MAHV ve İSBAT

المحو والإثبات
Müellif:
MAHV ve İSBAT
Müellif: SÜLEYMAN ULUDAĞ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mahv-ve-isbat
SÜLEYMAN ULUDAĞ, "MAHV ve İSBAT", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mahv-ve-isbat (20.07.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte mahv “silmek, geçersiz kılmak, yok saymak”, isbât ise “ibka etmek, geçerli kılmak” gibi anlamlara gelir. Bu iki kelime Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde sözlük anlamlarıyla geçmektedir (Wensinck, el-Muʿcem, “şbt”, “mḥv” md.leri; M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “şbt”, “mḥv” md.leri). “Allah dilediğini mahv, dilediğini isbat eder, kitabın aslı onun katındadır” meâlindeki âyette (Ra‘d 13/39) mahv, “Allah’ın bir şeriatın hükmünü diğer bir şeriatla kaldırması (nesh)” veya “levh-i mahfûzda yazılı olan bir şeyi silmesi”, isbat ise “bir şeyin yerine başka bir şeyi kaydetmesi” veya “tabiattaki bazı şeyleri silip yok ederken diğer bazı şeyleri sabit tutması” mânasındadır (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, V, 308-312). Hadislerde musibete uğrayıp sabreden kişinin bir günahının silineceği bildirilmektedir (Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 11; Müslim, “Birr”, 44). Sûfîler, yaptıkları yorumlarla mahv ve isbatın kapsamını genişleterek bunları birer tasavvuf terimi haline getirmişlerdir. Mahv yerine bazan nefy kelimesi de kullanılmıştır. İlk sûfîlerden Ebü’l-Hüseyin en-Nûrî, Allah’ın yüksek mertebedeki kullarını kendisine çektiğini, böylece onların bütün davranışlarının kendilerinden değil Hak’tan olduğunu gördüklerini söyler. Bu seçkin kulların davranışlarını kendilerinden görmemelerine mahv, Hak’tan görmelerine isbat denir. Bu durum, “Her şey O’ndan, O’nunla ve O’nun içindir” sözüyle de ifade edilmiştir (Serrâc, s. 431).

Sûfîler mahv ve isbatın ahlâk, ibadet ve mânevî hallerle ilgili olmak üzere üç mertebesi bulunduğunu belirtmişlerdir. Ahlâkî anlamda mahv insanın kötü huyları terketmesi, isbat iyi huylar edinmesidir (Kâşânî, s. 79). İbadetleri alışkanlık haline getirmemek mahv, hakikatlerini gerçekleştirmek isbattır. Mânevî hallerde mahv ise gafletin yok edilmesidir. Mahvın bu üç mertebesinde fiiller kullara ait gibi görünürse de Kur’an’da mahv ve isbat Allah’a isnat edildiğine göre aslında Allah’a aittir. Âriflerin gönlünden kendi zikri dışındaki düşünceleri silip kendisine tâlip olanların dilinde zikrini sabit kılan da Allah’tır. Her sâlikin mahvı ve isbatı mânevî haline göre gerçekleşir (Kuşeyrî, s. 222; Kâşânî, s. 79). Sâlikin iradesini terketmesine mahv, kayıtsız şartsız Hakk’ın iradesine teslim olmasına isbat denmiş, bu bağlamda mahv “fenâ”, isbat “bekā” anlamında kullanılmıştır (Hücvîrî, s. 494). Kelime-i tevhid de mahv / nefiy (lâ ilâhe) ve isbatı (illallah) içermektedir.

Muhyiddin İbnü’l-Arabî olayları ve fiilleri Allah’tan başkasına nisbet etmemenin, sebepleri dikkate almamanın mahv, Allah’a nisbet etmenin isbat olduğunu söyler. Kur’an’daki, “Attığın zaman sen atmadın” cümlesi nefiy ve mahv, “Lâkin onu Allah attı” cümlesi (el-Enfâl 8/17) isbattır. Tabiat olaylarındaki değişimi de mahv ve isbat tabiriyle açıklayan İbnü’l-Arabî’ye göre tabiatta değişen ve yok olup giden şeyler mahv, sabit ve kalıcı olan şeyler isbattır. O bu anlamda mahv ve isbatı şeriatlardaki neshe benzetir (el-Fütûḥât, II, 729). Şiîler bedâ* inancını mahv ve isbatla açıklamışlardır.

Mahvın çeşitli mertebeleri vardır. Kesretin vahdetle fenâsı “hakiki cem‘” anlamındaki mahvdır. “Allah’tan başka fâil olmadığı gibi (lâ fâile illallah) O’ndan başka varlık da yoktur (lâ mevcûde illallah)” kanaatine ulaşmaya kullukta mahv veya kulun aynının mahvı denir. “Ezmek ve kazımak” mânasına gelen mahk “sâlikin vücudunun Hakk’ın zâtında, mahv fiillerinin Hakk’ın fiilinde, ‘silmek, yok olmak’ mânasındaki tams sıfatlarının Hakk’ın sıfatlarında fâni olması” şeklinde tanımlanmıştır (et-Taʿrîfât, “maḥv” md.; Sühreverdî, s. 527; Kâşânî, s. 80, 81; Gümüşhânevî, s. 27). Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Mes̱nevî’de (III, 54, 298; V, 86) menfi ile müsbet gibi mahv ile isbatın da birbirini gerektirdiğini, bunun da zâhir ve bâtın farkından kaynaklandığını, zâhirde var sanılan şeylerin aslında yok, yok sanılan şeylerin ise var olduğunu söyler.

BİBLİYOGRAFYA
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “şbt”, “mḥv” md.leri; et-Taʿrîfât, “maḥv” md.; Tehânevî, Keşşâf, II, 1334, 1359; Kāmus Tercümesi, I, 556; IV, 1175; Wensinck, el-Muʿcem, “şbt”, “mḥv” md.leri; M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “şbt”, “mḥv” md.leri; Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 11; Müslim, “Birr”, 44; Serrâc, el-Lümaʿ, s. 431; Hücvîrî, Keşfü’l-maḥcûb, Tahran 1338 hş., s. 494-501; Kuşeyrî, er-Risâle, Kahire, ts., s. 222; Ebû Mansûr el-Abbâdî, Ṣûfînâme (nşr. Gulâm Hüseyn-i Yûsufî), Tahran 1347 hş., s. 203; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, Kahire 1279, V, 308-312; İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥât, II, 729, 731; Sühreverdî, ʿAvârifü’l-maʿârif, Beyrut 1966, s. 527; Mevlânâ, Mes̱nevî, III, 54, 298; V, 86; Kâşânî, Iṣṭılâḥâtü’ṣ-ṣûfiyye, s. 79-81; Gümüşhânevî, Câmiʿu’l-uṣûl, Kahire 1289, s. 27; Seyyid Sâdık-ı Gûherîn, Şerḥ-i Iṣṭılâḥât-ı Taṣavvuf, Tahran 1369 hş., I, 75; Ziyâeddin Nahşebî, Silkü’s-sülûk, Tahran 1369 hş., s. 13; Ca‘fer Seccâdî, Ferheng, Tahran 1991, s. 707.

Süleyman Uludağ
Bu madde ilk olarak 2003 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 27. cildinde, 395-396 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.