SIRRÎ - TDV İslâm Ansiklopedisi

SIRRÎ

Müellif:
SIRRÎ
Müellif: ŞEVKİYE KAZAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.06.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sirri
ŞEVKİYE KAZAN, "SIRRÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sirri (12.06.2021).
Kopyalama metni
Asıl adı İbrâhim Sırrı olup “Sırrî” mahlasını almıştır. Kaynaklarda Üsküdarlı olduğu belirtilir. Hediyyetü’l-ʿârifîn’de (I, 37) yer alan Sırrî-i Rûmî b. Abdullah kaydından babasının adı öğrenilmektedir. Maliye kâtiplerinden olduğu ve bir müddet bu kalemden çıkan yazıların tarihlerinin atılması göreviyle (tarihçilik) uğraştığı bilinmektedir. Kasidelerinde sosyal hayatı hicvetti, bu arada gördüğü haksızlıkları dile getirdi; cahillerin yüksek mevkilerde tutulduğunu, kendisine itibar edilmediğini söyleyerek her övdüğü devlet büyüğünden destek umdu. Buna rağmen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Fâzıl Ahmed Paşa, Amcazâde Hüseyin Paşa gibi vezîriâzamlara sunduğu kasideler onu müreffeh bir hayata kavuşturmaya yetmedi. Yetmiş yaşında kaleme aldığı bir şiirinde akar ve zeâmet istemekte, bir başka kasidesinde kendisine yıllık geliri olan bir mansıp verildiğini, ancak bunun bütün malını mülkünü harcamasına sebep olan bir belâ olduğunu söyleyerek kanun ve şeriata göre harcadıklarının geri verilmesini ve bu haksızlığın düzeltilmesini istemektedir. Reîsülküttâb Râmî Mehmed Paşa ile Amcazâde Hüseyin Paşa’ya sunduğu kasidelerinde evini rehin verdiğini, borçluların kapısında beklediğini söylemektedir. Şiirlerinden anlaşıldığına göre yapılan yardımlar geçici oldu ve sıkıntılı hayatından kurtulamadı. Bu durum ayrıca hiciv yazmasına sebep olmuş görünmektedir.

Girit’in 1111 (1699) yılında alınması üzerine buraya defterdar tayin edilen Sırrî aynı yıl vefat etti. Kaynakların çoğu onun Girit defterdarı iken görevi başında, Şeyhî ise Üsküdar’da öldüğünü söylemektedir (bk. bibl.). Mezarıyla ilgili araştırmalar sonuçsuz kalmıştır. Sırrî’den söz eden bütün kaynaklar onun şairliğini övmüştür. Ali Canip Yöntem, tamamen unutulmuş olan Üsküdarlı Sırrî’nin bir zamanların en meşhur şairlerinden biri olduğunu, hakkında söylenmiş övgü dolu sözlerin hiç de abartılı sayılmadığını ifade etmektedir. Neşeli, nüktedan ve şakacı kişiliği sebebiyle Nasreddin Hoca ile arasında benzerlikler kurulan şair hakkında Sâlim tezkiresinde iki şakasını aktarmış ve bu yönüyle tanınıp sevildiğini belirtmiştir.

Nef‘î, Rüşdî, Mezâkī Süleyman Efendi, Vecdî, Şehrî gibi şairleri beğenen ve onlardan etkilenen Sırrî Efendi Rüşdî, Mezâkī, Sükkerî, Râmî Mehmed Paşa, Nâbî gibi çağdaşı şairlerle birbirlerine nazîreler yazmışlardır. Kasidelerinde girift anlamlar, kuru ve soyut abartılar yoktur. Konuşma tarzına yaklaşan bir nazım diline sahiptir. Pek çok gazelinde sebk-i Hindî’nin tesiri açıkça görülmektedir. Çoğu şiirinde fazla sözden kaçınıp kısa ve mânalı söyleyişi tercih etmiş, kafiye düzeninde yenilikler ortaya koymuştur. Sırrî’nin şiirleri ölümünden sonra da sevilerek okunmuş, bunların bir kısmı bestelenmiştir. Divanında yer almadığı için aynı mahlası taşıyan başka şairlerin güfteleriyle karıştığı düşünülen Sırrî’nin bestelenmiş şiirlerinden bazıları şunlardır: Yahyâ Nazîm’ın muhayyer makamında bestelediği, “Gönül düşüp ham-ı gîsû-yi yâra kalmıştır”; hisar makamında, “Aldı dil endîşe-i zülfün kemâhî boynuna”; Hâfız Post’un rehâvî makamında bestelediği, “Dile mâye-i safâdır hat-i rûy-i yâr derler” ve hüseynî makamında, “Leb-i peymâne-i gam neş’emiz bişu‘leden terdir.”

Eserleri. 1. Divan. Üzerinde yapılan doktora çalışmasına göre (bk. bibl.) divanda on yedi kaside, iki tahmîs, 123’ü Türkçe, beşi Farsça olmak üzere 128 gazel, beş tarih kıtası, sekiz rubâî, bir mesnevi mevcuttur. Belli başlı yazmaları İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’yle (TY, nr. 32/2, 358, 819, 2842, 2844/1, 5540), Süleymaniye (Hamidiye, nr. 1121) ve Topkapı Sarayı Müzesi (Hazine, nr. 967/2; Revan Köşkü, nr. 782/2) kütüphanelerinde bulunmaktadır. 2. Şerhu Medhi’n-nebî. Millî Kütüphane’de Üsküdarlı Sırrî adına “müellif müsveddesi” olarak kayıtlı (nr. Yz. A 3446) ilk üç sayfaya yakını mensur 639 beyitlik bir eserdir. 260 beyti mesnevi nazım şekliyle, diğerleri (379 beyit) kaside ve gazel şeklinde yazılmıştır. Eserde yer alan kelimelerin bir kısmı arkaik olup çoğu ise halk arasında kullanıldığı gibi kaydedilmiştir. Sayfa kenarlarındaki “minhü” ibaresiyle yapılan açıklamalar müellifin tasavvufta yeni kapılar açan düşüncelerini ortaya koymaktadır. Eserin büyük bir kısmı nasihat ve tembihlere ayrılmıştır. 3. Târîh-i Sultân Mustafâ-yı Sânî. II. Mustafa’ya sunulan eser onun Cemâziyelâhir 1106’daki (Şubat 1695) cülûsundan başlamakta, Rebîülevvel 1111’de (Eylül 1699) Edirne’den çıkışıyla sona ermektedir. III. Mustafa zamanında yaşayan ve mahkeme kâtipliği görevinde bulunan Tekirdağlı Sırrî’nin (ö. 1142/1729) Târih der-Beyân-ı İcmâl-i Ahvâl-i Nâdir Şâh adlı eseriyle Üsküdarlı Sırrî’nin bu eseri birbirine karıştırılmıştır. Franz Babinger’e göre Nâdir Şah’la yapılan savaşlara katılan Sırrî burada yaşadıklarını ve gördüklerini anlatmıştır. Aynı yerde kaydedilmiş olan İbrâhim Sırrî’nin adı geçen eseri de Tekirdağlı Sırrî’ye atfedilmiştir. Eserin şimdilik iki nüshası bilinmektedir (Millet Ktp., Reşid Efendi, nr. 992/11, 1138).

BİBLİYOGRAFYA
Üsküdarlı Sırrî, Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Divanının Tenkidli Metni (haz. Halime Özyılmaz, yüksek lisans tezi, 1995), SÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Üsküdarlı Sırrî Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği, Divan’ı (Metin-İnceleme) ile Şerhü Medhi’n-Nebî (haz. Şevkiye Kazan, doktora tezi, 2003), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; Safâyî, Tezkire (haz. Pervin Çapan), Ankara 2005, s. 285-289; Belîğ, Nuhbetü’l-âsâr (haz. Abdulkerim Abdulkadiroğlu), Ankara 1999, s. 143-161; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, II, 323; Sâlim, Tezkiretü’ş-Şu‘arâ (haz. Adnan İnce), Ankara 2005, s. 393-396; Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin, Mecelletü’n-niṣâb, Ankara 2000, vr. 253b; Muallim Nâci, Osmanlı Şairleri (haz. Cemâl Kurnaz), İstanbul 1995, s. 323; Sicill-i Osmânî, III, 14; Osmanlı Müellifleri, II, 230-231; , s. 1729-1738; Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 37; Karatay, Türkçe Yazmalar, II, 513; TYDK, II, 507-511; Hilmi Yücelen, Türk Malî Tarihine Toplu Bir Bakış ve Maliyeci Şairler Antolojisi, İstanbul 1973, s. 191-192; Babinger (Üçok), s. 311; Ali Cânip Yöntem’in Eski Türk Edebiyatı Üzerine Makaleleri (haz. Ahmet Sevgi - Mustafa Özcan), İstanbul 1996, s. 125-130; Millî Kütüphane Yazmalar Kataloğu (haz. Müjgân Cunbur v.dğr.), Ankara 2001, VI, 162; Şevkiye Kazan, “Üsküdarla Anılan Büyük Bir Şâir: Sırrî”, Üsküdar Sempozyumu I: 23-25 Mayıs 2003: Bildiriler, İstanbul 2004, II, 329-344.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul’da basılan 37. cildinde, 129-130 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER