KÖY ENSTİTÜSÜ

Müellif:
KÖY ENSTİTÜSÜ
Müellif: ZİYNET BAHADIR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/koy-enstitusu
ZİYNET BAHADIR, "KÖY ENSTİTÜSÜ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/koy-enstitusu (10.04.2020).
Kopyalama metni
1940 yılında açılan Köy enstitülerinin ortaya çıkışını hazırlayan çalışmalar, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1931 ve 1935 kurultaylarında alınan kararlar doğrultusunda oluşturulan eğitmen projesine kadar uzanır. Bu projenin başlangıcını teşkil eden ilk eğitmen kursu 1936-1937 öğretim yılında Eskişehir Çifteler’de başlatılmıştı. Askerliğini onbaşı veya çavuş olarak yapan köy gençlerinin kısa bir eğitimden geçirildikten sonra kendi köylerinde eğitmen olarak görevlendirilmesi şeklinde uygulanan bu ilk denemeden olumlu sonuçlar alınması üzerine Köy Eğitmenleri Kanunu çıkarılmış, Maarif Vekili Saffet Arıkan’ın hazırlattığı program çerçevesinde Eskişehir Çifteler’de (1937), İzmir Kızılçullu’da (1937), Kırklareli Kepirtepe’de (1938) ve Kastamonu Gölköy’de (1938) deneme niteliğinde dört köy öğretmen okulu açılmış, Köy enstitüleri kuruluncaya kadar bağımsız biçimde, daha sonra da Köy enstitülerine bağlı olarak eğitmenler yetiştirilmiştir.

1936 yılında Saffet Arıkan tarafından ilköğretim umum müdürlüğüne getirilen İsmail Hakkı Tonguç’un ve 1938’de Maarif vekili olan Hasan Âli Yücel’in çabalarıyla eğitmen projesi Köy Enstitüsü projesine dönüştürülmüştür. 17 Nisan 1940’ta çıkarılan 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu mevcut deneme okullarının enstitüye dönüştürülmesini, ayrıca on yedi yeni Köy Enstitüsü açılmasını öngörüyordu. 19 Haziran 1942’de çıkarılan 4274 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilât Kanunu ile enstitülerin yapılanmasının hukukî temelleri tamamlanmıştır. Bu okulların her birinin “Köy Enstitüsü bölgesi” denilen bir çevresi olacak ve bu çevre içinde yer alan illere nüfuslarına göre öğrenci kontenjanı ayrılacaktı. Enstitülere, beş yıllık köy okullarından mezun olanlarla üç yıllık okulları bitirenler için açılan iki yıllık hazırlık sınıfını başarı ile tamamlayanlar alınacaktı. Karma sistemin uygulandığı Köy enstitülerinin öğretim süresi beş yıldı.

Köy Enstitüleri Kanunu’nda bu kurumların amacının köy öğretmeni ve köye yönelik diğer mesleklerde eğitilmiş elemanlar yetiştirmek olduğu belirtilmiştir. Köy enstitülerinin kurulmasıyla köyde önder rolü oynayabilecek yeni bir öğretmen tipi oluşturmaya elverişli bir eğitim ve öğretim yönteminin uygulanması öngörülmüştür. Bu projenin bir amacı da eğitim aracılığıyla tarımsal ekonominin rasyonelleştirilmesiydi. Köy enstitüleri projesi öğrenim çağında olanların yanında halkı da eğitmeyi, özellikle köylüyü ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlarda etkin kılmayı, bilinç düzeyini yükseltmeyi, böylece kırsal yapıda köklü bir değişim gerçekleştirmeyi hedefliyordu.

Bu enstitülerin kuruluş yıllarında esnek bir programın uygulanması zorunlu görülmüştür. Bu zorunluluk hem ilk yıllardaki dershane, atölye gibi fizikî ortamlarla ilgili problemlerden ve öğrencilerin içinde bulunduğu elverişsiz şartlardan hem de ülkenin genel sıkıntılarından kaynaklanıyordu. Bu şartlar altında Köy enstitülerine Maarif Vekâleti’nden hazır ve tek tip program gönderilmesi yerine mahallî imkân ve ihtiyaçlara göre değişik programlar yapılmasının yararı göz önüne alınarak her enstitüye kendi eğitim ve öğretim programını kendisinin düzenlemesi yetkisi tanındı. 1943 yılında ise enstitülerin programı bakanlıkça yapıldı. 260 hafta olarak belirlenen beş yıllık öğrenim süresinin % 43,8’i kültür derslerine, % 22,3’ü ziraat derslerine ve uygulamalarına, % 22,3’ü teknik dersler ve uygulamalarına, % 11’i de tatillere ayrılmıştı. Çalışma planı yapılırken bölgesel özellikler, öğrenci ve öğreticilerin durumları göz önünde bulunduruluyordu.

Köy enstitülerinde öğretmen kadrosu oluşturulurken okuldaki günlük işlerin ve hayat şartlarının ağırlığı dikkate alınarak öğretmenlerin öncelikle istekli olanlar arasından seçilmesi düşünülmüştür. İlk dönemlerde öğretmen ihtiyacı daha çok yetenekli ve gayretli ilkokul öğretmenleri, tarım ve sanat öğretmenleri ve usta öğreticilerle karşılanmış, yüksek okul mezunları ise şartların ağırlığı sebebiyle Köy enstitülerinde çalışmaya pek istekli olmamıştır. Sonraki dönemlerde ise öğretmenlerin çoğunluğunu Gazi Eğitim Enstitüsü, Yüksek Köy Enstitüsü ve diğer ilgili fakültelerle yüksek okullardan mezun olanlar ve ilköğretmen okulu mezunları oluşturmuş, ayrıca kız enstitüsü, ziraat okulu, sanat okulu gibi kurumlardan mezun olanlar da çalıştırılmıştır. Öğretmenlerin özellikle kuruluş yıllarında büyük bir özveriyle çalışmaları, öğrencilerle ve diğer işlerle bıkmadan meşgul olmaları takdirle karşılanmıştır. Ancak enstitülerin kurulduğu yerlerdeki şartların ağırlığı ve II. Dünya Savaşı’nın doğurduğu sıkıntılar yüzünden öğretmen ihtiyacını karşılamada güçlükler yaşanmıştır. Bu sebeple enstitülerin sistemine ve şartlarına uygun öğretmen yetiştirmek maksadıyla 1942-1943 öğretim yılında Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne üç yıl süreli Yüksek Köy Enstitüsü eklenmiş, buraya Köy enstitülerinin başarılı öğrencileri arasından sınavla öğrenci alınmıştır. Böylece sayısı yirmi biri bulan Köy enstitülerinin isimleri, kuruldukları yerler ve kuruluş tarihleri şöyledir: İzmir Kızılçullu (1937), Eskişehir Çifteler (1937), Kırklareli Kepirtepe (1938), Kastamonu Gölköy (1938), Malatya Akçadağ (1940), Samsun Akpınar (1940), Antalya Aksu (1940), Kocaeli Arifiye (1940), Trabzon Beşikdüzü (1940), Kars Cılavuz (1940), Adana Düziçi (1940), Isparta Gönen (1940), Kayseri Pazarören (1940), Balıkesir Savaştepe (1940), Ankara Hasanoğlan (1941), Konya İvriz (1941), Sivas Pamukpınar (1941), Erzurum Pulur (1942), Diyarbakır Dicle (1944), Aydın Ortaklar (1944), Van Ernis (1948). Köy enstitülerinin yerleri seçilirken okulların ülke geneline yaygınlaştırılmasına, tarıma uygun devlet arazisi üzerinde iki üç şehir arasındaki merkezî noktalarda, şehir ve kasabaların dışında ve köylere yakın yerlerde kurulmasına özen gösterilmiştir.

Köylerden alınan çocuklara öğretmenlik mesleğiyle birlikte köyde geçerli demircilik, yapı ustalığı, dülgerlik; kızlar için dikiş, ev idaresi, hasta bakımı gibi pratik meslekler de öğretiliyordu. Başarılı olanlara öğretmenliğin yanında yüksek öğrenim yolu açılıyor, öğretmen olamayacaklar ise öğrendikleri işlerden birini yapmak üzere serbest köy hayatına bırakılıyordu. Bu çerçevede 3000 kadar sağlıkçı, ebe ve teknisyen yetiştirilmiştir. Kapatıldıkları 1953 yılına kadar yirmi bir Köy Enstitüsü’nden 1398’i kız, 15.943’ü erkek olmak üzere toplam 17.341 köy öğretmeni diploma almıştır. 1936-1947 yılları arasında faaliyet gösteren eğitim kurslarından da 8675 eğitmen mezun olmuştur. Yüksek Köy Enstitüsü toplam 209 mezun vermiştir. Bu kurumlardan çok sayıda yazar, edebiyatçı, şair, yayımcı, bilim adamı ve siyasetçi yetişmiştir (bir liste için bk. Köy Enstitüleri, s. 9-10).

Köy enstitülerinin, mezunlarının ülke çapındaki tesirleri yanında eğitim anlayışı ve uygulamasıyla da model oluşturduğu belirtilir. Teoriyle uygulamayı birleştirme ve araştırarak öğrenme sürecinde yetişen kişiler Türkiye’nin eğitim politikasında etkili olmuşlardır. Ayrıca okul işliklerinin civar köylerin ihtiyaçlarını karşılaması, yöre halkının ilk defa elektrik, sinema, motor gibi modern imkânlarla tanışması, temizlik ve sağlık şartlarına kavuşması gibi konularda da etkileri olmuştur. Köy Enstitüsü’nden mezun olacaklardan, eğitim öğretim alanındaki faaliyetleri yanında köylerin ekonomik gelişmesinde önder olma fonksiyonu da bekleniyordu. Ancak bu konuda gidilen köylerin durumundan, araç gereç ve toprak eksikliğinden, öğretmenlerin kişisel durumundan kaynaklanan birtakım güçlükler, eksiklikler gözlenmiştir.

İsmail Hakkı Tonguç’un Canlandırılacak Köy adlı eserinde (İstanbul 1939) işlediği gibi köy kalkınmasının aracı ve köyü canlandırmanın yolu olarak görülen Köy enstitülerinin ideolojik hedefi, Cumhuriyet’in ortaya koymak istediği yeni kültürel ve millî değerleri topluma benimsetmekti. Köy enstitüleri, eğitim anlayışı ve üretici insan yetiştirme çabası sayesinde eğitimin yaygınlaştırılması, Cumhuriyet ilkelerinin tanıtılması, köye ve köy okuluna göre öğretmen yetiştirilmesi konularında sınırlı da olsa toplumsal değişme sürecine katkıda bulunmuştur. Ancak mevcut toprak mülkiyeti sistemi, üretim ve bölüşüm mekanizması, Köy enstitülerinin lehinde ve aleyhinde olanların zihniyet yapıları gibi problemler, ayrıca maddî, kültürel, sosyolojik ve ideolojik olgular karşısında bu okulların tek başına kırsal kalkınma sorununu çözmesi mümkün değildi. Bu sebeple Köy enstitülerinin başlangıçta belirlenen hedeflere ulaşma başarısı sınırlı kalmıştır. Esasen köyü ve köylüyü değiştirme ve kalkındırmada eğitim temel araç olarak görülse de köyde izlenen gözle görülür değişim, Türkiye’nin dış dünyaya açılmaya başladığı dönemde köylünün çağdaş üretim anlayışı ve araç gereçleriyle tanıştığı 1950 sonrasında, Köy enstitülerinin kapanma sürecine girdiği dönemde gerçekleşmiştir.

1946’da yapılan genel seçimlerin ardından Köy enstitülerinin değiştirilmesi yönünde faaliyetler başladı. Hasan Âli Yücel Maarif vekilliğinden ayrıldı, yoğun eleştiriler alan İsmail Hakkı Tonguç ve ekibi yeni Maarif vekili Reşat Şemsettin Sirer döneminde görevden uzaklaştırıldı. 1947 yılında Köy Enstitüsü müfredat programında köklü değişiklikler yapıldı, bazı yönetici ve öğretmenler değiştirildi. Aynı yıl eğitmen kurslarına son verildi; Yüksek Köy Enstitüsü kapatılarak öğrencileri başka okullara aktarıldı. 1950’den sonra kız öğrenciler birkaç kız öğretmen okulunda toplandı. 1952-1953 öğretim yılında Köy enstitüleriyle ilköğretmen okullarının programı birleştirildi. Köy enstitülerinin süresi beş yıldan altı yıla çıkarıldı. Nihayet 1954’te yürürlüğe giren 6234 sayılı kanunla Köy enstitüleri kapatılarak mevcut okullar ilköğretmen okullarına çevrildi (Binbaşıoğlu, s. 20).

Köy enstitüleri hakkındaki tartışmalar bu kurumlar kapatıldıktan sonra da devam etti. Konuyla ilgili olumlu değerlendirmelerde Köy enstitülerinin ülkenin eğitim sorununu çözebilecek, millî karakterli, ülke gerçeklerinden doğan, sadece eğitim davasına çözüm yolu olmakla kalmayıp hukuk, idare, kültür ve düşünce hayatında da derin etkileri olan, çağdaş eğitim ilkelerinin uygulandığı, verimlilik derecesi yüksek kurumlar olduğu ifade edilir. Dikkat çeken bir husus da Köy enstitülerini savunanların karşı düşüncede olanları antikemalist olarak suçlarken (Kirby, s. 354-364, 367) diğerlerinin de bu okullarda “solcu öğretmenler” tarafından Atatürk’ün kurduğu rejim aleyhinde propaganda yapıldığını ileri sürmeleriydi (meselâ bk. Köy Enstitüleri ve Koç Federasyonu, s. 15; Reşat Şemseddin Sirer’in emriyle Köy enstitülerini teftiş eden başmüfettiş Fethi İsfendiyaroğlu’nun bu kurumlar hakkındaki suçlama ve tenkitleri için bk. a.g.e., s. 11-51). İlk Köy Enstitüsü’nün müdürü ve Köy Enstitüleri’nin Tarihi ve Kızılçullu Köy Enstitüsü adlı eserin (Bursa 1942) yazarı olan Emin Soysal, 1946 seçimlerinde bağımsız milletvekili olduktan sonra mecliste yaptığı bir konuşmada Köy enstitülerinin komünizm, ahlâksızlık, yıkıcılık ve ihanet yuvaları olduğu, bu okullarda din karşıtlığı yapıldığı yolunda ağır ithamlarda bulunmuştur (Kirby, s. 367-368). Köy enstitüleriyle ilgili olarak çoğunlukla ideolojik sebeplerden, politik ihtiraslardan veya bilgisizlikten kaynaklanan lehte ve aleyhteki aşırı iddialar bir yana bırakılırsa bu okulların sistem olarak yararlı, amaca uygun ve gerçekçi bir projenin ürünü olmakla birlikte uygulamada birtakım eksiklikler ve engellerle karşılaşılması, daha da önemlisi politik ve ideolojik amaçlara alet edilmesi sistemin uygulanışını ve âkıbetini olumsuz yönde etkilemiştir. Özellikle bir eğitim kurumundan beklenenin aksine bu kurumların gerek programlarında gerekse uygulamalarında halkın geleneksel, kültürel, dinî ve ahlâkî değerlerinin yeterince önemsenmediği, hatta yerli değerlerle çatışan bir zihniyet geliştirildiği, bunun da beklenen hizmeti yeterli ölçüde ve kalitede üretmesini önlediği yönündeki kanaatlerin önce Cumhuriyet Halk Partisi, arkasından Demokrat Parti yetkilileri arasında gittikçe taraftar kazanması Köy enstitülerinin kapatılmasına ortam hazırlamıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Hasan Âli Yücel, Köy Enstitüleri Dergisi I, Ankara 1945; Cavit Orhan Tütengil, Köy Enstitüsü Üzerine Düşünceler, İstanbul 1948; Köy Enstitüleri ve Koç Federasyonu, Ankara 1966; Engin Tonguç, Devrim Açısından Köy Enstitüleri ve Tonguç, İstanbul 1970; Şevket Gediklioğlu, Evreleri, Getirdikleri ve Yankılarıyla Köy Enstitüleri, Ankara 1971; Mehmet Bayrak, Köy Enstitülü Yazarlar Ozanlar, Ankara 1978; Sabahattin Eyüboğlu, Köy Enstitüleri Üzerine, İstanbul 1979; Recep Bulut, Nisan’daki Güneşler, 50. Yılında Köy Enstitüleri: 1940-1990, Ankara 1990; Kuruluşunun 50. Yılında Köy Enstitüleri, Ankara 1990; Abdullah Özkuçur, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, Ankara 1990; Bekir Semerci, Türkiye’de İleri Atılımlar ve Köy Enstitüsü, İstanbul 1990; Necdet Sakaoğlu, Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi, İstanbul 1992, s. 89-101; Cavit Binbaşıoğlu, Öğretmen Yetiştirme Açısından Türkiye’de Eğitim Bilimleri Tarihi Üzerinde Bir Araştırma, İstanbul 1995, s. 16-20; Necdet Ekinci, Sanayileşme ve Uluslaşma Sürecinde Toprak Reformundan Köy Enstitülerine, Ankara 1997; F. Kirby, Türkiye’de Köy Enstitüleri (haz. Engin Tonguç), Ankara 2000; Köy Enstitüleri (haz. Mehmet Özel), [baskı yeri ve tarihi yok] (Kültür Bakanlığı), s. 4-11.
Bu madde ilk olarak 2002 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 26. cildinde, 283-285 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.