşirleri 670 ve 814 sayfadır). Sagunî’nin 1954-1961 yılları arasında gizlice kaleme aldığı bu eseri günümüze kadar Özbekçe yazılan ilk ve tek siyer kitabı olarak bilinmektedir.
5. Turkistan Qaygusı (Türkistan kaygısı). İlk defa Özbekçe olarak Taşkent’te basılan eser Sagunî’nin otobiyografisidir. Eserin Taşkent’te (2003, 2011, 2021) ve Türkiye’de Türkçe baskısı da bulunmaktadır (aktaranlar Kutlukhan Edikut Şakirov – Oğuz Doğan, İstanbul 2006, 2011, 2019). 2011 yılındaki Türkçe baskısı Sagunî’nin ikinci oğlu Asılhan Alihantöreoğlu’nun hâtıralarını da ihtiva etmektedir. Sagunî 1969 yılına kadar bizzat kaleme aldığı eserinde 1938 yılına kadarki olayları ele almış, zikredilen yılda göz sağlığının kötüleşmesi üzerine hâtıratının geri kalan kısmının yazılmasını olayların bizâtihi şahidi oğlu Asılhan’a vasiyet etmiştir. Bu vasiyet Asılhan tarafından yerine getirilerek 2011 yılındaki baskıya Türkistan Kaygısı II olarak ilâve edilmiştir.
6. Vatan Ehline Dediklerim (Özbekçe, Taşkent 1994).
7. “Tokmok’ta Hayıt Hoca Hıdır Hocaoğlu Tarafından Kılınmış Sual”. Sagunî’nin el-Islâh dergisinde Özbekçe yayımlanan makalesidir (sy. 2/1, Rebîülevvel 1334 / Ocak 1916, s. 22-25).
8. Bahtlık Nedur? Sagunî’nin şiirlerinin tamamının oğlu Kutlukhan Şakirov tarafından bir kitapta derlenerek yayımlanmış halidir (Taşkent 2021).
Tercümeleri. 1. Ahmed Mahdûm Dâniş, Nevâdirü’l-veḳāyiʿ. Abdurrahmon Hamroyev ile birlikte Farsça’dan Özbekçe’ye tercüme ettiği bu eserin yazması oğlu Kutlukhan Şakirov’un kişisel arşivinde bulunmaktadır. Eser ilk defa Taşkent’te 1964 yılında Sagunî hayatta iken Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yetkilileri tarafından günümüze hitap etmeyen Ortaçağ geleneklerini içerdiği iddiasıyla bazı kısımlarının çıkarılması nedeniyle eksik olarak basılmış, daha sonra ikinci baskısı Kutlukhan Şakirov tarafından eksiklikler giderilerek hemen hemen tamamını içerecek şekilde Fen Yayınevi aracılığıyla yayımlanmıştır (İstanbul 2021).
2. Arminius (Hermann) Vámbéry, Buhara yahut Mâverâünnehir Tarihi. Osmanlıca’dan Özbekçe’ye aktarılan bu eserin yazma nüshası Kutlukhan Şakirov’un kişisel arşivinde yer almaktadır.
3. Tüzükât-ı Timur (Timur Tüzükleri). Farsça’dan Özbekçe’ye tercüme edilmiştir. Sagunî’nin en önemli tercümelerinden biri olup bir kısmı 1967 yılında Taşkent’te çıkan Gülistan dergisinde neşredilmeye başlamış, vefatından sonra tamamı yine Taşkent’te 1991, 1996 ve 1997 yıllarında basılmıştır. Sagunî’nin tercümesini esas alan Türkçe versiyonu da İstanbul’da yayımlanmıştır (2004, 2009, 2010).
4. Derviş Ali Çengî, Risâle-i Mûsîkī. Sagunî Farsça’dan Rusça’ya bir ekip tarafından tercüme edilmesine rehberlik etmiştir. Yazma nüshası Taşkent’te Sanatşinaslık Enstitüsü Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.
BİBLİYOGRAFYA
Baymirza Hayit, Türkistan: Rusya ile Çin Arasında (trc. Abdülkadir Sadak), İstanbul 1975.
Andrew D. W. Forbes, Doğu Türkistan’daki Harp Beyleri (trc. Enver Can), İstanbul 1991.
İklil Kurban, Şarki Türkistan Cumhuriyeti (1944-1949), Ankara 1992.
Sabit Uyğuri, Şarkî Türkistan İnkılabı Toğrısıda, Almatı 1999.
Şamil Almazbekov, Benazir Ustoz Yohud Alixonto’ra Merosiga Bir Nazar, Taşkent 2015.
Elife Bozkurt, ʿAliḫåntörä Saġuni Türkistån Ḳayġusi (Giriş-Metin-Notlar-Dizinler) (yüksek lisans tezi, 2009), Fatih Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Ömer Kul, Osman Batur ve Doğu Türkistan Millî Mücadelesi (1941-1951) (doktora tezi, 2009), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Feruza Shokırova, Türkistan Aydınlarından Alihan Töre (1885-1976): Hayatı, Faaliyetleri ve Fikirleri (yüksek lisans tezi, 2017), Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü.
Kutlukhan Edikut Şakirov, “İki Türkistan Gururu”, Şark Yıldızı, sy. 7 (1992), s. 3-18.
Abdulhekim Baki İltebir, “Mareşal Ali Han Töre Kalbimizde”, Doğu Türkistan’ın Sesi, özel sayı (1993), s. 7-9.
a.mlf., “Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti (1944-1949) Cumhurbaşkanı Alihan Töre Sagunî”, Journal of Qafqas University, III/1 (2000), s. 57-67.
Yılmaz Hüseyinoğlu Polat, Alihan Töre Sagunî ve Şarkî Türkistan’ın Azatlığı Uğrunda Mübarezesi (doktora tezi, 2000), Qafqas Üniversitesi.
a.mlf., “Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Alihan Töre Sagunî’nin Mayıs 1945 Gulca Nutku”, Gökbayrak, sy. 76, Kayseri 2007, s. 21-25.