MECÂLİSÜ’n-NEFÂİS - TDV İslâm Ansiklopedisi

MECÂLİSÜ’n-NEFÂİS

مجالس النفائس
Müellif:
MECÂLİSÜ’n-NEFÂİS
Müellif: KEMAL ERASLAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 25.11.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mecalisun-nefais
KEMAL ERASLAN, "MECÂLİSÜ’n-NEFÂİS", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mecalisun-nefais (25.11.2020).
Kopyalama metni
Semerkant’ta Hüseyin Baykara adına Çağatay Türkçesi’yle yazılan Mecâlisü’n-nefâis, Türk diliyle kaleme alınmış ilk tezkire olması yanında gerek XIV ve XV. yüzyıllar Orta Asya Türk dünyasının sosyal ve kültürel hayatına ışık tutması, gerekse devrinin edebî hayatıyla şairleri hakkında bilgi vermesi bakımından önemlidir. Eserin 896 (1491) veya 897’de (1492) yazıldığını belirten kaynaklar yanında yalnız ikinci meclisin yazılış tarihinin 896 olduğunu, Ali Şîr Nevâî’nin çalışmasını 903 (1498) yılında ikinci defa gözden geçirerek yirmi üç şair ilâvesiyle yeniden telif ettiğini söyleyenler de vardır (Mecâlisü’n-nefâis [nşr. Suyima Ganiyeva], önsöz; Kartal, sy. 13 [2000], s. 23).

Mecâlisü’n-nefâis bir giriş ve “meclis” adıyla kayıtlı sekiz tabakadan meydana gelmektedir. Giriş bölümünde kitabın telif sebebini açıklayan Nevâî, Molla Câmî’nin Bahâristân’ı ile Devletşah’ın Tezkiretü’ş-şuarâ‘sının değerli eserler olduğunu, Devletşah’ın pek çok zahmetle şairleri güzel bir şekilde topladığını ifade eder. Aynı türde başka eserlerin de bulunduğuna dikkat çeken Nevâî bu eserlerde yer verilmediği için zamanla unutulan birçok değerli şair hakkında bir kitap yazma arzusu beslediğini, nihayet Hüseyin Baykara’nın teşvik ve desteğiyle eserini yazmaya muvaffak olduğunu belirtir.

Nevâî’nin, başlarına bir açıklama ve sonlarına bir tetimme koyduğu meclislerle bunların ihtiva ettiği şair sayısı şöyledir: Birinci meclis Nevâî’den önce yaşayan kırk altı şair, ikinci meclis Nevâî’nin çocukluk ve gençlik yıllarında hayatta olup görüştüğü, ancak tezkirenin tamamlandığı tarihte ölmüş bulunan doksan üç şair, üçüncü meclis Nevâî’nin zamanında üne kavuşan, kendisinin bizzat tanıyıp dostluk kurduğu yüz yetmiş üç şair, dördüncü meclis çağın meşhur âlimlerinden şiirle de meşgul olan yetmiş iki kişi, beşinci meclis Timurlular ailesine mensup yirmi üç Horasanlı şair mirza, altıncı meclis Horasan dışında yaşayan şair ve âlimlerden otuz bir kişi, yedinci meclis sultan ve şehzadeler içinde şiirden hoşlanan ve güzel şiir okuyan yirmi iki kişi ihtiva eder; sekizinci meclis Sultan Hüseyin Baykara hakkındadır. Eserin beşte birini teşkil eden bu mecliste Nevâî çocukluk arkadaşı ve yakın dostu olan hükümdarın usta bir şair olduğunu söyler ve divanında mevcut gazellerinin matla‘larını verip açıklamalarda bulunur.

Mecâlisü’n-nefâis’te yer alan 461 kişinin hal tercümeleri ana hatları ile belirtilip yer yer şairlikleri ve meziyetleri hakkında bilgi verilmiştir. Nevâî’nin, söz konusu ettiği kimseleri şiir kabiliyetleri yanında insanî ve ahlâkî meziyetleriyle de değerlendirmesi dikkat çekicidir. Bunların biyografileri üzerinde ayrıntılı biçimde durulmaması ise o zamanın tezkirecilik anlayışının bir sonucudur. Eserde hal tercümeleri verilenlerin çoğu şiirlerini Farsça kaleme almış Türk şairleridir. Değişik nüshalarda sayıları 451 ilâ 461 olan bu şairlerden sadece kırk biri şiirlerini Türkçe yazmıştır. Bu bakımdan eser Fars edebiyatı tarihi için de önemi bir kaynaktır. Nevâî şairlerin şiirlerini değerlendirirken “daha güzel, güzel söz, güzel düşmüştür, renkli, beğenilmiş, akıcı şiir” gibi klişeleri, şahsiyetlerini değerlendirirken de “hoş tabiatlı, şuh tabiatlı, dervişmeşrep, güzel sözlü, tekellüfsüz, lâubâli” gibi kalıpları sıkça kullanmıştır.

Tezkirenin Türkiye’de ve Türkiye dışındaki kütüphanelerde 100’e yakın yazma nüshası bilinmektedir (meselâ bk. TSMK, Revan Köşkü, nr. 808, Emanet Hazinesi, nr. 1502; Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 4056, 4065, Esad Efendi, nr. 1675, Kılıç Ali Paşa, nr. 800/2, Ayasofya, nr. 2045; Bibliothèque Nationale, Supp. Turc, nr. 316). Fahrî-i Herâtî’nin Ravżatü’s-selâṭîn (yazılışı 950/1543) ve Sâm Mirza’nın Tuḥfe-i Sâmî (957/1550) adıyla Farsça, Sâdıkī-i Kitâbdâr’ın Mecmau’l-havâs adıyla Türkçe (yazılışı 1016/1607) olarak zeyil yazdıkları Mecâlisü’n-nefâis 1908 yılında Taşkent’te, daha sonra Suyima Ganiyeva tarafından Arap harfleriyle yine Taşkent’te (1961), bir heyet tarafından Latin harfleriyle Türkiye’de (Erzurum 1995) yayımlanmıştır.

Mecâlisü’n-nefâis beş defa da Farsça’ya tercüme edilmiştir. Bunlardan Fahrî-i Herâtî’nin 928 (1522) yılında Leṭâʾifnâme adıyla yaptığı çeviri Safevî Hükümdarı Şah İsmâil’e ve oğlu Sâm Mirza’ya takdim edilmiştir. Mütercim İran’daki yazma nüshalara dayanarak ilâvelerde bulunmuş, çevirisine Nevâî’nin eserinde yer almayan 188 şairin hal tercümesini ihtiva eden dokuzuncu bir bölüm eklemiş, ayrıca eserinin hâtime kısmını Nevâî’ye tahsis etmiştir. Hakîmşah adıyla anılan Muhammed b. Mübârek Şah el-Kazvînî’nin İstanbul’da 927’de (1521) başlayıp 929’da (1523) tamamladığı Farsça tercüme Terceme-i Mecâlisü’n-nefâʾis olarak bilinir. Kazvînî, Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim’e sunduğu eserini sekiz bölüme (bihişt) ayırmış, Hüseyin Baykara’nın hayatını özetleyerek yedinci bölüme dahil etmiş, sekizinci bölümü iki kısma (ravza) ayırarak ilk kısımda Bahâristân’dan, ikinci kısımda Yavuz Sultan Selim’in sarayındaki şairlerden bahsetmiştir. Eserin altıncı bölümüne Akkoyunlu Hükümdarı Yâkub’un sarayındaki kırk bir şairin hal tercümesi ilâve edilmiştir. Kazvînî’nin bu ilâveleri büyük önem taşımaktadır. Şeyhzâde Fâyiz-i Nîmerdânî’nin 961 (1554) yılında yaptığı çeviri Baḳıyye-i Naḳıyye adını taşır. Şah Ali b. Abdülalî’nin tercümesi, 1006’da (1598) Herat’ta tahta çıkan ve ertesi yıl Safevî Şahı I. Abbas karşısında yenilgiye uğrayarak Mâverâünnehir’e kaçarken yolda ölen Canoğulları Hükümdarı Din Muhammed adına kaleme alınmıştır. Abdülbâkī Şerîf-i Radavî’nin tercümesi ise Hindistan’da yapılmıştır. Herâtî ve Kazvînî tercümeleri Ali Asgar-ı Hikmet tarafından yayımlanmıştır (bk. bibl.). Alâüddevle Kazvînî’nin, Nefâʾisü’l-meʾâs̱ir’ini hazırlarken istifade ettiği Mecâlisü’n-nefâis, Sehî Bey’in de Heşt Bihişt’i telif ederken örnek aldığı ve büyük ölçüde faydalandığı bir kaynaktır.

BİBLİYOGRAFYA
Ali Şîr Nevâî, Mecâlisü’n-nefâʾis (trc. M. Fahrî-yi Herâtî – Hakîm Şah Kazvînî; nşr. Ali Asgar-ı Hikmet), Tahran 1323 hş.; a.e. (nşr. Suyima Ganiyeva), Taşkent 1961; a.e.: Mecâlisü’n-nefâyis (nşr. ve trc. Kemal Eraslan – Naci Tokmak), Ankara 2001, I-II; Bedia Aziz, Herat Mektebi Tezkireciliği (mezuniyet tezi, 1924), Dârülfünun Ed. Fak.; Sâdıkī-i Kitâbdâr, Tezkire-i Mecmau’l-havâs (trc. Abdürresûl Hayyâmpûr), Tebriz 1327 hş., s. 4-12; J. Eckmann, “Die Tschaghataische Literatur”, Ph.TF, II, 304-402; Agâh Sırrı Levend, Ali Şir Nevaî: Divanlar ve Hamse Dışındaki Eserler, Ankara 1968, IV, 61-86; a.mlf., “Türkiye Kitaplıklarında Nevaî Yazmaları”, TDAY Belleten (1958), s. 127-214; Ahmed Gülçîn-i Meânî, Târîḫ-i Teẕkirehâ-yi Fârsî, Tahran 1350 hş., II, 118-128; M. Alî Taberî, Zübdetü’l-âs̱âr, Tahran 1372, s. 352-353; Haluk İpekten, Türk Edebiyatının Kaynaklarından Türkçe Şuara Tezkireleri, Erzurum 1988, s. 34-37; Ahmet Kartal, “Ali Şîr Nevâî’nin Mecâlisü’n-nefâ’is İsimli Tezkiresi ve XVI. Asırda Yapılan Farsça İki Tercümesi”, Bilig, sy. 13, Ankara 2000, s. 21-63; Abdülkadir Karahan, “Tezkire”, İA, XII/1, s. 227.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2003 yılında Ankara'da basılan 28. cildinde, 216-217 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER