ODA

Müellif:
ODA
Müellif: MEHMET MERT SUNAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.02.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/oda
MEHMET MERT SUNAR, "ODA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/oda (22.02.2020).
Kopyalama metni
Eski Türkçe’de “keçeden yapılma kubbeli çadır” mânasına gelen otağ kelimesinden geldiği düşünülen oda, Osmanlı askerî terminolojisinde yeniçeri ortasını ya da yeniçeri ortasının kaldığı kışlayı ifade eder. Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşundan sonra yeniçeriler için ilk düzenli odaların Edirne’de inşa edildiği tahmin edilir. Edirne’nin fethinin ardından Eski Saray’ın bulunduğu tepenin kuzeybatı eteklerinde sonradan Yeniçeri Meydanı diye anılacak olan alanın yanına yapılan odalar başşehrin İstanbul’a taşınmasının ardından da kullanılmıştır. Kanûnî Sultan Süleyman devrinde Macaristan’a ve Orta Avrupa’ya yapılan seferler için Eski Saray ile birlikte tamir edilen odalar, bu devirden sonra büyük ihtimalle sadece ordunun kışları Edirne’de geçirmesi durumunda dönemlik olarak kullanıldığından ihmal edilmiş, XVII. yüzyılın ikinci yarısında tamamen harabe durumuna gelmiştir (Evliya Çelebi, III, 429, 456).

İstanbul’un fethinin hemen ardından Fâtih Sultan Mehmed’in, sonradan Şehzadebaşı diye anılacak mahalde ve Aksaray semtinde iki adet kışla kompleksini yaptırmaya başladığı bilinmektedir. Bunlardan Şehzadebaşı’nda olan kışlaların inşası daha önce bitirildiği için buraya Eski Odalar, Aksaray’daki kışla kompleksine de Yeni Odalar denmiştir. Kavânîn-i Yeniçeriyân’da kışlaların yapılacağı yerlerin seçimi, fetih sırasında buraların yeniçeriler tarafından ganimet olarak el konulan alanlar olmasına bağlanır. Buna göre, İstanbul’un fethinde Vezir Mahmud Paşa ile Unkapanı tarafından şehre giren yeniçeriler bayraklarını Eski Odalar’ın yapılacağı yere dikerken yeniçeri ağası ile birlikte şehre giren yeniçeriler de bayraklarını Yeni Odalar’ın bulunduğu yere dikmişlerdi. Odaların inşası tamamlanınca bunların yeniçeri ortalarına dağıtımı bir kavgaya sebebiyet vermemek için “seğirdim” usulüyle yapılmıştı. Her ortadan birer yeniçeri seçilerek bunlar bir yarışma ile odalara doğru koşturulmuş ve ilk olarak varılan yere göre bir dağıtım yapılmıştır (Mebde-i Kānûn-ı Yeniçeri, s. 217).

İlk zamanlar şehirden tecrit edilmediği anlaşılan yeniçeri odalarında baş gösteren uygunsuzluklar üzerine hem Eski Odalar’ın hem Yeni Odalar’ın etrafına duvar çekildi ve giriş çıkışlar belirli kapılardan yapılmaya başlandı. Kapıların korunması için her kapının yakınındaki kışlada oturan orta görevlendirildi. Bundan dolayı kapılar belgelerde bu yeniçeri ortalarının adıyla anılır. Yeni Odalar’ın dışarı ile olan bağlantısı yedi ana giriş kapısından sağlanmaktaydı. Bunlar 56. Cemaat Kapısı (Solaklar Kapısı), 73. Cemaat Kapısı (Karaköy Kapısı), 13. Cemaat Kapısı (Âdet Kapısı), 70. Cemaat Kapısı (Meydan Kapısı), 2. Ağa Bölüğü Kapısı, 52. Cemaat Kapısı ve 57. Cemaat Kapısı’ydı. 70. Cemaat Kapısı kışlaların Etmeydanı’na açılan kapısıydı. Etmeydanı’na dışarıdan giriş Etmeydanı Kapısı diye adlandırılan ana kapıdan yapılmaktaydı. Eski Odalar’da ise üç adet ana giriş kapısı vardı, bunlar 44 Kapısı, 61 Kapısı ve Meyyit Kapısı diye meşhurdu. Çukurçeşme tarafına açılan 44 Kapısı’nı 44. Ağa Bölüğü, Şehzade Camii tarafındaki 61 Kapısı’nı 61. Cemaat, Bukalı/Bukağılı Dede Türbesi tarafındaki Meyyit Kapısı’nı ise 95. Cemaat beklemekteydi.

Kanûnî Sultan Süleyman döneminde kışlalar yeniden kapsamlı bir inşa ve tamir süreci geçirdi. Bu sebeple bazı yazarlar Yeni Odalar’ın Kanûnî devrinde yaptırıldığı fikrine kapılmışlardır. Yine Kanûnî döneminde Şehzade Camii’nin yapımı sırasında Eski Odalar’ın bulunduğu kışlalardan bazıları camiye yer açmak için Yeni Odalar’a nakledildi. Yeni Odalar’ın önündeki Etmeydanı’nda ok ve tüfek tâlimi için inşa edilen Tâlimhâne’nin sorumluluğu 54. Ağa Bölüğü’ne verilince aslında Eski Odalar’da bulunan bu ortanın kışlası da Tâlimhâne’nin yanına taşındı. Böylece yalnız 54. Ağa Bölüğü’nün odası, diğer ortaların odaları ile birlikte kışla kompleksi içinde değil Etmeydanı’na inşa edilmişti. Bu düzenlemelerden sonra Eski Odalar’da yedisi cemaat, on dokuzu ağa bölüğü kışlası yirmi altı adet kışla kaldı. Yeni Odalar’daki kışla sayısı doksan üçü cemaat, kırk ikisi ağa bölüğü, otuz dördü sekban bölüğü ve dördü solakların düzen odaları olmak üzere 173’e çıktı (BA, Cevdet-Askerî, nr. 32376). Yine Eski Odalar’da yeniçeri kışlalarına bitişik acemi oğlanları odaları, hamam, bir fodula fırını ve buna bitişik tulumbacılara ait bir kışla vardı (BA, Cevdet-Askerî, nr. 34258).

Özellikle XVIII. yüzyılda ve XIX. yüzyılın başlarında yeniçeri odalarının tamiri ve yeniden inşası sebebiyle hazırlanan keşif defterlerinden yapıları hakkında önemli bilgilere ulaşılmaktadır. Ancak genelde önceki planlara uygun biçimde inşa edilen ya da yenilenen bu odaların eski devirdeki odalarla ne kadar benzerlik gösterdiği belli değildir. Reşat Ekrem Koçu ilk dönem kışlalarının kâgir olarak yapıldığını, ancak 915’te (1509) Bayezid döneminde gerçekleşen ve “küçük kıyamet” diye adlandırılan depremde yıkıldıktan sonra ahşapla inşa edilmeye başlandıklarını iddia etse de (Yeniçeriler, s. 84) bunun için bir kaynak göstermemektedir. Yine Matrakçı Nasuh’un İstanbul minyatüründe Fâtih Camii’nin alt tarafında resmedilen tek katlı medrese odası tarzı binalar kümesinin Yeni Odalar olduğu iddia edilmiştir (Ünver, s. 6). Keşif defterlerinden anlaşıldığına göre son dönemdeki yeniçeri odaları taş temel üzerine ahşap olarak iki, üç ya da dört katlı inşa edilmekteydi ve odaların kapladığı alan ise yeniçeri ortalarının mevcuduna göre belirlenmekteydi. Meselâ sekban bölüklerine ait odaların kapladığı alan cemaat ve ağa bölüklerinin odalarının kapladığı alandan daha küçüktü. Yine yeniçeri ortaları arasında mevcudu en fazla ortalardan biri olan 64. Cemaat’in kışlası, hem kapladığı alan açısından hem de müstakil iki katlı mutfak binası diğer müştemilâtlarıyla beraber kendi içinde bir binalar kompleksi özelliğini taşıyordu (BA, D.BŞM.d, nr. 8224).

İki katlı tipik bir yeniçeri odasında ilk katta meydan da denen orta sofa, mutfak, kiler, aşçı usta odası ile kamara ismi verilen karakullukçu odaları ve neferat koğuşları yer almaktaydı. İkinci katta ortada bir divanhâne, divanhânenin bir yanında zâbitan odası (odabaşı odası) ve diğer yanında sergi odası vardı (BA, KK.d., nr. 6623; BA, Cevdet-Askerî, nr. 5751; BA, D.BŞM.BNE.d, nr. 16103). Ancak bu odaların sayısı ve dağılımı kışlalara göre değişim göstermekteydi. Bazı kışlalarda ortanın bütün zâbitleri için özel oda ve bölmeler bulunmaktaydı (vekilharç odası, mütevelli odası, birinci eski odası gibi). Yine bazı odalarda civelek odası, namazgâh sofası gibi bölümler mevcuttu (BA, D.BŞM.d., nr. 7801, 8224). Kışlalar genellikle turre saçak denilen saçaklarla çevrelenmişti. Her kışlanın kendine ait bir avlusu, bunun ortasında bahçesi vardı ve bu avluya büyük bir ana kapıdan girilmekteydi. Zaman içinde mermer söve ve kemerli olarak görkemli biçimde inşa edilen ana kapıların iç kısmında nöbetçiler için “nişîmenler” bulunmaktaydı. Avlu mahallinde genellikle ana kapının yanında çamaşırhane, helâlar, kömürlük ve odunluk vardı. Kışlasına göre avlunun içindeki bahçede havuz, çardak, asmalık ya da şadırvan gibi yapılar da mevcuttu. Yeni Odalar ve Eski Odalar’daki su tesisatı kışladaki yaşamı kolaylaştıran belli bir konfor sağlamaktaydı. Kaynaklardan, Fâtih Sultan Mehmed döneminde kışlaların su ihtiyacı için yapılan havuz ve sarnıçların Kanûnî Sultan Süleyman dönemine gelindiğinde yetersiz kalmaya başladığı, bu sebeple kışlalara su yolları ile su getirtildiği anlaşılmaktadır. Yine Kanûnî döneminde kışlaların lağım sistemlerinin kâgir olarak yenilendiği belirtilmektedir (Akgündüz, IX, 374). Fâtih Camii’nin üzerinde yer aldığı tepenin etekleriyle Bayrampaşa deresinin geçtiği vadide inşa edilen kışlaların yağmur ve eriyen kar sularının yol açacağı sellerden korunabilmesi için bu lağımlar büyük önem taşımaktaydı. Hem bu sebepten hem de yakınındaki Bayrampaşa deresi yüzünden zamanında bu bölge çok makbul görülen bir yer değildi (BA, HH, nr. 294/17489).

Yeni Odalar’ın içinde yeniçeriler bakımından önemli bir toplanma noktası teşkil eden Orta Cami, Kanûnî döneminde kışlalarda yapılan geniş çaplı tamirat ve yenilenme sırasında Makbul (Maktul) İbrâhim Paşa tarafından inşa ettirilmişti. Cami 13. Cemaat Kışlası’nın yerine kışlaların ortasında Tekke Meydanı da denilen meydanda yapılmıştı (Mebde-i Kānûn-ı Yeniçeri, s. 219). Ancak daha II. Bayezid döneminde kışlalar içinde tezyin edilmiş bir mescidden bahsedildiği düşünülürse (Hadîdî, s. 371) Orta Cami’nin tarihinin daha eskilere gittiği söylenebilir. Orta Cami dışında Yeni Odalar’ın önündeki Etmeydanı’nda bulunan ve ilk defa Fâtih Sultan Mehmed tarafından seğirdim aşçıları için yaptırılmış olan Tekke Camii (Etmeydanı Mescidi) denilen bir cami daha vardı. Yüzyıllar boyunca İstanbul’da meydana gelen yangın ve deprem felâketleri yeniçeri odalarını da etkilemiş, hem Yeni Odalar hem Eski Odalar önemli zarar görmüştür. Özellikle büyük yangınlar sonrası odalar kısmen ya da tamamen yeniden inşa edilmiştir.

1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılışı sırasında II. Mahmud’a sadık ordu kuvvetleri tarafından top ateşi ve kundaklama ile yakılan Yeni Odalar ve sonradan yıktırılan Eski Odalar’ın enkazı kaldırıldıktan sonra arsaları çeşitli vakıflara devredilerek üzerlerinde ev, dükkân ve bostanlar yapılmasına izin verilmiştir. Yeni Odalar’ın bulunduğu yere, ocağın kaldırılışında “livâ-yi saâdet”in Sultan Ahmed Camii’ne getirilmesinin önemli rol oynadığı inancı ile Ahmediye ismi verilmiş, buradaki arsa Sultan Ahmed vakfına tahsis edilmiştir. Eski Odalar’ın bulunduğu alana ise Fevziye ismi verilerek Bâbıâli’nin yeniden inşası ve genişletilmesi sırasında bazı vakıflardan alınan arsalara karşılık olarak Haremeyn-i şerîfeyn evkafına devredilmiştir. Ayrıca yeniçeriler ve kahvehaneler arasındaki yakın ilişki düşünülerek bu iki mahalde kahvehane açılması yasaklanmıştır (BA, HH, nr. 294/17489).

BİBLİYOGRAFYA

Mebde-i Kānûn-ı Yeniçeri, tür.yer.; Hadîdî, Tevârîh-i Âl-i Osmân (haz. Necdet Öztürk), İstanbul 1991, s. 371; Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman (nşr. F. Giese, haz. Nihat Azamat), İstanbul 1992, s. 134; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, III, 429, 456; Hezârfen Hüseyin Efendi, Telhîsü’l-beyân fî Kavânîn-i Âl-i Osmân (haz. Sevim İlgürel), Ankara 1998, tür.yer.; Râşid, Târih, III, 5, 100; Îsâzâde Târihi (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 1996, s. 65; Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), I-II/A, tür.yer.; Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, tür.yer.; a.mlf., Mecmûa-i Tevârih (haz. Fahri Ç. Derin – Vâhid Çabuk), İstanbul 1985, s. 205; Cevad Paşa, Târîh-i Askerî-i Osmânî, İstanbul 1299, I, 29-32; [Süheyl Ünver], Şehrimize Ait Vesikalardan: Yeniçeri Kışlaları, İstanbul 1929; Uzunçarşılı, Kapukulu Ocakları, I, tür.yer.; Reşad Ekrem Koçu, Yeniçeriler, İstanbul 1964, s. 84; Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri, İstanbul 1996, IX, tür.yer.; Mehmet İpşirli, “Osmanlı Devlet Teşkilâtına Dair Bir Eser: Kavânîn-i Osmânî ve Râbıta-i Âsitâne”, TED, sy. 14 (1994), s. 9-35; Abdülkadir Özcan, “Etmeydanı”, DİA, XI, 497-498; Tuğba Erzincan, “Orta Cami”, a.e., XXXIII, 399-400.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-2. cildinde, 373-375 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.