SADÂRET KETHÜDÂSI

Müellif:
SADÂRET KETHÜDÂSI
Müellif: MUZAFFER DOĞAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.02.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sadaret-kethudasi
MUZAFFER DOĞAN, "SADÂRET KETHÜDÂSI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sadaret-kethudasi (22.02.2020).
Kopyalama metni
Osmanlı Devleti’nde vezîriâzamların yardımcıları olarak istihdam edilen bürokratik görevliler zamanla resmî bir vasıf kazanmıştır. Başlangıçta daha çok dânişmend diye nitelenen bu yardımcılara sonraları kethüdâ ismi verilmiştir. Kethüdâlar, klasik dönem boyunca genellikle Enderûn-ı Hümâyun’dan çıkmaların oluşturduğu müteferrika sınıfından gelenlerden tayin edilirdi. Dolayısıyla isimlerinin arkasında askerîlere mahsus “ağa” unvanı bulunurdu. Paşakapısı’nın (Bâbıâli) ilk dönemlerinden itibaren devlet işlerinin idaresinde kalemiyenin ön plana çıkmaya başlaması ve kethüdâlara ait işlerin daha çok Bâbıâli ile ilişkili olması sebebiyle kalemiye tecrübesi olanlardan tayinleri ağırlık kazandı ve bu makam giderek üst düzey bir bürokratlığa, efendiliğe kaydı. Sadâret kethüdâlarına gönderilen yazılarda eğer isim belirtilmemişse “ağa efendi” hitabı tercih edilirdi. Böylece makamın askerîliğinden vazgeçmeyerek iki unvan beraber kullanılırdı, bu da yaklaşık 1836’da kurumun nezârete dönüşümüne kadar sürdü. Sadâret kethüdâsı ismiyle zikredildiğinde ismin sonuna askerî sınıftan yükselmişse “ağa”, kalemiye zümresinden gelmişse “efendi” hitabı eklenirdi. Kaynaklarda sadâret kethüdâları tarihî sürecin de etkisiyle farklı isimlerle anılmıştır: Önceleri vezir kethüdâsı, daha sonra vezîriâzam kethüdâsı, kethüdâ bey, kethüdâ-yi devlet, Devlet-i Aliyye kethüdâsı, sâhib-i devlet kethüdâsı, sâhib-i saâdet kethüdâsı, kethüdâ-yi sadr-ı âlî şeklinde de adlandırıldı. Yabancılar ise genellikle kâhya bey ve vezir kâhyası isimlerini kullanırdı.

Vezîriâzam kethüdâları, XVII. yüzyılın sonlarına kadar vezîriâzamla ilgili bütün işlerde onun yardımcısı durumundaydı. Yüzyılın ortalarından itibaren Bâb-ı Âsafî (Paşakapısı), artık devlet işlerinin ağırlıklı olarak görüldüğü bir yer olmanın yanında kendi teşkilâtını kurup geliştirmesiyle sadâret kethüdâları da yeni bir şekil aldı. Uzun sayılabilecek bir süre sonunda kethüdâlık memuriyetten çıkıp geniş bir büro haline gelirken yaptığı işler de sadrazamlarla ilişkili görevlerden devlet işlerine doğru kaydı. XVIII. yüzyılın başlarında artık bürosuyla birlikte sadrazamdan sonra devletin ikinci gücü durumundaydı ve ağırlıklı olarak iç işlerinden sorumlu bir birim oldu. Taşra idarecilerinin tayininden bunların görev yerlerinde denetlenmesine veya merkezle bağlantılı tutulmasına, karşılaştıkları askerî ve idarî problemlerin çözümüne yardımcı olmaya, yeni idarî karar ve politikaların uygulanmasını sağlamaya, özellikle merkeziyetçi anlayışın kaçınılmaz kıldığı iletişimi temin etmeye kadar geniş bir alanı kaplayan sorumluluklar ortaya çıktı. Ayrıca padişahın meşruiyet kaynaklarının temelini oluşturan adaletin sağlanması konusundaki ana görevin sadrazamca temsil edilmesi bu işlerin bir bölümünün kethüdâlara intikalini gerektiriyordu. Sefer zamanlarında daha ziyade sadrazamların serdâr-ı ekrem olarak ordunun başında bulunması, ordu organizasyonu konusunda sadâret kethüdâlarına çeşitli sorumluluklar yüklemekteydi ve bu anlamda sefer organizasyonunun takibi önemli görevleri arasında yer alıyordu. Taşradaki idareci-kumandan konumundaki görevlilere sefer emirlerinin yollanması, ardından sadâret yazılarının gönderilmesi ve emirlerin yerine getirilip getirilmediğinin kontrolü yine sadâret kethüdâsına ait işlerdendi. Ayrıca bunların, ordu güzergâhı üzerinde kaza birimleri temel alınarak yapılan hazırlıklar çerçevesinde her kazanın kadısı ile de sıkı bir iletişim içerisinde bulunmaları gerekiyordu. Ordu toplandıktan sonra da sevk ve idarede önemli rolleri vardı. Ordunun konaklayacağı yerlerin tesbiti, iâşe ve lojistikte problem yaşanmamasının temini, öncü ve artçıların harekât esnasındaki konumları ve faaliyetleri, gerektiği takdirde önleyici operasyonların icrasında başta kumandan sıfatıyla bulunmak gibi görevler de vardı. Taşranın idarî-malî yönetiminde rol alan mütesellim, âyan, voyvoda, kadı, nâib, muhassıl, muhafız gibi görevlilerin Bâbıâli’deki ilk başvuru yerleri sadâret kethüdâlığı idi. Başvuru konuları devlet işleri olabileceği gibi bazı özel talep ve bilgilendirmeler olabilirdi.

İstanbul’un yönetimi yine padişahtan sadârete intikal eden temel sorunlardandı. Sadrazamların İstanbul konusundaki başarıları veya başarısızlıkları geleceklerini etkileyen en önemli kriterlerdendi ve pâyitahtın güvenliğinden günlük iâşe maddelerinin teminine, esnaf düzeninin korunmasına ve askerî sınıfın kontrolüne kadar bir dizi yükümlülükleri vardı. Tıpkı padişahların tebdilikıyafet denetiminde bulunmaları gibi sadrazamlar da bazan resmî kıyafetle kola çıkarak, bazan da kıyafet değiştirerek bu işi yaparlardı. Sadâret kethüdâları sadrazamın bu görevinde başyardımcısı konumundaydı. İstanbul’un erzak başta olmak üzere iâşe sıkıntısı yaşamaması, dağıtımın esnaf kanalıyla eski düzeninde sağlanması gibi konular da onun sorumluluğuna intikal etmişti. Bu sebeple yerli ve yabancı tüccarın İstanbul’a ne şekilde erzak getireceği hususunu düzenlerdi. Pazarlarda ve dükkânlarda satılacak ekmek ve yiyecek maddelerinin fiyatları İstanbul kadısı, muhtesip ve esnaf temsilcileriyle birlikte kendi dairesinde yapılan toplantılarda kararlaştırılırdı. Sadrazam İstanbul’da teşrifat gereği dışarıya çıktığı zamanlarda Bâbıâli’nin temsil ve idaresi kethüdânın üzerineydi. Ayrıca devletin en önemli meselelerinin görüşüldüğü meşveret meclislerinin dâimî üyelerindendi. Bazan kendi başkanlığında bürokrasinin önde gelenleriyle dar katılımlı toplantılar düzenlerdi. Sarayda padişahla yapılan, sadrazamla birlikte ilgili birkaç kişinin katıldığı toplantıların büyük bölümüne o da davet edilirdi. Ayrıca Bâbıâli’de ve şeyhülislâm dairesinde toplanan büyük meşveret meclislerinin düzenleyicisi ve katılımcısı durumundaydı.

Sadâret kethüdâlarının Bâbıâli işlerinde de önemli görevleri vardı. İster idarî ister hukukî konular olsun Bâbıâli’ye yapılan başvurular ilk defa onun dairesinden geçerdi. Alay Köşkü karşısındaki Bâbıâli giriş kapısının üzerinde Sadâret Kethüdâsı Odası olarak anılan bir oda bu iş için tahsis edilmişti. Taşra valilerinin ve idarecilerinin merkeze gönderdikleri yazılar, daha çok kendi konaklarında faaliyetlerini yürüten kapı kethüdâları vasıtasıyla sadâret kethüdâsına iletilirdi. Esasen sadâret kethüdâsının sekreteryası konumunda olan kâtip efendi kaleminin temel görevi Bâbıâli’nin gelen-giden evrakının defterlerini tutmaktı. Sadâret kethüdâları gelen evrakı bazan olduğu gibi, bazan da Mektûbî Kalemi’nde özetini hazırlatarak sadrazama takdim ederdi. Gerektiğinde bu yazı ve raporlar Bâbıâli’de akdedilen divanda okunur ve ona göre işlem yapılırdı. Ferman yazımını icap ettiren hususlar olduğunda özellikle sadârete ve kendisine mahsus görevlerde ferman yazımı için ilgili kalemlere direktif verirdi. Sadâret namına hazırlanan yazıların üzerine gerektiğinde yine sadrazam adına “sah” çekme ve “pençe” koyma yetkileri de vardı. Hükümet merkezinden çıkan fermanlar onun ve bürosunun şefi olan kâtip tarafından ilgililere gönderilirdi. Bunlardan başka gerek fermanların gerek sadâret emirlerinin muhatapları tarafından yerine getirilmesine ve dikkate alınmasına dair kendine mahsus belgeleri düzenlerdi. Bunlar bazan “kāime”, bazan da “şukka” ve mektup türünden belgelerdi. Özellikle sefer zamanlarında orduda yönetim esnasında bazı konularda müstakil tâlimatları içeren kendi adına belgeler düzenleyip gönderirdi. XIX. yüzyıl başlarından itibaren menzil hükmü verilmesi ve mürur tezkiresi izni gibi güvenlikle ilgili konuların muamelelerine de dahil edildi.

Bâbıâli’nin örgütlenmesi ve yönetiminde sadâretle birlikte hareket ettiğinden sadâret kethüdâlarına doğrudan veya dolaylı biçimde bağlı bulunan birçok memuriyet vardı. Kendisine doğrudan bağlı olan birim “kâtib-i kethüdâ-yi sadr-ı âlî” şeklinde anıldığı gibi zaman zaman kâtip efendi odası olarak da ifade edilirdi. Kâtip efendi odasının temel görevi Bâbıâli’nin gelen-giden defteri mahiyetindeki defterleri tutmaktı. Bunun yanında taşraya gidecek ferman, sadâret emirleri ve mektupların, diğer birimlerin yazıları kimlerle ve ne şekilde gönderileceği, hangi tarihte yola çıkıldığı gibi konular da onun kayıtlarında yer alırdı. Haberleşmede kullanılan sadâret tatarları da ona bağlıydı. Daha özellikli evrak taşıyıcısı olan veya önemli görevler için taşraya gönderilen mübâşirlerin çıkış tarihleri ve menzil bilgileri yine burada kayda geçirilirdi. Menzil emri ve mürûr tezkerelerine dair sadâret kethüdâsına görevler yüklenmesinin bir sebebi de adı geçen kalemin kendisine bağlı olmasıdır. Oda taşra kaza birimlerinin altı aylık masraf kalemlerinin kaydedildiği, “tevzî” veya “sâlyâne defteri” denilen defterlerin denetiminden de sorumluydu. III. Selim döneminin erken tarihlerinden itibaren bu merkezde bir birim tarafından kontrol edilmesi kuralından hareketle görev kâtip efendi odasındaki bazı kâtipler tarafından yerine getirilirdi. Böylece kalemdeki kayıtlarla kazalardaki memurlara dair masraf kayıtlarını karşılaştırıp sağlamasını yapmak mümkün olabiliyordu. Kalem 1836 yılında sadâret kethüdâlığının Umûr-ı Mülkiyye Nezâreti’ne dönüştürülmesiyle birlikte Umûr-ı Mülkiyye Kitâbeti adını aldı. 1837’de Umûr-ı Mülkiyye Nezâreti Dahiliye Nezâreti’ne çevrildiğinde burası Dahiliye Kâtibi Odası şeklinde ifade edildi. Sadâret kethüdâsına dolaylı şekilde bağlı olan birimler ise İstanbul ve taşrada bulunan idarî, askerî, adlî birimlerin Bâbıâli’deki temsilcileriydi. Sadâret kethüdâlığının gelişimi ve nezâretlerin kuruluşuna kadar olan dönemde iki önemli özelliği ön plana çıkar. Birincisi, sadrazamın bütün işlerinde vekili olmaktan çıkıp esas itibariyle iç işlerine geçişiyle Bâbıâli bürokrasisinde uzmanlaşma, bazı kollara ayrılma sürecine iyi bir örnek teşkil etmesidir. İkincisi, merkez bürokrasisinde askerî nitelikten kalemiyeye geçme eğilimini en iyi yansıtan memuriyet olmasıdır. 1836’da Umûr-ı Mülkiyye Nezâreti’ne dönüştürülme gerekçelerinin başında sadâret kethüdâsının artık yaptığı işleri tam olarak karşılamaktan uzak görülmesi geliyordu.

BİBLİYOGRAFYA :

Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye, tür.yer.; Osmanlı Devlet Teşkilâtına Dâir Kaynaklar (haz. Yaşar Yücel), Ankara 1988, s. 183-185; Ali Akyıldız, Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform: 1836-1856, İstanbul 1993, s. 66-68; C. V. Findley, Osmanlı Devleti’nde Bürokratik Reform: Bâbıâli 1789-1922 (trc. İzzet Akyol – Latif Boyacı), İstanbul 1994, s. 62-68; Muzaffer Doğan, Sadâret Kethüdalığı: 1730-1836 (doktora tezi, 1995), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Recep Ahıshalı, Osmanlı Devlet Teşkilatında Reisülküttâblık (XVIII. Yüzyıl), İstanbul 2001, tür.yer.; Mehmet İpşirli, “Bâbıâli”, DİA, IV, 379, 381, 383.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-2. cildinde, 441-442 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.