ARSLAN ARGUN

Müellif:
ARSLAN ARGUN
Müellif: FARUK SÜMER
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1991
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/arslan-argun
FARUK SÜMER, "ARSLAN ARGUN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/arslan-argun (22.07.2019).
Kopyalama metni
Bazı kaynaklarda Alparslan’ın 458’de (1066) büyük dedesi Selçuk’un Seyhun kıyısındaki Cend şehrinde bulunan mezarını ziyaret edip Hârizm’e dönünce bu ülkenin beyliğini oğullarından Arslan Argun’a verdiği zikrediliyorsa da (Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye, s. 40; İbnü’l-Esîr, X, 50; ikinci eserde yanlışlıkla kardeşi denilmektedir, aslında iki müellif de aynı kaynağa dayanmışlardır) bu haberin doğruluğu bazı sebeplerden dolayı şüpheli görünmektedir. Önce, Hârizm’in Arslan Argun’a verildiğine dair bilgiler diğer kaynaklarca teyit edilmemektedir. İkinci olarak, Arslan Argun’un 490 (1097) yılında yirmi altı yaşında öldürüldüğü bildirilmektedir. Üçüncü olarak da eğer Arslan Argun yetişkin yaşta bir şehzade olsaydı Melikşah devrinde, kardeşleri Tekiş ve Tutuş gibi, önemli bir bölgenin meliki olarak adının kaynaklarda geçmesi beklenirdi. Halbuki onun Melikşah devrinde Hemedan-Sâve taraflarında 7000 altın gibi mütevazi bir gelir getiren dirliğe sahip olduğu bilinmektedir. Bu sebeple Alparslan’ın Hârizm’in beyliğini verdiği bildirilen oğlu, büyük bir ihtimalle Arslan Argun değil en büyük oğlu Ayaz’dır. Çünkü 1066 yılındaki bu seferde Ayaz babasına refakat etmişti.

Melikşah 1092 yılında Bağdat’a geldiğinde yanında kardeşi Arslan Argun da bulunuyordu. Melikşah’ın bir süre sonra orada ölümü üzerine Arslan Argun yedi memlük*ü ile birlikte Bağdat’tan Hemedan’a gitti. Sultan’ın ölümü geniş imparatorluğun her tarafında dış ve iç düşmanlarla muhteris insanları harekete geçirmişti. Bunların bir kısmı da Arslan Argun’u Selçuklu tahtını ele geçirmeye teşvik etti. O da bu teşviklere kapılıp onlarla birlikte Horasan’a gittiyse de Nîşâbur’a giremedi. Fakat Merv Valisi (Şahne) Kudan (?) şehrin kapılarını ona açtı. Böylece Merv’e hâkim olan Arslan Argun’un etrafına çok sayıda asker toplandı. Arslan Argun bu askerle Belh’i Nizâmülmülk’ün oğlu Fahrülmülk’ün elinden aldı. Tirmiz ve Nîşâbur şehirleriyle birlikte hemen hemen bütün Horasan’ı ele geçirdikten sonra Berkyaruk’a ve veziri Müeyyedülmülk’e mektup yazıp Nîşâbur müstesna olmak üzere dedesi Çağrı Bey’in ülkesinin kendisine verilmesini istedi, buna karşılık onu metbû tanıyıp her yıl vergi ödeyeceğini bildirdi. Berkyaruk, kardeşi Mahmud ve amcası Tutuş ile mücadele halinde olduğundan Arslan Argun’a cevap vermedi ve böylece onun isteğini kabul etmiş gibi göründü. Fakat bir süre sonra durumu düzelince Arslan Argun’un üzerine diğer amcası Böri Bars’ı gönderdi. Böri Bars’ın emrinde Yâḫız (Yağız ?) oğlu Mesud, Altuntaş gibi değerli emîrler bulunuyordu. Bunlardan Emîr Mesud’un babası Yâhız, Çağrı Bey’in askerinin başkumandanı olduğundan Türkmen asıllı Mesud’un sultanlar katında büyük bir itibarı vardı. Yapılan savaşta Böri Bars, adı geçen emîrlerin dirayeti sayesinde galip geldi. Arslan Argun Belh’e çekildi. Böri Bars da kışı Herat’ta geçirmeye başladı. Ancak Emîr Altuntaş, herhalde duyduğu kıskançlıktan dolayı, kendisini ziyarete gelen Emîr Mesud ile oğlunu öldürdü. Bu, Böri Bars’ın da felâkete uğramasına sebep oldu. Zira Mesud tecrübeli ve muktedir bir kumandan olup ayrıca Türkmenler üzerinde de nüfuz sahibi idi. Belh’e çekilmiş olan Arslan Argun çoğu Türkmenler’den olmak üzere yeni bir ordu toplamaya muvaffak olmuştu. Böri Bars Herat’ta oturmakta iken Merv üzerine yürüyen Arslan Argun şehri zaptedip halkın çoğunu öldürmüş ve surlarını da yıkmıştı. Bunu haber alan Böri Bars harekete geçti ise de Merv yakınlarında yenildi ve kaçarken yakalandı (1095). Böri Bars’ın savaşı kaybetmesinde Emîr Mesud’un Altuntaş tarafından öldürülmesi pek mühim bir âmil teşkil etmişti. Arslan Argun kardeşi Böri Bars’ı bir süre Tirmiz Kalesi’nde hapsettikten sonra öldürttü. Merv’i merkez edinen Arslan Argun Horasan’ın diğer şehirlerini de yeniden idaresi altına aldı ve böylece Horasan’a hâkim oldu. Fakat tam bu sırada beklenmedik bir hadise cereyan etti ve Arslan Argun Merv’deki sarayında genç bir kölesi tarafından hançerlenerek öldürüldü (17 Safer 490 / 3 Şubat 1097). Köle bir soru üzerine efendisini insanları onun zulmünden kurtarmak için öldürdüğünü söylemiştir. Bununla beraber kendisine karşı sertçe davranışlarından veya başka şahsî bir sebepten dolayı onu öldürdüğü şüphesizdir. Kaynaklarda tam bir ittifakla Arslan Argun’un gerçekten sert mizaçlı, acımasız ve gaddar bir melik olduğu ifade edilir. Nitekim Böri Bars’ın veziri İmâdülmülk Ebü’l-Kāsım b. Nizâmülmülk’ü, 300.000 altınını aldıktan sonra öldürttüğü gibi Merv, Şehristan, Sebzevâr ve diğer yerlerin surlarını, Serahs’ın kalesini ve Nîşâbur’un hisarını da halkın kendisine muhalefet etmelerini önlemek için yıktırmıştır.

Arslan Argun’un öldürülmesi üzerine adamları yedi yaşındaki oğlunu (Alp Argun veya Key Argun) yerine geçirdiler. Fakat Berkyaruk’un aynı yıl Horasan’a gelmesi üzerine Arslan Argun’un oğlu ve askerleri Tohâristan’a çekilip sultandan affedilmelerini istediler; isteklerinin kabul edilmesi üzerine Arslan Argun’un oğlu 15.000 atlı ile Berkyaruk’un huzuruna geldi. Gerçekten genç olduğu kadar merhametli ve iyi kalpli bir hükümdar olan Berkyaruk, Arslan Argun’un oğluna şefkatle muamele etti; babasının Hemedan ve Sâve taraflarındaki eski dirliğini ona verdi. Sultanın annesi Zübeyde Hatun çocuğun terbiyesini üzerine aldı. Şehzadenin yanındaki askerler de Berkyaruk’un buyruğunda olan emîrlerin hizmetine girdiler.

BİBLİYOGRAFYA
Ali b. Zeyd el-Beyhakī, Târîh-i Beyhakī (nşr. Ahmed Behmenyar), Tahran 1317 hş., s. 72, 269; Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye (İkbâl), s. 33, 34, 40, 54, 84-86; Râvendî, Râhatü’s-sudûr (nşr. Muhammed İkbâl), London 1921, s. 143; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IX, 591; X, 50, 75, 262-265; Bündârî, Zübdetü’n-Nusra (nşr. M. Th. Houtsma), Leiden 1889, s. 47, 85, 255-256, 258; a.e. (trc. Kıvameddin Burslan), İstanbul 1943, s. 48, 86, 233, 234, 235; Reşîdüddin, Câmiʿu’t-tevârîḫ (nşr. Ahmed Ateş), Ankara 1960, II, 60.
Bu madde ilk olarak 1991 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 3. cildinde, 399-400 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.