CANOĞULLARI

CANOĞULLARI
Müellif: ABDÜLKERİM ÖZAYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1993
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 17.06.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/canogullari
ABDÜLKERİM ÖZAYDIN, "CANOĞULLARI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/canogullari (17.06.2019).
Kopyalama metni

Cânîler olarak da anılan hânedan, adını kurucusu Bâkı Muhammed’in babası Can Muhammed’den alır. Canoğulları’na, Volga nehri kıyısındaki anayurtları Astarhan (Hacıtarhan) şehrinden dolayı Astarhanlılar denildiği gibi ataları Cuci’nin oğlu Toga Timur’a nisbetle Toga Timurlular da denilmektedir.

Ruslar 963’te (1556) Astarhan’ı istilâ edip kendi topraklarına katınca Astarhan Hükümdarı Yâr Muhammed ile oğlu Can Muhammed Hârizm üzerinden Buhara’ya kaçarak Şeybânî Hükümdarı İskender Han’a sığındılar. Can Muhammed burada İskender Han’ın kızı Zehra ile evlendi. Can Muhammed’in kayınbiraderi olan Şeybânî Hükümdarı II. Abdullah Han’ın 1598’de ölümü üzerine yerine geçen oğlu Abdülmü’min Semerkant’a gelerek biatları kabul etti (Şubat 1598).

Abdülmü’min, Can Muhammed’in askerî ve idarî mevkilerde görev almış olan çocuklarını kendine rakip görerek bertaraf etmeye kalkıştı. Can Muhammed’i hapsettiği gibi dedeleri Yâr Muhammed’i de Belh dışına sürdü. Can Muhammed’in büyük oğlu Din Muhammed, Abdülmü’min’e biat etmeyi redderek Horasan’ı ele geçirmeye çalıştı. Abdülmü’min aynı yılın haziran ayında Taşkent’ten dönerken öldürülünce Mâverâünnehir ve Belh’te Şeybânî hâkimiyeti sona erdi. Abdullah Han’ın akrabalarından Pîr Muhammed’in Belh’te, Abdülemîn’in de Buhara’da hüküm sürmesine rağmen ülkenin batıdaki toprakları Safevî Hükümdarı Şah I. Abbas tarafından istilâ edilirken doğusu da Kazaklar’ın tehdidine mâruz kaldı. Şeybânîler’in bu çöküş döneminde Bâkı Muhammed ve kardeşleri Horasan, Kûhistan ve Sîstan’da çok geniş bir alanda kontrolü ele geçirmek için seferber oldular. Bu sırada Herat valisi, Şah I. Abbas’ın Horasan üzerine yürüdüğünü görünce kapılarını Din Muhammed’e açtı ve ona Şeybânî tahtını teklif etti. O da Herat’a yerleşerek bütün Mâverâünnehir’e sahip olmak için Horasan’ı kontrol altında tutmaya çalıştı. Ancak Din Muhammed Pulisâlâr Savaşı’nda Safevîler’e yenildi (7 Muharrem 1007/10 Ağustos 1598) ve savaşta aldığı yara sebebiyle bir süre sonra öldü. Bütün Horasan İran’ın hâkimiyetine geçti. Yâr Muhammed ile bütün akrabaları Meymene şehrine kaçarak II. Pîr Muhammed’in hanlığı süresince burada kaldılar. Bu gelişmeler üzerine ümitler Bâkı Muhammed’e bağlandı. Bâkı Muhammed, son Şeybânî Hükümdarı Pîr Muhammed’i destekleyerek Buhara’yı muhasara etmekte olan Kazak kuvvetlerini geri çekilmeye mecbur edince kendisine Semerkant valiliği verildi. Ancak 1598 sonbaharı ve 1599 kışında Buhara’da bazı karışıklıklar çıktı. Pîr Muhammed emîrlerini tasfiye etmeye kalkışınca Bâkı Muhammed’in müdahalesiyle karşılaştı ve yapılan savaşta Pîr Muhammed’e bağlı kuvvetler bozguna uğratıldı, kendisi de sefer sırasında öldü.

Canoğulları ailesi 1599 baharında Mâverâünnehir’de ilk kurultayı topladı. Ailenin en yaşlı siması Yâr Muhammed hanlık teklifini kabul etmeyince bu görevi oğlu Can Muhammed üstlendi ve Buhara-Semerkant arasındaki topraklar hânedan mensupları arasında paylaşıldı. “Sultân-ı sûrî” (ismen hükümdar) Can Muhammed Semerkant’ta hüküm sürdü. Ailenin en güçlü siması ve Canoğulları hânedanının kurucusu kabul edilen “sultân-ı ma‘nevî” (gerçek hükümdar) Bâkı Muhammed ise iktâ*ı olan Buhara’da kalıp devlet idaresiyle ilgili politikalar geliştirdi ve idarî reform için hazırlıklar yaptı.

Can Muhammed 1603 sonbaharında ölünce babası Yâr Muhammed hanlık teklifini yine kabul etmedi. Bunun üzerine Bâkı Muhammed han unvanıyla hânedanın başına getirildi (12 Cemâziyelâhir 1012/17 Kasım 1603). Buhara’yı başşehir yaptı ve iktâını Semerkant’ı da içine alacak şekilde genişleterek zamanının büyük bir bölümünü burada geçirdi. Bu sırada Âl-i Barak’tan (Suyunç) Kildî Sultan Muhammed, Canoğulları’nın topraklarına saldırdı. Şâhrûhiye yakınlarında meydana gelen savaşı kaybeden Bâkı Muhammed Buhara’ya çekildi. Kildî Sultan Muhammed Semerkant’ı bir süre muhasara ettikten sonra Taşkent’e döndü. Bazı idarî reformlar da gerçekleştiren Bâkı Muhammed 1013 (1605) veya 1014 (1606) yılında öldü. Onun döneminde Osmanlı Devleti’yle iyi ilişkiler kuruldu. Bâkı Muhammed III. Mehmed’e elçi gönderip ondan Şah I. Abbas’a karşı top ve tüfek istedi (Orhonlu, s. 79-80).

İmam Kulı Han döneminde (1611-1643) Canoğulları daha da güçlendi. Çağdaş kaynaklar onun zamanında ülkenin refah seviyesinin yükseldiğini kaydederler. Halefi Nezir (Nezr) Muhammed Han, oğlu Abdülazîz karşısında tutunamayarak tahtını ona terketmek mecburiyetinde kalınca (1645) Bâbürlü Hükümdarı Şah Cihan’a müracaat edip ondan yardım istedi. Bunun üzerine bölgeye gelen Bâbürlü kuvvetleri Canoğulları’na ait toprakları istilâ etmeye başladılar. Bu gelişmeler üzerine Nezir Muhammed Osmanlı Devleti’ne elçi gönderip yardım istedi. Osmanlı Padişahı IV. Mehmed önce nasihat yollu bir nâme gönderdi, sonra da Şah Cihan ile Safevî Hükümdarı II. Abbas’tan bu hususta aracılık etmelerini istedi. Bu sırada Nezir Muhammed Han öldü ve Abdülazîz tahta geçti. Hânedanın en mühim simalarından biri de Abdülazîz Han’dır (1645-1680). Onun döneminde Osmanlılar’la iyi ilişkiler kuruldu ve karşılıklı olarak elçi teâti edildi. Abdülazîz Han’ın ölümünden sonra mahallî beyler bağımsızlıklarını ilân ederek hânedanın otoritesinin sarsılmasına sebep oldular. Ülke ekonomik ve siyasî açıdan bir çöküş dönemine girdi. 1681’de Hîve Hanı Ebülgazi’nin oğlu Enûşe Han Buhara’yı zaptederek yağmaladı ve adına hutbe okuttu. Özellikle Sübhan Kulı Han zamanında (1682-1702) Özbek kabileleri Canoğulları aleyhine güçlendiler. Enûşe Han bu dönemde Mâverâünnehir’in merkezî bölgelerini üç defa işgal ettiği gibi iki defa da Semerkant’ı ele geçirdi. Sübhan Kulı Han zamanında da Osmanlılar’la iyi ilişkiler sürdürüldü. Bu hükümdar II. Ahmed’in cülûsu münasebetiyle Abdülmü’min adlı bir elçinin başkanlığında kırk kişilik bir heyeti İstanbul’a göndermiş, tebriklerini arzederek hediyeler sunmuştur. (Nâme-i Hümâyun, nr. 5, s. 119-124).

Ubeydullah Han (1702-1711) merkezî hükümeti güçlendirmek ve devlet otoritesini yeniden tesis etmek istedi. Fakat takip ettiği ekonomik politika 1708’de isyana sebep oldu. 1710’da Fergana vadisi Buhara ile bağlantısını kopararak Hokand Hanlığı’nı oluşturdu. Ubeydullah Han 1712’de öldürülünce hanlık beylikler halinde parçalandı. Beylikler birbirleriyle savaşa girdiler. Halefi Ebülfeyz’in otoritesi Buhara ve civarıyla sınırlı kaldı. Gerçek otorite, Özbek asıllı Mangıt kabilesi reisi ve saray nâzırı Atalık Muhammed Hakîm Bey’e geçti. Otorite boşluğundan faydalanan göçebe Kazaklar bazı yöreleri işgale başladılar. Âsi Özbek kabileleri de bu karışıklıklardan istifade ederek yedi yıl boyunca Mâverâünnehir’i ve özellikle Buhara’yı yağmaladılar. Bu yüzden pek çok aile yurdunu terketmek zorunda kaldı. 1730’da Kazaklar geri çekildi. 1740’ta Nâdir Şah Buhara’yı işgal etti. Canoğulları Hükümdarı Ebülfeyz Han, Nâdir Şah’a itaat arzetti. O da Ebülfeyz Han’ı yerinde bıraktı. Amuderya nehri sınır kabul edildi ve Canoğulları’nın Nâdir Şah’ın emrine Özbek ve Türkmenler’den oluşan 20.000 kişilik bir birlik vermesi kararlaştırıldı. Bu olaydan sonra Buhara tamamen Nâdir Şah’ın kontrolü altına girmiş oldu.

1747’de Nâdir Şah ve Ebülfeyz Han’ın öldürülmelerinden sonra Canoğulları hânedanı yeniden bağımsızlığına kavuştuysa da ülkede gerçek hâkimiyet Mangıtlar’dan Atalık Muhammed Rahîm’in eline geçti. Son Canoğulları hükümdarı Ebülgazi (1757-1785) sadece ismen han idi.

Bu arada Afganistan Devleti’nin kurucusu Ahmed Şah Dürrânî 1770’te Buhara üzerine yürüdüyse de her iki hükümdar “hamiyyet-i İslâmiyye’ye binâen” savaşmadılar; Amuderya sınır kabul edilerek bir barış antlaşması imzalandı. Bu durum 1785 (bazı tarihçilere göre 1789) yılına kadar sürdü. Bu tarihten itibaren Canoğulları tarihe karıştı ve yerlerini, Ebülgazi Han’ın kızıyla evli olan Mangıt reisi Murad Ma‘sûm Şah’ın kurduğu Mangıtlar hânedanı aldı.

En güçlü dönemlerinde Semerkant, Buhara, Fergana, Bedahşan ve Belh’e hâkim olan Canoğulları, Sünnî bir hânedan oldukları için İran’ın Şiîliği yayma gayretlerine karşı verilen mücadelelerde önemli rol oynadılar. Bu dönemde edebiyat dili Özbek Türkçesi’nden çok Farsça idi ve tarih sahasında önemli eserler verildi.


BİBLİYOGRAFYA

, Nâme-i Hümâyun, nr. 5, s. 119-124.

, II, 281-282, 358.

, I, 673.

, s. 273.

A. Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türkili Türkistan ve Yakın Tarihi (İstanbul 1942-47), İstanbul 1981, s. 198-202.

, III/2, s. 254-260.

S. Lane-Poole, The Mohammadan Dynasties, Beyrut 1966, s. 274-275.

Cengiz Orhonlu, Osmanlı Tarihine Âid Belgeler, Telhîsler: 1597-1607, İstanbul 1970, s. 79-80.

A. Vámbéry, History of Bokhara, Nendeln 1979, s. 304-346.

R. Grousset, Bozkır İmparatorluğu Attila / Cengiz Han / Timur (trc. Reşat Uzmen), İstanbul 1980, s. 448-449.

Mehmet Saray, Rus İşgali Devrinde Osmanlı Devleti ile Türkistan Hanlıkları Arasındaki Siyasi Münasebetler 1775-1875, İstanbul 1984, s. 722.

B. Spuler, “Central Asia From the Sixtenth Century to the Russian Canquests”, , I, 470 vd., 484-485.

a.mlf., “D̲j̲ānids”, , II, 446.

R. D. McChesney, “The Reforms of Bāqī Muhammad Khân”, , XXIV (1980), s. 69-84.

a.mlf., “ʿAbd al-Moʾmen b. ʿAbdallāh”, , I, 129-130.

J. Audrey Burton, “Who were The first Ashtarkhānīd Rulers of Bukhara?”, , LI/3 (1988), s. 482-498.

Mirza Bala, “Buhârâ”, , II, 768.

V. Minorsky, “Nâdir”, , IX, 26.

W. Barthold, “Şeybânîler”, , XI, 457.

a.mlf. – [R. N. Frye], “Buk̲h̲ārā”, , I, 1295.

Yuri Bregel, “Bukhara”, , IV, 517-518.

Bu madde ilk olarak 1993 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 7. cildinde, 154-155 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.