FÂRİKĪ

الفارقي
Müellif:
FÂRİKĪ
Müellif: RECEP DİKİCİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1995
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.08.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/fariki
RECEP DİKİCİ, "FÂRİKĪ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/fariki (10.08.2020).
Kopyalama metni

Doğum tarihi, çocukluk yılları ve tahsil hayatı hakkında kaynaklarda bilgi yoktur. Diyarbekir’in bir bölgesi olan Meyyâfârikīn’dan olduğu ve hayatının uzun bir devresini burada geçirdiği için Fârikī nisbesiyle tanındı. Gerek kendi gözlemleri gerekse bazı yakın dostlarının kadınlarla ilgili olarak yaşadığı acı tecrübelerin verdiği ürküntü sonucu hiç evlenmemiştir. Fârikī bu hususa şiirlerinde de yer vermiştir.

Siyasî hayatı hareketli fakat sıkıntılar içinde geçen Fârikī’nin, Selçuklu Sultanı Melikşah döneminde Diyarbekir’in bir bölgesi olan Âmid’de divan işlerini yürütürken zimmetine para geçirmesi sebebiyle Vezir Nizâmülmülk ile araları açıldı ve ağır cezaya çarptırılarak hapsedildi. Diyarbekir Emîri Mansûr b. Mervân’ın veya onun veziri hıristiyan tabip Ebû Sâlim’in yardımı ile hapisten kurtulunca Meyyâfârikīn’a gitti. Burada verdiği derslerle tanınıp öğrencilerinden ve cahil halk kesiminden birçok taraftar kazanınca emirliğini ilân etti. Bölgenin hâkimi Mansûr b. Mervân kendisini tanıyarak 486 (1093) yılı başında Muhyiddevle lakabı ile vezir yaptı ve böylece Meyyâfârikīn’ı da hâkimiyetine aldı. Bir süre sonra Melikşah’ın kardeşi Tutuş Meyyâfârikīn’ı zaptedince Emîr Mansûr b. Mervân Tutuş’un veziri Ebü’n-Necm’in yardımıyla ölümden kurtulabildi; Fârikī ise Halep’e kaçtı. Selçuklu Sultanı Tutuş 487 (1094) yılında Halep, Harran ve Urfa’yı da fethederek Harran’a yerleşti. Vatan hasretine dayanamayan Fârikī Sultan Tutuş’un hizmetine girmek üzere Harran’a geldi ve hükümdara kaside sundu. Ancak sultana, Fârikī’nin daha önce Meyyâfârikīn’ı Mansûr b. Mervân’a teslim eden kişi olduğu hatırlatılınca onu öldürttü. Bazı kaynaklarda Fârikī’yi Mansûr b. Mervân’ın öldürttüğü kaydediliyorsa da (Yâkūt, VIII, 61; Kütübî, I, 322) bu rivayet tarihî olaylara uygun düşmemektedir. Nitekim kendisi de bir beytinde Halep’te vatan hasretiyle göz yaşı döktüğünü, fakat Harran’da öldürüleceğini belki de bir önseziyle ifade etmiştir.

Zamanının büyük şairlerinden olan Fârikī akıcı bir üslûba sahiptir. Şiirlerinde edebî sanatlara çok yer vermiş, özellikle cinas ve lüzûm-ı mâ lâ yelzem sanatlarını fazlaca kullanmıştır. Sanatını revî ve kafiyeleri sağlam, ince ve latif duygularla işlemiştir. On beş beyitlik bir şiirinde kafiye olarak getirdiği “ayn” kelimesini on beş değişik anlamda kullanması onun cinas sanatındaki gücünü göstermektedir (Yâkūt, VIII, 61-63; Hilâl Nâcî, s. 116-118). Şiirlerinin çoğunda aşk, ayrılık, hasret, acılara sabır, hayattan şikâyet, üzüntü ve vefasızlık gibi temalara yer vermekle birlikte şarap (hamriyyât) ve hikmetle (hikemiyyât) ilgili parçalarına da rastlanmaktadır. Hilâl Nâcî onun aşk şiirlerini, başta Dellâlülkütüb’ün Lümeḥu’l-mülaḥ’ı olmak üzere Zerkeşî’nin ʿUḳūdü’l-cümân’ı, İmâdüddin el-İsfahânî’nin Ḫarîdetü’l-ḳaṣr’ı gibi edebî eserlerle Yâkūt’un Muʿcemü’l-üdebâʾ adlı eseri, İbn Şâkir el-Kütübî’nin Fevâtü’l-Vefeyât’ı, Safedî’nin el-Vâfî bi’l-Vefeyât’ı gibi biyografi kitaplarından derlemiştir. Kafiyelerine göre alfabetik 380 beyitten oluşan bu eser, el-Ḥasan b. Esed el-Fâriḳī ḥayâtühû ve’ṣ-ṣabâbe min şiʿrihî adıyla yayımlanmıştır (Riyad 1398/1978). Hayatından bahseden kaynaklarda, ayrıca edebî eserlerde şiirlerinden çok sayıda parçalar bulunan Fârikī’nin müstakil divanı da vardır. Aynı zamanda iyi bir nahiv âlimi olduğu için Nahvî nisbesiyle de anılan Fârikī eski şiirlerdeki zor beyitleri çözmekte usta idi.

Eserleri. 1. el-İfṣâḥ fî şerḥi ebyâtin müşkileti’l-iʿrâb. Kaynaklarda el-İfṣâḥ fi’l-ʿavîṣ, Şerḥu’l-ebyâti’l-müşkileti’l-iʿrâb, el-İfṣâḥ ʿan (fî) ebyâtin müşkileti’l-îżâḥ, el-İfṣâḥ fî şerḥi ebyâtin müşkile adlarıyla da geçen eser, ihtiva ettiği lugazlardan dolayı veya nazım zaafı gibi sebeplerle mânası muğlak ve i‘rabı güç olan 256 beyti açıklamaktadır. İlk defa Saîd el-Efgānî tarafından yayımlanan eser, sadece Paris nüshasına dayanan bu neşrinde yanlışlıkla Ebü’l-Hasan er-Rummânî’ye nisbet edilerek Tevcîhü iʿrâbi ebyâtin mülġazeti’l-iʿrâb adıyla yayımlanmıştır (Dımaşk 1377/1958). Paris nüshası ile birlikte Medine (Ârif Hikmet) ve Kahire (Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye) nüshalarının da karşılaştırılmasıyla Bingazi Üniversitesi’nde yapılan ikinci neşrinde (1394) bu hata düzeltilmiştir.

2. Şerḥu’l-Lümaʿ. İbn Cinnî’nin nahve dair el-Lümaʿ adlı eserinin şerhidir. Müellif el-İfṣâḥ’ın birçok sayfasında bu eserinden söz etmektedir (bk. s. 78, 219, 231, 322, 365).

3. Dîvân. Tahran’da Millî Kütüphane’de (nr. 276) şerhiyle birlikte bir nüshası mevcuttur.

Fârikī’nin bunlardan başka Kitâbü’l-Ḥurûf (el-İfṣâḥ, s. 62, 200), Kitâbü’l-Elġāz (İbnü’l-Kıftî, I, 297; Kütübî, I, 321) ve ez-Zebed fî maʿrifeti külli aḥad (, I, 277) adlı eserlerinden de söz edilmektedir.


BİBLİYOGRAFYA

Ebû Nasr el-Fârikī, el-İfsâḥ fî şerḥi ebyâtin müşkileti’l-iʿrâb (nşr. Saîd el-Efgānî), Beyrut 1400/1980, nâşirin mukaddimesi, s. 5-41.

, VIII, 54-75.

İbnü’l-Kıftî, İnbâhü’r-ruvât, Kahire 1986, I, 294-298.

İbnü’s-Sâbûnî, Tekmiletü İkmâli’l-İkmâl (nşr. Mustafa Cevâd), Beyrut 1406/1986, s. 199.

Abdülbâkī b. Abdülmecîd el-Yemânî, İşâretü’t-taʿyîn fî terâcimi’n-nüḥât ve’l-luġaviyyîn (nşr. Abdülmecîd Diyâb), Riyad 1406/1986, s. 85-86.

, XIX, 80-81.

, I, 321-324.

, XI, 401-404.

, III, 143.

, I, 500.

Abdülvehhâb es-Sâbûnî, ʿUyûnü’l-müʾellefât (nşr. Mahmûd el-Fâhûrî), Halep 1982, I, 267.

, II, 1563.

İbnü’l-İmâd, Şeẕerât, Beyrut, ts. (Dâru ihyâi’t-türâsi’l-Arabî), III, 380.

Hânsârî, Ravżâtü’l-cennât (nşr. Esedullah İsmâiliyyân), Tahran 1391, III, 84.

, I, 194-195.

, II, 43.

, I, 277.

, III, 206.

, II, 198.

Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, İstanbul 1969, s. 204.

Hilâl Nâcî, el-Ḥasan b. Esed el-Fâriḳī, Riyad 1398/1978.

Muhammed İbrâhim el-Bennâ, “el-İfsâḥ fî şerḥi ebyât müşkileti’l-iʿrâb”, , XXIV/2 (1978), s. 347-381.

Âzertâş Âzernûş, “İbn-i Esed-i Fâriḳī”, , III, 10-11.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1995 yılında İstanbul'da basılan 12. cildinde, 167-168 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER