İBN ZEKVÂN

ابن ذكوان
Müellif:
İBN ZEKVÂN
Müellif: SOHA ABBOUD-HAGGAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1999
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-zekvan
SOHA ABBOUD-HAGGAR, "İBN ZEKVÂN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-zekvan (12.07.2020).
Kopyalama metni
Ailenin kökeni hususunda farklı görüşler vardır. İbnü’l-Faradî, bu aile mensuplarının Kurtuba’ya (Córdoba) Endülüs’ün Ceyyân (Jaén) şehrinden geldiğini kaydeder (Târîḫu ʿulemâʾi’l-Endelüs, I, 405). İbn Saîd el-Mağribî ise İbn Hayyân’a atfen Kurtuba civarındaki Fahsülbellût (Los Pedroches) Berberîleri’nden olduklarının söylendiğini, ancak onların kendilerini Benî Süleym’den (Mudarî Arap kabilelerinden Kays Aylân’ın bir kolu [İbn Hazm, s. 263, 468]) saydıklarını belirtir (el-Muġrib, I, 215). İbn Beşküvâl ve Nübâhî de bu velâ bağını dikkate alarak Benî Zekvân mensuplarını Ümevî nisbesiyle zikretmişlerdir. Benî Zekvân, Kurtuba’ya yerleştikten sonra şehrin önemli aileleri arasına girmiş, halifelik döneminin son safhası ve mülûkü’t-tavâif döneminin ilk yıllarında birkaç kadı ve devlet adamı yetiştirmiştir.

Ebû Bekir (Ebû Muhammed) Abdullah b. Herseme b. Zekvân el-Ümevî (ö. 370/980). Kaynaklarda Benî Zekvân ailesinden tanıtılan ilk şahıstır. Tahsilini Kurtuba’da Hasan b. Sa‘d, Kāsım b. Asbağ, Ahmed b. Ubâde ve diğer bazı âlimlerden Arap dili, hadis ve fıkıh okuyarak yapmış, ilmi kadar cesaretiyle de meşhur olmuştur. 370’te (980) Abdülmelik b. Münzir’in vefatı üzerine onun yerine Hâcib İbn Ebû Âmir el-Mansûr tarafından “huttatü’r-red” kadılığına (normal kadıların çözmekte güçlük çektikleri veya tereddüde düştükleri meselelere bakma işi) tayin edildi ve bundan dolayı “sâhibü’r-red” unvanını aldı; ancak aynı yıl içinde vefat etti (İbnü’l-Faradî, I, 405; İbn Beşküvâl, I, 37; E. Lévi-Provençal, III, 145). İki oğlu ve iki torunu da onun gibi devlet hizmetinde bulundu.

Ebü’l-Abbas Ahmed b. Abdullah b. Herseme b. Zekvân (ö. 413/1022). 342 (953) yılında doğdu; ailenin en meşhur ferdidir. Babası Abdullah ile Endülüs’ün önde gelen fakihlerinden Kadı Muhammed b. Zerb ve diğer bazı âlimlerden ders alarak yetişti; genç yaşta kadılar şûrasına dahil edildi. Bilinen ilk resmî görevi Fahsülbellût kadılığıdır. Babasının ölümünden sonra onun yerine II. Hişâm’ın hâcibi İbn Ebû Âmir el-Mansûr tarafından sâhibü’r-red olarak tayin edildi ve yirmi iki yıl bu görevde kaldı. Kadı İbn Bertâl’in azlinden sonra ise Muharrem 392’de (Aralık 1001) Kurtuba kādılcemâalığına ve arkasından ayrıca Kurtuba Ulucamii imamhatipliğine getirildi. O yıllarda Mansûr’un Ebü’l-Abbas’a büyük itibar gösterdiği ve vezirlerden daha üstün tuttuğu, sarayında ona özel bir oda ayırıp kendisiyle önemli devlet işlerini müşavere ettiği, hatta savaşa çıktığında da kendisini yanında götürdüğü bilinmektedir. Mansûr’un ölümünden sonra hâcibliğe gelen oğlu Abdülmelik el-Muzaffer de Ebü’l-Abbas Ahmed’e itibar gösterdi. Vezir Îsâ b. Saîd ise aklı ermeyen bir kişiden aldığı bir arazinin satışını geçersiz saydığı için ona düşman oldu ve hakkındaki suçlamaları sonunda kadılıktan ve kardeşi Ebû Hâtim’i de Dîvân-ı Mezâlim başkanlığından azlettirdi. Ancak yerine getirilen kadı başarılı olamayınca Ebü’l-Abbas dokuz ay sonra görevine iade edildi. Abdülmelik el-Muzaffer devlet işlerinde yine ona danışmayı sürdürdü; özellikle Vezir Îsâ b. Saîd’i öldürttükten sonra kendisiyle istişare etmeden iş yapmadı. Abdülmelik el-Muzaffer’in yerine geçen kardeşi Abdurrahman el-Me’mûn ise Ebü’l-Abbas’ı, ismi kādılkudâtlığa dönüştürülen başkadılığa ve ayrıca vezirliğe tayin etti. Böylece Ebü’l-Abbas, Endülüs tarihinde ilk defa bu iki görevi birlikte yürüten kişi oldu. Ancak Ebü’l-Abbas, 399 (1009) yılında kendisini bu mevkiye getiren Hâcib Abdurrahman’ın Halife II. Hişâm’ın veliahdı olduğunu gösteren veliahtnâmeyi tasdik etmiş ve Emevî ailesinden olmadığı halde tehditle kendisini veliaht ilân ettiren hâcibi desteklediği için devletin ileri gelenlerini çok kızdırmıştı. İbn Ebû Âmir el-Mansûr ve iki oğluna yakınlığı sebebiyle ona husumet duyan II. Muhammed el-Mehdî tahta çıkınca (399/1008) kādılkudât unvanını kādılcemâaya indirdi. Mehdî’nin öldürülmesinden sonra tekrar hilâfete gelen II. Hişâm’ın hâcibi Vâzıh ve taraftarları, barış istemesi yüzünden onu isyancı Berberîler’in tarafını tutmakla suçlayınca kardeşi Ebû Hâtim’le birlikte Meriye’ye (Almeria) ve ardından Cezayir’in Vehrân (Oran) şehrine sürgüne gönderildi; Cebelitârık Boğazı’nı geçerken de parası ve yanındaki bütün eşyası elinden alındı. Ebü’l-Abbas’ın sürgüne gönderilmesi Kurtuba’da bazı olayların çıkmasına yol açtı. Bu karışıklıklar sırasında hâcibin öldürülmesi üzerine geri çağrıldı ve tekrar kadılığa getirilmek istendiyse de bu teklifi kabul etmedi. Ebü’l-Abbas, 403 (1013) yılında ikinci defa tahta çıkan Süleyman el-Müstaîn ve onu destekleyen Berberîler Kurtuba’ya saldırdıklarında halifeyle görüşerek halka eman verilmesi için aracı oldu. Süleyman onun isteğini yerine getirdiği gibi kendisine de kadılık önerdi; ancak yeniden görev almayı reddetti. Hayatının sonuna kadar idarecilerden ve halktan büyük saygı gören Ebü’l-Abbas Kurtuba’da vefat etti ve Benî Abbas Kabristanı’nda toprağa verildi. Âlim, fâzıl ve mürüvvet sahibi bir kimse olan Ebü’l-Abbas Ahmed hakkında Endülüs’ün meşhur şairi Ahmed b. Zeydûn methiyeler ve bir mersiye yazmıştır; İbn Şüheyd’in de onun için kaleme aldığı uzun bir mersiyesi vardır.

Ebû Hâtim Muhammed b. Abdullah b. Zekvân (ö. 414/1023). 344 (955) yılında doğdu. Ağabeyi Ebü’l-Abbas Ahmed ile beraber aynı hocalardan ders alarak yetişti. Çeşitli şehirlerde kadılık görevinde bulunduktan sonra Hâcib Abdülmelik el-Muzaffer tarafından Kurtuba’da Dîvân-ı Mezâlim başkanlığına getirildi. Abdülmelik el-Muzaffer, bazan Ebü’l-Abbas Ahmed gibi onu da çıktığı savaşlara beraberinde götürür, bazan da yanına aldığı ağabeyine vekâleten kādılcemâa olarak görevlendirirdi. Ancak Vezir Îsâ b. Saîd’in itham ve kışkırtmasından dolayı Ebü’l-Abbas Ahmed görevden azledilince Ebû Hâtim de Dîvân-ı Mezâlim başkanlığından alındı; 401’de de (1010) isyancılara arka çıktıkları gerekçesiyle ağabeyi ile birlikte II. Hişâm tarafından sürgüne gönderildi. Fakat bu sürgün hayatı fazla sürmedi ve iki kardeş, hasımları Vezir Îsâ b. Saîd’in öldürülmesinden dokuz ay sonra Kurtuba’ya döndü. Ancak Ebü’l-Abbas gibi Ebû Hâtim de kendisine önerilen görevleri kabul etmedi. Kurtuba’da vefat etti ve oraya gömüldü.

Ebû Ali Hasan b. Ebû Hâtim b. Zekvân (ö. 451/1059). 370 (980) yılında doğdu; Ebû Hâtim’in oğludur. Mülûkü’t-tavâif döneminde Kurtuba Emîri Ebü’l-Velîd b. Cehver tarafından muhtesip olarak görevlendirildi; daha sonra da kadı tayin edildi. Beş yıl sürdürdüğü kadılık görevinden bazı şikâyetler sebebiyle azledildi. Daha sonra Kurtuba’da vefat etti.

Ebû Bekir Muhammed b. Ebü’l-Abbas Ahmed b. Zekvân (ö. 435/1043). 395 (1004) yılında doğdu. Babası Ebü’l-Abbas Ahmed ile Kadı Ebü’l-Mutarrif, Kadı Yûnus b. Abdullah ve devrin diğer âlimlerinden ders alarak yetişti. Bölgede hüküm süren Yahyâ b. Ali Hammûdî zamanında (1021-1036) bir süre Mâleka’da (Malaga) vezirlik yaptı. Daha sonra resmî hizmetten uzak kalmak arzusuyla babası ve amcasının son zamanlarında yaptıkları gibi kendisine önerilen Kurtuba kadılığını kabul etmek istemediyse de halkın ısrarı karşısında görevi almak zorunda kaldı ve 429 (1037) yılında Kurtuba Emîri Ebü’l-Hazm b. Cehver tarafından kadılığa tayin edildi. Doğruluğu, hilmi ve mürüvvetiyle babasının yolundan gitti ve halkın övgüsünü kazandı. Ancak resmî hizmete karşı olan isteksizliğinden ve Emîr İbn Cehver’in vakıf mallarının toplum yararına harcanması hususundaki teklifine karşı çıkmasından dolayı bir yıl sonra görevden alındı (Kādî İyâz, VIII, 87); beş yıl sonra da vefat etti ve Kurtuba’da babasının yanına gömüldü. Yakın dostu şair Ahmed b. Zeydûn onun hakkında bir mersiye ve çeşitli methiyeler yazmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Faradî, Târîḫu ʿulemâʾi’l-Endelüs (nşr. İbrâhim el-Ebyârî), Kahire-Beyrut 1410/1989, I, 405; İbn Hazm, Cemhere, s. 263, 268; Humeydî, Ceẕvetü’l-muḳtebis (nşr. Muhammed b. Tâvît et-Tancî), Kahire 1372/1952, s. 121; Feth b. Hâkān el-Kaysî, Maṭmaḥu’l-enfüs ve mesraḥu’t-teʾennüs fî müleḥi ehli’l-Endelüs (nşr. M. Ali Şevâbike), Beyrut 1403/1983, s. 196; Kādî İyâz, Tertîbü’l-medârik (nşr. Saîd Ahmed A‘râb), Tıtvân 1402/1982, VII, 166-176; VIII, 87-88; İbn Bessâm eş-Şenterînî, eẕ-Ẕaḫîre, I/1, s. 126, 222, 391-392, 421-422; İbn Beşküvâl, eṣ-Ṣıla, I, 37-38; II, 497; Dabbî, Buġyetü’l-mültemis, Kahire 1967, s. 186; İbnü’l-Ebbâr, el-Ḥulletü’s-siyerâʾ (nşr. Hüseyin Mûnis), Kahire 1985, I, 271; İbn Saîd el-Mağribî, el-Muġrib, I, 122, 159-160, 214-216; İbn İzârî, el-Beyânü’l-muġrib, III, 67-68, 82, 87, 132; İbnü’l-Hatîb, Aʿmâlü’l-aʿlâm (nşr. E. Lévi-Provençal), Beyrut 1956, s. 49, 118, 126; Nübâhî, Târîḫu ḳuḍâti’l-Endelüs (nşr. Meryem Kāsım Tavîl), Beyrut 1415/1995, s. 39, 112-117; İbn Haldûn, el-ʿİber, VI, 153; Makkarî, The History of the Mohammedan Dynasties in Spain (trc. Pascual de Gayangos), Delhi 1984, II, 221; Mahlûf, Şeceretü’n-nûr, I, 106, 111; E. Lévi-Provençal, Histoire de I’Espagne musulmane, Paris 1950-53, I, 295; III, 120, 145; Ziriklî, el-Aʿlâm, I, 149-150; Dozy, Spanish Islam, s. 490, 539, 552; İhsan Abbas, Dirâsât fi’l-edebi’l-Endelüsî, Libya-Tunus 1976; Abdülvehhâb b. Mansûr, Aʿlâmü’l-Maġribi’l-ʿArabî, Rabat 1403/1983, III, 20-25; M. Abdullah İnân, Devletü’l-İslâm fi’l-Endelüs, Kahire 1408/1988, II, 580, 625-628, 636, 645-647; Muhyiddin Dîb, Dîvânu İbn Şüheyd ve resâʾilüh, Beyrut 1417/1997, s. 50-51; Ch. Pellat, “Ibn Hakwān”, EI2 (İng.), III, 746-747; Sâdık Seccâdî, “İbn Ẕekvân”, DMBİ, III, 526-528.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1999 yılında İstanbul'da basılan 20. cildinde, 460-461 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER