https://islamansiklopedisi.org.tr/musahiplik
Arapça’da “bir kişiyle birlikte bulunmak, kendisine eşlik etmek, onunla dostluk ve arkadaşlık kurmak” mânasındaki “sohbet” kökünden türeyen, “musâhabe” kelimesinin ism-i fâili olan musâhib, “sohbetleşen, sohbet arkadaşı, sohbet ehli kimse, arkadaş, dost” anlamlarına gelir (Gölpınarlı, s. 224; Pakalın, II, 583). Musâhib terim olarak iki alanda kullanılmıştır. Osmanlı saray teşkilâtında kullanılan bir unvan olarak musâhib, “saraydaki görevliler içinde vezir ve beylerbeyilerinden padişaha danışmanlık yapan, kişiliği ve bilgisiyle temayüz ederek ona arkadaşlıkta bulunan kimse” anlamındadır (bk. MUSÂHİB). Musâhib ikinci olarak, son dönemlerde daha çok Alevî ismiyle anılan kimi ocaklarda iki aile arasında gerçekleşen yeminle mânevî kardeş olan kimseleri ifade eder (Uğurlu, s. 13; Tur, s. 421; Üçer, Alevîlikte Musâhiblik, s. 46-50). Bu bağlamda musâhiplik, düzenlenen bir musâhiplik cem‘inde kan bağı taşımayan iki erkeğin eşleri ile birlikte mürşid/pîr/dede ve cem‘e katılan topluluğun önünde Hakk’a yürüyünceye (ölünceye) kadar kardeş kalacaklarına, maddî ve mânevî her açıdan birbirini koruyup kollayacaklarına dair söz vermelerini içeren bir erkânla (törenle) kurulan mânevî kardeşliği ifade etmektedir. Ocaktan ocağa, bölgeden bölgeye, hısımlık, can kardeşliği/yoldaşlığı, din kardeşliği, tarikat kardeşliği, sağdıçlık, bilazerlik, içeri kurbanı vb. farklı adlandırmalar söz konusu olmakla birlikte musâhipliğe, yolun (tarikat) gereği olduğu ve dünya hayatında dayanışmayı hedeflediği için yol kardeşliği, bu beraberliğin ölünceye kadar sürmesi gerekliliği ve musâhip kardeşine karşı kişinin yaptıklarından dolayı âhirette sorumlu tutulacağı anlayışına bağlı olarak âhiret kardeşliği gibi isimler de verilmektedir (Korkmaz, s. 253-254; Selçuk, s. 189; Özdemir, s. 736; Ersal, “Alevi İnanç Sistemindeki Ritüelik Özel Terimler: Musahiplik”, s. 1106-1107; Ayaz, s. 104; Dedekargınoğlu, s. 92; Irmak – Hamarat, s. 218).
Musâhiplik uygulamasının görüldüğü “Alevîlik” bağlamında gerek geleneksel yapı olan ocakların gerek şehirleşme ile ortaya çıkan grupların dinî ve sosyokültürel boyutları ele alınırken şu hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Birincisi farklı silsile ve tasavvufî geleneklere sahip olan ve Ağuçan, Baba Mansur, Dede Garkın, Garib Mûsâ, Güvenç Abdal, Hacı Bektâş-ı Velî, Hacı Emirli, Hasan Dede, Hızır Abdal, Hubyar Sultan, Keçeci Baba, Kureyşanlı, Sinemilli, Şah Kalender Velî, Şeyh Çakır, Şücâüddin Velî, Üryan Hızır, Yanınyatır gibi daha çok ocak evliyası kabul edilen şahısların isim veya sıfatları ile adlandırılan ocakların (Yaman, Alevilikte Dedeler Ocaklar, s. 86-100; Aksüt, s. 31-309; Ersal, Alevilik: Kavramlar, s. 36-98; Yıldırım, Sosyo-Kültürel Değişim Sürecinde Alevi Ocakları, s. 65-159) Alevîlik şemsiye kavramı altında isimlendirilmesi yakın döneme ait bir gelişmedir. Zira gelenekte her ocak kendi ismiyle anılmaktadır (Mélikoff, s. 53; Onat, s. 124; Üçer, Anadolu’da Alevî Ocakları, s. 41-46). İkincisi Alevî diye isimlendirilen topluluklarda -Bektaşîliğin Bâbâgân kolu hariç- ocak sistemine (bir nevi boy, soy, aşiret yapısı) dayalı sosyal bir yapı bulunmakta; bu yapıdaki insan unsurunun önce dede ve tâlip şeklinde aralarında geçişkenlik olmayan bir biçimde iki ana kısma ayrılmakta; dede soylu olanlar da mürşid, pîr ve rehber ocakları şeklinde hiyerarşik bir yapıda ana ocak ve bağlı alt ocaklar sistemine göre varlıklarını sürdürmektedir (Aksüt, s. 31-248; Ersal, Alevilik: Kavramlar, s. 63; Üçer, Anadolu’da Alevî Ocakları, s. 79-87; ayrıca bk. OCAK). Gerek sûfiyân (kızılbaş) süreğine gerek Hacı Bektaş’a bağlı olmayan müstakil ocakların varlığı (Aksüt, s. 249-309) nedeniyle her ne kadar mevcut durumu tam olarak ifade etmese de konu hakkında yürütülen çalışmalarda Alevîlik-Bektaşîlik şeklinde bir terkibin kullanılmasının, birbirlerinden müstakil ana ocaklar ve bunlara bağlı alt ocaklar sisteminden kaynaklandığı düşünülebilir. Dolayısıyla her ocak, kendi ana ocak ve ona bağlı alt ocak sistemi içinde ayrı ayrı ele alınmalıdır. Üçüncüsü bu sosyal yapıdaki ocaklar, Orta Asya’dan Anadolu ve çevre coğrafyasına, İslâmlaştıkları dönemden 1960’lı yıllara kadar uzun bir süre genel olarak göçebe, yarı göçebe ve kırsal şartlarda bir hayat sürdürmüştür. Dördüncüsü ise dinî ve sosyal hayatla ilgili telakkiler ve uygulamalar, bahse konu sosyal yapıya uyarlanmış bir tasavvuf düşüncesi ve tarikat hayatı kalıplarında şekillendirilmiştir. İlham ve keşf merkezli epistemolojik kabullerden musâhiplik kurumuna varıncaya kadar bütün telakkiler ve kurumsal yapılar söz konusu özelliklerle anlam bulmaktadır (Üçer, Anadolu’da Alevî Ocakları, s. 62-93). Nitekim toplumsal yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan sosyal bir kurum olan musâhipliğin bulunduğu ocaklarda, bu kurum Alevî nitelemeli geleneğin söz konusu karakteristik ortak özellikleri çerçevesinde tarikat hayatının kalıpları içinde anlamlandırılmış ve biçimlendirilmiştir. Bu bağlamda hem musâhipliğin kuralları âdâb ve erkân kitaplarında açıklanmış hem de musâhip olacak kişilerin bu kavle (antlaşmaya) girişleri bir tarikat merasimi ile gerçekleştirilmiş, kurumun işleyişi ise daha çok ocakların kendi iç düzenleri içinde erkâna bağlanmıştır (Üçer, Alevîlikte Musâhiblik, s. 107-174).
Araştırmacılar musâhipliğin kökeni hakkında farklı coğrafyalara ve kökenlere işaret eden değişik görüşler ileri sürmektedir. Bu çerçevede bir taraftan geçmişte Türk kavimleri arasında var olduğu bilinen anda (yeminli dostluk antlaşması), biste (kardeşlik, ortaklık), alplik, nökerlik (arkadaşlık) gibi âdet ve uygulamalara (Mélikoff, s. 90-91), diğer taraftan İslâmiyet öncesi Araplar’da gerek kabileler gerek şahıslar arasında yapılan anlaşmayı ifade eden hilf müessesesine (Kaya, s. 10-13; Arslan, s. 11-14) dikkat çekilmekle birlikte, genellikle musâhiplik, zamanında Anadolu coğrafyasında çok önemli fonksiyonlar icra eden fütüvvet ve Ahîlik geleneğiyle bağlantılı görülmektedir (Mélikoff, s. 91; Sarıkaya, s. 201-202). Asıl adları Menâkıbnâme, Risâle, Fütüvvetnâme vb. olmasına rağmen son dönemlerde Buyruk adıyla şöhret bulup yayımlanan (Kaplan, s. 42-58) eserlerde yer alan musâhiplik erkânına ait metinlerin kaynaklarının daha çok fütüvvet/ahî geleneği olduğu yönündeki tesbitler bu durumu teyit etmektedir (Sarıkaya, s. 201-202). Musâhipliğin, Anadolu’da değişik yörelerde ve kesimler arasında yaren, barana, delikanlı teşkilâtı, gezek, muhabbet, oda teşkilâtı, sohbet, sıra, perde, arfana vb. farklı isimler ve değişik işleyişlerle sürdürülmüş olan ve yine toplumsal yardımlaşma ve dayanışma fonksiyonu icra eden pek çok oluşumla aynı kaynaklardan beslenmesi dikkate değerdir (Çağatay, s. 161-174). Dolayısıyla musâhipliğin, Anadolu’daki bu tür pek çok oluşumda görülen anlayış ve ilkelerin boy, soy, aşiret sistemi ve tarikat hayatı kalıplarında harmanlanan ve Alevî diye isimlendirilen ocakların/zümrelerin sosyal ve dinî hayatına göre hal almış bir şekli olduğu anlaşılmaktadır.
Özellikle kızılbaş/sûfiyân (gelenek mensupları daha çok sôfiyân şeklinde telaffuz etmektedir) süreğine mensup ocakların âdâb ve erkânını ele alan ve son dönemlerde Buyruk ismiyle adlandırılan eserler musâhipliği, kimi zaman Hz. Peygamber’in Vedâ haccı dönüşü Gadîr-i Hum olayına (Erdebilli Şeyh Safî ve Buyruğu, s. 78-80; Buyruk: Menakıbı Şeyh Safi, s. 63-67; ayrıca bk. Kaplan, s. 203-204; Dedekargınoğlu, s. 96; Rıza Yıldırım, Geleneksel Alevilik, s. 248), kimi zaman Hz. Peygamber’in mi‘rac hadisesine bağlı olarak ele alsa da (İmam Cafer-i Sadık Buyruğu, s. 23-25; Buyruk [haz. F. Bozkurt], s. 12-16; Dedekargınoğlu, s. 96), Alevî gelenek kurumu daha çok Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicreti sonrasında Medine’de tesis etmiş olduğu kardeşlik (muâhât) müessesesine ve dolayısıyla bu münasebetle Hz. Peygamber’in kendisine Hz. Ali’yi kardeş seçmesi olayına dayandırmaktadır (Bulut, s. 455-459; Dedekargınoğlu, s. 96; Yıldırım, Geleneksel Alevilik, s. 248). Ocaklardaki geleneksel kabule göre Hz. Peygamber bu kardeşlik müessesesini Kur’an’ın emri doğrultusunda kurmuştur. Nitekim bu konuda genellikle müminlerin dostluğunu, velâyetini ve kardeşliğini konu edinen âyetler (en-Nisâ 4/33; el-Enfâl 8/72-75; et-Tevbe 9/71, 100; el-Feth 48/10; el-Hadîd 57/10) delil olarak kullanılmaktadır. Buna göre musâhipliğin tesisi muâhâtı ifade eden âyetle (el-Enfâl 8/72), işleyiş şekli ise “Yemin ederek kendileriyle sözleşme yaptığınız kimselere de paylarını verin” (en-Nisâ 4/33) âyetiyle açıklanmaktadır (Yaman, Alevîlik İnanç-Edeb-Erkân, s. 242-243; Kaya, s. 25-46; Mermer, s. 325-351).
Alevî şemsiye kavramı içinde değerlendirilen bütün ocaklarda musâhiplik geleneği bulunmamaktadır. Söz gelimi Bektaşî geleneği içinde yer alan kimi ocaklarda musâhiplik yer almaz. Musâhipliğin bulunduğu ocaklarda da farklı uygulamalar söz konusudur. Nitekim musâhiplik bazı ocaklarda tarikata giriş erkânı, diğer bazılarında ise tarikata girmiş olan ailelerden ikisinin ayrıca kardeşlik ahdi yapmaları şeklinde uygulanmaktadır (Üçer, Alevîlikte Musâhiblik, s. 215-216).
Musâhiplik antlaşması, tarafları ömür boyu sürecek maddî ve mânevî ağır yükümlülükler altına aldığından, musâhip olacak kişiler için bu sorumlulukları hakkıyla yerine getirmelerine yönelik hem kişilik özellikleri hem sosyal çevre ve statüleri açısından bazı şartlar getirilmiştir. Buna göre mânevî mertebe açısından uygun olan kişinin musâhip seçilmesi, sosyal statü açısından akran ve emsal olanların tercih edilmesi, aynı yerleşim yerinde yaşayanlar ile aynı dili konuşanların bu antlaşmayı yapması, ayrıca ocaklar arasında bazı farklı anlayışlar bulunmakla birlikte musâhip olacak kişilerin yirmili yaşlarda olmaları esas kabul edilmiştir (Buyruk [haz. F. Bozkurt], s. 52-53; Kaplan, s. 209-210; Bulut, s. 461-463; Dedekargınoğlu, s. 97-98; Yıldırım, Geleneksel Alevilik, s. 253-255; Kaygusuz, s. 17; Bozkurt, Kuran’da Alevi Erkânı: Erkânname, s. 129-130; Üçer, Alevîlikte Musâhiblik, s. 111-119).
Musâhiplik ikrarıyla kardeş olan iki aile, bu kardeşliğin sorumlulukları çerçevesinde, hayat boyunca maddî ve mânevî açıdan tam bir dayanışma içinde olacaklarını ve birbirlerinin kusur ve hatalarından kendilerinin de sorumlu olduklarını beyan etmiş sayılırlar. Bu bağlamda musâhip kardeşlerin birbirlerine tam bir teslimiyet ve rıza ile teslim olmaları, duygusal ortaklık ve ortak davranış gösterebilen bir dostluk kurmaları, aralarında birbirlerinden saklı-gizli işlerinin olmaması, birbirlerinin evlerine teklifsiz gitmeleri, yiyecek-içecek gibi gıda ve diğer eşyalarını serbestçe kullanabilmeleri, birbirlerine misafir olmaları ve daima birbirlerini ziyaret etmeleri, çocuklarını kollamaları, mallarını paylaşmaları, birbirlerinin dertleriyle dertlenmeleri, maddî sıkıntılarda birbirlerine destek olmaları, herhangi bir ölüm durumunda geride kalanlara bakmaları gibi hususlar hükme bağlanmıştır (İmam Cafer-i Sadık Buyruğu, s. 47-49; Tur, s. 422; Kaplan, s. 210-211, 370; Üçer, Alevîlikte Musâhiblik, s. 119-122).
Musâhiplik kurumu evlilik konusunda birtakım yasaklar getirmiştir. Buna göre musâhip olan kardeşler hiçbir zaman ve şartta birbiriyle evlenemezler. Musâhip kavline giren kişi, musâhibi olduğu kişilerin usul ve fürûundan hiçbir kimseyle evlenemez. Ayrıca musâhip kardeşlerin çocukları da birbirine düşmez. Bu çerçeveyi de destekleyecek şekilde musâhip kardeşler birbirlerine “bacılık”, “kardaşlık” diye hitap etmekte, birbirlerinin ana babalarına da “analık”, “babalık” demektedir. Musâhip kardeşlerin çocukları da birbirine kardeş sayıldığından ve aralarında evlilik söz konusu olmadığından onlara da “oğulluğum”, “kızlığım” diye hitap edilmektedir. Ancak değişik bölgelerde “bacılık ve kardaşlık, çocukların amcası ve halası sayılır” mantığıyla bu yasağın kaldırılıp çocukların evlendirildikleri bazı uygulamalar da söz konusudur (Kaygusuz, s. 18-19; Kaplan, s. 212; Üçer, Alevîlikte Musâhiblik, s. 122-123).
Musâhipliğin yer aldığı Alevî geleneğine mensup ocaklarda, insanın hayatta olduğu sürece mutlaka musâhipli olması esas kabul edilmiştir. Musâhipliğin kişinin hayatında yalnız bir defa gerçekleşebildiği, ölüm, düşkünlük, ayrılık gibi durumlarda bozulması halinde yenilenmesinin mümkün olmadığı şeklinde görüş ve kayıtlara rastlanmakla birlikte (Buyruk [haz. F. Bozkurt], s. 52) gelenekte musâhipliğe atfedilen öneme bağlı olarak ölüm gibi doğal ayrılıklarda ya da musâhip kardeşlerden birinin erkânı hakkıyla yerine getirmemesi durumunda akdedilen musâhiplik antlaşmasının iptaline ve yeni bir musâhiplik bağının kurulmasına imkân tanıyan uygulamalar da görülmektedir (Kaplan, s. 207-211; Üçer, Alevîlikte Musâhiblik, s. 125-127).
Geçmişte bir tür yardımlaşma ve dayanışma kurumu olarak son derece önemli katkılar sağlayan musâhipliğin, günümüzde ideal anlamıyla yaşatılamadığı görülmektedir. Alan araştırmalarının da ortaya koyduğu üzere musâhiplik köy ve kasabalarda hatta ocak merkezlerinde dahi uygulamadan kalkmaya başlamıştır (Soyyer, s. 126; Bal, s. 272; Keskin, s. 134-136; Üçer, Alevîlikte Musâhiblik, s. 125-127). Bunun temelinde ise geleneksel Alevîlik’te hâkim olan boy-soy-aşiret sistemine dayalı sosyal yapı, bu sosyal yapıya uyarlanmış bir tasavvuf ve tarikat hayatı ve bu iki ana karakterin şekillendirdiği kapalı toplum olgusunun, modernite, sekülerleşme, sanayileşme, şehirleşme, uzmanlık alanlarının belirginleşmesi, göç vb. etkenlere bağlı olarak köklü bir değişikliğe uğraması yatmaktadır (Taşğın, s. 103-123; Üçer, Alevîlikte Musâhiblik, s. 209-224).
BİBLİYOGRAFYA
Esat Korkmaz, Ansiklopedik Alevilik Bektaşilik Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1994, s. 253-254.
Buyruk: İmam Cafer-i Sadık Buyruğu (haz. Fuat Bozkurt), İstanbul 1982, s. 12-16, 52-53.
İmam Cafer-i Sadık Buyruğu (haz. Adil Ali Atalay), İstanbul 1998, s. 23-25, 47-49.
Neşet Çağatay, Bir Türk Kurumu Olan Ahilik, Ankara 1974, s. 161-174.
Abdülbaki Gölpınarlı, Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, İstanbul 1977, s. 224.
Haydar Kaya, Musâhiblik, İstanbul 1989, tür.yer.
İsmail Kaygusuz, Aleviliğin Toplumsallaştırılmış Tapınç Kurumlarından Musahiblik, İstanbul 1991, s. 17, 18-19.
Ahmet Uğurlu, Alevilikde Cem ve Musâhiblik, İstanbul 1991, s. 13.
Irène Mélikoff, Uyur İdik Uyardılar: Alevîlik-Bektaşîlik Araştırmaları (trc. Turan Alptekin), İstanbul 1994, s. 53, 89-100.
Erdebilli Şeyh Safî ve Buyruğu (haz. Mehmet Yaman), İstanbul 1994, s. 78-80.
Yılmaz Soyyer, Sosyolojik Açıdan Alevî Bektaşî Geleneği, İstanbul 1996, s. 126.
Hüseyin Bal, Sosyolojik Açıdan Alevi-Sünni Farklılaşması ve Bütünleşmesi, İstanbul 1997, s. 272.
Ali Yaman, Alevilikte Dedeler Ocaklar, İstanbul 1998, tür.yer.
Recep Cengiz, Çamiçi Beldesinde Dini Hayat. Alevilik Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma (doktora tezi, 2000), Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 141-145.
Mehmet Yaman, Alevilik: İnanç-Edeb-Erkân, İstanbul 2001, s. 242-243.
Seyit Derviş Tur, Erkânname: Aleviliğin İslâm’da Yeri ve Alevi Erkânları, İstanbul 2002, s. 340-450.
M. Saffet Sarıkaya, Anadolu Alevîliğinin Tarihî Arka Planı (XI-XIII. Yüzyıl), İstanbul 2003, tür.yer.
Yahya Mustafa Keskin, Değişim Sürecinde Kırsal Kesim Alevîliği: Elazığ Sünköy Örneği, Ankara 2004, s. 134-136.
Ali Selçuk, Tahtacılar: Mersin Tahtacıları Üzerine Bir Araştırma, İstanbul 2004, s. 189.
Ahmet Taşğın, Güneydoğu Anadolu’da Türkmen Aleviler: Diyarbakır ve Çevresi, İstanbul 2006, s. 103-123.
Nizam Bozkurt, Kuran’da Alevi Erkânı: Erkânname 100 Konu-100 Deyiş-100 Ayet, Ankara 2008, s. 129-130.
Hamza Aksüt, Aleviler: Türkiye-İran-Irak-Suriye-Bulgaristan, Ankara 2009, s. 31-309.
Harun Yıldız, “Alevî-Bektaşî Geleneğinde Musahiplik”, Geçmişten Günümüze Alevî-Bektaşî Kültürü (ed. Ahmet Yaşar Ocak), Ankara 2009, s. 397-413.
Doğan Kaplan, Yazılı Kaynaklarına Göre Alevîlik, Ankara 2010, tür.yer.
Çiğdem Arslan, Ahlak Felsefesi Açısından Musahiplik (yüksek lisans tezi, 2012), Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 11-14.
Emrah Özdemir, “Geleneksel Alevilikte Musahiplik ve Musahip Erkânı Samsun İli Havza ve Lâdik İlçeleri Örneği”, Hitit Üniversitesi Hacı Bektaş Veli Araştırma ve Uygulama Merkezi I. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Sempozyumu, Çorum 2012, s. 731-751.
Erdal Yıldırım, Sosyo-Kültürel Değişim Sürecinde Alevi Ocakları: Ağuçan Ocağı Örneği, Ankara 2012, s. 65-159.
İbrahim Bulut, “Türkmen Geleneğinde Sosyal Dayanışma ve Kardeşlik Kurumu Olarak Musahiplik”, Kutlu Doğum Haftası “Hz. Peygamber Kardeşlik Ahlakı ve Kardeşlik Hukuku” Sempozyumu, Ankara 2013, s. 450-466.
Cenksu Üçer, Alevîlikte Musâhiblik, Ankara 2015, tür.yer.
a.mlf., Anadolu’da Alevî Ocakları ve Grupları, Ankara 2019, tür.yer.
Mehmet Ersal, Alevilik: Kavramlar ve Ocak Sistemi: Çubuk Havzası Örneği, Ankara 2016, tür.yer.
a.mlf., “Alevi İnanç Sistemindeki Ritüelik Özel Terimler: Musahiplik”, Turkish Studies, VI/1 (2011), s. 1087-1110.
Kenan Mermer, “Alevî-Bektâşî Klasiklerinde Musâhiblik ve Dâr Erkânı”, Uluslararası Alevî-Bektâşî Klasikleri Sempozyumu, Sakarya 2016, s. 325-354.
Rıza Yıldırım, Geleneksel Alevilik: İnanç, İbadet, Kurumlar, Toplumsal Yapı, Kolektif Bellek, İstanbul 2018, s. 248, 253-255.
Buyruk: Menakıbı Şeyh Safi Musul ve Çevresindeki Şebeklerin Buyruğu (haz. Ahmet Taşğın), Köln, ts., s. 63-67.
Hasan Onat, “Kızılbaşlık Farklılaşması Üzerine”, İslâmiyât, VI/3 (2003), s. 111-126.
Berna Ayaz, “Balıkesir Çepni ve Tahtacılarında Musahiplik Geleneğinin Toplum Yaşamındaki İşlevi”, Alevilik Araştırmaları Dergisi, sy. 5 (2013), s. 103-114.
Hüseyin Dedekargınoğlu, “Dede Garkın Ocağı’nda Musahiplik Uygulaması Örneği”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, sy. 78 (2016), s. 91-112.
Yılmaz Irmak – Handan Hamarat, “Bingöl Aleviliğinde Dedelik Musahiplik Düşkünlük ve Cem”, Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, VIII/15 (2018), s. 211-232.
Pakalın, II, 583.
Mehmet İpşirli, “Musâhib”, DİA, XXXI, 230.
Haşim Şahin, “Ocak”, a.e., XXXIII, 316-317.