LATÎFÎ - TDV İslâm Ansiklopedisi

LATÎFÎ

Müellif:
LATÎFÎ
Müellif: AHMET SEVGİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 26.11.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/latifi
AHMET SEVGİ, "LATÎFÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/latifi (26.11.2020).
Kopyalama metni
Kastamonu’da doğdu. Evsâf-ı İstanbul adlı eserinde geçen bazı ifadelerden hareketle (İÜ Ktp., TY, nr. 375, vr. 2b, 62a) 895-896 (1490-1491) yıllarında doğmuş olduğu söylenebilir. Asıl adı Abdüllatif olup Latîfî’yi mahlas olarak kullanmıştır. Ceddi Fâtih Sultan Mehmed devri şairlerinden, Akşemseddin’in oğlu Hamdi Çelebi’dir. Latîfî tahsiline Kastamonu’da başladı. Kendi eserlerinde ve tezkirelerde verilen bilgilere göre iş bulmak amacıyla yirmi-yirmi beş yaşlarında iken İstanbul’a gitti. On-on beş yıl İstanbul’da kalan şair, devrin defterdarı İskender Çelebi’ye sunduğu mensur bir bahâriyye dolayısıyla (Süleymaniye Ktp., Ali Nihad Tarlan, nr. 89, vr. 15b-16b) Belgrad İmareti’nin kâtipliğine tayin edildi. İskender Çelebi’nin defterdarlığı 932-941 (1526-1535) yıllarında olduğuna göre tayini bu iki tarih arasında ve Evsâf-ı İstanbul’un telifinden sonra olmalıdır. Kanûnî Sultan Süleyman devri in‘am kayıtlarından onun 939’da (532-33) İstanbul’da bulunduğu ve iki bayramda sunduğu kasideler karşılığında beşer yüz akçe in‘am aldığı anlaşılmaktadır (Erünsal, sy. 4 [1984], s. 16). Uzun süre Belgrad’da kalan Latîfî 950’de (1543) İstanbul’a dönerek yine bazı imaret kâtipliklerinde bulundu. 953 (1546) yılında tezkiresini hazırlayıp Kanûnî Sultan Süleyman’a takdim etti ve Ebû Eyyûb-i Ensârî Vakfı kâtipliğine getirildi. 960’ta (1553) bu görevinden azledilerek Kanûnî Sultan Süleyman’ın Rodos İmareti’nin kâtipliğine gönderildiyse de orada fazla durmayıp Mısır’a geçti. Âlî Mustafa Efendi Mısır’da da kâtiplikle meşgul olduğunu söyler (Künhü’l-ahbâr, İÜ Ktp., TY, nr. 5959, vr. 416a). Bir süre sonra İstanbul’a dönen Latîfî’nin son yılları hakkında yeterli bilgi yoktur. Âşık Çelebi 974’te (1566-67) bitirdiği tezkiresinde, “Hâlâ Mısır’da gâh şi‘r gâh inşâ ile ibâdet-i Hudâ’ya müvâzibdir” derken (Meşâiru’ş-şuarâ, vr. 107a) tezkiresini 994’te (1586) tamamlayan Kınalızâde Hasan Çelebi, onun İstanbul’da bulunduğunu ve hayatının son yıllarını yaşadığını ifade etmektedir (Tezkire, II, 835). Kefevî’nin Râznâme’sine aldığı Mesihzâde’ye ait bir mektupta ise Latîfî’nin 990’da (1582) Mısır’dan Yemen’e giderken bindiği geminin batması üzerine boğulduğu bildirilmektedir (İÜ Ktp., TY, nr. 4098, vr. 106a).

Tezkiresinde yer alan bazı kayıtlardan anlaşıldığına göre Latîfî devrin hükümdarından ve devlet adamlarından umduğu ilgiyi görmemiştir. Her ne kadar yazdıklarının halk arasında yayılıp beğenildiğini ve eserlerinin padişah tarafından takdir edilip bir kısmının onun kütüphanesine konduğunu söylüyorsa da zikredilen kayıtlarda her kaside sunuşunda diğer şairlerden daha az ihsan aldığı görülmektedir. Öyle anlaşılıyor ki Latîfî devrinde şairlik yönüyle pek tanınmamıştır. Gençliğinde 500 kadar gazel, otuz üç kaside yazarak bir divan tertip ettiğini, sonradan kendini göstermek için inşâ yolunun daha iyi bir yol olduğunu farkederek buna girdiğini ve yeni bir tarz ortaya koyduğunu belirten Latîfî kendisini büyük şairlerle değil münşîlerle karşılaştırmaktadır. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde derlenen Pervâne Bey mecmuasında Latîfî’ye ait çok az sayıda gazel bulunması da onun yaşadığı devirde şairlik yönüyle pek tanınmadığını gösterir.

Eserleri. Tezkiresinin mukaddimesinde kitap, risâle, münşeat ve makale olmak üzere on iki adet telifi olduğunu söyleyen Lâtîfî’nin başlıca eserleri şunlardır: 1. Tezkiretü’ş-şuarâ. Latîfî’nin en önemli eseri ve Tezkire-i Sehî’den sonra Anadolu sahasında yazılan ikinci tezkire olup bir mukaddime, üç fasıl ve bir hâtimeden oluşmaktadır. Alfabetik tertibi, edebî tenkit ve hükümlerinin objektifliği gibi özelliklerinden dolayı orijinal bir eser kabul edilir. Çeşitli kütüphanelerde 100 civarında nüshasının bulunması da gördüğü rağbetin bir ifadesidir. İlk defa İkdamcı Ahmed Cevdet’in bastırdığı eseri (İstanbul 1314), Mustafa İsen, matbu nüsha yanında yazma nüshalarından birini esas alarak sadeleştirip yayımlamıştır (bk. bibl.). Eserin tenkitli metni, doksan yedi nüshasını belirleyerek şecerelerini ortaya koyan ve beş nüshayı esas alıp metni tesis eden Rıdvan Canım tarafından hazırlanmıştır (bk. bibl.). Uzun yıllar ilim adamlarınca kaynak olarak kullanılan Ahmed Cevdet neşrinden hareketle varılan yargıların bu sonuncu çalışmadan sonra yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Sağlam olmayan bir yazmaya dayanan Ahmed Cevdet neşrinde yer almayan birçok mâlûmat dinî, siyasî ve içtimaî tarih açısından önem taşımaktadır. Tezkire, Osman Reşer (Oskar Rescher) tarafından Ahmed Cevdet neşri esas alınıp dokuz yazma nüsha da kullanılarak Almanca’ya çevrilmiştir (Latifi’s Tezkire, Tübingen 1950). 2. Evsâf-ı İstanbul. Bir mukaddime, altı fasıl ve bir hâtimeden meydana gelen bu risâle 930’da (1524) yazılmışsa da müellif yeni bir mukaddime ekleyerek eserini 982’de (1574) III. Murad’a sunmuştur. İstanbul’un özelliklerini ve halkının sosyal hayatını ortaya koyan eserin Nermin Suner (Pekin) tarafından hazırlanan yanlışlarla dolu bir neşri mevcuttur (İstanbul 1977). 3. Fusûl-i Erbaa. Dört mevsimin özelliklerini anlatan, yer yer şiirlerin de yer aldığı mensur bir eserdir. Münâzara-i Latîfî adıyla İstanbul’da basılan eser (1287), aslında müstakil bir çalışma olmayıp mevsimlerle ilgili farklı zamanlarda kaleme alınan dört ayrı risâlenin (Fasl-ı Bahâr, Fasl-ı Tâbistân, Fasl-ı Hazân, Fasl-ı Zemistân) bir araya getirilmesinden oluşmuştur (Sevgi, Beşinci Milletlerarası Türkoloji Kongresi, I, 263-265). 4. Nazmü’l-cevâhir. Hz. Ali’nin 207 hikmetli sözünün birer kıta ile Türkçe’ye tercümesinden ibarettir. Mukaddime ve hâtime kısımları mensur, alfabetik olarak düzenlenen sözlerin tercümeleri ise manzumdur (İstanbul Arkeoloji Müzeleri Ktp., nr. 341, vr. 40b-66b). 5. Sübhatü’l-uşşâk. 100 hadis tercümesi olup baş tarafta yer alan “tevhid”, “na‘t”, “sebeb-i te’lîf” ve “evsâf-ı pâdişâh” ile sondaki “münâcât” ve “tazarruât” bölümleri mesnevi tarzında, hadis tercümeleri ise kıtalar halindedir (nşr. Ahmet Sevgi, Konya 1993). 6. Enîsü’l-fusahâ. Vezîriâzam Makbul İbrâhim Paşa hakkında nazım-nesir karışık olarak sanatkârane bir üslûpla kaleme alınan bu küçük risâlede Kanûnî’nin veziri tarafsız bir gözle değerlendirilmektedir. Risâlede İbrâhim Paşa’nın faziletleri yanında zaaflarına da işaret edilmiştir. 7. Evsâf-ı İbrâhim Paşa. İbrâhim Paşa’nın katli üzerine (ö. 942/1536) kaleme alındığı anlaşılan bu mensur risâlede paşanın meziyetleri sıralanmaktadır. Son iki risâle, Latîfî’nin İki Risâlesi: Enîsü’l-fusahâ ve Evsâf-ı İbrahim Paşa adıyla Ahmet Sevgi tarafından yayımlanmıştır (Konya 1986). İkinci risâle matbu tezkire nüshasında ve Rıdvan Canım’ın yayımladığı tenkitli tezkire metninde de mevcuttur. 8. Esmâ’ü süveri’l-Kur’ân. Kur’ân-ı Kerîm sûrelerinin isimlerini yirmi dokuz beyitte toplayan bir risâledir. Latîfî, gençliğinde bir divan tertip ettiğini söylerse de (Tezkire, s. 298) bugüne kadar böyle bir eser ele geçmemiştir. Ancak çeşitli mecmualarda şiirlerine rastlanmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
Latîfî, Tezkire, tür.yer.; a.e. (haz. Mustafa İsen), Ankara 1990; a.e. (haz. Rıdvan Canım), Ankara 2000; Sehî, Tezkire, s. 138; Âşık Çelebi, Meşâirü’ş-şuarâ, vr. 106b-107b; Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı (haz. Mustafa İsen), Ankara 1994, s. 268-269; Kınalızâde, Tezkire, II, 835-836; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 387; Sicill-i Osmânî, IV, 92; Osmanlı Müellifleri, III, 134-135; W. Andrews, The Tezkire-i Şu‘arā of Latīfī as a Source for the Critical Evaluation of Ottoman Poetry (doktora tezi, 1970), The University of Michigan; Ahmet Sevgi, “Latîfî’nin Rebî‘iyye-i Ezhâr Adlı Eseri Kayıp mıdır?”, Beşinci Milletlerarası Türkoloji Kongresi, Tebliğler: II. Türk Edebiyatı, İstanbul 1985, I, 263-265; a.mlf., Latîfî (Hayatı ve Eserleri) İnceleme-Metin (doktora tezi, 1987), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; a.mlf., “Latîfî’nin Gözden Kaçan Bir Risâlesi Yahut İskender Çelebi’ye Sunduğu Bahâriyye”, SÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Dergisi, sy. 5, Konya 1990, s. 47-54; Büyük Türk Klâsikleri, İstanbul 1986, IV, 192-198; Halûk İpekten, Türk Edebiyatının Kaynaklarından Türkçe Şuarâ Tezkireleri, Erzurum 1988, s. 50-61; Mustafa İsen v.dğr., Şair Tezkireleri, Ankara 2002, s. 35-42; İsmail E. Erünsal, “Türk Edebiyatı Tarihinin Arşiv Kaynakları II: Kanunî Sultan Süleyman Devrine Ait Bir İn’âmât Defteri”, Osm.Ar., sy. 4 (1984), s. 16; Hüseyin Ayan, “Latîfî’ye Göre Şiir ve Şâir”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sy. 1, Erzurum 1993, s. 15-21; Nihat Çetin, “Latîfî”, İA, VII, 19-22; Abdülkadir Karahan, “Tezkire”, a.e., XII/1, s. 228; Mustafa Kutlu, “Latîfî”, TDEA, VI, 71-72.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2003 yılında Ankara'da basılan 27. cildinde, 111-112 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER