OSMAN PAŞA, Özdemiroğlu

Müellif:
OSMAN PAŞA, Özdemiroğlu
Müellif: KEMAL ÇİÇEK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/osman-pasa-ozdemiroglu
KEMAL ÇİÇEK, "OSMAN PAŞA, Özdemiroğlu", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/osman-pasa-ozdemiroglu (10.04.2020).
Kopyalama metni
933’te (1527) Mısır’da doğdu. Babası San‘a fâtihi ve Habeşistan beylerbeyi olan Özdemir Paşa’dır. Annesinin Abbâsî hânedanına mensup olduğu ileri sürülür. Bazı Osmanlı kaynaklarında babası Özdemir Paşa’nın Dağıstan’dan getirilen bir Mısır Çerkezi olduğu belirtilir (Selânikî, I, 74). Çocukluğu genellikle babasının görev yeri olan Mısır’da geçti ve genç yaşlarından itibaren bazı devlet kademelerinde çalıştı. On dört yaşında iken Mısır kullar ağalığına tayin edildiği belirtilirse de ruûs kayıtlarından onun babasının görevi dolayısıyla Mısır müteferrikası olduğu ve maaşa bağlandığı anlaşılmaktadır (BA, KK, nr. 209, s. 144; nr. 210, s. 256). Bilinen ilk önemli görevi Mısır’da sancak beyliği ve hac emirliğidir. Mısır’da bir nevi muhafaza görevi olan sancak beyliği sırasında 967’de (1560) hac emirliğini üstlendi ve üç yıl kadar bu vazifeyi sürdürdü (Karanfil, s. 5-6). Bu sırada kendisine daha önce babasının ilk beylerbeyiliğini yaptığı Habeş eyaleti de verildi. Yedi yıl kadar süren beylerbeyiliği sırasında Habeş eyaletinde Osmanlı idaresini sağlamlaştıran Osman Paşa 975 Saferinde (Ağustos 1567) azledilince Kahire’ye döndü. Dört ay sonra da Yemen eyaleti Yemen ve San‘a diye ikiye ayrılınca San‘a beylerbeyi oldu (BA, MD, nr. VII, s. 197). Ancak Zeydîler’in Yemen Beylerbeyi Murad Paşa’yı öldürmesi üzerine tekrar iki eyalet birleştirildi ve idaresi Osman Paşa’ya verildi (BA, MD, nr. VII, s. 220). Osman Paşa, yanında önemli sayıda bir kuvvet olduğu halde 976 (1568) yılı ortalarında Yemen’e gitti.

Bu son tayinlerde babasının eskiden söz konusu bölgelerde idarecilik yapması ve bölge hakkında edindiği tecrübeler rol oynamış olmalıdır. Osman Paşa, beylerbeyilikleri sırasında bir taraftan Portekizliler’in bölgeye sızmasını ve yerleşmesini engellemeye, diğer taraftan da yerel eşkıya gruplarına karşı mücadele ederek Mısır ile Habeşistan arasındaki bağları kuvvetlendirmeye çalıştı. Mısır Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa ile Koca Sinan Paşa arasında cereyan eden sıkı rekabette Lala Mustafa Paşa’nın tarafında yer aldı. Bu seçimi onun geleceğine de yön verdi. Söz konusu rekabet ve serdar tayinleri dolayısıyla Yemen’de otorite boşluğu doğdu ve mahallî güçlerin yol açtığı karışıklıklar Osmanlı hâkimiyetini zayıflattı. Çünkü yerli unsurların ayaklanmasını bastırmak için İstanbul tarafından görevlendirilen Osman Paşa ve Lala Mustafa Paşa Yemen’e gitmeyi kastî olarak geciktirdiler ve Zeydîler güçlü bir konuma gelip Yemen’e fiilen hâkim oldular. Osman Paşa’nın 3-4000 kişilik bir öncü kuvveti ve on yedi parça donanma ile Yemen beylerbeyi olarak Süveyş ve Cidde üzerinden San‘a’ya hareketi bu olaylara rastlar.

Başlangıçta Zebîd’de kuşatma altında kalan Osmanlı garnizonunu kurtarıp Taiz Kalesi’ni alarak başarılı olan Osman Paşa daha sonra Zeydîler tarafından muhasara edildi ve kendisini bu zor durumdan yerine serdar tayin edilen ve bir anlamda rakibi olan Koca Sinan Paşa kurtardı. Bununla birlikte Osman Paşa kurtarıcısının kibrinden dolayı ona itaat etmedi, davet edilmesine rağmen Sinan Paşa’nın huzuruna çıkmadı. Böylece paşalar arasındaki rekabette Osman Paşa’nın açıkça Lala Mustafa Paşa tarafında yer aldığı ortaya çıkmış oldu. Sinan Paşa, bu itaatsizliği ve Lala Mustafa Paşa ile birlikte kendisine cephe alması yüzünden onu Yemen’den uzaklaştırdı. Osman Paşa, bir süre annesinin Kureyş soyundan olması sebebiyle güçlü şahsî dostluklar kurduğu Hicaz emîrleri ve şerifleriyle vakit geçirdikten sonra Kahire’ye döndü. Rebîülevvel 978’de (Ağustos 1570) aldığı emirle mâzuliyetini geçirmek için İstanbul’a çağrıldı. İstanbul’a geldiğinde Vezîriâzam Sokullu Mehmed Paşa, Koca Sinan Paşa’nın raporları doğrultusunda ona soğuk davrandı, hatta bir süre şehre girmesine izin vermedi. Bazı tarihçiler bunu İstanbul’daki veba salgınına bağlar ve bu yüzden onun bir süre Topkapı civarında sur dışında çadırda oturduğunu belirtir. Lala Mustafa Paşa’nın araya girmesiyle Lahsâ beylerbeyiliğine gönderilen Osman Paşa (978/1571) bu görevde bir yıl kadar kaldıktan sonra Basra’ya nakledildi (10 Rebîülâhir 981 / 9 Ağustos 1573). Bu görevi sırasında Portekizliler’in bölgede yerleşmesini önlemek için mücadele etti, hatta bu amaçla Hürmüz’e birkaç akında bulundu. Ancak kısa süren görevi sırasında Portekizliler’in bölgede ticarete başlamasına ve yerli Arap kabileleriyle iş birliği yapmasına engel olamadı. Onları tamamen körfez dışına atmak amacıyla yaptığı büyük hazırlıkları tamamlayamadan Diyarbekir beylerbeyiliğine tayin edildi (5 Rebîülevvel 984 / 2 Haziran 1576). Buradaki beylerbeyiliği bir buçuk yıl kadar sürdü (Karanfil, s. 10).

Osmanlı-Safevî savaşının 986’da (1578) başlaması sırasında serdar tayin edilen Lala Mustafa Paşa, Şirvan ve Dağıstan beylerbeyiliğini teklif ettiği Osman Paşa’yı sefere çağırdı (25 Muharrem 986 / 3 Nisan 1578). Osman Paşa bu teklifi kabul etti ve henüz herhangi bir resmî unvanı olmaksızın 1000 kişilik maiyetiyle Erzurum civarında orduya katıldı. 986 (1578) yazında ordunun esas unsurlarıyla birlikte Erzurum’dan doğuya doğru ileri harekâta girişti. Safevîler’e karşı önce Çıldır’da (5 Cemâziyelâhir 986 / 9 Ağustos 1578), ardından Alazan nehri yakınlarında Koyungeçidi’nde (Receb 986 / Eylül 1578) Osmanlı kuvvetlerinin üstün gelmesinde önemli rol oynadı. Birincisi özellikle Gürcistan ve Dağıstan, ikincisi Şirvan yolunu Osmanlılar’a açan zaferler olması bakımından kariyeri için de bir dönüm noktası oldu (Kütükoğlu, s. 52-53). Nitekim Lala Mustafa Paşa zaferlerin ardından orduyu kışlamak üzere Erzurum’a çektiğinde Osman Paşa’yı vezir rütbesine yükseltti ve onu küçük bir ordu ile Şirvan ve Dağıstan beylerbeyi olarak cepheyi korumakla görevlendirdi (Târîh-i Osman Paşa, vr. 13a-b). Ancak Safevîler, Osmanlı ordusunun Erzurum’a çekilmesini fırsat bilerek karşı harekâta geçtiler. Şemahı’ya kapanan Osman Paşa burada Safevî kuvvetlerinin başındaki Aras Han karşısında zor durumda kaldı. Bir süre sonra Kırım hanının kardeşi Âdil Giray Han kuvvetleriyle Osman Paşa’ya katıldıysa da kendi başına hareket etmesi bir otorite krizinin ortaya çıkmasına yol açtı. Osman Paşa, bu disiplinsizlikler karşısında az sayıdaki kuvvetleriyle Safevî saldırılarına dayanamayacağını anlayarak Şemahı’yı terkedip Derbend’e çekildi (Zilhicce 986 / Şubat 1579). Bu sırada Âdil Giray da giriştiği savaşta esir düşmüş ve kuvvetleri dağıtılmıştı. Zor duruma rağmen Osman Paşa, Kırım Hanı Mehmed Giray’ın 40-50.000 kişilik orduyla 987 Şâbanında (Ekim 1579) Demirkapı’ya gelişine kadar burada tutunmayı başardı. Takviye kuvvetlerinin gelişiyle güçlenen Osman Paşa önce bölgede isyan çıkaran Kaytak ve Kıpçak gruplarını bertaraf etti, ardından Safevîler’i Şemahı ve Şirvan’dan tamamen çıkardı. Aynı zamanda Osmanlı ordularının bu fetihlerini kalıcı hale getirmek için Hazar denizinde bir donanma kurulması amacıyla Kulzüm (Hazar denizi) kaptanlığını ihdas ettirdi.

Bu başarılı harekâttan sonra Osman Paşa, Osmanlı kuvvetlerini Derbend’de topladı. Ancak Lala Mustafa Paşa’nın yerine 988’de (1580) rakibi Koca Sinan Paşa’nın getirilmesi onu zor durumda bıraktı. Sinan Paşa’nın Erzurum, Kars, Gürcistan civarında dolaşmakla vakit geçirip cepheye gitmemesi Osman Paşa için yeni sıkıntılara yol açtı. Bununla birlikte Osman Paşa’nın cephe hakkında doğrudan İstanbul’a gönderdiği raporlar üzerine cepheyi kuvvetlendirmek için Kırım üzerinden bir Rumeli ordusu Silistre sancak beyi Yâkub Bey kumandasında Derbend’e geldi. Böylece Osmanlı ordusunun sayısı arttı. Fakat cepheyi ve rakibi tanımayan Yâkub Bey ferdî olarak düzenlediği bir akında hayatını kaybetti (Rebîülevvel 991 / Nisan 1583). Bunun üzerine Osman Paşa, Safevî ordusu üstüne yürüdü. Bu harekât sonucunda “Meşale savaşı” olarak adlandırılan ve dört gün dört gece sürdüğü rivayet edilen savaşta Osman Paşa en büyük zaferlerinden birini kazandı (14-18 Rebîülâhir 991 / 7-11 Mayıs 1583). İleri harekât neticesinde daha önce boşaltmış olduğu Şemahı’ya girdi ve buradaki kaleyi tekrar tamir ettirdi. Böylece şahsî gayretleriyle Safevîler’in Kafkasya’daki varlıklarına son verilmiş oldu. Dönemin tarihçileri Kafkaslar’ın fethinde Osman Paşa’nın belirleyici rolü konusunda müttefiktir.

Osman Paşa, beş yıl boyunca savaştığı ve parlak zaferler kazandığı Kafkaslar’dan Şevval 991’de (Ekim 1583) III. Murad’ın emriyle ayrıldı. III. Murad ona, 987’den (1579) beri Safevîler’e karşı Kafkasya’ya kuvvet göndermeyi reddeden II. Mehmed Giray Han’ı bertaraf edip yerine İstanbul’dan gönderilen kardeşini oturtması görevini vermişti. Demirkapı’dan hareket eden Osman Paşa zorlu geçen bir yolculuktan sonra Kefe’ye ulaştı. Burada Mehmed Giray Han ve oğullarının kumandasındaki birlikler tarafından kuşatıldı. Bu kuşatma otuz yedi gün sürdü. Osmanlı donanması, kaptan Kılıç Ali Paşa kumandasında İslâm Giray Han’ın katılımıyla yardıma gelince kuşatma kırıldı. Kırım tahtına İstanbul’dan gelen II. İslâm Giray oturtuldu, yakalanan Mehmed Giray öldürüldü. Bu şekilde III. Murad’ın emrini yerine getiren Osman Paşa, Kılıç Ali Paşa’nın gemileriyle İstanbul’a ulaştı (21 Cemâziyelâhir 992 / 30 Haziran 1584). Kaynakların naklettiğine göre halk kendisini muzaffer bir kumandan ve kahraman olarak karşıladı. Bununla birlikte Selânikî Mustafa Efendi, kendisini çekemeyen bazı kubbe vezirlerinin karşılamaya gelmediğini ve paşayı gözden düşürmek için Vezîriâzam Siyavuş Paşa ile beraber hareket ettiğini belirtir (Târih, I, 144-146). Entrikalara ve hakkında uydurulan ayyaş ve uyuşturucu müptelâsı olduğu dedikodularına rağmen III. Murad onu huzuruna kabul etti ve başarılarını dinleyip ona büyük iltifatlarda bulundu. Ardından kendisini Siyavuş Paşa’nın yerine vezîriâzam tayin etti (20 Receb 992 / 28 Temmuz 1584).

Sadârete getirildikten iki ay sonra Osman Paşa Kırım’da hanlar arasında başlayan mücadeleleri sona erdirmekle vazifelendirildi. 10 Şevval 992’de (15 Ekim 1584) son divan toplantısını yapıp Üsküdar’a geçti. Kastamonu’ya ulaştığında Bosna Beylerbeyi Ferhad Paşa’yı Sinop üzerinden Kırım’a yolladı. Kendisi de kış mevsimini Kastamonu’da geçirdi. Kırım meselesi halledilince III. Murad tarafından İran seferiyle görevlendirildi. 8 Rebîülâhir 993’te (9 Nisan 1585) Kastamonu’dan ayrılan Osman Paşa, Sivas-Erzurum yoluyla Tebriz’e hareket etti. Bazı tarihçiler onun bu sırada rahatsız olduğunu, hatta Erzurum’dan itibaren tahtırevana binmek zorunda kaldığını belirtirler. Hastalığına rağmen Osman Paşa Tebriz önlerine geldi ve Safevîler’in direnişinin kırılmasının ardından şehre girdi (30 Ramazan 993 / 25 Eylül 1585). Daha sonra burada bir kale inşasını emrederek Tebriz’de kalıcı bir şekilde tutunmaya çalıştı.

Osman Paşa’nın Tebriz’de iken hastalığının ilerlediği ve bunun ordu içinde zafiyet doğurması sonucu şehir halkının zaman zaman katliamlara mâruz kaldığı çeşitli kaynaklarda nakledilir. Osman Paşa katliamları önlemeye çalışarak olaya karışan bazı askerleri idam ettirmişse de şehir içindeki karışıklıklar sürmüştür. Bu sırada Safevîler’in harekete geçtiği haberleri üzerine ordunun başında Tebriz’den Şenbigāzân’a geldi. Burada iken Safevî şehzadesinin hücumu püskürtüldü, aynı gün Acısu menzilinde 5-6 Zilkade 993 (29-30 Ekim 1585) gecesi vefat etti. İbrâhim Harîmî Çavuş, Osman Paşa’nın seferiyle ilgili yazdığı manzum Gonca-i Bâğ-ı Murâd adlı eserinde ölüm yerini, “Hastalık çekti on üç gün cümle ol kân-ı kerem / Acısu’da eyledi hoş azm-i iklîm-i adem” şeklinde belirtmiştir. Bir süre ölümü gizli tutulan vezîriâzam vasiyeti üzerine Diyarbekir’e defnedildi. Adıyla anılan iki kubbeli türbesi bugünkü Kurşunlu Cami (Fâtih Paşa Camii) yakınındadır ve bir kitâbesi bulunmaktadır.

Kaynaklarda güzelliğiyle meşhur olduğu belirtilen hanımının Dağıstan hâkimi Şemhal’in yeğeni olduğu, dul kaldıktan sonra Bosna Beylerbeyi Hasan Paşa ile nikâhlandığı belirtilir. Selânikî geride bir kız çocuğunun kaldığını yazar. Ömrünü cephelerde geçiren Osman Paşa’nın Şemahı, Derbend, Habeşistan, Diyarbekir ve İstanbul’da bazı hayratının bulunduğu zikredilir. İstanbul’da kendi adını taşıyan medresesi (997/1588) ölümünden sonra Vezîriâzam Hadım Mesih Paşa tarafından tamamlatılmış, ardından bunun yanına bir mescid inşa edilmiştir. Şemahı’da cami ve tekkesi, Derbend’de cami, çarşı ve iki hanı bulunmaktadır. Diyarbekir’de bazı dükkânları vakfetmiştir. Onun Kafkasya’daki mücadelesi ve faaliyetlerini konu alan risâleler de vardır. Bunların içinde Hüseyin b. Mehmed’in Gazavât-ı Özdemiroğlu Osman Paşa adlı eseri (İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, nr. O. 118/2), Solak Ebûbekir b. Abdullah’ın risâlesi (bk. bibl.), Dizpuli’nin Şâhnâme-gûşây-ı Berâm Vezîr-i Muʿaẓẓam ʿOs̱mân Pâşâ bin Özdemir başlıklı Farsça kitabı (TTK Ktp., nr. 91), Âsafî’nin Kırım, Tiflis ve Tebriz seferlerine dair minyatürlerle süslü Şecâatnâme’si (TSMK, Revan Köşkü, nr. 1301; İÜ Ktp., TY, nr. 6043) sayılabilir.

BİBLİYOGRAFYA
BA, MD, nr. IV, s. 166, 174; nr. VII, s. 197, 220; BA, KK, nr. 209, s. 144; nr. 210, s. 256; Târîh-i Osman Paşa (haz. Yunus Zeyrek), Ankara 2001; Ebûbekir b. Abdullah, Şark Seferlerinde Sürhser ile Vâki Olan Ahvalleri ve Şirvan’da Osman Paşa ile Sürhser’in Muharebelerini Beyan Eder, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 366, tür.yer.; Âsafî, Şecâatnâme, İÜ Ktp., TY, nr. 6043, tür.yer.; Selânikî, Târih (İpşirli), I, 74-75, 118, 125, 132, 143-146, 150-153, 161-164; Âli Mustafa Efendi, Künhü’l-ahbâr, İÜ Ktp., TY, nr. 5959, vr. 337b, 348b vd.; a.mlf., Nusretnâme, Nuruosmaniye Ktp., nr. 4350, tür.yer.; Peçuylu İbrâhim, Târih, II, 17-18, 37-102; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/2, s. 343-345; Levend, Gazavatnâmeler, s. 88-89; Bekir Kütükoğlu, Osmanlı-İran Siyâsî Münâsebetleri: 1578-1590, İstanbul 1962, bk. İndeks; Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun Güney Siyaseti: Habeş Eyaleti, İstanbul 1974, s. 44, 47-52, 93; M. Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlılar’ın Kafkas-Elleri’ni Fethi: 1451-1590, Ankara 1976, s. 302-304, 330-338, 342-441; Mustafa Karanfil, Harîmî’nin Zafername ve Gonca’sına Göre Özdemiroğlu Osman Paşa (yüksek lisans tezi, 1998), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Abdurrahman Şeref, “Özdemiroğlu Osman Paşa”, TOEM, sy. 21 (1329), s. 1289-1303; sy. 23 (1329), s. 1417-1443; sy. 24 (1329), s. 1481-1516; sy. 35 (1330), s. 1-12; a.mlf., “Özdemiroğlu Osman Paşa’nın Bir Mektubu”, a.e., sy. 43 (1333), s. 35-42; Mehmed Ârif, “Abdurrahman Şeref’in Özdemiroğlu Osman Paşa Makalesine Zeyl: Şecaatnâme”, TTEM, V/26 (1330), s. 106-109; J. R. Blackburn, “ʿOt̲h̲man Pas̲h̲a”, EI2 (İng.), VIII, 183-185.
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 33. cildinde, 471-473 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.