SÛR

صور
Müellif:
SÛR
Müellif: EBRU ALTAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sur--lubnan
EBRU ALTAN, "SÛR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sur--lubnan (24.08.2019).
Kopyalama metni
Kuruluşu milâttan önce 3000’li yıllara kadar inen Sûr (Tyre, Tyrus), Beyrut’un yaklaşık 83 km. güneyinde yer alır. Kıyıda taşlık bir araziyle 600 m. uzağındaki bir adadan oluşan şehir 15 hektarlık bir alanı kaplar. Kıyı ile ada arasındaki bağlantı bir köprü ile sağlanmıştır. Fenikeliler döneminde Akdeniz sahilindeki stratejik konumu ve limanı sebebiyle önemli bir ticaret merkezi olan Sûr, Büyük İskender’in istilâsında uğradığı tahribatın ardından milâttan sonra 64 yılında Roma hâkimiyetine girmiştir. Rivayete göre Hz. Îsâ Sûr’a gitmiş ve havârilerden Aziz Pavlus burada bir kilise inşa etmiştir.

Sûr, Hz. Ömer zamanında Şürahbîl b. Hasene tarafından barış yoluyla fethedildi (17/638). Muâviye b. Ebû Süfyân 27 (648) yılında Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ilk deniz seferi öncesinde Sûr’da mevcut olan tersaneyi onartıp şehri tahkim ettirdi. Daha sonra Benî Rebîa ve Benî Hanîfe gibi Arap kabilelerinin yanında Ba‘lebek, Humus ve Antakya’da yaşayan İranlı kabileler Sûr, Akkâ ve diğer bazı şehirlerde iskân edildi (42/662-63). Böylece şehirde tarımla uğraşan yerli hıristiyanlarla daha çok Bizans’a karşı gazâ ile meşgul olan müslümanlardan oluşan bir toplumsal yapı ortaya çıktı. Sûr, Abdülmelik b. Mervân tarafından tamir ettirildi. Hişâm b. Abdülmelik döneminde Akkâ’daki tersanenin buraya nakledilmesinin ardından şehir Araplar’ın deniz kuvvetleri üssü haline geldi. Şehrin su ihtiyacı bu dönemde yaptırılan su kemeri vasıtasıyla sağlanmaya başlandı.

Bir süre İhşîdîler’in yönetiminde kalan Sûr 358 (969) yılından itibaren Fâtımî hâkimiyetine girdi. 388’de (998) Allâka adlı bir Arap denizcisi Fâtımîler’e karşı ayaklanıp şehri ele geçirdi ve bağımsızlığını ilân ederek kendi adına para bastırdı. Daha sonra şehri zapteden Fâtımîler halkın büyük kısmını katlettiler. 1047’de Sûr’u ziyaret eden Nâsır-ı Hüsrev, Suriye kıyılarındaki şehirler içerisinde muhkem surları ve zenginliğiyle tanınan Sûr’da beş altı katlı binaların yer aldığını, canlı ve temiz bir çarşısı ile pazarları bulunduğunu, halkının çoğunluğu Şiîler’den meydana gelmesine rağmen kadısının Sünnî olduğunu kaydeder (Sefernâme, s. 23-24). Şehir 455 (1063) yılından 482’ye (1090) kadar zaman zaman bağımsız hareket eden Benî Ebû Ukayl’e mensup valiler tarafından yönetildi. Sûr hâkimi Kadı Aynüddevle Ebü’l-Hasan b. Ebû Ukayl, Fâtımîler’e karşı harekete geçince Halife Müstansır-Billâh veziri ve başkumandanı Bedr el-Cemâlî’yi gönderip şehri kuşatma altına aldırdı (462/1070). Bunun üzerine Aynüddevle, Suriye’deki Türk Emîri Kurlu Bey’den yardım istedi. Kurlu, emrindeki 6000 atlı ile harekete geçip Bedr el-Cemâlî’nin hâkimiyetindeki Sayda’yı kuşatınca Bedr kuşatmayı kaldırıp Sûr’dan ayrılmak zorunda kaldı. Selçuklu emîrlerinden Atsız b. Uvak 466 (1074) yılında Sûr’a hâkim oldu. Atsız’ın öldürülmesinden sonra şehir Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş’un hâkimiyetine girdi. 482’de (1089) Bedr el-Cemâlî tarafından gönderilen Nâsırüddevle el-Cüyûşî kumandasındaki birlikler Sûr’u Tutuş’tan geri aldı. 490 (1097) yılında Sûr Valisi Küteyle, Fâtımîler’e karşı harekete geçtiğinden Halife Müsta‘lî-Billâh, Efdal b. Bedr el-Cemâlî kumandasında bir ordu sevkederek şehri ele geçirdi. Halkını korkunç bir katliamla cezalandırdı. Küteyle Mısır’a götürülüp idam edildi. Sûr’da Müsta‘lî-Billâh adına hutbe okunup sikke bastırıldı.

Sûr stratejik konumu, limanı ve tersanesinden dolayı Haçlı seferleri sırasında önemli merkezlerden biri olarak öne çıktı. I. Haçlı Seferi’ne katılan birlikler Kudüs’e doğru ilerlerken Urfa ve Antakya’dan gelecek şövalyeleri beklemek için iki gün Sûr’da kaldılar. Şehirdeki müslüman garnizonu surların içinde kaldığından bu sırada bir çatışma olmadı. Sûr halkı Kudüs Haçlı Kralı I. Baudouin’e kıymetli hediyeler gönderip şehirlerinin güvenliğini sağlamaya çalıştı. 1106’da Sûr Valisi İzzülmülk, Dımaşk hâkimi Tuğtegin ile beraber Haçlı hâkimiyetindeki Tibnîn (Toron) Kalesi’ne hücum etti. Ancak Kral Baudouin’in Taberiye’den Sûr’a hareket etmesi üzerine hemen geri çekildi. 501’de (1108) şehri bir ay süreyle kuşatan Baudouin, İzzülmülk’ün 7000 dinar ödemesi karşılığında kuşatmayı kaldırma teklifini kabul etti. Sûr ve Askalân dışında bütün Suriye sahillerine hâkim olan Haçlılar ertesi yıl şehri kuşatma altına aldılar. Vali İzzülmülk, yardıma geldiği takdirde şehri kendisine teslim edeceğine söz vererek Tuğtegin’den âcil yardım istedi. Büyük bir ordu toplayarak harekete geçen Tuğtegin önce Haçlılar’ın denizden destek almalarını engellemek için Sayda ve civarını tahrip etti. Bunun üzerine I. Baudouin kuşatmayı kaldırıp Akkâ’ya çekilmek zorunda kaldı (Nisan 1112). Tuğtegin’in Dımaşk’a dönmesinin ardından Sûr’da Fâtımî hâkimiyeti devam etti. 1113’te Haçlılar’ın Sûr’a karşı yeni bir saldırıya hazırlandıklarını haber alan İzzülmülk yardım için tekrar Tuğtegin’e başvurdu. Tuğtegin, Sûr’u teslim alıp korumak üzere kumandanlarından Emîr Mesud’u askerî birliklerle gönderdi. Tuğtegin’in hâkimiyetine giren şehirde Fâtımîler adına hutbe okutulmaya ve sikke bastırılmaya devam edildi.

II. Baudouin 1119’da ticarî imtiyazlar karşılığında Venedikliler’den yardım istedi. 1123 Mayıs sonunda Akkâ’ya ulaşan Venedikliler, sahilde müslümanların elinde kalan iki müstahkem mevkiden biri olan Sûr üzerine sefer düzenleme hususunda Haçlılar’la anlaştılar. Kudüs ordusu 15 Şubat 1124’te Sûr’u kuşattı. Bu sırada Fâtımîler, Kudüs’e saldırmaya teşebbüs edip etrafa baskınlar düzenleyerek Sûr’u kurtarmayı denediler. Ordusuyla Bâniyâs’ta bekleyen Tuğtegin, üzerine gönderilen Haçlı kuvvetleriyle savaşmayı doğru bulmayıp Dımaşk’a döndü. Şehre yardıma gelmeye niyetlenen Artuklu Emîri Belek b. Behrâm, Menbic’de şehid düştü (6 Mayıs 1124). Dışarıdan yardım alma ümidi kalmayan Sûr garnizonu 7 Temmuz 1124’te şehri Haçlılar’a teslim etti. Şehirden ayrılmak zorunda kalan Sûrlular Dımaşk ve Gazze’ye gittiler. 1187’de Hittîn mevkiinde yapılan savaşta yenilgiye uğrayan Haçlılar’dan canlarını kurtarabilenlerin bir kısmı kara tarafından surlarla korunan Sûr’a kaçtılar. Hittîn savaşından sonra sahildeki şehirleri zaptetmeye başlayan Selâhaddîn-i Eyyûbî 2 Ekim 1187’de Kudüs’ü fethetti. Konrad ve Montferrat idaresinde Sûr’da toplanan Haçlılar Avrupa’dan âcil yardım istemek zorunda kaldılar.

Kasım 1187’de Sûr’u kuşatan Selâhaddîn-i Eyyûbî, kışın bastırması ve orduda çıkan salgın hastalıklar yüzünden kuşatmaya son verip 1188 yılının ilk günlerinde Sûr’dan ayrıldı. Aynı yılın yaz aylarında Sicilya kralının gönderdiği yetmiş gemilik donanma Sûr’un tahkimatını güçlendirdi. Böylece Haçlılar’ın elinde kalan tek müstahkem şehir olan Sûr, III. Haçlı Seferi orduları için önemli bir üs oldu. I. Richard ile Selâhaddîn-i Eyyûbî arasında 1 Eylül 1192’de yapılan barış anlaşmasına göre Yafa ve Sûr arasındaki sahil şeridi Haçlılar’da kaldı. 1201 ve 1203 yıllarındaki depremler şehrin ve surların tahrip olmasına yol açtı.

İmparator II. Friedrich ile Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’l-Kâmil arasında Şubat 1229’da imzalanan antlaşmaya göre Kudüs, Akkâ ve sahildeki birçok şehirle beraber Sûr da Haçlılar’ın hâkimiyetinde kaldı. Kıbrıs Kralı III. Hugue, 1269’da Haçlı devletinin kralı olarak tanındıktan sonra 1243’ten beri Sûr hâkimi olan Philippe de Montfort ile eski antlaşmazlığı ortadan kaldırıp krallıkta yeniden birliği sağladı. Böylece Hugue, Haçlılar tarafından Kudüs’ün kaybından beri geleneksel taç giyme yeri olan Sûr katedralinde taç giyme imkânını buldu. Haçlılar arasındaki birliği zayıflatmak isteyen Memlük Sultanı I. Baybars, Philippe’i Sûr’da Haşhaşîler’e öldürttü (Ağustos 1270). 1266 ve 1269’da Sûr’a iki sefer düzenleyen I. Baybars ile şehrin hâkimi arasında 1271’de bir antlaşma yapıldı. 1285’te Sûr’da yönetimi elinde tutan Prenses Marguerite gelirlerinin yarısını vermeyi taahhüt ederek Sultan Kalavun ile on yıllık bir antlaşma imzaladı. Memlük Sultanı Halîl b. Kalavun 18 Mayıs 1291’de Akkâ’ya hâkim olduktan sonra 14 Temmuz 1291’de Sûr’u da ele geçirdi. Halkın bir kısmını öldürttü, geri kalanları da esir aldı ve şehri tamamen tahrip ettirdi. 1326’da şehri ziyaret eden İbn Battûta eskiden çok mâmur olan Sûr’un harap halde olduğunu kaydeder (Seyahatnâme, I, 91).

XII. yüzyılın ikinci yarısında Sûr’da cam sanayii, çinicilik ve dokumacılık gelişmişti. Doğu’da şeker sanayiinin merkezi durumunda olan Sûr aynı zamanda başlıca ipek üretim merkezlerindendi ve “zendado” (zendal) denilen bir dokuma cinsiyle ünlüydü. Sûr’un erguvanî boyasını elbiselik kumaşlarda kullanmak moda haline gelmişti. Sûr camı çok eskiden beri olağan üstü parlaklığıyla ünlüydü. Boya ve cam sanayiinde çalışan işçilerin tamamına yakını yahudiydi. Şehrin üç dört kapısı vardı. Deniz tarafında iki yüksek kule arasında bulunan dar bir girişle limana girilebiliyordu. Gerektiğinde kulelere bir zincir gerilerek kapatılabilen liman üç taraftan şehrin istihkâmlarıyla çevrilmişti.

Yavuz Sultan Selim’in 1516 Mercidâbık zaferinden sonra Sûr şehri de Osmanlı ülkesine katıldı. Başlangıçta Şam sancağının bir kaza merkezi olan şehir Sayda’nın sancak haline getirilmesiyle buraya bağlandı. XVII. yüzyılda Dürzî Emîri Ma‘noğlu Fahreddin harap durumda olan Sûr’u onarmaya çalıştıysa da çabaları sonuçsuz kaldı. Bu yüzyılın ikinci yarısında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi’nin harap yerlerin çokluğuna vurgu yapması bu hususu teyit etmektedir. Bu dönemde Sûr’da bir cami, üç mescid, birçok mâmur kilise, yirmi dükkân ve bir han vardı (Seyahatnâme, IX, 216). XVIII. yüzyılın sonlarında Akkâ Valisi Cezzâr Ahmed Paşa’nın Sûr’daki ticaret hayatını canlandırma çabaları da sonuç vermedi. 1865 Vilâyet Nizamnâmesi’nin ardından Sayda vilâyeti lağvedilerek bağlı sancakların Suriye vilâyetine dahil edilmesinden sonra Sûr Beyrut sancağına bağlı bir kaza merkezi haline getirildi. 1889-1890 ile 1892-1893 yılları arasında Sûr kazasına üç nahiye ile 133 köy bağlıyken 1893-1894 ile 1908-1909 yıllarında köy sayısı 145’e çıktı. 1909-1910 yıllarında ise nahiye sayısı bire inerken köy sayısı değişmedi (Özgen, s. 66). II. Abdülhamid’e sunulan 27 Eylül 1891 tarihli bir raporda aralarında Sûr’un da bulunduğu yerleşim birimlerinde çoğalan yabancı okullarda Arap milliyetçiliği ve Osmanlı düşmanlığı yapıldığı bildiriliyor, bunlara karşı Osmanlı Devleti’nin de okul açması tavsiye ediliyordu.

Sûr’un 1840’ta 3000 olan nüfusu 1913’te 3749’u müslüman, 1758’i Katolik, 519’u Rum, 516’sı Mârûnî ve 30’u Protestan olmak üzere toplam 6573’e ulaştı. Fransa’nın Eylül 1921’de Büyük Lübnan Devleti’nin kurulduğunu ilân etmesiyle bu devletin sınırları içerisine dahil oldu. Günümüzde Lübnan’ın idarî birimlerinden biri olup merkezi Sayda şehri olan Cenûb muhafazasının sınırları içinde bulunmaktadır. 1948 Arap-İsrail savaşı ve sonrasındaki gelişmelerin ardından Sûr’a yoğun bir Filistinli göçü oldu ve bundan sonra şehrin nüfusu sürekli arttı. 1967’deki “Altıgün savaşları” sırasında da Sûr şehri önemli bir askerî üs durumundaydı. 1984’ten beri UNESCO tarafından bir dünya kültür mirası alanı olarak gösterilen Sûr’un 2008 yılında 41.421 olan nüfusunun yaklaşık % 80’i müslüman (% 60’ı Şiî), % 7’si Mârûnî ve % 10’u Katolik, geri kalanı da Ortodoks hıristiyandandır.

BİBLİYOGRAFYA
Belâzürî, Fütûh (Fayda), s. 168-169; Makdisî, Aḥsenü’t-teḳāsîm, s. 163-164; Kudâme b. Ca‘fer, el-Ḫarâc (Zebîdî), s. 290; Nâsır-ı Hüsrev, Sefernâme (trc. Abdülvehap Tarzi), İstanbul 1950, s. 23-24; İbnü’l-Kalânisî, The Damascus Chronicle of the Crusades (trc. H. A. R. Gibb), London 1932, s. 75, 82, 119-126, 128-130, 142, 165-166, 170-172, 261, 282; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil (trc. Abdülkerim Özaydın), İstanbul 1987, X, 68, 157, 221, 390-392, 489-491; XI, 428-429, 436-439; Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân (nşr. Ali Sevim), Ankara 1968, s. 143, 153, 178; F. Carnotensis, Fulcher of Chartres, A History of the Expedition to Jerusalem: 1095-1127 (trc. F. R. Ryan), Knoxville 1969, s. 142, 203, 255-262, 264-268; W. Tyrensis, A History of Deeds Done Beyond the Sea (trc. E. A. Babcock – A. C. Krey), New York 1943, I, 39, 331, 469, 491, 514, 550, 552, 555; II, 1-21, 205; İbn Battûta, Seyahatnâme (trc. A. Sait Aykut), İstanbul 2004, I, 91; Evliya Çelebi, Seyahatnâme (Dağlı), IX, 216; Mehmed Refik – Mehmed Behcet, Beyrut Vilâyeti I: Cenûb Kısmı, Beyrut 1335, s. 295-309; W. B. Fleming, The History of Tyre, New York 1915, s. 80-132; Coşkun Alptekin, Dimaşk Atabegliği (Tog-teginliler), İstanbul 1985, s. 44-45, 58-59; Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, tür.yer.; Hasan Kubeysî, Teṭavvürü Medîneti Ṣûr: 1900-1975, Beyrut 1986; Hasan Deyyâb, Târîḫu Ṣûri’l-ictimâʿî: 1920-1943, Beyrut 1988; Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, Ankara 1989, s. 47, 52, 70, 134; Ömer Abdüsselâm Tedmürî, Lübnân mine’l-fetḥi’l-İslâmî ḥattâ suḳūṭi’d-devleti’l-Ümeviyye: 13-132 h./634-750 m., Trablus 1410/1990, s. 232-241; a.mlf., Lübnân, min ḳıyâmi’d-devleti’l-ʿAbbâsiyye ḥattâ suḳūṭi’d-devleti’l-İḫşîdiyye: 132-358 h./750-969 m., Trablus 1412-13/1992, tür.yer.; a.mlf., Lübnân, mine’s-siyâdeti’l-Fâṭımiyye ḥatte’s-suḳūṭ bi-yedi’ṣ-ṣalîbiyyîn: 358-518 h./969-1124 m., Trablus 1414/1994, I, 283-311; II, 303-350; Asuman Özgen, 1272h/1855-6 ile 1328h/1910 Yılları Arasında Suriye, Bağdat, Basra, Musul, Beyrut, Hicaz ve Yemen Vilayetlerinin İdari Taksimatı (yüksek lisans tezi, 2001), Niğde Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 66; Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi: 1109-1187, İstanbul 2007, tür.yer.; Atilla Çetin, “II. Abdülhamid’e Sunulmuş Beyrut Vilâyetindeki Yabancı Okullara Dâir Rapor”, TK, XXII/253 (1984), s. 316-324; E. Honigmann, “Sûr”, İA, XI, 42-46; M. Lavergne, “Ṣūr”, EI2 (İng.), IX, 883-885.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 535-537 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.