SİİRT

Müellif:
SİİRT
Müellif: METİN TUNCEL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 02.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/siirt
METİN TUNCEL, "SİİRT", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/siirt (02.07.2020).
Kopyalama metni
Bir kesimi Güneydoğu Anadolu, bir kesimi Doğu Anadolu bölgesine giren ilin merkezi olan Siirt, kuzeydoğuda (Tayyartepe), doğuda (Türktepe) ve güneyde (Harmantepe) küçük fakat yamaçları dik tepelerle kuşatılmış, sadece güneybatı ve batıya doğru hafif meyille alçalan bir zemin üzerinde kurulmuştur. Bu kuruluş yeri özelliğiyle hilâl biçimindeki, başka bir deyişle amfiteatr şeklindeki şehirlerin tipik bir örneğini oluşturur. Şehrin kurulduğu yer, tarihin her döneminde el-Cezîre düzlüklerini Doğu Anadolu yaylalarına ve bu yörelerin aracılığı ile Azerbaycan’a bağlayan yollar üzerinde bulunmasıyla önem taşımıştır. Şehrin adı gerek İslâm kaynaklarında gerek Batılı yazarlar arasında farklı şekillerde (İs‘ird, Sîird, İs‘irt, Siirt, Sâird, Seerd, Sert, Saert, Sört, Söörd, Sö’ört) kaydedilmiş olup günümüz Türkçe’sinde ise Siirt biçiminde yazılmaktadır. Osmanlı tahrir kayıtlarında Siird veya İs‘ird imlâsıyla belirtilir. Bu adın Keldânîce’de “şehir” anlamındaki “keert” (kaa’rat) kelimesinden geldiğini kaydeden bazı kaynaklar varsa da Siirt isminin Sâmî dillere ait olduğu genellikle kabul edilmiştir.

Siirt’in ne zaman kurulduğuna dair kesin bir bilgi yoktur. Şehrin yer aldığı kesim, Eskiçağ’larda Asur ve Bâbil gibi Mezopotamya’da kurulan devletlerin hâkimiyetine girmemişse de bu devletlere komşu olmuştur. Daha sonra Medler’in ve Persler’in topraklarına katılmıştır. Milâttan önce 330’lu yıllara kadar devam eden Pers hâkimiyetinin ardından yöre Büyük İskender ve onun mirasçılarından Selevkoslar’ın eline geçti. Ortaçağ başlarında tekrar İran etkisi altına girdi ve Sâsânîler ile Doğu Roma (Bizans) arasında birkaç defa el değiştirdi. Hz. Ömer devrinde 18 (639) yılında hemen hemen bütün Güneydoğu Anadolu’yu çok kısa bir sürede fetheden İyâz b. Ganm tarafından İslâm topraklarına katıldı. İslâm egemenliği döneminde yaklaşık bugünkü Güneydoğu Anadolu bölgesine tekabül eden el-Cezîre vilâyetinin ayrılmış olduğu üç âmillikten (Diyârımudar, Diyârırebîa ve Diyarbekir) ve Diyarbekir âmilliğinin sınırları içinde bulunuyordu. 388’de (998) vefat eden Şâbüştî, Siirt’in IV. (X.) yüzyılda büyük bir şehir olduğunu kaydeder (ed-Deyârât, s. 198), 433’te (1042) Türkmen akınlarına mâruz kaldıysa da bu durum uzun sürmedi. Siirt 472’de (1079-80) Mervânîler’in elinde bulunuyordu. Sultan Melikşah 476’da (1083) Mervânîler’in hâkimiyetindeki toprakları Fahrüddevle İbn Cehîr’e iktâ edip onu bölgenin fethiyle görevlendirdi. Fahrüddevle, Mervânîler’in elinde bulunan bütün toprakları ve Siirt’i ele geçirip Büyük Selçuklular adına hutbe okuttu (478/1085). Suriye Selçuklu Hükümdarı Tâcüddevle Tutuş 486’da (1093) Diyarbekir bölgesini ele geçirince Siirt’i Kızılarslan’a iktâ etti. Sultan Berkyaruk ile Muhammed Tapar arasında meydana gelen son savaşta (496/1103) Kızılarslan, Muhammed Tapar’ın saflarında yer aldı. Ertesi yıl yapılan antlaşmada Siirt de Muhammed Tapar’a bırakılan şehirler arasındaydı. Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. Kılıcarslan, Malatya’yı alıp (500/1106) Urfa’yı bir süre kuşattıktan sonra Musul üzerine yürüyünce Siirt Emîri Kızılarslan da ona itaat eden beyler içinde bulunuyordu. Daha sonra Hısnıkeyfâ Artukluları’na bağlanan Siirt 538 (1143-44) yılında İmâdüddin Zengî’nin eline geçti (İbnü’l-Esîr, XI, 94). Celâleddin Hârizmşah’ın Âmid önlerinde yenilmesi üzerine Hârizmşah’ı doğuya doğru kovalayan Moğollar bu yöredeki başka yerlerle birlikte Siirt’i de tahrip edip eman verdikleri halkı kılıçtan geçirdiler (628/1231) (a.g.e., XII, 499). Bu yılların ardından şehri ziyaret eden Hamdullah el-Müstevfî’nin Siirt’i 46.500 dinar gelir getiren büyük bir belde olarak tasvir ettiğine bakılırsa Moğol tahribinin etkisini kısa sürede giderdiği anlaşılır (Nüzhetü’l-ḳulûb, s. 105). İlhanlılar’ın ve onların halefleri durumundaki Celâyirliler’in hâkimiyeti altına giren Siirt, Timur istilâsını da gördükten sonra 866’ya (1462) doğru Akkoyunlular tarafından ele geçirildi. XVI. yüzyılın başlarında Safevîler’in eline geçti. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran’da Safevîler’e karşı kazandığı zafer sonrasında (920/1514) Siirt çevredeki başka yerlerle birlikte Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlı idarî teşkilâtında önceleri Diyarbekir beylerbeyiliğinde bir kaza merkeziydi. Ardından Hısnıkeyfâ ile birlikte sancak statüsü kazandı.

Osmanlı idaresine girişinden az sonraya, 1526 yılına ait bir bilgiye göre Siirt dört mahalleli (Ras / Reis, Bağa, Beyder, Halfaniye) küçük bir şehir konumundaydı. Dört mahallede toplam 406 hâne, elli sekiz mücerretten (bekâr) oluşan müslümanlar yaşıyordu. Erâmine şeklinde zikredilen, içlerinde farklı hıristiyan grupların da bulunduğu topluluk ise 217 hâne, yetmiş dört mücerret nüfusa sahipti. Şehirde ayrıca on dört hâne, dört mücerretten oluşan bir yahudi cemaati vardı. Bu rakamlara göre Siirt’in nüfusu 637 hâne yani yaklaşık 3500-4000 kişiden oluşuyordu. Şehirde ulucami (câmi-i kebîr) vakıflarıyla kaydedilmişti. Vakıf gelirleri içinde ayakkabıcı, bakkal, saraç, muytab / mutaf, cüllâh dükkânları da vardı. Bunlar elli adet olmak üzere Siirt Çarşısı’nda yer alıyordu. Diğer vakfı olan mescidler ise otuzu buluyor, vakıf gelirlerinin çoğu dükkân kiralarından sağlanıyordu. Bunlardan bazıları Hızır (kırk dükkân geliri), Asker / Asâkir, Bağdâdî, Karakuş, Şeyh Dâvud, Ayn Sor, Meydan ve Mısrî Ahmed mescidleriydi. Ayrıca Cemâliye adlı bir de medrese vardı. Tahrir kayıtlarına göre şehirde ayakkabıcılık, dokumacılık ön plandaydı. Burada bir boyahane işletmesinin mevcudiyeti şehrin dokumacılık sektöründeki önemine işaret eder. Nitekim şehirdeki pamuklu pazarından yılda 2500 akçelik mukātaa geliri sağlanıyordu. Pamuklu yanında yünlü dokumacılığı da yapılıyordu. Şehir yakınındaki Deyrimiryakos Manastırı’ndan yıllık 5000 akçe gelir sağlanıyordu. Siirt Kalesi’nde bu tarihlerde kırk altı muhafız görev yapıyordu.

XVII ve XVIII. yüzyıllara ait bilgilere sahip olunamayan Siirt şehrinin XIX. yüzyıldaki durumu hakkında buradan geçen seyyahlar ve müellifler bilgi verir. Bu yüzyılın başlarında Macdonald Kinneir şehrin nüfusunun 3000 kişiden ibaret olduğunu kaydeder. 1836’da Siirt’i ziyaret eden J. Shiel ise 1000 hâne bulunduğunu bildirmektedir. Daha sonra  William Francis Ainsworth tarafından ileri sürülen 5000 nüfus da Shiel’in hâne sayısı olarak verdiği bilgiyi doğrulamaktadır. XIX. yüzyılın ortalarına doğru Osmanlı-Mısır savaşı münasebetiyle Türkiye’de bulunan Helmuth von Moltke 1838’de şehrin önemli ölçüde harabe halinde bulunduğunu yazar. Siirt şehrinin nüfusuyla ilgili XIX. yüzyılın ikinci yarısına ait bilgiler şehrin nüfusunun artarak 10-15.000 kişi arasında olduğunu göstermektedir. 1864 yılına ait bilgi sunan Alexander Schlaefli, Siirt’i Bohtan (Botan) suyu vadisinin ekonomik merkezi diye gösterir. 1892-1893 yıllarında Musul-Trabzon arasında seyahat ederken Siirt’e de uğrayan Eduard Nolde şehrin nüfusunun 12-15.000 arasında olduğunu söyler. Yaklaşık aynı yıllara ait bilgi veren V. Cuinet ise Siirt şehrinin nüfusunu 15.000 civarında tahmin eder. XIX. yüzyılın sonları ile XX. yüzyılın başlarında Siirt’in yakın çevresinde meydana gelen Ermeni baş kaldırıları (özellikle Sasun’daki olaylar) Siirt şehrini de rahatsız etmiştir. I. Dünya Savaşı’ndan önceki yıllara ait bir Rus kaynağı şehrin nüfusunu 16.500 olarak gösterir. Bu yıllarda şehir Rus ve İngiliz cepheleri yakınında kalması sebebiyle zarar görmüştür. Mütareke döneminde de kısa süreli bir İngiliz işgaline uğramıştır.

Osmanlı idarî teşkilâtında Tanzimat’tan sonra eyalet sisteminden vilâyet sistemine geçilince Diyarbekir vilâyetine bağlı kalan, 1884’te Bitlis vilâyetine nakledilen Siirt, Cumhuriyet döneminin başlarında bir il merkezi durumuna getirilmiştir. Siirt’in bu dönemin başlarında 15.000’i bulmayan nüfusu (1927 sayımında 14.830 nüfus) 1950 yılına kadar arada düşüşler de göstererek hemen hemen aynı seviyede kalmıştır (1935’te 16.036, 1940’ta 17.086, 1945’te 16.210 ve 1950’de 15.580 nüfus). O yılların Siirt’i etrafı yeşillikler, bahçe ve tarlalarla çevrili, başka yörelerde rastlanmayacak bir ev tipindeki (dışarıdan bakılınca düz damlı, fakat evin içinden bakılınca kubbeli) mahallelerden oluşan küçük bir yerleşme durumundaydı. Yörede “cas” adı verilen alçı taşının (jips) kullanımıyla yapılan bu ev tipinin bazı örnekleri Siirt’in özellikle doğusundaki eski mahallelerinde halen görülmektedir.

1950 yılından itibaren şehrin nüfusunda belirli bir artış izlenebilmektedir. 1955’te 20.000’i aşan (20.819) nüfus 1965’te 25.000’i (25.480), 1980’de 40.000’i de geçmiştir (42.291). Bu artışta payı olan olaylar arasında 1950-1960 yılları arasındaki dönemde bir eğitim tümeninin Siirt’te yerleşmesi, ayrıca kırdan şehre olan göçler ve şehri çevresine bağlayan yolların iyi bir duruma getirilmesi, şehirde küçük çapta da olsa sanayi faaliyetlerinin başlaması (un, tuğla, kiremit fabrikaları ile 1973’te kurulan Siirt meyan kökü sanayii), ayrıca 1949 ilk imar planı, 1967 ikinci imar planı ve 1977’deki ek imar planının uygulamaya geçirilmesi sayılabilir.

1980’li yılların başında on dört mahalleden ibaret olan Siirt şehri, bu tarihten sonra gelişmesini daha da hızlandırarak 1985’te 50.000 nüfusu da geçmiş (53.884), 1990’da 70.000 nüfusa (68.320), 2000 yılında da 100.000’e çok yaklaşmış (98.281), 2007 sayımında ise 100.000’i de aşmıştır (117.599). Bu nüfus sayıları günümüzde on dokuzu bulan mahallelerde yaşamakta ve şehir batı-güneybatıya doğru modern mahallelerle büyüme eğilimi göstermektedir. Bu büyüme 1960’lardan sonra Yenimahalle, 1970’lerden sonra Âfetevleri, Çal, Doğan, 1980’lerden sonra Kooperatif, Evren, 1990’lardan sonra İsmail Çelik isimli mahallelerin ortaya çıkışıyla gerçekleşmiştir. Bunlara ilâve olarak yakınındaki Bağtepe (eski Halenze) köyünün 1985 yılından sonra şehrin belediye sınırları içine alınmasıyla bir büyüme görülmektedir. Şehrin merkezî kesimi ise Aydınlar ve Hükümet caddelerinin Doğan caddesiyle birleştiği üçgen biçimli alan içerisinde gelişmiştir. Siirt’in geleneksel uğraşılarından olan Siirt battaniyesi dokumacılığı (tiftik keçisinin yöreye özgü bir türü olan keçinin tüylerinden dokunur) önceleri gelişme aşamasına geçmiş (1940’lı yıllarda 135, 1970’li yıllara doğru 200 el tezgâhı), günümüzde ise tezgâh sayısı bir hayli azalmıştır. Siirt ayrıca Selçuklular’dan kalma 1129 tarihli ulucami, Artukoğulları’ndan kalma Asakir Camii (Çarşı Camii) ve şehrin yakın çevresindeki tarihî eserleri görmeye gelenler için bir turistik merkez olarak da gelişmeye adaydır.

Siirt şehrinin merkez olduğu Siirt ili Van, Bitlis, Batman, Mardin ve Şırnak illeriyle çevrilmiştir. Merkez ilçeden başka Aydınlar, Baykan, Eruh, Kurtalan, Pervari ve Şirvan adlı altı ilçeye ayrılır. 5373 km2 genişliğindeki Siirt ilinin sınırları içinde 2007 yılı nüfus sayımının sonuçlarına göre 291.528 kişi yaşıyordu, nüfus yoğunluğu ise elli dört idi. Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait 2007 yılı istatistiklerine göre Siirt’te il ve ilçe merkezlerinde 140, bucak ve köylerde 354 olmak üzere toplam 494 cami bulunmaktadır. İl merkezindeki cami sayısı 93’tür.

BİBLİYOGRAFYA
998 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Diyâr-ı Bekr ve Arab ve Zü’l-kâdiriyye Defteri: 937/1530 (nşr. Ahmet Özkılınç), Ankara 1998, I, 270-277; Şâbüştî, ed-Diyârât (nşr. K. Avvâd), Beyrut 1406/1986, s. 198, 383, 420; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IX, 74; XI, 94; XII, 499; Müstevfî, Nüzhetü’l-ḳulûb (Strange), s. 105; Şeref Han, Şerefnâme (trc. Mehmet Emin Bozarslan), İstanbul 1971, s. 182; Helmuth von Moltke, Türkiye Mektupları (trc. Hayrullah Örs), İstanbul 1969, s. 197; Cuinet, II, 600-603; A. Schlaefli, Reisen in den Orient, Winterthur 1864, s. 49; M. Halil Yinanç, Türkiye Tarihi, Selçuklular Devri I: Anadolu’nun Fethi, İstanbul 1944, s. 135, 142, 147, 155; Ömer Atalay, Siirt Tarihi, İstanbul 1946; L. Dillemann, Haute Mésopotamie orientale et pays adjacents, Paris 1962, s. 30; Ahmet Necdet Sözer, Diyarbakır Havzası, Ankara 1969, s. 48, 92-95, 141, 156; Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1973, s. 179, 194, 210, 211; Nejat Göyünç, “XVI. Yüzyılda Güneydoğu Anadolu’nun Ekonomik Durumu”, Türkiye İktisat Tarihi Semineri (haz. Osman Okyar - Ünal Nalbantoğlu), Ankara 1975, s. 71-102; a.mlf., XVI. Yüzyılda Mardin Sancağı, Ankara 1991, s. 16, 35, 36; Abdülkerim Özaydın, Sultan Muhammed Tapar Devri Selçuklu Tarihi (498-511/1105-1118), Ankara 1990, s. 60, 68; Cumhur Kılıççıoğlu, Her Yönüyle Siirt, Ankara, ts. (Kadıoğlu Matbaası); Bekir Sami Seçkin, Başlangıçtan Günümüze Siirt Tarihi, İstanbul 2005; Metin Tuncel, “Geçmişten Günümüze Siirt Şehri”, Uluslararası Siirt Sempozyumu, İzmir 2007, s. 27-29; Ali Saim Ülgen, “Siirt Ulu Camii”, VD, sy. 5 (1962), s. 153-155; Besim Darkot, “Siird”, İA, X, 619-621; C. E. Bosworth, “Siʿird”, EI2 (Fr.), IX, 596; Suraiya Faroqhi, “Siʿird”, a.e., IX, 596-597.

Metin Tuncel
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul'da basılan 37. cildinde, 173-175 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER