ANEZE

عنزة
ANEZE
Müellif: ABDÜLKERİM ÖZAYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1991
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/aneze--kabile
ABDÜLKERİM ÖZAYDIN, "ANEZE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/aneze--kabile (21.09.2019).
Kopyalama metni
Kabileye adını veren Aneze b. Esed b. Rebîa’nın asıl adı Âmir’dir. Bir şahsı aneze (kısa mızrak) ile öldürdüğü için Aneze adıyla meşhur olan Âmir’in şeceresi Adnân’a kadar uzanır. Kabilenin anayurdu Yemâme’dir. Câhiliye devrinde Süayr (veya Saîr) adlı bir puta tapan Anezeliler İslâmiyet’in ortaya çıkışından yaklaşık bir asır önce (başka bir rivayete göre İslâmiyet’ten sonra) otlak bulmak için Fırat kıyılarına göç ettiler. Bazıları Kûfe çevresinde yerleşirken bir kısmı da IX. yüzyılda Musul tarafına gitti. XII. yüzyılda Aynüttemr veya Tuveyk’ten ayrılan Aneze kabilesi mensubu bir grup da Hayber’e yerleşti. Kabilenin o zamandan XVII. yüzyıla kadar tarihi karanlıktır. Bugün varlıklarını devam ettiren başlıca kolları Ruvâle, Amârât, Fed‘ân ve Sebea’dır. Bu kabileler Halep’ten Suriye çöllerine, Ürdün’den Şemmer dağlarına, Irak’ın doğusuna ve Fırat kıyılarına kadar uzanan çok geniş bir sahaya yayılmışlardır. Ayrıca Necid, Hicaz, Nusaybin, Musul, Habur ve hatta İfrîkıye’de de Aneze kabilesi mensupları vardır. Göçebe olan kabilenin bir kısmı deve, bir kısmı da koyun yetiştirmek suretiyle geçimlerini sağlarlar. Bazıları da şeyhlerinin sahip olduğu topraklarda yerleşik bir hayat sürmektedir. Göçebe olarak yaşayanlar kış gelmeden güneye Şemmer tepelerine göç eder, nisandan itibaren ise tekrar kuzeye gelirler.

Câhiliye döneminde bazı savaşlara katılmakla beraber Aneze kabilesi XVII. yüzyıla kadar tarihte önemli bir rol oynamamıştır. Anezeliler’in asıl faaliyetleri bu tarihten itibaren başlar.

Osmanlılar Suriye’deki ilk hâkimiyetleri sırasında bölgede huzur ve emniyeti sağlamak gayesiyle Fadl ve Mevâlî gibi güçlü Arap kabilelerini desteklemişler ve bu aşiretler XVII. yüzyılın ikinci yarısına kadar halk ile âhenk içinde yaşamışlardır. Ancak daha sonra Aneze ve Şemmer kabileleri onlara galip gelerek bölgeyi kontrolleri altına aldılar. Bu yüzden yöre halkı yurtlarını terketti. Aneze kabilesinin saldırılarına engel olmak gayesiyle yöreye Türk oymakları yerleştirildi. Anezeliler XVII. yüzyılın ikinci yarısında Şemmerliler’i de Fırat’ın öte yakasına sürdüler. Aneze istilâsına karşı bölgeye yerleştirilen Türk oymakları başarılı olamayıp 1691’de Anadolu’ya döndüler. Rebîülâhir 1102 (Ocak 1691) tarihini taşıyan bir hüküm ile Rakka Valisi Kadızâde Hüseyin Paşa ihmalkâr ve kusurlu görüldüğü için azarlandı ve bu oymakların tekrar eski yerlerine iskânı istendi. 29 Cemâziyelevvel 1103 (17 Şubat 1692) tarihli bir fermanla da Aneze ve Şemmer aşiretlerinin baskılarına karşı uç bölgelere çok sayıda oymağın yerleştirilmesi emredildi. Suriye çöllerinde yaşamakta olan Şemmerliler’i oradan uzaklaştırarak bölgenin mutlak hâkimi olan Anezeliler’in bir kısmı XVIII. yüzyılın başlarında Vehhâbîler’le iş birliği yaparken bazıları da vergi vermek istemedikleri için onlara cephe aldılar. XIX. yüzyılın başlarında ise Vehhâbî baskısına karşı Benî Saîd aşiretiyle birleştiler ve 1815’te bütün Suriye çölünü istilâ ederek Halep etrafındaki köyleri ve ekili araziyi tahrip ettiler. Bazı Türk oymakları da onlara katıldı. Mardin-Bağdat arasındaki Tay ve Aneze aşiretleri, 1837’de yörede Osmanlı Devleti’nin tasvip ettiği nizama uygun olarak yerleşmek isteyen aşiretleri yerlerinden oynattılar. Anezeliler’in XIX. yüzyılın ikinci yarısında yaptıkları yağma akınları yüzünden bölge çok tehlikeli bir hal aldı. Nitekim 1850-1860 yılları arasında Halep’e saldırıp şehri yağmaladılar. Valiler bu bedevî kabilelerle başedebilmek için zaman zaman onları birbirlerine karşı kullanmışlardır. Nitekim Bağdat Valisi Ali Paşa da Şemmer’e mensup bazı kabilelere karşı Anezeliler’den yardım istedi. Çok kalabalık bir grupla Bağdat’a gelen kabile mensupları Şemmerliler’in isyanını bastırdıktan sonra geri dönmeyerek Bağdat yakınlarındaki otlaklara yerleştiler ve şehri muhasara ettiler. Vali bu defa Zübed kabilesinin yardımıyla onları püskürttü. Uzun zaman devam eden bu karışıklıklara, 1862’den sonra, Halep Valisi Ömer Paşa ve Bağdat Valisi Midhat Paşa’nın gayretleriyle son verildi.

Kabile Birinci Dünya Savaşı’nda ikiye bölündü. İki taraf arasındaki mücadele Fransız ve İngilizler tarafından büyük miktarda para verilerek ve nüfuzlu kabile şeyhleri yüksek maaşlı görevlere tayin edilerek önlenebildi. Bu politika Suriye ve Irak hükümetleri tarafından da takip edilmiştir. Aneze’nin Amârât kolu Bağdat’ın 11 Mart 1917’de düşmesinden sonra İngilizler’e katıldı. Diğer önemli kol Ruvâle ise Eylül 1918’e kadar müşterek harekâta katılmadı. Şeyhleri Nûrî b. Şa‘lân Arap ve İngiliz kuvvetleriyle Ekim 1918’de Dımaşk’a girdi.

Kabile mensupları geniş bir gömlek ve bu gömleğin üzerine aba giyerlerdi. Başlarına mendil örtüp üzerine ikal sararlar, saçlarını uzatıp önden örerlerdi. Kadınların kıyafeti de aynıydı. Namaz ve oruç gibi ibadetler konusunda çok ihmalkâr idiler. Vehhâbîler’in etkisiyle bu ibadetleri bir süre yapar göründüler, ancak bir müddet sonra tekrar bıraktılar. Küveyt ve Bahreyn’deki hükümdar aileleri bu kabileye mensuptur.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Kuteybe, el-Ma‘ârif (Ukkâşe), s. 92; Ya‘kūbî, Târîh, I, 224; , s. 43, 82-83; İbn Hazm, Cemhere, s. 163, 293, 294, 483; Sem‘ânî, el-Ensâb, IX (nşr. Muhammed Avvâme – Riyâzî Murad), Dımaşk 1979 ⟶ Beyrut 1401/1981, s. 76-78; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, I, 523, 628-629; XII, 172, 650; Cevdet, Ma‘rûzât, s. 189, 191, 193; a.mlf., Tezâkir, III, 163, 214, 225; Kehhâle, Muʿcemü kabâ’ili’l-‘Arab, Beyrut 1402/1982, V, 353; Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşiretlerin İskânı, İstanbul 1987, s. 34, 40, 45, 48, 51, 90, 107, 113; Yusuf Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Ankara 1988, s. 7, 120, 140; İdris Bostan, “Zor Sancağının İmar ve Islahı ile Alâkalı Üç Lâyiha”, Osm.Ar., VI (1986), s. 171, 172, 180, 197, 202, 216, 219-220; Ronart, CEAC, s. 42-43; Reckendorf, “Aneze”, İA, I, 433-434; E. Gräf, “‘Anaza”, EI2 (İng.), I, 482-483.
Bu madde ilk olarak 1991 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 3. cildinde, 195-196 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.