SADAKA b. MANSÛR - TDV İslâm Ansiklopedisi

SADAKA b. MANSÛR

صدقة بن منصور
SADAKA b. MANSÛR
Müellif: ABDÜLKERİM ÖZAYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 18.09.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sadaka-b-mansur
ABDÜLKERİM ÖZAYDIN, "SADAKA b. MANSÛR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sadaka-b-mansur (18.09.2021).
Kopyalama metni
442 (1050) veya 446 (1054) yılında doğdu. Mezyedî Emîri Mansûr b. Dübeys’in oğlu olup hayatının ilk dönemleri hakkında bilgi yoktur. Hûzistan’da hapiste bulunduğu sırada Sultan Alparslan, Emîr Porsuk’u Hûzistan hâkimi Hezâresb’e elçi olarak gönderip serbest bırakılmasını sağladı. Sultan Melikşah tarafından Âmid’i Mervânîler’den almakla görevlendirilen Fahrüddevle’nin ordusuna katıldı. Savaş sırasında esir düşen Ukayloğulları’na mensup erkek, kadın ve çocukları para ve mal karşılığında esaretten kurtardı. Ardından babası Mansûr’la birlikte Fahrüddevle’nin oğlu Zaîmüddevle Ebü’l-Kāsım’ın emrinde Meyyâfârikīn’ı kuşatan Selçuklu ordusunda görev aldı. Babasının 479 yılı Rebîülâhirinin sonlarında (Ağustos 1086) ölümü üzerine Sultan Melikşah tarafından Mezyedî emîri tayin edildi. Sadaka, Sultan Melikşah’ın ölümünün ardından oğulları ve Selçuklu hânedanının diğer mensupları arasında başlayan taht kavgaları sırasında önceleri Sultan Berkyaruk’u destekledi. Bağdat’a giderek kendi adına hutbe okutmak isteyen Berkyaruk, Hûzistan’dan Vâsıt’a gelince Sadaka da kalabalık ordusuyla ona katıldı. Böylece Berkyaruk aleyhine bozulmuş olan denge büyük ölçüde düzelmiş oldu ve Bağdat’ta Berkyaruk adına hutbe okundu (31 Aralık 1099).

Büyük malî sıkıntı içinde bulunan Berkyaruk’un, veziri Ebü’l-Mehâsin ed-Dihistânî aracılığı ile Sadaka’ya devlet hazinesinden kalan 1 milyon dinarla geçmiş yıllardaki borçlarına karşılık olmak üzere büyük bir meblağ ödemesini emretmesi sultanla aralarının açılmasına yol açtı. Vezirin, sultanın emrine itaatsizliği halinde asker gönderip beldelerini istilâ edeceklerini bildiren mektubu eline ulaşınca çok sinirlenen Sadaka emîrliğin merkezi Hille’de ve hâkimiyetindeki diğer şehirlerde hutbeyi Muhammed Tapar adına okutmaya başladı. Berkyaruk, Bağdat’a geldiğinde defalarca haber gönderip huzuruna gelmesini istediyse de o bunu reddetti. Sultanın Emîr Ayaz vasıtasıyla, hizmetine girdiği takdirde her istediğini yerine getireceğini bildirmesine rağmen diretmeye devam etti ve bu meselenin altında parmağı olduğuna inandığı Vezir Ebü’l-Mehâsin kendisine teslim edilmedikçe huzura gelmeyeceğini bildirdi. Berkyaruk böyle bir şartı kabul etmeyince Sadaka iktâlarına iyice yerleşti, hatta Kûfe’ye gönderdiği kuvvetlerle sultanın oradaki nâibini uzaklaştırdı. Hânedan mensupları arasında devam eden taht kavgalarından istifade ederek hâkimiyet bölgelerini genişletti.

Taht mücadeleleri sırasında Sultan Berkyaruk’u takip eden Muhammed Tapar ve Sencer 27 Zilhicce 494 (23 Ekim 1101) tarihinde Bağdat’a ulaştılar. Sadaka da 495 Muharreminde (Kasım 1101) Muhammed Tapar’a bağlılığını arzetmek için Bağdat’a geldi. Sultan Berkyaruk 495’te (1102) İsfahan kuşatmasını kaldırıp Hemedan’a gidince Gümüştegin el-Kayserî’yi Bağdat’a şahne tayin etti. Bu sırada Bağdat’ta bu görevi yürüten Muhammed Tapar yanlısı Necmeddin İlgazi, Gümüştegin’i şehre sokmamak için harekete geçti. İlk iş olarak Hısnıkeyfâ (Hasankeyf) hâkimi olan kardeşi Sökmen b. Artuk’a haber gönderip yardım istedi. Daha sonra Hille’ye giderek Sadaka’ya Berkyaruk’un adamlarını hilâfet merkezine sokmamak üzere daha önce yapmış oldukları anlaşmayı yenilemeyi teklif etti. Sadaka teklifi kabul edince İlgazi Bağdat’a döndü. 497 (1104) yılında Muhammed Tapar ile Berkyaruk arasında anlaşma yapıldı ve Sadaka’nın hâkimiyetindeki yerlerin Muhammed Tapar’a verilmesi kararlaştırıldı. Musul Emîri Çökürmüş ile anlaşan Muhammed Tapar, yanında Sökmen el-Kutbî ve diğer emîrler olduğu halde Bağdat’a hareket etti. Bu sırada Sadaka, Muhammed Tapar’ın Bağdat’a gelmesini istiyordu. Bu maksatla oğulları Bedrân ile Dübeys’i ona gönderdi.

Sultan Melikşah zamanında Rey şahnesi olan ve Sultan Berkyaruk tarafından Emîr Kamaç’ın nâibi sıfatıyla daha önce Basra’ya tayin edilen Emîr İsmâil taht kavgaları sırasında durumunu bir hayli kuvvetlendirmişti. İsmâil, Sadaka ile yaptığı görüşmelerden sonra kendisine itaat arzetti. Muhammed Tapar, Büyük Selçuklu sultanı olunca Basra’yı bir başkasına iktâ etti. Sadaka ile görüşerek şehrin kendisinin tayin ettiği şahsa verilmesini istedi, bir süre sonra da saltanat makamına ait işleri görmek üzere bir amîdini oraya gönderdi. İsmâil’in amîdi şehre sokmak istememesine çok kızan Muhammed Tapar, Sadaka’ya haber gönderip şehrin derhal İsmâil’den alınmasını emretti. Bunun üzerine Sadaka memurlarından birini İsmâil’e yollayarak şehri Batîha Emîri Mühezzibüddevle b. Ebü’l-Cebr’e teslim etmesini istedi. İsmâil gelen memuru tevkif edince Sadaka Basra’ya gelip şehri kuşattı. Kuşatma sırasında İsmâil el-Cezîre’deki bir kaleye sığındı. Şehri ele geçirip adamlarına yağmalatan Sadaka yeni bir şahne tayin ettikten sonra Hille’ye döndü (3 Cemâziyelâhir 499 / 10 Şubat 1106).

Sultan Muhammed Tapar, Berkyaruk’un ölümünün ardından Tikrît’i Bağdat şahnesi Aksungur el-Porsukī’ye iktâ etti. Aksungur, Tikrît’e gelip şehri yedi ay muhasara etmesine rağmen bir sonuç alamadı. Muhasara şiddetlenince Vali Keykubad b. Hezâresb, Sadaka’ya haber gönderip şehri kendisine teslim etmek istediğini bildirdi. Sadaka Safer 500 (Ekim 1106) tarihinde gelerek şehri teslim alınca Aksungur geri dönmek zorunda kaldı. Muhammed Tapar, 500 (1106-1107) yılında Haçlılar’a karşı Emîr Çavlı’yı cihada memur edince Sadaka’ya haber gönderip askerleriyle birlikte Çavlı’nın ordusuna katılmasını emretti ve kendisine taht kavgaları sırasındaki yardımlarından dolayı Vâsıt’ı iktâ etti, Basra’yı almasına izin verdi. Ancak bu cömertçe muameleler Sadaka’yı şımarttı.

Amîd Ebû Ca‘fer’in Sultan Muhammed Tapar’a Sadaka’nın kuvvetinin arttığını, kendisinden kaçanları himaye ettiğini ve hâkimiyeti altındaki şehirlerin elinden alınması gerektiğini söylemesi, hatta daha da ileri giderek onun mülhid ve bâtınî olduğunu iddia etmesi sultanla Sadaka’nın arasının açılmasına sebep oldu. Bu sırada Âve hâkimi Ebû Dülef Sürhab b. Keyhüsrev’in sultandan korkup Sadaka’ya sığınması Muhammed Tapar’ı öfkelendirdi ve Ebû Dülef’in teslim edilmesini istedi. Sadaka’nın Ebû Dülef’i himaye edeceğini bildirmesi üzerine Muhammed Tapar bu işe bir son vermek için Irak’a yöneldi. Durumu öğrenen Sadaka onunla savaş için 20.000 süvari ve 30.000 piyadeyi aşkın bir ordu topladı. Halife Müstazhir-Billâh, Nakībü’n-nükabâ Ali b. Tırâd ez-Zeynebî vasıtasıyla ona sultana isyan etmekten vazgeçtiği takdirde meseleyi halletmek için aracılık yapabileceğini bildirdi. Sadaka önce olumlu cevap verdi, ancak hayatından emin olamadığını söyledi. Bunun üzerine Muhammed Tapar, Kādılkudât Ebû Saîd el-Herevî’yi gönderip korkusunu gidermeye çalıştı; Haçlılar’la cihada kararlı olduğunu, birlikte gazâ etmek için gerekli hazırlığı yapmasını bildirdi. Buna rağmen Sadaka başkumandanı Saîd’in etkisinde kalarak sultana katılmaktan vazgeçti.

Sultan Muhammed Tapar, Sadaka’nın kesin biçimde savaşa karar verdiğini öğrenince emîrlerine haber yollayıp süratle kendisine katılmalarını sağladı. Sadaka’nın, sultanla aralarındaki meseleyle ilgili olarak halifenin vereceği kararı kabul edeceğine dair mektubu Cemâziyelevvel 501 (Aralık 1107 - Ocak 1108) tarihinde Halife Müstazhir-Billâh’a ulaştı, halife de bu mektubu sultana gönderdi. Öte yandan Müstazhir-Billâh, durumu Sadaka’ya bildirerek sultandan teminat istemek ve alınacak kararları yeminle teyit etmek üzere güvendiği adamlarını kendisine yollamasını emretti. Fakat Sadaka sözünde durmadı; sultanın Bağdat’tan ayrılması halinde cihad için yardımda bulunacağını ve Emîr Çavlı ile Artuk oğlu İlgazi’nin sultana karşı yapılacak bir savaşta kendi yanında yer alacağını söyledi.

2 Cemâziyelâhir 501’de (18 Ocak 1108) Bağdat’tan çıkan Sultan Muhammed Tapar halifenin ricasıyla Za‘ferâniye’de durdu. Halife, Ali b. Tırâd ez-Zeynebî ile Cemâlüddevle’yi Sadaka’ya gönderdi ve Muhammed Tapar’a itaat etmesini istedi. Nihayet Sadaka özür dileyerek oğlu Dübeys’i bir elçilik heyetiyle sultana yollamaya karar verdi. Ancak bu sırada Sadaka’nın askerleriyle sultanın askerleri arasında savaş çıktığı haberi geldi. Elçiler böyle bir şeyin olamayacağını söyledilerse de Sadaka oğlunu göndermeye cesaret edemedi ve durumu halifeye bildirdi. Gelen haberin aslı sonradan öğrenildi. Sultanın askerlerinden bir kısmı müzakerelerin olumlu sonuç vereceğini öğrenince anlaşma öncesinde yeni bir yağma yapma düşüncesiyle sultandan habersiz olarak Sadaka’nın topraklarına saldırmışlar, fakat yenilerek geri dönmek zorunda kalmışlardı.

Halife, Nakībü’n-nükabâ Ali b. Tırâd ez-Zeynebî ile Ebû Saîd el-Herevî’yi Sadaka’ya gönderdi. Önce Sultan Muhammed Tapar’a uğrayan elçiler Sadaka’nın yakınları için emannâme aldıktan sonra Sadaka’ya giderek ona sultanın gönlünü ancak esirleri serbest bırakmasıyla alabileceğini söylediler. Sadaka bunu önce kabul ettiyse de bağışlanması konusunda endişesi olduğunu, sultanın kendisini ve kendisine sığınanları affetmesini, Sürhab b. Keyhüsrev’i iktâına iade etmesini, Muhammed b. Boğa’nın yağmaladığı yerlerin geri verilmesini, halifenin vezirinin önünde anlaşmaya bağlı kalacağına dair yemin etmesini istediğini, bu şartları kabul ettiği takdirde sultanın hizmetine gireceğini söyledi. Sadaka bu isteklerinde ısrar edince savaş kaçınılmaz oldu. İki ordu Hille ile Vâsıt arasındaki Nu‘mâniye’de karşılaştı (19 Receb 501 / 4 Mart 1108). Savaşın en şiddetli anında sırtından yaralanan Sadaka, Bozkuş adlı bir köle tarafından atından düşürüldü. Sadaka kendini tanıttıysa da köle başını kesip Aksungur el-Porsukī’ye götürdü, o da Muhammed Tapar’a gönderdi.

Savaşta Sadaka’nın 3000 süvarisi öldürüldü, çok sayıda askeri esir düştü. Esirler arasında oğlu Dübeys ve bu hadiseye sebep olanlardan Sürhab b. Keyhüsrev ile Saîd b. Hamîd de vardı. Muhammed Tapar ertesi gün Hille’ye uğramadan Bağdat’a döndü. Sadaka’nın Batîha’da bulunan eşine eman verdi ve Bağdat’a getirilmesini emretti. Kendisine sadık kalacağına dair teminat aldıktan sonra oğlu Dübeys’i de serbest bıraktı. Sultan, huzuruna gelen Sadaka’nın eşine üzüntülerini bildirdi. Sadaka’nın cenazesi Meşhedülhüseyin’de defnedildi (İbnü’l-Cevzî, IX, 159). İbnü’l-Hâzin, Sadaka’nın öldürülmesine çok üzülmüş ve bu üzüntüsünü bir mersiye ile dile getirmiştir (Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkiyye, s. 56). İbnü’l-Hebbâriyye Kitâbü’ṣ-Ṣâdîḥ ve’l-bâġım adlı manzum eserini onun adına kaleme almıştır (İbn Hallikân, II, 490). “Melikü’l-Arab” ve “emîrü’l-Arab” unvanlarıyla anılan Sadaka b. Mansûr Şiî mezhebine mensuptu. Doğru sözlü, güvenilir, cömert, vefakâr, hayır sever ve adaletli bir insandı. Binlerce ciltlik bir kütüphanesi olduğu belirtilmektedir. Ancak bu hasletleri yanında onun dinî kuralları pek dikkate almadığı ve ashabın aleyhinde konuştuğu kaydedilmektedir (İbnü’l-Kalânisî, s. 256; İbnü’l-Cevzî, IX, 159; İbnü’l-Esîr, X, 448-449).

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Kalânisî, Târîḫu Dımaşḳ (Zekkâr), s. 238, 255-256; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, IX, 124, 142-143, 156, 159; Râvendî, Râhatü’s-sudûr (Ateş), I, 149-150, 154; II, 417; Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye (Lugal), s. 55-56; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, bk. İndeks; Bündârî, Zübdetü’n-Nusra (Burslan), s. 103, 235; Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân, VIII/1, s. 18, 24-26, 47, 126, 140; İbn Hallikân, Vefeyât, II, 490-491; Ebü’l-Fidâ, el-Muḫtaṣar fî aḫbâri’l-beşer, Beyrut 1960, II, 109, 139, 141; İbrahim Kafesoğlu, Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu, İstanbul 1953, s. 49, 51-52, 92, 138, 140, 193; C. E. Bosworth, “The Political and Dynastic History of Iranian World”, CHIr., V, 108, 110, 121, 240-241, 445-446; Abdülkerim Özaydın, Sultan Muhammed Tapar Devri Selçuklu Tarihi (498-511/1105-1118), Ankara 1990, s. 16, 25-27, 31, 35-36, 41-53, 60, 93, 103; a.mlf., Sultan Berkyaruk Devri Selçuklu Tarihi (485-498/1092-1104), İstanbul 2001, bk. İndeks; Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Ankara 1992, III, 253; K. V. Zetterstéen, “Mezyedîler”, İA, VIII, 208-209; a.mlf., “Sadaka”, a.e., X, 24-25; Abdülkerim Özaydın, “Mezyedîler”, DİA, XXIX, 550-551.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2008 yılında İstanbul’da basılan 35. cildinde, 385-387 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER