Kullanıcılarımızın Dikkatine: 16.01.2019 tarihli bilgilendirme

NİZÂMİYE MEDRESESİ

NİZÂMİYE MEDRESESİ
Müellif: ABDÜLKERİM ÖZAYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.02.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nizamiye-medresesi
ABDÜLKERİM ÖZAYDIN, "NİZÂMİYE MEDRESESİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nizamiye-medresesi (20.02.2019).
Kopyalama metni
Nizâmülmülk, Şiî Fâtımîler’in Sünnî Abbâsîler’i ve Selçuklular’ı yıpratmak amacıyla siyasî ve askerî faaliyetlerin yanı sıra ilmî açıdan da yoğun bir propagandaya giriştikleri dönemde Ehl-i sünnet akîdesini güçlendirmek ve devletin ihtiyaç duyduğu görevlileri yetiştirmek için ülkenin her tarafında medreseler açmaya karar verdi. Bu konuda Sultan Alparslan’dan izin alan Nizâmülmülk onun devrinde ve daha sonra Sultan Melikşah zamanında Irâk-ı Arab, Irâk-ı Acem, Horasan, Mâverâünnehir, Suriye ve Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde medreseler kurdu. Bunların bir kısmı onun ölümünden sonra açılmakla birlikte Bağdat Nizâmiye Medresesi örnek alındığı için hepsi bu adla anılmıştır. Bazı tarihçiler (meselâ bk. İbn Hallikân, II, 129; Sübkî, V, 314; Süyûtî, II, 255-256), Nizâmiye medreselerinin İslâm tarihinde ilk medreseler olduğunu iddia ederlerse de bu doğru değildir (bk. MEDRESE).

Bağdat Nizâmiye Medresesi. Nizâmiye medreseleri içinde en meşhuru ve en muhteşemi olmakla beraber kuruluş tarihi itibariyle en eskisi değildir. “Dünyada eşi benzeri olmayacak” ve adını kıyamete kadar yaşatacak büyük bir medrese yaptırmaya karar veren Nizâmülmülk, Bağdat Amîdi Ebû Sa‘d el-Kāşî’yi inşaat işlerini yürütmekle görevlendirdi. Ebû Sa‘d el-Kāşî medrese için Dicle nehrinin doğu yakasında uygun bir yer seçti. Bu arada bazı binalar yıktırılarak enkazları inşaatta kullanıldı (İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, VIII, 238); halka ait bazı evler de istimlâk edildi. Zilhicce 457’de (Kasım 1065) inşaatına başlanan medrese (İbnü’l-Esîr, X, 49) 10 Zilkade 459 (22 Eylül 1067) tarihinde tamamlanarak hizmete açıldı (a.g.e., X, 55). Medrese hoca ve öğrencilere mahsus odalar, dershaneler, mescid, kütüphane, yatakhane, yemekhane, hamam gibi bölümlerden oluşan bir külliye niteliğindeydi.

Nizâmülmülk’ün katılamadığı Bağdat Nizâmiye Medresesi’nin açılış törenini Ebû Sa‘d el-Kāşî idare etti. Devlet erkânı, ulemâ ve her tabakadan halkın iştirak ettiği törene Nizâmülmülk’ün medreseyi adına inşa ettirdiği, yönetim ve müderrisliğini kendisine tevdi ettiği Ebû İshak eş-Şîrâzî’nin açılış dersini vermeyi taahhüt etmesine rağmen gelmediği görüldü ve şehrin her tarafında arandığı halde bulunamadı. Bunun üzerine Ebû Sa‘d el-Kāşî açılış dersini İbnü’s-Sabbâğ’ın vermesini rica etti. İbnü’s-Sabbâğ, muhtemelen Nizâmülmülk’ten veya Ebû İshak eş-Şîrâzî’den çekindiği için bu görevden affını istediyse de şehrin zengin tüccarlarından Ebû Mansûr b. Yûsuf’un kendisine kefil olması üzerine medresede ilk dersi verdi. Kendisine medresenin gasbedilmiş arazi üzerinde yaptırıldığı söylendiği için açılışa katılmadığı anlaşılan Ebû İshak eş-Şîrâzî, Nizâmülmülk ve öğrencilerin ısrarı, nihayet halifenin ricası üzerine orada ders vermeyi kabul edince yirmi gün sonra İbnü’s-Sabbâğ’ın yerine Nizâmiye Medresesi müderrisliğine getirildi.

Nizâmülmülk medresenin her türlü ihtiyacını karşılamak için vakıflar kurdu. Medresenin yakınında yaptırdığı çarşı ile birlikte arazi, hamam ve dükkânların gelirlerini müderris ve öğrencilere tahsis etti. Medresenin vakfiyesi Irak Amîdi Ebû Nasr’ın düzenlediği bir törende okundu, bu törende halifenin veziri Fahrüddevle İbn Cehîr’in oğlu Ebü’l-Kāsım, Hâşimîler’le Ali evlâdının nakibleri, eşraf ve kādılkudât hazır bulundu (İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, VIII, 256). Vakfiyede medresenin Şâfiîler için yaptırıldığı, medreseye vakfedilen arazi, çarşı ve dükkânlardan elde edilen gelirlerin onlara tahsis edildiği, medreseye Şâfiî bir müderris, bir vâiz, bir hâzinü’l-kütüb, bir mukrî, Arap dili ve gramerini öğretecek bir hoca tayin edileceği (a.g.e., IX, 66) ferrâş ve kapıcıların da Şâfiî olması gerektiği belirtilmiş, ayrıca nâib, mütevelli, muîd, vâiz, müftü, nâzırü’l-vakf, hâzinü’l-kütüb, hattat, müstensih ve hâdimlerden oluşan personele de vakıf gelirlerinden tahsisat ayrılacağı ve vakfın yönetiminin Nizâmülmülk ve evlâdına ait olduğu kaydedilmiştir.

Nizâmiye müderrisleri ilk zamanlarda seçkin âlimler arasından bizzat Nizâmülmülk tarafından seçilip görevlendirilmiştir. Nitekim 483’te (1090) Ebû Abdullah et-Taberî ile Ebû Muhammed Abdülvehhâb eş-Şîrâzî ve 484’te (1091) Gazzâlî’nin Nizâmülmülk’ün menşuruyla Nizâmiye Medresesi’ne müderris tayin edildiği bildirilmektedir (İbnü’l-Esîr, X, 185; İbn Hallikân, IV, 217). Daha sonra bir süre Nizâmülmülk’ün soyundan gelenlerin yanında vezirler, sultanlar ve halifeler tarafından da müderris görevlendirildiği görülmektedir. Babasının sağlığında ona vekâleten medresenin işleriyle ilgilenen Nizamülmülk’ün oğlu Müeyyidülmülk, Ebû Sa‘d Abdurrahman b. Me’mûn el-Mütevellî’yi müderris tayin etmişse de babası bunu kabul etmeyip yerine Ebû Nasr İbnü’s-Sabbâğ’ı getirmiştir (İbnü’l-Esîr, X, 132; İbn Hallikân, III, 133). 513’te (1119) İbnü’t-Taberî, Sultan Mahmûd b. Muhammed Tapar ve 614’te (1217) Ebû Abdullah Yahyâ b. Fadlân halife tarafından müderrisliğe getirilmiştir.

Nizâmiye Medresesi’nin mütevellisi olduğu bilinen Süleyman b. Nizâmülmülk’ün 637’de (1240) ölümünden sonra müderrisler halifeler tarafından tayin edilmeye başlanmıştır. 712’de (1312) Nizâmiye ve Müstansıriyye medreselerinin idaresi Nakîbü’n-nükabâ Şerif İzzeddin Ebü’l-Fazl el-Hâşimî’ye verilmiştir. Nizâmiye müderrisleri süresiz olarak göreve getirilirdi. Meselâ Ebû İshak eş-Şîrâzî vefatına kadar on yedi yıl müderrislik yapmış ve 476’da (1083) ölümü üzerine hâtırasına hürmeten medrese bir yıl kapalı tutulmuştur. Nizâmiye Medresesi’ne genelde sadece bir müderris tayin edilirdi, ancak iki müderrisin görevlendirildiği de görülmektedir. Böyle durumlarda müderrisler, Ebû Abdullah et-Taberî ile Ebû Muhammed Abdülvehhâb eş-Şîrâzî örneğinde olduğu gibi nöbetleşe ders vermiştir (İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, IX, 53; İbnü’l-Esîr, X, 185; Bündârî, s. 81). Nizâmiye Medresesi’ne müderris tayin edilen âlimlere siyah cübbe giydirilir, sarık ve şal hediye edilirdi. Görevinden ayrılan müderris cübbe ve sarığını iade etmek zorundaydı (Ali Mazaheri, s. 166).

İslâm dünyasında eriştiği şöhretten dolayı bazı âlimlerin Bağdat Nizâmiye Medresesi’nde ders verebilmek için birbirleriyle yarıştıkları ve bu isteklerini her vesileyle dile getirdikleri (İbn Hallikân III, 361), hatta bu uğurda mezheplerini bile değiştirdikleri kaydedilmektedir. Ahmed b. Ebü’l-Feth Ali ve Vecîh b. Dehhân gibi Hanbelî âlimleri bunlar arasında sayılabilir. İbnü’s-Sabbâğ, Ebû İshak eş-Şîrâzî, Ebû Sa‘d Abdurrahman b. Me’mûn el-Mütevellî, Şerîf Ebü’l-Kāsım ed-Debûsî, Ebû Abdullah Hüseyin b. Ali et-Taberî, Ebû Muhammed Abdülvehhâb eş-Şîrâzî, Kiyâ el-Herrâsî, Gazzâlî, Ebû Bekir Muhammed b. Ali eş-Şâşî, Hatîb et-Tebrîzî ve İbn Berhân, bu medresede görev yapan ünlü müderrisler arasında zikredilebilir.

Bağdat Nizâmiye Medresesi’nde ve muhtemelen diğer medreselerde okutulan başlıca dersler şunlardır: Kur’ân-ı Kerîm ve Kur’an ilimleri, hadis, Şâfiî fıkhı ve usulü, Eş‘arî kelâmı, Arap dili ve edebiyatı, riyâziye ve ferâiz. Ders saatleri mevsimlere, dersin niteliğine, müderrislerin ilmî mertebesine göre değişirdi. Dersler hafta boyunca öğleden önce başlar, öğle, ikindi ve yatsı namazlarından sonra da devam ederdi. Ahmed b. Muhammed b. Berhân’ın bazan gün boyu, bazan da gece seher vaktine kadar ders verdiği kaydedilmektedir. Cuma günü öğleden sonraki saatler hadis imlâsı, vaaz ve hitabete ayrılmıştı. Yaşı yirmiyi geçmiş olan öğrencilerin kabul edildiği medresede öğretim süresi dört yıldı. Medresenin yanı başında yaptırılan kütüphane oldukça zengin kitap koleksiyonuna sahip olduğundan müderris ve öğrenciler diğer şehirlere gitmek zorunda kalmazlardı. Kütüphane inşaatı tamamlanınca Ebû Zekeriyyâ Hatîb et-Tebrîzî’yi hâzinü dâri’l-kütüb tayin eden Nizâmülmülk kütüphaneyi zenginleştirmek için büyük gayret göstermiş ve kendisine hediye edilen kitapları medreseye vakfetmiştir (İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, VIII, 60). Kütüphanede yaklaşık 6000 cilt kitabın bulunduğu rivayet edilir. 510 (1116) yılında çıkan yangında kütüphane binası yanarken, kitaplar öğrencilerin büyük fedakârlıklarıyla kurtarılmıştır (İbnü’l-Esîr, X, 523). Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh 589’da (1193) kütüphaneyi yeniden inşa etmiş ve sarayındaki binlerce cilt kitabı bağışlayarak burasını İslâm dünyasının en değerli koleksiyonlarına sahip bir kütüphane haline getirmiştir (a.g.e., XII, 104). İbnü’n-Neccâr el-Bağdâdî 643’te (1245) kitaplarını bu kütüphaneye bağışlamıştır. Bağdat Nizâmiye Medresesi’nin Moğol istilâsı sırasında (656/1258) zarar görmediği söylenirse de (Erünsal, XIV, 245) zengin kütüphanesinden günümüze hiçbir eser intikal etmemiştir (a.g.e., a.y.). Bağdat Nizâmiye Medresesi’nde öğrenim gören meşhur şahsiyetlerden bazıları şöylece sıralanabilir: İbn Tûmert, Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, İbn Ebû Rendeka et-Turtûşî, Ebü’l-Kāsım İbn Asâkir, İbn Ebü’l-Hadîd, Abdüllatîf el-Bağdâdî, İmâdüddin el-İsfahânî (geniş bilgi için bk. M. Asad Talas, s. 97-102; Saîd-i Nefîsî, IX/1-2 [1967], s. 89-91). İbnü’l-Kalânisî, Nizâmülmülk’ün ilimle meşgul olan 12.000 kişiye maddî yardımda bulunduğunu kaydeder (Târîḫu Dımaşḳ, s. 200). Nizâmülmülk’ün rakip ve düşmanlarının Sultan Melikşah’a onun her yıl medreseye ve ribâtlara 300.000 (veya 600.000) dinar harcadığını, bu meblağın kendilerine verilmesi halinde İstanbul’u bile fethedebileceklerini söyledikleri, sultanın Nizâmülmülk’ten bu konuda bilgi aldıktan sonra onu haklı bulup bütün hazinenin emrinde olduğunu ifade ettiği kaydedilir (Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye, s. 46). Beytülmâlin onda birini teşkil eden bu meblağ Nizâmülmülk’ün emrine tahsis edilen paradan sağlanmıştır (Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî, s. 412).

504 (1110) ve 607 (1210) yıllarında onarım geçiren Bağdat Nizâmiye Medresesi 580’de (1184) İbn Cübeyr, 727’de (1327) İbn Battûta tarafından ziyaret edilmiştir. İbn Cübeyr bu medresenin Bağdat’ın en büyük ve en meşhur medresesi olduğunu söyler (er-Riḥle, s. 205). İbn Battûta ise medresenin güzelliğinin darbımesel haline geldiğini belirtir (er-Riḥle, s. 225). Yaygın kanaate göre Nizâmiye Medresesi’nin yıldızı bizzat halifenin himayesindeki Müstansıriyye Medresesi’nin açılmasının ardından (631/1234) sönmeye başlamıştır. 641 (1243), 646 (1248) ve 652 (1254) yıllarında Dicle nehrinin taşması sebebiyle üç defa tahribata mâruz kalan Nizâmiye Medresesi’nin -farklı görüşler bulunmakla birlikte- Moğol istilâsı sırasında büyük ölçüde zarar gördüğü ve bu tarihten itibaren gerileme dönemine girdiği söylenebilir. Medresede ilmî hayat İlhanlılar ve Celâyirliler devrinde bir süre daha devam ettiyse de Sünnîliğin bölgede güç kaybetmesi ve Arapça’nın hâkim dil olmaktan çıkması yüzünden giderek eski itibarını kaybetmiştir. 672 (1273-74) yılında medresenin çarşısı yandığında Alâeddin Atâ Melik el-Cüveynî vakfın gelirleriyle çarşıyı tamir ettirmiştir. Bağdat Nizâmiye Medresesi’nde eğitim öğretim faaliyetlerinin ne zaman sona erdiği tesbit edilememektedir. İbnü’l-Âkūlî’nin (ö. 797/1394) burada müderris olduğu, Fîrûzâbâdî’nin de 1345-1353 yıllarında Bağdat kadısı ve Nizâmiye Medresesi müderrisi Abdullah b. Bektaş’ın yanında muîd olarak görev yaptığı bilindiğine göre (İbnü’l-İmâd, VI, 351; DİA, XIII, 143) VIII. (XIV.) yüzyılda faaliyetini sürdürmekteydi.

Nîşâbur Nizâmiye Medresesi. İnşa tarihi hakkında bilgi bulunmamaktadır. İlk Nizâmiye medreselerinden biri olan bu medreseyi Nizâmülmülk’ün İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî adına yaptırdığı, Cüveynî’nin burada yirmi yıldan fazla ders verdiği rivayet edilir. Cüveynî’nin, Sultan Alparslan’ın saltanatının ilk yıllarında kurulduğu anlaşılan (İbn Halikân, III, 167) Nîşâbur Medresesi’ndeki derslerine 300-400 öğrencinin devam ettiği kaydedilmektedir (İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, IX, 249). Gazzâlî, Abdülkerîm el-Kuşeyrî’nin oğlu Ebû Nasr Abdürrahîm el-Kuşeyrî ve Muhammed b. Ahmed el-Mervezî, Cüveynî’den sonraki müderrisler arasında zikredilebilir.

İsfahan Nizâmiye Medresesi. Nizâmülmülk bu şehirde Mescid-i Cum‘a’nın yanında güzel bir medrese yaptırmış, masraflarını karşılamak üzere zengin vakıflar tahsis etmiş, müderrisliğine Merv’de vaazını dinleyip etkilendiği Ebû Bekir Sadreddin Muhammed b. Sâbit el-Hucendî’yi tayin etmiştir. Hucendî müderrisliğin yanı sıra vakfın mütevellisi olarak da görev yapıyordu. Hucendî ailesinin çoğu Sadreddin lakabıyla anıldığı için bu medrese Sadriyye ismiyle de tanınmıştır. Aynı aileden Fahreddin Ebü’l-Meâlî ile Ebû Saîd b. Ebû Bekir de burada müderris olarak görev yapmıştır. Muhtemelen Bağdat Nizâmiye Medresesi’yle aynı tarihlerde inşa edilen bu medresenin büyük bir kütüphanesi bulunduğu ve VIII. (XIV.) yüzyılda faal olduğu belirtilmektedir.

Belh Nizâmiye Medresesi. Yine Nizâmülmülk’ün yaptırıp Ebü’l-Kāsım Abdullah b. Tâhir’i müderris tayin ettiği bu medrese 548’de (1153) Oğuz istilâsı sırasında tahrip edilmiştir. Edip ve şair Reşîdüddin Vatvât bu medresede okumuştur.

Musul Nizâmiye Medresesi. Musul Nizâmiyye Medresesi ile Cezîre-i İbn Ömer Medresesi’nin aynı medrese olması muhtemeldir. Ebû Şâme, Cizre’deki (Cezîre-i İbn Ömer) medresenin güzel bir medrese olduğunu ve Nizâmülmülk’ün “Radıyyü emîri’l-mü’minîn” lakabından dolayı Radıyyüddin Medresesi adıyla anıldığını kaydeder (Kitâbü’r-Ravżateyn, I, 98). Kadı Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed el-Mevsılî eş-Şehrezûrî 586’da (1190) vefatına kadar burada müderrislik yapmış, Kadı Ebû Bekir Muhammed b. Ali el-Hâlidî es-Sedîd ile Ebü’l-Abbas Ahmed b. Nasr el-Enbârî ed-Dünbelî de burada ders vermiştir (Nûrullah Kisâî, s. 245 vd.). Medresenin mermer mihrabı günümüze intikal etmiştir (Saîd ed-Dîvecî, s. 344).

Basra Nizâmiye Medresesi. Ne zaman yapıldığı ve hocalarının kimler olduğu bilinmemektedir. Hille Arap Emîri Sadaka b. Mansûr 499’da (1105) Basra’yı ele geçirince Abbâsîler bu medreseye sığınmıştır (İbnü’l-Esîr, X, 404). Bağdat Nizâmiye Medresesi’nden daha geniş olduğu kaydedilen bu medrese Halife Müsta‘sım-Billâh’ın (1242-1258) son günlerine kadar ayakta kalmış, enkazı Basra’da yine Nizâmiye adıyla anılan başka bir medresenin inşaatında kullanılmıştır (Saîd-i Nefîsî, s. 70). Ebü’l-Fazl Muhammed b. Kennân b. Hâmid b. Tîb el-Enbârî medresenin bilinen yegâne müderrisidir (Nâcî Ma‘rûf, ʿUlemâʾü’n-Niẓâmiyyât, s. 72).

Herat Nizâmiye Medresesi. 478’de (1085) faal olduğu bilinmektedir. Ebû Saîd Muhyiddin en-Nîsâbûrî’nin müderrisliği sırasında Şâfiîler’le Hanbelîler arasında olaylar çıkması üzerine Nizâmülmülk duruma el koyup olayları bastırmış, ardından Ebû Bekir Muhammed b. Ali eş-Şâşî’yi Gazne’den Herat’a çağırıp Herat Nizâmiye Medresesi’nde görevlendirmiş ve Şâşî ölümüne kadar (485/1092) bu görevini sürdürmüştür. Medrese Hüseyin Baykara zamanında yeniden inşa edilmiştir (Nûrullah Kisâî, s. 248).

Merv Nizâmiye Medresesi. Nizâmülmülk, Mervüşşâhicân’da yaptırdığı bu medreseye Hanefî iken Şâfiî mezhebine geçen Ebü’l-Muzaffer es-Sem‘ânî’yi müderris tayin etmiş (468/1075-76), Ebü’l-Feth Es‘ad el-Mehînî de ona vekâleten bu medresede ders vermiştir (diğer hocaları için bk. a.g.e., s. 241 vd.). Medresenin zengin bir kütüphanesi olduğu belirtilmektedir.

Âmül Nizâmiye Medresesi. Taberistan’ın Âmül şehrinde kurulan medresede Abdülvâhid b. İsmâil er-Rûyânî, Ebü’l-Fevâris Hibetullah b. Sa‘d ve Abdülkerîm eş-Şâlûsî müderrislik yapmıştır (İbn İsfendiyâr, s. 123; Nûrullah Kisâî, s. 229-230).

Ayrıca Hargird (Harcird-Kuhistan) Rey, Bûsenc (Fûsenc, Herat yakınlarında), Zâhir (Kafkasya’da Gence yakınlarında), Kudüs, Halep, Dımaşk, Konya ve Hârizm bölgesinde de Nizâmiye medreselerinin bulunduğu rivayet edilirse de haklarında yeterli bilgi yoktur. Bunların bir kısmının Nizâmülmülk’ün ölümünden sonra kurulduğu ve Nizâmiye medreseleri örnek alınarak yapıldığı için bu adla anıldığı söylenebilir (Köymen, III, 358-359; Nûrullah Kisâî, s. 229-252).

Nizâmiye medreselerinin devrin siyasî, ilmî ve dinî hayatı üzerinde büyük tesiri olmuş, birçok sultan, halife ve devlet adamı Nizâmülmülk’ün yolunu izleyerek kendi adlarına medreseler inşa ettirmiştir. Nizâmiye medreseleri dinî ilimlerin ve özellikle Şâfiî fıkhının gelişmesine önderlik etmiş, hilâf, cedel, usul ve kelâm ilimlerinde büyük gelişmeler sağlanmış, bu konularla ilgili çok sayıda kitap telif edilmiştir. Şâfiî mezhebi yaygınlık kazanmış, Şiî-İsmâilî düşünceye set çekilmiştir.

Bu medreseler plan, teşkilât ve müfredatlarıyla tarihte bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Daha önceki medreseler özel kuruluşlar olduğu halde Nizâmiye medreseleri devlet himayesinde ortaya çıkmıştır. Diğer medreselerin dinî eğitimin dışında özel bir hedefi bulunmazken Nizâmiye medreseleri aynı zamanda siyasî amaçlarla kurulmuş, bilhassa Şiî-Bâtınî düşüncenin sağlam delillerle bertaraf edilmesi, ve topluma Eş‘arî-Şâfiî düşüncenin benimsetilmesi amaçlanmıştır. Kuzey Afrika ve Endülüs’te her çeşit yeniliğe karşı çıkan eğitim kurumları bu medreselerden etkilenmiş, Bağdat Nizâmiye Medresesi’nde okuyan İbn Tûmert, Mağrib’e döndükten sonra Sünnî medreselerin müfredatı üzerinde büyük değişiklikler gerçekleştirmiştir. Salerno, Paris ve Oxford gibi Batı’da kurulan üniversitelerin de Nizâmiye medreselerinden etkilendiği ileri sürülmektedir (Hitti, II, 631; Sayılı, s. 34-39).

Nizâmiye medreseleri bazı yönlerden eleştirilmiştir. Bu eleştirilerin bir kısmı şöylece sıralanabilir: Eğitim öğretim Şâfiî mezhebiyle sınırlı kalmış, bu durum diğer Sünnî mezheplere ilginin azalmasına ve onların dışlanmasına sebep olmuş, bu mezheplere mensup ulemâ ve fukahadan yeterince istifade edilememiştir. Felsefe derslerinin okutulmaması hür düşüncenin gelişmesini engellemiştir. Özellikle Mâverâünnehir ulemâsı, müderris ve öğrencilere maaş ve burs verilmesini ilmin itibarını düşüren bir davranış olarak değerlendirmiş, ilmin para karşılığında öğretilmesini doğru bulmadıklarını belirtmişlerdir. Nizâmiye medreseleriyle birlikte siyaset adamlarının ilmî hayata müdahale yolu açılmış, âlimlerin ve şairlerin siyaset ve devlet adamlarını övmeleri ilmin ve şiirin aleyhine olmuştur.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Ebû Rendeka et-Turtûşî, Sirâcü’l-mülûk (nşr. M. Fethî Ebû Bekir), Kahire 1414/1994, II, 51-517; İbnü’l-Kalânisî, Târîḫu Dımaşḳ (Zekkâr), s. 200; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, VII-X, tür.yer.; a.mlf., Ṣaydü’l-ḫâṭır, Beyrut, ts., (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), s. 366-367; İbn İsfendiyâr, Târîḫ-i Ṭaberistân (nşr. Abbas İkbâl-i Âştiyânî), Tahran 1320 hş., s. 123, ayrıca bk. İndeks; İbn Cübeyr, er-Riḥle, Beyrut 1400/1980, s. 205; Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye (Lugal), s. 46-47; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, X-XII, tür.yer.; Bündârî, Zübdetü’n-Nusra (Burslan), bk. İndeks; Ebû Şâme, Kitâbü’r-Ravżateyn (nşr. İbrâhim ez-Zeybek), Beyrut 1418/1997, I, 98, ayrıca bk. İndeks; İbn Hallikân, Vefeyât, I-VIII, tür.yer.; Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî, Âs̱ârü’l-bilâd, Beyrut, ts. (Dâru Sâdır), bk. İndeks; Hindûşah es-Sâhibî, Tecâribü’s-selef (nşr. Abbas İkbâl-i Âştiyânî), Tahran 1357 hş., s. 266-281; İbn Battûta, er-Riḥle, Beyrut, ts. (Dâru Sâdır), s. 225; Sübkî, Ṭabaḳāt (Tanâhî), IV-V, tür.yer.; İbn Kesîr, el-Bidâye, XII, 106; ayrıca bk. İndeks; Süyûtî, Ḥüsnü’l-muḥâḍara, II, 255-256; Nuaymî, ed-Dâris fî târîḫi’l-medâris (nşr. Ca‘fer el-Hasenî), Kahire 1988, I, 183, 205-206, 226-227, 408-409; İbnü’l-İmâd, Şeẕerât, VI, 351; G. le Strange, Baghdad during the Abbasid Caliphate, Oxford 1924; a.mlf., The Lands of the Eastern Caliphate, London 1966; A. S. Tritton, Materials on Muslim Education in the Middle Ages, London 1957, s. 35, 103-105; Hüseyin Emîn, Târîḫu’l-ʿIrâḳ fi’l-ʿaṣri’s-Selcûḳī, Bağdad 1385/1965, s. 227-244; Ali Mazaherî, Ortaçağda Müslümanların Yaşayışları (trc. Bahriye Üçok), İstanbul 1972, s. 159-167; Nâcî Ma‘rûf, ʿUlemâʾü’n-Niẓâmiyyât ve’l-medârisü’l-meşriḳı’l-İslâmî, Bağdad 1393/1973; a.mlf., Medâris ḳable’n-Niẓâmiyye, Dımaşk 1393/1973; Hitti, İslâm Tarihi, II, 631; ayrıca bk. İndeks; Saîd ed-Dîvecî, Târîḫu’l-Mevṣıl, Bağdad 1402/1982, s. 344; Abdülmecîd Ebü’l-Fütûh Bedevî, et-Târîḫu’s-siyâsî ve’l-fikrî, Cidde 1403/1983, s. 211-245; M. Hüseyin Şendüb, el-Ḥaḍâretü’l-İslâmiyye fî Baġdâd fi’n-nıṣfi’s̱-s̱ânî mine’l-ḳarni’l-ḫâmisi’l-hicrî (467-512), Beyrut 1404/1984; C. Avvâd, Ḫazâʾinü’l-kütübi’l-ḳadîme fi’l-ʿIrâḳ, Beyrut 1406/1986, s. 145-151; İsmail Erünsal, “İslâm Medeniyetinde Kütüphaneler”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1989, XIV, 244-245; Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Ankara 1992, III, 347-382; Ahmet Ocak, Nizamiye Medreseleri (yüksek lisans tezi, 1993), İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; Nûrullah Kisâî, Medâris-i Niẓâmiyye ve Teʾs̱îrât-i ʿİlmî ve İctimâʿî-yi ân, Tahran 1374; M. Asad Talas, Nizamiye Medresesi ve İslam’da Eğitim-Öğretim (trc. Sadık Cihan), Samsun 2000; Abdülkerim Özaydın, Sultan Berkyaruk Devri Selçuklu Tarihi (485-498/1092-1104), İstanbul 2001, s. 4-5; Aydın Sayılı, Ortaçağ İslam Dünyasında Yüksek Öğretim Medrese: Higher Education in Medieval Islam The Madrasa (trc. Recep Duran), [baskı yeri ve tarihi yok]; G. Makdisi, Ortaçağ’da Yüksek Öğretim: İslam Dünyası ve Hıristiyan Batı (trc. Ali Hakan Çavuşoğlu – Hasan Tuncay Başoğlu), İstanbul 2004, bk. İndeks; a.mlf., “Muslim Institutions of Learning in Eleventh-Century Baghdad”, BSOAS, XXIV/1 (1961), s. 1-56; a.mlf., “Madrasa and University in the Middle Ages”, St.I, XXXII (1970), s. 255-264; R. Levy, “The Nizamiye Madrasa at Baghdad”, JRAS, II (1928), s. 265-270; H. Bowen, “Miscellaneous Communications: The Nizamiye Madrasa and Baghdad Topography”, a.e., II (1928), s. 609-614; Mustafa Cevâd, “el-Medresetü’n-Niẓâmiyye bi-Baġdâd”, Sumer, IX/2, Bağdad 1953, s. 317-342; Saîd-i Nefîsî, “el-Medresetü’n-Niẓâmiyye fî Baġdâd”, ed-Dirâsâtü’l-ʿArabiyye, IX/1-2, Beyrut 1967, s. 67-93; Ziyaul Hasan Faruqi, “Madrasa Nizamiya of Baghdad”, Studies in Islam, XVII/1, New Delhi 1980, s. 1-7; Muhammad al-Faruque, “The Development of the Institution of Madrasah and the Niẓāmiyah of Baghdad”, IS, XXVI/3 (1987), s. 253-263; J. Pedersen, “Mescid”, İA, VIII, 51-54; Hulusi Kılıç, “Fîrûzâbâdî”, DİA, XIII, 143; Nebi Bozkurt, “Medrese”, a.e., XXVIII, 324-327.
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 33. cildinde, 188-191 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
Kullanıcılarımızın Dikkatine
Önceki web sitemizin yayımlanmasına son verdiğimiz 1 Ocak 2019 tarihinden bu yana bazı kullanıcılarımızın yeni sitemizdeki İletişim Formu aracılığıyla ilettikleri talep, şikâyet ve öneriler hakkında bilgilendirme mesajıdır.
Duyuruyu okumak için tıklayınız.