ÖVÜNME

Müellif:
ÖVÜNME
Müellif: MUSTAFA ÇAĞRICI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 15.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ovunme
MUSTAFA ÇAĞRICI, "ÖVÜNME", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ovunme (15.09.2019).
Kopyalama metni
Övünme karşılığında kullanılan Arapça fahr ve aynı kökten türeyen iftihâr kelimeleri “bir kimsenin, mal ve mevki gibi kendi varlık bütünlüğünün dışındaki değerlere ve imkânlara sahip olduğu için kendini övmesi” veya “kişinin kendisinde yahut ailesinde bulunan üstünlükler, şan ve şeref dolayısıyla övünmesi, böbürlenmesi” şeklinde tanımlanır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “fḫr” md.; Lisânü’l-ʿArab, “fḫr” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “fḫr” md.). Yine aynı kökten tefâhür “iki yahut daha çok kimsenin övünme yarışına girişmesi”, müfâhare “bir kimsenin üstünlük ve meziyetlerini sıralayarak bunlarda başkasıyla üstünlük yarışı yapması” anlamına gelmektedir (Kāmus Tercümesi, “fḫr” md.). Temeddüh ve mübâhât kelimeleri “övünme”, ihtiyâl “kibirlenme, böbürlenme”, tebâhî de “üstünlük yarışına girişme” mânasında kullanılmaktadır. Son kavramın geçtiği bir hadiste, “İnsanların mescidler konusunda birbirine karşı üstünlük yarışına girişmeleri (tebâhî) kıyamet alâmetlerindendir” buyrulmuştur (Müsned, III, 134, 145; Nesâî, “Mesâcid”, 2; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 12).

Câhiliye ahlâkının en temel kavramlarından olan övünme Câhiliye edebiyatının başlıca konularındandır. Câhiz’e göre milletler arasında övünmeye en düşkün olanı Araplar’dır (Cevâd Ali, IV, 307). Câhiliye insanı ve özellikle Câhiliye şairi yiğitlit, mertlik, cömertlik ve zekâ gibi üstünlükleriyle, kendi kabilesinin asaleti, cömertliği ve cesareti, hatta saldırganlık ve kan dökücülüğüyle övünür, aynı şekilde başkalarını yermekten de büyük bir zevk alırdı (meselâ bk. Hüseyin b. Ahmed ez-Zevzenî, s. 115, 178; Cevâd Ali, IV, 291-299, 307-308; Hannâ el-Fâhûrî, s. 9-22). Tekâsür sûresinin (âyet 1-2) yorumu münasebetiyle tefsirlerde bildirildiğine göre (meselâ bk. Şevkânî, V, 575-576) Câhiliye Arapları mal, evlât ve akrabalarının çokluğunu, soylarının asaletini şeref sebebi sayar ve buna öylesine önem verirlerdi ki mezarlıklara gider, ölmüş akrabalarının kabirlerini gösterir, onların çokluğuyla da övünürlerdi.

Kur’ân-ı Kerîm’de dört âyette fahr kökünden kelimeler geçmektedir. Bir âyette (el-Hadîd 57/20) dünya hayatının oyun, eğlence, gösteriş ve insanlar arasında bir övünme (tefâhur), mal ve evlâtta çokluk yarışından ibaret olduğu belirtilmektedir. Diğer bir âyette (Hûd 11/10), Allah’ın bazı sıkıntıları kendisinden uzaklaştırıp bir nimet tattırmasına bakarak bundan dolayı şımarıp kendini övmeye kalkışan tipler (fahûr) eleştirilir. Nisâ sûresinde (âyet 36), “Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın” buyrulduktan sonra ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın ve uzak komşuya, yakın dostlara ve yolculara iyilik edilmesi istenmekte; ardından Allah’ın kendini beğenen (muhtâl) ve övünüp böbürlenen (fahûr) kimseleri sevmediği bildirilmekte; bu suretle insanın, sayılan iyilikleri kendi gururunun tatmini ve bir övünme aracı olarak yapmasının yanlışlığına işaret edilmektedir. Lokmân sûresinde de (âyet 18), “Şüphe yok ki Allah kendini beğenen ve övünüp böbürlenen kimseleri sevmez” buyrulmakta, ardından kaçınılması gereken olumsuz davranışlardan örnekler verilmektedir. Bu örneklerin özellikle kendini beğenmişlerin başka insanları aşağılayıcı tutumlarından seçilmiş olması ve bunların Allah’ın sevgisinden mahrum kalacakları uyarısında bulunulması Kur’an’ın insan onuruna verdiği değeri göstermektedir.

Hadislerde övünmenin Câhiliye döneminden kalma kötü bir huy olduğuna dikkat çekilir. Bir hadiste insanları nesepleri dolayısıyla yerme, yağmur yağsın diye yıldızlardan medet umma ve ölü için yüksek sesle ağlayıp ağıt yakma ile birlikte asaletiyle övünme de Câhiliye devrinden kalma âdetler olarak zikredilmiştir (Müsned, V, 342-344; Müslim, “Cenâʾiz”, 29). İçkinin henüz yasaklanmadığı dönemde ensar ve muhacirler içki içip sarhoş olunca birbirlerine karşı üstünlük ve asaletleriyle övünme yarışına girmiş, sonunda tartışma kavgaya dönüşmüş ve bu olay üzerine içki içmeyi yasaklayan âyet inmiştir (Müsned, I, 181, 186). Hz. Peygamber’in eşlerinin de birbirlerine karşı övündüklerini anlatan hadisler vardır. Zeyneb bint Cahş, kendisinin nikâhının Allah tarafından semada kıyıldığını söyleyerek (el-Ahzâb 33/37) Hz. Peygamber’in diğer eşlerine karşı övünürdü (Müsned, III, 226; Buhârî, “Tevḥîd”, 22; “Tefsîr”, 33/16). Diğer bir hadiste Hafsa’nın Safiyye’yi yahudi asıllı olduğunu söyleyerek üzdüğü, Resûl-i Ekrem’in Safiyye’ye bir peygamber sülâlesinden geldiğini ve peygamber eşi olduğunu, dolayısıyla Hafsa’nın kendisine karşı övünmekte haklı sayılmadığını hatırlatarak onu teselli ettiği, Hafsa’ya da, “Allah’tan kork” dediği anlatılır (Müsned, III, 26; Tirmizî, “Menâḳıb”, 63).

Hz. Peygamber, Câhiliye toplumunun bencillik ve asabiyet ruhundan kaynaklanan kötü geleneklerini ortadan kaldırmaya büyük önem vermiş, atalarla övünmeyi yasaklamış (meselâ bk. Müsned, I, 301), Allah’ın Câhiliye döneminde olduğu gibi insanların birbirlerini aşağılamaları, atalarla övünmeleri âdetini ortadan kaldırdığını açıklamış ve, “İnsanlar arasında erdemli müminler de âsi günahkârlar da bulunabilir. Bütün insanlar Âdem’in çocuklarıdır; Âdem de topraktandır” diyerek inanç ve yaşayış farklarının insanların var oluştaki eşitliklerini değiştirmeyeceğine işaret etmiş ve Allah katında insanların bu değerlerini korumalarının Câhiliye devrinden kalma övünme huyunu bırakmalarına bağlı olduğunu belirtmiştir (Müsned, II, 361, 524; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 111; Tirmizî, “Menâḳıb”, 74). “Birbirinize karşı alçak gönüllü olunuz, kimse kimseye karşı övünmesin” meâlindeki hadis (Müslim, “Cennet”, 64; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 40) bu hususta takınılması gereken tutumun özlü bir ifadesidir.

Bazı hadislerden kişinin kendi peygamberiyle ve bazı olaylarla (Tirmizî, “Edeb”, 40), kendi mesleğiyle (Müsned, III, 42, 96) iftihar etmesinin şöhret elde etme amacı taşımaksızın (a.g.e., V, 234; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 24) savaşta gösterdiği yararlılıklardan yahut yaptığı hayırlardan dolayı memnuniyet ifade etmesinin (Müsned, V, 445, 446) sakıncalı olmadığı anlaşılmaktadır. Hz. Yûsuf’un göreve liyakatini ifade etmek için Mısır kralına, “Beni ülkenin hazinelerine tayin et, çünkü ben -onları- çok iyi korurum ve bu işi bilirim” demesi de (Yûsuf 12/55) bu çerçevede değerlendirilmiştir (İbrâhim b. Muhammed el-Beyhakī, s. 99). At saklamanın Allah yolunda olursa iyilik ve ecir, başkasına ihtiyaç duymamak için olursa koruyucu imkân, müslümanlara karşı gösteriş yapmak ve böbürlenmek için olursa günah sebebi sayılacağını bildiren hadis (el-Muvaṭṭaʾ, “Cihâd”, 3; Buhârî, “Şürb”, 12; “Cihâd”, 48) diğer maddî imkânlarla ilgili olarak da yol göstericidir. Resûlullah’ın, Allah tarafından peygamberler içinde sadece kendisine verilen bazı ayrıcalıkları sıralarken her defasında, “Bunları övünmek için söylemiyorum” demesi (Müsned, I, 5, 301; Tirmizî, “Menâḳıb”, 1; İbn Mâce, “Zühd”, 37), insanın övünme niyeti taşımaksızın memnuniyet ifadesi olarak mazhar olduğu nimetleri anlatmasında sakınca bulunmadığını belirtmektedir. Başta kibir olmak üzere bencillik iddiası taşıyan her türlü davranışı yasaklayan, dünya hayatında mal mülk, evlât, makam ve mevki gibi imkânların insanlara birbirlerine karşı övünmek, Allah’ın haram kıldığı yerlerde kullanmak için değil Allah rızasına ve insanların faydasına uygun biçimde değerlendirilmek için verilmiş birer imtihan aracı olduğunu anlatan âyet ve hadisler de bu tür imkânlardan dolayı övünmenin yanlışlığını göstermektedir. İslâm ahlâk literatüründe övünme konusu genellikle kibir, ucb, tevazu gibi konular içinde ele alınmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Müsned, I, 1, 5, 181, 186, 301; II, 361, 524; III, 26, 42, 96, 134, 145, 226; V, 234, 342-344, 445, 446; İbrâhim b. Muhammed el-Beyhakī, el-Meḥâsin ve’l-mesâvî (nşr. Muhammed Süveyd), Beyrut 1408/1988, s. 99; Hüseyin b. Ahmed ez-Zevzenî, Şerḥu’l-Muʿallaḳāti’s-sebʿa (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Beyrut, ts. (Mektebetü dâri’l-beyân), s. 115, 178; Râgıb el-İsfahânî, eẕ-Ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa (nşr. Ebü’l-Yezîd el-Acemî), Kahire 1405/1985, s. 304-305; Şevkânî, Fetḥu’l-ḳadîr, Beyrut-Dımaşk 1412/1991, V, 575-576; Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, IV, 291-299, 307-308; Hannâ el-Fâhûrî, el-Faḫr ve’l-ḥamâse, Kahire, ts. (Dârü’l-maârif), s. 9-22.

Mustafa Çağrıcı
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 34. cildinde, 103-104 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.