SULTAN SELİM KÜLLİYESİ

Müellif:
SULTAN SELİM KÜLLİYESİ
Müellif: YUSUF KÜÇÜKDAĞ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.08.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sultan-selim-kulliyesi
YUSUF KÜÇÜKDAĞ, "SULTAN SELİM KÜLLİYESİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sultan-selim-kulliyesi (10.08.2020).
Kopyalama metni

Ömer Lütfi Barkan, külliyenin Kıbrıs’ın fethinden (1571) sonra buradan geçen yolun önem kazanması sonucu yaptırıldığını yazmaktaysa da (, II [1942], s. 355) arşiv kayıtlarına göre külliyenin inşasına II. Selim’in Konya valiliği sırasında 18 Şâban 967’den (14 Mayıs 1560) hemen sonra başlanmış, 1563 yılında tamamlanarak hizmete açılmıştır. II. Selim’in saltanatı döneminde Sultâniye İmareti olarak belgelerde yer almış, zamanla Sultan Selim İmareti şeklinde kayıtlara geçmiş ve günümüze kadar bu adla anılmıştır. Külliye Adsız Risâle, Risâletü’l-mi‘mâriyye ve Tuhfetü’l-mi‘mârî ile Sâî Mustafa Çelebi’nin kaleme aldığı Tezkiretü’l-ebniye ve diğer eseri Tezkiretü’l-bünyân’da Mimar Sinan’ın eseri olarak gösterilmektedir. Ancak arşiv kayıtlarından II. Selim’in Karapınar’da bir mescid, bir han ve bir hamam inşa ettirmek için kadıdan aldığı ilâmı Kanûnî Sultan Süleyman’a gönderdiği ve Halepli Mimar Cemâleddin’in burası için görevlendirilmesini talep ettiği, sonunda külliyenin yapılması ve mimarlığına Halepli Cemâleddin’in tayin edilmesine dair hatt-ı hümâyun sâdır olduğu anlaşılmaktadır (Küçükdağ, Karapınar Sultan Selim Külliyesi, s. 33-34). 3 Rebîülâhir 971 (20 Kasım 1563) tarihli bir belgeye göre muhtemelen Sinan’ın görevlendirdiği Hassa Mimarları Ocağı’ndan Mehmed külliyedeki caminin inşasına hizmet etmiştir (Dündar, s. 165 vd.). Bu durumda külliyenin başmimarının Halepli Cemâleddin olduğu, hassa mimarı Mehmed’in caminin yapımında ona yardım ettiği söylenebilir. Hatt-ı hümâyunda külliyenin inşaatında çalıştırılacak ustaların nerelerden getirileceği de belirlenmiştir. Buna göre Karaman vilâyeti kadıları kendi kazalarından yeterli sayıda usta ve marangozu Karapınar’a gönderecektir. Külliye cami, iki kervansaray, hamam, imaret, tabhâne, arasta, mektep, muvakkithâne, şadırvan, kilerler, buğday ve arpa ambarları, odun deposu, buğday dingi, yel değirmeni, su değirmeni ve büyük bir su tesisinden meydana geliyordu.

Cami külliyenin güneyinde yer almaktadır. Her bir kenarı 15 m. kadar uzunlukta kare planlı, 14,80 m. ölçüsünde kurşunla kaplı tek kubbeye pandantifler yardımıyla geçilmiştir. Çifte minareli olup son cemaat mahallinde altı beyaz mermer sütuna oturan beş küçük kubbe bulunmaktadır. Dış cephesi yörede gök taş denilen koyu gri, koyu ve sarımtırak renkteki taşlarla bina edilmiştir. Hafif bakım ve onarımlarını yapmak üzere bir meremmetçi görevlendirildiğinden XVIII. yüzyıla kadar ciddi bir onarım geçirmemiştir. Daha sonra her kırk-elli yılda bir tamiri yönüne gidilmiş olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Gösterilen bu özen sayesinde cami külliyedeki yapılar içinde en bakımlısı olarak ayakta kalmış, aslî özelliğini kaybetmeden günümüze kadar gelmiştir.

Hamam külliyenin doğusundaki sokağın karşısında bulunmakta ve girişi batı yönüne açılmaktadır. 10 × 10 m. ölçülerinde tek kubbeli, klasik üslûpta kâgir bir binadır. Mimarisinin cami kadar başarılı olduğu söylenemez. Cami gibi hamamın bakımına da sürekli itina gösterilmiş, bu sebeple XVIII. yüzyılın ortalarına kadar ciddi bir onarım görmemiştir. XX. yüzyıl başında külliyenin cami dışındaki binaları gibi hamamın da yarı harabe halinde olduğu 1913’te Karapınar’a uğrayan Béla Horváth’ın ifadelerinden anlaşılmaktadır. 1940’larda esaslı bir tamirata tâbi tutulan ve yakın zamana kadar kullanılan hamam şu anda terkedilmiş durumdadır.

Külliyenin ilk binalarından biri olan imaretin orijinal hali hakkında bilgi bulunmamaktadır. XVIII. yüzyılda tamirat defterlerindeki kayda bakılırsa üzeri kubbe ile örtülü birçok yapıdan oluşuyordu. Bunlar imaret, mutfak, kilerler, eyvanla un, buğday ve arpa ambarları, fırın ve odun deposu idi. Mutfak bölümünün temelleri 1991 yılında yapılan kazılar sırasında ortaya çıkmıştır. Buna göre mutfak caminin kuzeyindeki avlunun batı yönünde 12 × 12 m. ebadında birbirine bitişik iki mekândan meydana geliyordu. XIX. yüzyıl ortalarından sonra bakımsız kalan imaret Karapınar halkınca bir süre ambar olarak kullanılmış, XX. yüzyıl başlarından sonra yıkılmaya terkedilmiş ve zamanla ortadan kalkmıştır.

Tabhânenin ilk belgelerde adı geçmemekle birlikte külliyenin en önemli bölümü olduğu 1161 (1748) tarihli Tamirat Defteri’nden anlaşılmaktadır. Caminin tam kuzeyinde batı yönünde bulunan mutfaktan doğusundaki hamamın karşısına kadar uzanan odaların açıldığı geniş eyvanlı yapılar tabhâne idi. Yapının onarımına dair kayıtlar XVIII. yüzyıl ortalarına aittir. Tabhânenin hamama bakan tarafı XX. yüzyıl başlarında jandarma karakolu olarak kullanılmıştır. Şu anda bu yapılar bakımsız ve yıkılmaya terkedilmiş durumdadır.

Han, caminin kuzey tarafında çifte han olarak eski Konya-Ereğli yolu üzerinde inşa edilmiştir. 1836’da harap durumdaki hanlar 1844-1847 yılları arasında yeniden yapılmış, bu sırada han sayısı teke indirilmiş ve küçültülmüştür. Evkaf Nezâreti’nin 19 Ramazan 1310 (6 Nisan 1893) tarihli kayıtlarına göre iki handan kalan yer üzerine halk tarafından ruhsatsız olarak icarhâne ve hamam yapılmaya başlanmış, Evkaf İdaresi bunu engellemek için gerekli önlemi almıştır. Horváth, 1913’te Karapınar’a uğradığında iki katlı büyük bir hanın tahta merdivenlerle çıkılan ikinci katında büyük salonlara açılan odaları bulunuyordu. Kurtuluş Savaşı sırasında deve ahırı olarak kullanılan han daha sonra harap hale gelmiştir. 1991’de yapılan kazı esnasında çifte hanlardan her birinin 32,50 × 47 m. ebadında bir alanı kapladığı tesbit edilmiştir. Çatının kurşunla kaplı olduğu XVIII. yüzyıl ortalarında yapılan onarımlarda kullanılan malzemeden anlaşılmaktadır. 1991-1992’deki kazı çalışmalarından sonra eski temeller üzerine çifte han şeklinde yeniden yapılmaya başlanmıştır.

Mektep caminin kuzeybatısında mutfağın bitişiğinde yer alıyordu. Evliya Çelebi XVII. yüzyıl ortalarında bir sıbyan mektebi bulunduğunu yazmaktadır. XX. yüzyıl başlarında cami ve imaretle bir bütün oluşturduğunu devrin yazarları belirtmektedir. Onarımına dair ilk kayıt 1161 (1748) tarihlidir. Bu sırada âdeta yeniden yapılmış, 1836’da imaret ve hanla birlikte onarılmıştır. Hamilton’un külliye içinde gördüğü ve kullanılmayacak kadar harap durumda olduğunu söylediği kurşun kaplı medrese bu mekteptir. Yakın zamanlara kadar kullanılan, dört oda ve bir salondan meydana gelen kerpiç bina XX. yüzyıl başlarında eski binanın temelleri üzerine yeniden yapılmıştır.

Otuz dokuz dükkândan meydana gelen arasta çifte hanla tabhâne arasında iki sıra halinde yer almakta olup üzeri tonoz örtülüydü. 1844-1847 yılları arasında yapılan tamirde dükkânların üstündeki kurşun değiştirilmiştir. Arasta XX. yüzyılın başlarında kullanılmaz duruma gelmiş ve zamanla ortadan kalkmıştır. Külliyenin inşasıyla ilgili yazışmalarda ve onarım belgelerinde muvakkithâne adı geçmemekle birlikte 1251 (1835) tarihli Evkaf Muhâsebe Defteri’nde külliyede bir muvakkitin görev yaptığı kayıtlıdır. Muhtemelen burada daha başından itibaren küçük bir mekân muvakkithâne diye kullanılmıştır. Külliyenin yakınındaki Alitepesi’nde yer alan iki adet yel değirmeninin mimarı ve değirmencileri Rodoslu idi. Yel değirmenleri 987 (1579) yılında Rodoslu ustalar öldüğü ve çalıştıracak başka kimse bulunamadığı için daha o zaman terkedilmiş, taştan yapılmış binaları 1967’de yıktırılmış, yerine kafeterya ve park yaptırılmıştır. Yel değirmenini çalıştıracak usta kalmayınca Rodos’tan getirilen mimar ve ustalara 987 (1579) yılında Karapınar’a iki günlük mesafede bulunan Kavaklıpınarı adı verilen mevkide iki gözlü su değirmeni inşa edilmiştir. Bu değirmen XX. yüzyıl başlarında Karapınar’da motorla işleyen değirmenler kuruluncaya kadar çalıştırılmıştır.

Buğday dingi 1161’de (1748) odun ambarıyla birlikte esaslı bir şekilde onarılmıştır. 1991’deki kazı sırasında caminin kuzeybatısında mektep binasıyla imarethânenin yakınında dink ve taşının bulunmuş olduğuna bakılarak tabhânelerle cami arasında yer aldığı söylenebilir. Caminin kuzeyindeki şadırvanın 1004 (1596) tarihli onarım kitâbesi çeşme gibi 977’de (1569) inşa edildiğini göstermektedir. 1161’de (1748) yeniden yapılırcasına onarılmıştır. 1956’da tamir edilmiş, yakın bir zamanda yerinden kaldırılarak ve aslî hüviyeti bozularak daha batı yönüne nakledilmiştir. Çeşme hanların dışında cümle kapısının tam kuzey karşısındadır ve Selimiye/Çarşı Çeşmesi adıyla anılmaktadır. II. Selim tarafından külliyeden altı yıl sonra 977’de (1569) su yollarıyla birlikte inşa ettirilmiş ve diğer binalarla birlikte 1748’de tamir edilmiştir.

Külliye ve Karapınar kasabasının su ihtiyacı, II. Selim tarafından Karacadağ’ın Ovacık yaylasından künklerle getirilerek karşılanmıştır. Su tesisleri 1568-1569’da 3 milyon akçe ve altın harcanarak tamamlanmıştır. Su yollarında çalışmak üzere Konya, Kayseri, Niğde ve Lole kalelerinden hisareri getirilmiştir. Karacadağ’daki sular Akkubbe adı verilen odada toplanmış, buradan künklerle Karapınar’a götürülmüştür. Akkubbe’nin duvarları ve kemeri kesme taştan olup 1970’li yıllara kadar kullanılmıştır. Su yolları külliyede kurulan suyolcuları teşkilâtı ile devamlı bakımlı tutulmuş, kırılan künkler görevlilerce hemen onarılmıştır. 1960’lı yıllarda daha kısa yerden yeni borular döşenmiş, eski su yolu terkedilmiştir.


BİBLİYOGRAFYA

Yusuf Küçükdağ, Karapınar Sultan Selim Külliyesi, Konya 1997.

a.mlf., “Karapınar Kasabası’nın Kurulması ve İskân Durumu”, Karapınar Sempozyumu: 26-27 Ekim 2000 (ed. Yusuf Küçükdağ), Konya 2001, s. 7-18.

Abdülkadir Dündar, “Karapınar Sultan Selim Camii’nin Mimarı Hakkında Yeni Bir Kayıt”, a.e., s. 165-174.

Erdoğan Erol, “Karapınar Selimiye Camii’nden Mevlânâ Müzesi’ne Getirilen Kur’ânlar”, a.e., s. 199-214.

Ömer Lutfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler”, , sy. 2 (1942), s. 355.

Semavi Eyice, “Sultaniye Karapınar’a Dair”, , sy. 20 (1965), s. 117-140.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul'da basılan 37. cildinde, 518-519 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER