DOKUZ OĞUZLAR

Müellif:
DOKUZ OĞUZLAR
Müellif: FARUK SÜMER
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1994
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/dokuz-oguzlar
FARUK SÜMER, "DOKUZ OĞUZLAR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/dokuz-oguzlar (10.07.2020).
Kopyalama metni

Dokuz (Tokuz) Oğuz adına kaynaklarda ilk defa Orhon yazıtlarında rastlanır. Bu tabir, “dokuz boydan meydana gelen Oğuzlar” anlamını taşır. İslâm kaynaklarında ise Toguz Guz şeklinde geçer.

Göktürk hânedanı Kutluğ Şad idaresinde yeniden kurulduğu sıralarda Dokuz Oğuzlar Tula ırmağının (Tuğla Ügüz) kıvrım yerinde oturuyorlar ve doğu Türk âleminin en kuvvetli kavmi (budun) olarak biliniyorlardı. Başlarındaki hükümdarları kağan unvanını taşıyordu (Baz Kağan). Bu sırada Oğuzlar, kendilerinden daha güçlü hale gelen Göktürkler’e karşı Toñra boyundan Esim’i doğuda oturan Kıtaylar’a, Kunı boyundan Señün’ü de Çin’e göndererek müttefik aramaktaydılar. Bu durum Göktürk casusları vasıtasıyla zamanında haber alındı ve Kutluğ Şad’ın başyardımcısı Tonyukuk’un teklifi üzerine harekete geçilip Tula yakınlarında Oğuzlar’la karşılaşıldı. 2000 kişilik Göktürk ordusu 3000 kişilik Oğuz ordusunu yendi. Oğuzlar’dan birçoğu ırmakta boğuldu, birçoğu da öldürüldü; kalanları ise itaat etti. Bu önemli zaferden sonra Ötüken’e giden Göktürkler’e etraftaki toplulukların hepsi bağlılıklarını bildirdiler. Böylece Göktürk Devleti yeniden kuruldu (682). Kutluğ Şad İlteriş Kağan unvanını aldı. Oğuzlar’ın başındaki Baz Kağan’ın ise Tula Savaşı sonrasındaki durumu bilinmemektedir. Ancak Bilge Tonyukuk kitâbesinin sonlarında İlteriş Kağan övülürken onun Oğuzlar’la beş defa savaştığından söz edilmektedir. Fakat bu savaşların Tula Savaşı’ndan önce mi yoksa sonra mı yapıldığı belirtilmemektedir. Bununla beraber bu mücadelenin Tula Savaşı’ndan sonra cereyan etmiş olması ihtimali daha kuvvetlidir. Zira kitâbede Baz Kağan’ın adı geçen savaşta öldürüldüğünden söz edilmemektedir. Kesin olarak bilinen husus, Oğuzlar’ın hükümdarı Baz Kağan heykelinin İlteriş Kağan için “balbal” olarak dikildiğidir. 691 yılında ölen İlteriş Kağan hükümdarlığı zamanında bilhassa Çinliler, Kıtaylar ve Oğuzlar’la birçok savaş yapmış ve devletin teşkilâtlanmasını sağlamıştır. Ayrıca bu arada Türk âleminin doğu kesimindeki hemen bütün kavimler türlü şekillerde devlete bağlanmıştır. Bunlardan dokuz boylu Oğuzlar doğrudan doğruya kağanlığa katılmış ve devletin ana unsurlarından biri olarak ikinci bir askerî güç oluşturmuştur.

İlteriş Kağan’ın ölümünden sonra yerine geçen Kapkan Kağan devrinde çeşitli yönlere yapılan seferler Göktürkler’e, Oğuzlar’a ve katılan diğer kavimlere şan ve şöhretin yanı sıra kitâbelerde ifade edildiği üzere maddî imkânlar da sağladı. Bununla beraber 714 yılından itibaren Göktürkler’in idaresinde bulunan kavimler birbiri arkasından devlete isyan ettiler.

Oğuzlar’ın Göktürkler’e karşı ayaklanmaları, Bilge Kağan’a göre her yerde karışıklıklar çıkması ve bu arada duydukları kıskançlıktan ileri gelmektedir. Ancak Oğuzlar’ın harekete geçmelerinin en önemli sebebinin istiklâllerini kazanmak olduğu şüphesizdir. Oğuzlar’la bir yıl içinde (715 tavşan yılı = 715-716 milâdî) dört defa savaşıldı, ilk savaş Tula ırmağı yakınındaki Togubalık’ta yapıldı. Kesin bir sonuç elde edilemeyen Andırgu Savaşı’ndan sonra Çuşbaşı’nda üçüncü defa karşılaşıldı. Bu karşılaşmada Kültigin’in kahramanlığı sayesinde Göktürkler yenilgiden kurtuldular. Oğuzlar püskürtüldü. Hatta Toñra boyunun başı Alpagut ile on akrabası esir alındı ve bunlar, Beşbalık seferinde bir yıl önce ölen hânedandan Toña Tigin’in yuğ töreninde öldürüldüler. Göktürk-Oğuz mücadelesi bundan sonra da devam etti. Oğuzlar yenilseler de derlenip yeniden Göktürkler’in karşısına çıkıyorlardı. Nitekim iki kardeş kavim Ezginti Kadız’da yeniden savaştılarsa da kayda değer bir sonuç alınamadı. 716 yılı kışını Amgı Kurgan’da geçiren Göktürkler yaz gelince Oğuzlar üzerine Tarduş Şad’ı (Bilge Kağan) gönderdiler. Bu arada “ev”de (dâimî oturulan yer) kalan Kültigin üzerine Oğuzlar’dan üç boyun ordusu baskın yaptı. Fakat Kültigin’in cesaretle karşı durması sayesinde Oğuzlar geri çekilmek mecburiyetinde kaldılar. Buna karşı yapılan baskında obaları yağmalanan Oğuzlar Dokuz Tatarlar’la birleştiler. Agu’da meydana gelen iki çarpışmada Oğuz ve Tatarlar bozguna uğradılar (716 yazı). Bu sırada Kapkan Kağan Bayırkular tarafından öldürüldü (22 Temmuz 716) ve oğlu İnel Kağan ile İlteriş Kağan’ın oğulları arasında kağanlık mücadelesi başladı. Çok kanlı bir şekilde sonuçlanan mücadelede İnel Kağan ve taraftarları hayatlarını kaybettiler. Tarduş Şad, Bilge Kağan unvanı ile tahta çıktı. İnel Kağan tarafında yer alan kavimler yurtlarını bırakıp başka yerlere göç ettiler; bazıları Çin’e sığındılar. Bu arada Oğuzlar da Çin’e doğru gittiler.

Çin’e sığındıkları bildirilen Oğuzlar hakkında bundan sonra sadece 726 yılında veya bundan pek az bir zaman sonra yazıldığı anlaşılan Tonyukuk Kitâbesi’nde bahsedilmekte ve burada Türk Bilge Kağan’ın Türk Sir budununu ve Oğuz budununu beslemekte olduğu yazılmaktadır. Bundan, Oğuzlar’ın Çin’den dönüp Bilge Kağan’ın idaresine girdikleri ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Bilge Kağan’ın Kültigin için diktirdiği kitâbeden de Oğuzlar’ın 732 yılında kağana bağlılıklarını sürdürdükleri anlaşılmaktadır.

Göktürkler’in yerini alan Yukarı Selenge boylarındaki Uygurlar’ın Dokuz Oğuzlar’ı ne zaman ve nasıl kendilerine bağladıkları hakkında bilgi yoktur. Anlaşıldığına göre Göktürkler’le onlara bağlı kavimler arasında savaş başlayınca Uygurlar’la Oğuzlar arasında dostluk kurulmuştur. Böylece Dokuz Oğuzlar Uygurlar’ın yanında eski kardeşleriyle savaşmışlar ve Göktürkler’in tarih sahnesinden çekilmelerinde ve varlıklarını yitirmelerinde etkili olmuşlardır.

Göktürk Devleti’nin sona ermesi üzerine (744) Uygur il teberi (melik) Köl Bilge Kağan unvanını almış, Dokuz Oğuzlar’ın başına getirdiği oğluna da Moyun Çor unvanı verilmiştir. Uygur Devleti’nin kurucusu Köl Bilge Kağan’ın 747’de (yılan yılı) ölümü üzerine yerine geçen oğlu Moyun Çor, yeni siyasî mevkiine uygun olarak Teñride Bolmış İl İtmiş Bilge Kağan unvanını aldı. İl İtmiş’in 759 veya 760 yılında yazdırdığı sonuncu kitâbede yer alan bir ifadeden Uygurlar’ın on boydan meydana gelmiş olduğu anlaşılmaktadır. Yine İl İtmiş Kağan’ın son Göktürk hükümdarı Ozmış Kağan üzerine yaptığı seferde Dokuz Oğuz budununun hepsini topladığı belirtilmektedir. Ancak Oğuzlar’ın sekizinin kağanın yanında yer almadığı ve sadece bir boyun sadık kaldığı görülmektedir. İsyan eden Oğuzlar’ın başında, “yabgu” unvanını Köl Bilge Kağan’ın verdiği Tay Bilge Tutuk gelmekteydi. Oğuzlar Göktürk kağanlarına olduğu gibi Uygur hükümdarlarına da ilk yıllardan itibaren bağımsızlıklarını kazanmak için isyan etmişlerdi. Hatta Oğuzlar bu maksatla doğu komşuları Dokuz Tatarlar’la bir ittifak da yapmışlardı. İl İtmiş Bilge Kağan, 749 yılının ilk aylarında Oğuzlar’la müttefiki Dokuz Tatarlar’ı yola getirmek maksadıyla harekete geçip güz mevsimine kadar bu tehlikeli isyanı bastırmak için uğraştı; onlara karşı bazı başarılar elde etti ve bilhassa Oğuzlar’ın halk tabakasından büyük kısmını esir aldı. Fakat onlara merhamet göstererek göçkün ve davarlarına dokunmadı. Oğuzlar kağanın bu bağışlayıcı tutumuna rağmen ona itaat etmediler ve bu yüzden Burgu’da yeniden yapılan savaşta İl İtmiş Kağan tarafından bu defa büyük bir yenilgiye uğratıldılar. Buna rağmen Oğuzlar Göktürkler’e karşı olduğu gibi Uygurlar’a karşı da mücadeleden vazgeçmediler.

Bundan sonra Oğuz adı, 750’de (bars yılı) Kem ırmağı kıyılarında oturan Çikler’e karşı yapılan bir seferden sonra kitâbede geçmektedir. Ayrıca İl İtmiş Kağan’ın 751’de (tavşan yılı) Ötüken yöresinde yazdırdığı ikinci kitâbede Oğuz adına sadece bir defa yer verilmiştir. Kağan yine sonuncu kitâbesinde Basmıl ve Karluklar’la yaptığı savaşı anlatırken Çin’e sığınmış olan Oğuzlar’la Göktürkler’in de düşmanlarla birleşerek harekete geçtiklerini söyler. Aynı kitâbenin sonunda üç tuğlu Türk budun ile Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatarlar mağlûp kavimler olarak anılır. Bu ifade ve yine aynı kitâbedeki diğer sözler, Oğuzlar’ın en sonunda kağana itaat ettiklerini ve Uygurlar’ın yanında eski mevkilerini aldıklarını kesin bir şekilde göstermektedir.

Dokuz Oğuzlar’ın Boy Teşkilâtı. Oğuz adı kitâbelerde bazan “Tokuz Oğuz” şeklinde geçer. Buradaki “dokuz”, kitâbelerde birçok örneği görüldüğü üzere (Üç Karluk, Otuz Tatar, Sekiz Oğuz) Oğuzlar’ın dokuz boydan meydana geldiğini göstermektedir. Ancak bu dokuz boydan sadece Toñra ve Kunı (Kunu) adlı boylar bilinmektedir. Dokuz Oğuzlar, İl İtmiş Kağan’ın Şine Usu Kitâbesi’nde Sekiz Oğuz şeklinde anılmışlardır ki bu sırada dokuzuncu boy muhtemelen budundan geçici olarak ayrılmıştı.

Kitâbelerden anlaşıldığına göre Göktürk kağanlarının “Türük” (> Türk) adlı buduna mensup oldukları kesindir. Nitekim Bilge Kağan kendisini çok defa “Türk Bilge Kağan” şeklinde tanıtmıştır. Ayrıca Bilge Kağan, “Dokuz Oğuz kavmi benim kavmimdi” ve, “Ey Türk ve Oğuz beyleri ve kavimleri, dinleyin!” demektedir. Bu sebeple Barthold, Minorsky ve diğer bazı âlimler Göktürk İmparatorluğu’nu bir Oğuz devleti saymışlardır. Öte yandan Uygur kağanı da Oğuzlar için, “Dokuz Oğuz budunumun hepsini topladım” ifadesini kullanmıştır. Ayrıca yine Oğuzlar’ı kastederek, “Tay Bilge Tutuk’un kötülüğü, bir iki ünlünün kötülüğü yüzünden avam halkım öldün bittin” demektedir. Bu açıklamalardan, Bilge Kağan’ın sözlerinin kavmî bir akrabalığı değil siyasî ve hukukî bir münasebeti ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bununla beraber bu bağlılığın Bilge Kağan’dan önceki bir devirde başlamış olması muhtemeldir. Zira Oğuzlar’ın 715-716 yıllarındaki ayaklanmaları, Kapkan Kağan’ın 716’da Baykal gölünün çevresinde yaşayan Bayırkular’a karşı sefere çıkması sebebiyle Kültigin ile beraber Bilge Kağan tarafından bastırılmıştı. Bilge Tonyukuk Kitâbesi’nde, “Türk Bilge Kağan, Türk Sir budununu ve Oğuz budununu besleyip durur” diyerek devletin dayandığı iki ayrı kavmi açıkça göstermektedir.

Dokuz Oğuz-Uygur münasebeti ise Göktürkler devrindeki gibi devam etmiştir. Nitekim Bilge Kağan’ın kitâbesinde Oğuz isyanları anlatıldıktan sonra Selenge’de oturan Uygurlar üzerine bir sefer yapıldığı, Uygur il teberinin 100 kadar adamla doğuya doğru kaçtığı anlatılmaktadır. Uygur Hükümdarı İl İtmiş Bilge Kağan’ın en son kitâbesinde ise “orada kalmış On Uygur ve Dokuz Oğuz budunlarını idare ettiği” şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Kitâbedeki bu sözlerden Uygurlar’ın on boydan, Oğuzlar’ın da dokuz boydan teşekkül ettiği kesin bir şekilde anlaşılmaktadır. On Uygur sözü, IX veya X. yüzyılda Koçu’da Mani yazısı ile yazılmış Türkçe bir metinde de görülmektedir. Bunlardan başka Uygurlar’la Oğuzlar’ın bir arada yaşadıklarının hâtırası Reşîdüddin’in Câmiʿu’t-tevârîḫ’inde bulunmaktadır. Bu hâtıraya göre Orhon bölgesindeki on ırmağın kıyılarında yaşayanlara On Uygur, dokuz ırmağın kıyılarında yaşayanlara da Tokuz Uyguz (Dokuz Oğuz) denilmekteydi. On Uygur şu boylardan meydana gelmişti: Ebişlik, Ötünger, Bukız, Özkundur (Orkundur), Tular, Tardar, Adar, Üç Tabın, Kalancu (Kamlancu), Ötiken.

Kitâbelerdeki bu çok açık ifadelere rağmen bunları ilk defa okuyan V. Thomsen ile J. Marquart ve diğer bazı âlimler Dokuz Oğuzlar’la Uygurlar’ın aynı kavim olduklarını ileri sürmüşlerdir. Bu görüş IX ve X. yüzyıllardaki İslâm müelliflerinin Uygurlar’dan Toguz Guz adıyla bahsetmeleri ve Çin yıllıklarının da Uygurlar’ın (Hu-ihu) dokuz boydan meydana geldiğini yazmaları ile ilgilidir. Çin kaynaklarında bu dokuz boyun adları da yer almaktadır. Ancak ne bu kaynaklarda ne de Câmiʿu’t-tevârîḫ’teki listede Uygurlar’ın Toñra ve Kunı boylarının adları mevcuttur; hatta onlara benzeyen isimlere bile rastlanmamaktadır.

Dokuz Oğuzlar’ın sonu hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. Ancak onların da diğer birçok kavim gibi Uygurlar’ın idaresinden memnun kalarak onlarla yan yana yaşayıp kaynaştıkları veya Uygurlar’ın bir kolu haline geldikleri düşünülebilir. Zira Uygurlar’ın barışçı bir topluluk olduğu ve doksan beş yıllık Uygurlar devrinde barış ve istikrarın hüküm sürdüğü bilinmektedir. Muhtemelen bu süre içinde Dokuz Oğuzlar ve diğer kavimler Uygurlaşmıştır. Nitekim Uygurlar’la birlikte yaşayan Türk kavimlerinden çoğunun adlarına daha sonra rastlanmamaktadır. Onların X. yüzyılda Aşağı Seyhun boylarında yaşayan Oğuzlar’la da alâkaları yoktu. Nitekim bütün İslâm müellifleri Dokuz Oğuzlar’la (Toguz Guz) Oğuzlar’ı (el-Guz) birbirinden ayrı topluluklar olarak zikretmişlerdir. Öte yandan Seyhun bölgesindeki Oğuz eli iki kola ayrılmakta ve bu kollara Boz Ok ve Üç Ok denilmekteydi. Bu adların, Batı Göktürk Devleti’nin dayandığı On Oklar’dan kalmış oldukları şüphesizdir. Yine Batı Göktürk kağanlarının yabguları olduğu ve On Oklar’ın batıda yaşayan beş boyunun başındaki beylerin “Erkin” unvanını taşıdıkları gibi Seyhun boylarındaki Oğuzlar’ın da başlarında yabguları olup nâiblerine “Köl Erkin” adı verilmekteydi. Kültigin’in yuğ töreninde Batı Göktürk kağanını Makaraç Tamgacı ile Oğuz Bilge Tamgacı temsil etmişlerdir. Buradaki Oğuz, Bilge Tamgacı’nın mensup bulunduğu kavmi ifade etmektedir. Ayrıca Dokuz Oğuzlar’ın Toñra ve Kunı adlı oymakları Oğuz elinin boyları arasında görülmez, Batı Göktürkleri’nin dillerinin bir devamı olan Oğuz Türkçesi ise doğudaki Karahanlılar ve Uygurlar’ın dillerinden büyük farklılıklar göstermektedir.

VIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Orta Asya’daki siyasî hâkimiyet, doğuda müslümanların Toguz Guz dedikleri Uygurlar ve batıda Karluklar tarafından temsil edilmişti. Bunlardan birçok Türk ve Moğol kavmini idareleri altına alan Uygurlar, geniş bir ülkeye sahip olarak Çin’e karşı kuvvetini hissettiren ve Orhon kültürünü sürdüren bir budun olarak Göktürkler’in vârisi hüviyetindeydiler. Karluklar ise zayıf Türgiş Devleti’ne son vermelerine ve onların yerini almalarına rağmen kuvvetli bir varlık gösterememişlerdir. Dolayısıyla Karluklar On Oklar’ın dağılmasını önleyemediği gibi müslümanların IX. yüzyıldan itibaren Türk ülkesinde yaptıkları fetih hareketlerine karşı da duramamışlardır. Bu sebeple İslâm hududu Tarâz şehrinin doğusuna kadar uzanmış ve çok daha doğudaki meşhur Balasagun şehri bile Sâmânîler’in nüfuz sahasına girmiştir. Böylece Karluklar Batı Göktürk ülkesinin daha fazla parçalanmasına sebep olmuşlardır. Dokuz Oğuzlar İslâm müelliflerince Türk âleminin en güçlü kavmi olarak tanınmış ve Uygur hükümdarları “hakan” unvanı ile anılmıştır. Hakanın oturduğu şehir hakkında ise orayı ziyaret etmiş olan (veya ettiği sanılan) mücahid Temîm b. Bahr’ın eserinde geniş bilgi bulunmaktadır. Buna bağlı olarak Uygurlar’ın Mani dinine girdikleri müslümanlar tarafından bilinmekteydi. Hatta Câhiz bu dinin Uygurlar’daki savaşçılık ruhunu zayıflattığını bile yazmıştır. Bununla beraber İslâm kaynaklarında, Uygur Devleti’nin 840 yılında Kırgız hücumu sonucunda yıkıldığı ve Uygurlar’ın Beşbalık-Koçu bölgesine göç ettikleri haberi görülmez.

İslâm kaynaklarında Uygurlar’a Toguz Guz denmesi, her iki kavmin bir hânedanın idaresi altında bulunmasından ve adlarının birbirine benzemesinden (Uygur > Gur, Oğuz > Guz) kaynaklanmış olmalıdır. Nitekim Çinliler de Uygurlar’ı dokuz boydan müteşekkil bir kavim şeklinde tanımışlar ve bu dokuz boyun adlarını bile vermişlerdir. Bu sebeple Dokuz Oğuzlar’la karıştırılmış ve belki de her ikisi aynı adla anılmıştır.


BİBLİYOGRAFYA

Orhun Âbideleri (nşr. Muharrem Ergin), İstanbul 1989, s. 1, 25, 28-29, 33, 39, 41-42, 53, 61.

, s. 16, 30.

, s. 76-79.

Reşîdüddin, Câmiʿu’t-tevârîh, Moskova 1965, s. 331-338.

V. Thomsen, Inscription de l’Orkhon déchifrées, Helsingfors 1896, s. 105, 112, 115, 122, 124-125, 127.

a.mlf., “Alttürkische Inschriften aus der Mongolei...” (trc. H. H. Schaeder), (1924), s. 121-175.

a.mlf., “Moğolistan’daki Türkçe Kitabeler” (trc. R. Hulûsi), , III (1926-33), s. 81-118.

E. Chavannis, Documents sur les T’oukiue (Turcs) occidenteaux, Petersbourg 1903, s. 286, 297, 305.

J. Marquart, Osteuropäische und Ostasiatische Streifzüge, Leipzig 1903, s. 82, 390.

a.mlf., Über das Volkstum der Komanen, Berlin, ts., s. 26-235.

W. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler [trc. Ragıp Hulûsi], İstanbul 1927, s. 66, 76, 78.

a.mlf., “Turkestan Down to the Mongol Invasion”, , s. 200 vd., 211, 254.

a.mlf., “Toqhuzqhuz”, , VIII, 805-806.

Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, İstanbul 1936, I, 22, 34 vd., 40, 48, 50, 62-67, 85, 102-105, 108, 120 vd., 128 vd., 138, 156, 164 vd., 168 vd., 172, 176, 182.

V. Minorsky, “The Regions of the World”, , s. 263, 282.

Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1946, s. 43, 49, 55.

J. Hamilton, Les Ouighours à l’époque des Cinq Dynasties d’après les documents Chinois, Paris 1955.

a.mlf., “Toquz Oghuz et On-Uygur”, (1962), s. 23-63.

Liu Mau-tsai, Die Chinischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken (T’u-küe), Wiesbaden 1958, I, tür.yer.

R. Giraud, L’Empire des Turcs Célestes, Paris 1960.

Talat Tekin, A Grammar of Orkhon Turkic, Bloomington 1968, s. 231, 236-237, 244, 250, 253, 255.

a.mlf., “Kuzey Moğolistan’da Yeni Bir Uygur Anıtı Taryat (Terhin) Kitâbesi”, , XLVI (1982), s. 787-837.

C. Mackerras, The Uighur Empire According to the T’ang Dynastic Histories, Columbia, South Carolina 1973.

L. Bazin, Les Calendriers Turcs anciens et médievaux, Lille 1974, s. 187-237.

Faruk Sümer, Oğuzlar, İstanbul 1992, s. 14-27, 30-34.

a.mlf., “Tokuz Oğuzlar”, , XII/1, s. 420-427.

G. J. Ramstedt, “Zwei Uigurische Runeninschriften in der Nord-Mongolei”, , XXX/3 (1913-1918), s. 14-37.

“Tamim Ibn Bahr’s Journey to the Uyghurs”, , XII (1953), s. 275-305.

M. Fuad Köprülü, “Osmanlı İmparatorluğunun Etnik Menşei Meseleleri”, , VII (1943), s. 221, 223, 254, 256.

E. Pulleyblank, “Some Remarks on the Toquz Oghuz Problem”, , XXVIII (1965), s. 35-42.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1994 yılında İstanbul'da basılan 9. cildinde, 500-502 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER