UBEYDULLAH EFENDİ - TDV İslâm Ansiklopedisi

UBEYDULLAH EFENDİ

UBEYDULLAH EFENDİ
Müellif: ABDULHAMİT KIRMIZI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2012
Erişim Tarihi: 09.12.2025
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ubeydullah-efendi
ABDULHAMİT KIRMIZI, "UBEYDULLAH EFENDİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ubeydullah-efendi (09.12.2025).
Kopyalama metni

10 Ocak 1858’de İzmir’de doğdu. Asıl adı Mehmed Ubeydullah olup babasına nisbetle İzmirli Hocazâde lakabıyla anıldı. İngilizce yazılarında Hoja Zade Muhammed Obeyd-Allah imzasını kullandı. Babası Koçaklar köyünde (günümüzde Manisa’ya bağlı Sarıgöl’ün mahallesi) yaşayan Hatipoğulları sülâlesinden, Nakşibendî meşâyihinden, Seyyid Hamza zâviyedârı, Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye’sinden firâset ilmine dair 148. babın mütercimi (bk. bibl.), müderris İzmirli Hoca Şakir Efendi’dir (ö. 1872). Annesi ise İzmirli Musulluzâdeler’dendir. Ubeydullah’ın kız kardeşi Hatice Mekkiye (d. 1869) Cumhuriyet döneminin önemli isimlerinden Mahmut Esat Bozkurt’un (1892-1943) annesidir.

Ubeydullah Efendi on üç yaşındayken babasını kaybetti. İzmir’de rüşdiyeyi bitirince İstanbul’a gitti ve Beyazıt Camii dersiâmı Hâfız Mehmed Efendi’den icâzet aldı, ayrıca üç yıl tıbbiyede okudu (1881-1884). Nâmık Kemal’in mutasarrıf olduğu Midilli’de ve Rodos’ta onun yanında bulundu, muallimlik yaptı. 1886’da Mısır’a, oradan da Fransa’ya gitti. Dönemin matbuatında önemli bir yeri olan Saâdet gazetesinin Paris muhabiri oldu. Yurda dönünce, 1889’da tıbbiyelilerin kurduğu, daha sonra İttihat ve Terakkî Cemiyeti adını alacak olan İttihâd-ı Osmânî adlı gizli cemiyete katıldı. Aynı yılın yazında Midilli’de Cezâyir-i Bahr-i Sefîd vilâyeti Maarif müdürü olarak görev yaptı (BOA, MF.MKT, nr. 110/83, 112/8). Bir teftiş için Şam’a gittiğinde sultana küfrettiği iddiasıyla tutuklanıp yargılandı, on ay hapis cezasına mahkûm edildi ve bunun üzerine 20 Kasım 1889’da görevinden azledildi (BOA, MF.MKT, nr. 114/36, 88). Hapisten sonra Avrupa’ya gitti, 1891 baharını Londra’da geçirdi. Haziran’da döndüğü İstanbul’da münasip bir hizmete tayini için irade çıktı ve Maarif Nezâreti Encümeni’nde görev aldı (BOA, YA.HUS, nr. 337/38). Mart 1892’de bir davadan dolayı kısa müddet tutuklu kaldı (BOA, Y.MTV, nr. 60/20).

Amerika’nın keşfinin 400. yıl dönümü vesilesiyle 1 Mayıs 1893’te açılan ve daha önce hakkında yazılar yazdığı Kolomb Dünya Sergisi’ni görmek amacıyla Chicago’ya gitti. Bu serginin Türk şubesinin hükümet komiseri yanında görevli olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderilen Süleyman b. Hattâr el-Bustânî’nin orada altı ay süreyle neşrettiği Şikago Sergisi gazetesinde yönetici ve muharrir olarak çalıştı. İki yıl New York, Washington, Pittsburg, Cincinnati’de şekerleme satarak yaşadı. İşportacılıkla ve amelelikle geçimini temin ederek Amerika Birleşik Devletleri, Küba ve Meksika’yı gezdi. Kâh teklif kâh tehditle Osmanlı sefâretinden para ve memuriyet istediyse de talepleri karşılık görmedi. 29 Kasım 1895’te İngiltere’nin Liverpool şehrine ulaştı. Yaza kadar burada yaşadı, İngiliz mühtedi Abdullah Quilliam’ın kurduğu The Liverpool Muslim Institute adlı cemiyete ve camisine devam etti.

İngiltere’den Paris’e geçen Ubeydullah Efendi padişaha bağlılık arzedip himayesini diledi ve 1897 Osmanlı-Yunan Harbi’ne katılmak üzere yol parası istedi (BOA, YEE, nr. 15/67). Saraydan gönderilen parayı alınca harbe değil Filibe’ye gitti. Muhaliflerin çıkardığı Gayret ve Muvazene gazetelerinde çalıştı. Taşınabilir basma makinesiyle Sadâ ve Doğru Yol gazetelerini çıkardı. Matbaa kurup kitap neşriyatına teşebbüs etti. Padişahın iradesi üzerine Filibe’deki borçlarını kapatan Bulgaristan komiseri Abdülhâlik Nasûhî’nin refakatinde 4 Ağustos 1898’de İstanbul’a döndü (BOA, YEE, nr. 15/69).

Servet-i Fünûn çevresine giren Ubeydullah Efendi, İngiltere’nin Güney Afrika’da Transvaal Harbi’ndeki zaferi üzerine 20 Kasım 1899’da İngiliz Sefâreti’ne tebrik ziyaretinde bulunan heyette yer aldığı için tutuklandı. 1900 Şubatı sonunda Tâif’e sürüldü. Beş yıl Hicaz’da yaşadıktan sonra Mısır’a firar etti. Kahire’de kavuştuğu dostu Ahmed Kemal’in Doğru Söz gazetesinde çalıştı. Sonra Avrupa’ya geçti, önce Viyana’da sonra Paris’te yaşadı (BOA, Y.PRK.EŞA, nr. 50/113). Ardından Londra’ya, bir ara Bakü’ye gitti. Berlin’deyken inkılâp haberini alınca İstanbul’a döndü.

II. Meşrutiyet’in ilk meclisinde Aydın mebusu oldu (Aralık 1908). İttihat ve Terakkî Fırkası’na kaydolmadı ve 31 Mart Vakʻası’na kadar fırkaya karşı muhalif bir tavır sergiledi. Fakat istibdat devrinde Jön Türkler aleyhine yazdığı jurnallerin İttihatçılar’ın eline geçmesi üzerine bunların ifşası kaygısıyla keskin bir dönüş yaparak İttihat ve Terakkî hükümetini her mecrada savunan ateşli bir hatip ve vâiz oldu. 1909 yazında İngiltere’ye giden İttihatçı mebus heyetinde yer aldı. 1910 yılında İttihatçılar’ın da benimsediği ittihâd-ı İslâm fikrini savunan Arapça el-ʿArab gazetesini çıkarmaya başladı. Aynı yıl medreselerin ıslahı hakkında Islâh-ı Medâris-i Kadîme risâlesini yayımladı ve bu amaçla meşihat bünyesinde kurulan komisyonda yer aldı. 1911 ortasında Sultan Reşad’ın Rumeli seyahatine katıldı, aynı yılın güzünde harbin gidişatını görmek üzere İttihatçılar’dan Selânik Mebusu Rahmi [Aslan] Bey’e refakatle Trablusgarp’a gitti. Kış aylarında İstanbul’a döndü ve altı sayı çıkacak olan Hak Yolu dergisini neşretmeye başladı.

İttihat ve Terakkî mensuplarının muhaliflere yönelik şiddet ve baskıları sebebiyle “sopalı seçim” diye anılan 18 Ocak 1912 seçimleri öncesinde İttihat ve Terakkî Fırkası’nın propagandası için Kime Rey Verelim? adlı bir risâle kaleme aldı ve çıktığı Anadolu seyahatinde Sivas, Konya ve Nevşehir gibi şehirlerde camilerde vaazlar verdi. Seçim sonucunda ikinci dönem İçel mebusu oldu. Meclisi fesheden İttihat ve Terakkî Fırkası aleyhtarı hükümeti eleştiren nutuklarıyla 7 Ekim’deki Bâbıâli nümayişini teşvik ettiği için hükümeti yıkmak gerekçesiyle tutuklandı, beş yıla mahkûm oldu. İttihat ve Terakkî Fırkası’nın iktidarı yeniden ele geçirdiği 23 Ocak 1913 Bâbıâli Baskını’na kadar mahpus kaldı. Balkan Harbi’nde halkı teşvik için kurulan Müdafaa-i Milliyye Cemiyeti’nin irşad heyetinde, harp sonrasında Mısırlılar’ın yardımlarına teşekkür için Kahire’ye gönderilen heyette bulundu. 1913 yazında Yemen’e gitti, Zeydîler’in lideri İmam Yahyâ Hamîdüddin el-Mütevekkil-Alellah’a hediyelerle padişahın fermanını takdim etti. Birkaç ay Mısır’da yaşadı. Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nın kendisine yönelik suikast planı haber verilince, Şubat 1914’te İstanbul’a döndü (BOA, DH.KMS, nr. 1/42). Tek parti olarak seçime giren İttihat ve Terakkî Fırkası’ndan üçüncü dönem İzmir mebusu seçildi. Ayrıca imtihanı kazanan muhalif bir zatın yerine re’sen atamayla Merdivenköy Bektaşî Dergâhı (Şahkulu Sultan Tekkesi) postnişini oldu.

Hindistan ve Buhara’da İngiltere ve Rusya’ya karşı savaşmasını sağlamak için Nisan 1915’te Afganistan emîrine sefir olarak gönderildi, ancak Kabil’e varamadı. İran’da üç yıl geçirdikten sonra 1918 yılı Ağustos ayı sonlarında İngilizler tarafından tutuklandı; Bağdat, Bombay, İskenderiye ve İstanbul’da biraz tutulduktan sonra Haziran 1919’da Malta’ya götürüldü. Ağustos sonunda salıverilip İstanbul’a getirildiyse de Mayıs 1920’de tekrar Malta’ya gönderildi. Bir yıl sonra yine serbest bırakıldı, İtalya üzerinden Almanya’ya geçti ve Münih’e yerleşti. İstiklâl Harbi bitince Viyana ve Venedik’te biraz oyalandıktan sonra İstanbul’a geldi.

1923-24 kışında Medresetü’l-irşâd’da üç ay hitâbet dersi verdi. Ayrıca İstanbul Dârülfünunu İlâhiyat Fakültesi’nde Arapça muallimi (BCA, nr. 89/430-1) ve İstanbul Kız Lisesi’nde din dersleri muallimi (BCA, nr. 13/31-18) olarak görev yaptı. Yeğeni Adliye Vekili Mahmut Esat’ın eseri olan Medenî Kanun’un ilânını müteakiben Beyoğlu Belediye Dairesi nikâh memuru olarak atandı. Hep bekâr yaşadığı halde 1926-1931 yıllarında binlerce çiftin nikâhını kıydı. TBMM dördüncü ve beşinci dönemlerinde iki defa CHP listesinden Beyazıt (daha sonra Ağrı) mebusu oldu. 11 Ağustos 1937’de Beşiktaş’ta vefat etti. Vasiyeti üzerine Zincirlikuyu Asrî Mezarlığı’na, Avrupa’dayken hep buluşup himayesinden istifade ettiği, dört ay evvel ölen en yakın dostu Abdülhak Hâmid Tarhan’ın yanına gömüldü.

Yaşadığı devirlerin bütün meşhur simalarını tanıyan Ubeydullah Efendi, matbuat ve hâtıratta “fâzıl-ı muhterem”, dostlarınca kısaca “Ubeyd” olarak anıldı, deryâdil ve hoşsohbet bir keyif adamı olarak bilindi. Avrupa’da elçi ve müsteşarların, Hicaz’da bizzat valinin, Bulgaristan ve Mısır’da Osmanlı komiserlerinin himayesinde yaşadı. II. Abdülhamid devrinde hem padişaha hem de muhaliflerine yakın görünerek ikili oynadı, II. Meşrutiyet devrinde ise İttihatçılar’la birlikte oldu.

1898’de hakkında saraya sunulan bir raporda kendisi her şeyde sebatsız, katiyen itimat ve emniyete şayan olmayan, “televvün-i ahvâl” ve “tebdîl-i fikr ü meslek” eden, bürokratları “hîn-i hâcette alet gibi istimal” eden biri olarak vasıflandırılır (BOA, Y.PRK.MK, nr. 8/76). 1890’larda anayasa ve parlamentonun şeriata aykırı olduğunu ve müslümanları böldüğünü savunurken, Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinde defalarca milletvekili oldu. Abdülhamid rejimini eleştirirken padişahı değil, etrafında bulunanları hedef aldı. Padişahla milletin arasına girerek ıslahat icrasına mani olan bu maiyet saraydan temizlenmezse devletin inkırazına sebep olacağını dile getirdi; matbuat serbestîsini savundu (BOA, Y.PRK.EŞA, nr. 35/21). 1895 Ermeni vukuatından sonra Ermeniler’le birleşerek Abdülhamid’i devirmeye çalışan Jön Türkler’i eleştirdi. Ermeniler aleyhinde yazdı, Rus dostluğunu savundu. O sıra Rusya’ya meyilli bir siyaset güden padişahı övdü. Çıkardığı Sadâ dergisinde (muhtemelen babasından aldığı icâzetle) “Nakşibendî tarikatı şeyhlerinden Hocazâde” imzasını kullanarak Abdülhamid hilâfetinin meşruluğuna dair fetva yayımladı. Padişahın 1897 Yunan Harbi’ndeki tutumunu ve zaferini övdü.

1910 yılında neşretmeye başladığı el-ʿArab’daki yazılarında “İslâm’da cinsiyet ve kavmiyet yoktur” sloganıyla din bağıyla kardeşliği ve ittihâd-ı İslâm’ı savundu. İslâm devleti olan Osmanlı’nın resmî dilinin Türkçe, siyasî-umumi dilinin Arapça olduğunu; devletin sadece Türkler’e ait değil tüm unsurların ortak malı kabul edilmesi gerektiğini; Meşrutiyet hükümetinin şerʻî bir hükümet ve ona itaatin ilâhî emirlere itaat sayılacağını dile getirdi. İran’ın istilâsı gündeme gelince, İslâm âleminin ümitgâhı olan Almanya ile anlaşmak gerektiğini savundu.

1923’ten itibaren, özellikle de yetişmesinde emek verdiği ve tesir ettiği yeğeni Mahmut Esat Bozkurt’un Adalet bakanı olduğu dönemde (1924-1930) cumhuriyet ve inkılâpları destekleyen görüşleriyle dikkat çeken Ubeydullah Efendi, hilâfetin istinatgâhı ve menbaı olan TBMM’nin şeriata muvafık bir şûrâ-yı ümmet niteliği taşıdığını, dolayısıyla hilâfetin kaldırılmasından sonra bu yetkinin TBMM tarafından kullanıldığını, cumhuriyetin halkın menfaatini temin eden ve İslâm’a en uygun hükümet biçimi olduğunu ileri sürdü. Nitekim ona göre idarî kanunlardan oluşan fıkıh da daima tagayyüre mâruzdur ve menfaat-i âmmeye muvafık her kanun şeriattan sayılır. Laiklik ilkesini de İslâm’a aykırı kabul etmeyen Ubeydullah Efendi, çocuklara dinî terbiye vermenin devletin değil dindar anne-babanın işi olduğunu, bunu sağlayan Tevhîd-i Tedrîsat Kanunu ile aynı zamanda İslâm dininin ihyâsına imkân verildiğini söylemiştir.

“Sevmediği heyet ve takınmadığı heybet kalmayan” Ubeydullah Efendi, Abdülhak Şinasi’nin ifadesiyle, dinî kanaatleri yeni izahat ile tefsir eden bir mûtekit, bir muharrir, İslâmiyet’i yeni hayata uydurmak taraftarı bir rasyonalist idi (bk. “Yeni Meb’us Muharrirler”). Hayatının sonuna kadar namazını ve orucunu aksatmadığı halde, gücü yetenin oruç tutmak yerine fidye verebileceğini savundu (aş.bk.). Japonlar’ın müslüman olması halinde hilâfetin onlara geçmesi gerektiğine dair yazılar yazdı. Sultan Reşad’ın seyahatinde Kosova sahrasında kılınacak cuma namazını “hacc-ı aʻzam” olarak niteledi.

Arapça yazmayı, Fârisî şiir söylemeyi, İngilizce okumayı, Fransızca dinlemeyi, Türkçe konuşmayı pek sevdiğini söyleyen Ubeydullah lisana yeni kelimeler kazandırdı, dil tartışmalarına girdi. Türkçe Kur’an tartışmalarını başlatanlardan biri olarak Kur’an’ın tercüme edilmesini savundu. 1924’te cuma hutbelerinin Türkçe olması gerektiğini yazdı. Laiklik kavramının “lâdinî” şeklinde çevrilmesini eleştirdi; laik hükümetin ya “iş hükümeti” (yani din işleriyle değil halk işiyle meşgul hükümet) veya “halk hükümeti” (yani din adamlarının değil orta malı olan hükümet) şeklinde adlandırılması gerektiğini söyledi. Malta’da tutuklu olduğu günlerde etrafındaki esirlere bir yandan tefsir dersleri verirken aynı zamanda İngilizce ve Fransızca öğretti.

Eserleri. Ubeydullah Efendi kalem tecrübesi itibariyle her şeyden önce gazetecidir. Risâle boyutunda yayımladığı metinler çoğunlukla birkaç gazete yazısının derlenmesinden ibarettir.

Telif. 1. Din ve Dünya (Liverpool 1313 [1896], 16 sayfa). Hıristiyanlık’taki gibi Müslümanlık’ta da siyasetin din adamlarının nüfuzundan kurtarılması gerektiğini iddia eden mühtedi bir müsteşrike cevaben yazdığı risâlede bu kıyasın yanlışlığını açıklar, şeriatı ve ulemâyı savunup Midhat Paşa’yı ve Kānûn-ı Esâsî’yi eleştirir.

2. Liverpool Hatıratı: Akıl yahud Ahir Zaman Peygamberi (Filibe 1316 [1898], 62 sayfa). Liverpool’daki hayatından da bahsettiği uzun bir mukaddimenin ardından üç ayrı yazısını toplamıştır: a) Kalküta’da (Hindistan) çıkan Ḥablü’l-metîn gazetesinde bir papazın ortaya attığı “Hz. Muhammed’in neden son peygamber olduğuna” dair soruya cevaben kaleme aldığı ve Liverpool’da Abdullah Quilliam’ın çıkardığı The Crescent dergisinin 6 Mayıs 1896 tarihli sayısında (VII/173, s. 710-711) “Islam and Reason” başlığıyla yayımlanan iki sayfalık İngilizce yazısının tercümesi; b) Haftalık Maârif dergisinde Taşkendî mahlasıyla yayımlanan ve daha sonra Oruç adıyla müstakil risâle olarak yeniden neşredilen (detaylar için aş.bk.) ramazan ayı ve oruç hakkındaki “Ramazan” başlıklı makalesi; c) Ḥablü’l-metîn’e gönderdiği Farsça bir makalenin tercümesi.

3. Geçîd. II. Abdülhamid’e yönelik bombalı suikast teşebbüsü (21 Temmuz 1905) üzerine Cidde’de iken yazdığı “Bomba Meselesi” adlı makalesini kısa bir süre sonra gittiği Kahire’de bizzat kendisinin yaptığı el-Maʿber li-sebîli’r-reşâd: Ḥâdis̱etü’l-ḳunbule adlı Arapça tercümesiyle birlikte yayımladı (Kahire, Şâban 1323, 94 + 70 sayfa). Eser “Ashâb-ı Mütâlaaya” başlıklı bir giriş (s. 2-30), devleti yıkmak isteyen Ermeniler’i destekledikleri için Jön Türkler’in eleştirildiği ve padişahın savunulduğu “Bomba Meselesi” adlı makale (s. 31-78), yakın arkadaşı şair İsmâil Safâ’nın Sivas’a sürgün edilmesi ve orada vefatı üzerine yazdığı şiiri içeren “Lâhika” başlıklı bir bölüm (s. 79-86) ve makalesini değerlendirmesi için kardeşi Ahmed Kemal Bey’e yazdığı mektup ile kardeşinden gelen cevaptan (s. 87-94) oluşmaktadır. Ubeydullah Efendi’ye cevaben Jön Türkler tarafından neşredilen Uçurum (Kahire 1323/1905, 13 sayfa) adlı risâlede onun Geçîd’i İstanbul’a rahatça dönebilmek amacıyla yazdığı ileri sürülmüş, bir zamanlar İngiliz Elçiliği’ni tebrik etmeye giderken İngiltere aleyhtarı bir tavır takınması tenakuz örneği olarak eleştirilmiştir.

4. Kime Rey Verelim? İttihad ve Terakkî – Hürriyet ve İtilâf, Hangisi İyi (İstanbul 1328 [1910], 32 sayfa). 18 Ocak 1912 seçimleri öncesinde İttihat ve Terakkî Fırkası’nın propagandası amacıyla ve Hatibzâde Âyetullah takma adıyla kaleme aldığı bu seçim broşüründe Ubeydullah Efendi, İttihatçılar’ın seçimi kazanmaları halinde orduda ve hükümet dairelerinde lisanın Türkçe ve müslüman bayramlarının resmî tatil olacağını, İtilâfçılar’ın ise diğer milletlere yaranmak için Türkler’in kanları bahasına kazandığı hakları ayaklar altına alıp padişahın nüfuz ve kudretini küçülteceğini iddia eder.

5. Islâh-ı Medâris-i Kadîme (İstanbul 1328/1910, 32 sayfa). Medreselerin ıslahı hakkında Yeni Tasvîr-i Efkâr gazetesinde yayımladığı makalelerin derlenmiş halidir. Hilâfet devletinin siyasî lisanı olması sebebiyle devletin Arapça’yı öğretip yayması ve Arapça öğretimini ıslah etmesi gerektiğini vurgulayan eser el-Medârisü’l-ḳadîme ve ıṣlâḥuhâ adıyla Arapça’ya çevrilmiştir (İstanbul 1328, 27 sayfa).

6. Hukūk-ı Âile. Müslümanlığa Göre Bir Erkek Dört Karı Alabilir mi Alamaz mı? -Şükrü Kaya Bey’e- (İstanbul, Receb 1342 / Şubat 1924, 48 sayfa). 1917 tarihli Hukūk-ı Âile Kararnâmesi’nin yürürlükten kaldırılmasının (1919) ardından birer yıl arayla iki kez kurulan Ahvâl-i Şahsiyye Komisyonu tarafından hazırlanan 1924 tarihli aile kanunu tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmeden evvel konu hakkındaki tartışmalara katkıda bulunmak amacıyla yazdığı bu risâlede müellif, muhafazakârlar ve teceddüdperverler olarak tanımladığı iki tarafın özellikle taaddüd-i zevcât meselesine dair karşıt görüşlerini değerlendirir ve her iki tarafı da eleştirir. Aynı zamanda din-devlet ilişkileri, kanunlaştırma yetkisi, cumhuriyet rejimi, din ve ilim çatışması gibi konulara da temas eder.

7. Oruç (İstanbul, Ramazan 1343 [Mart-Nisan 1925], 15 sayfa). İstanbul’da yayımlanan haftalık Maârif mecmuasının 23 Mart 1308 [6 Ramazan 1309 / 4 Nisan 1892] tarihli sayısında (II/34 [1 numaralı Ramazan nüshası], s. 113-116) Taşkendî imzasıyla neşredilen (yazar “Birkaç Söz” başlıklı girişte Maârif’te yayımlandığı tarihi [1]307 senesi Ramazan’ı olarak veriyor [s. 1], eserin sonundaki imza kısmında da 23 Mart 1307 tarihi kayıtlı [s. 15]), daha sonra 1897’de Liverpool Hatıratı içinde tekrar yayımlanan ramazan ayı ve oruç hakkındaki “Ramazan” adlı makalesinin yeniden neşridir. Ubeydullah Efendi kitaba yazdığı girişte (s. 1-7), ilk neşrinden itibaren geçen otuz beş yıllık süreçte “efkâr ve âdât-ı halkta” pek çok değişim yaşandığı gibi kendisinin oruçla ilgili görüşlerinde de önemli değişiklikler olduğunu belirtir. Orucun farziyeti ve ehemmiyeti hakkında değil ama bu ibadetin ne şekilde yerine getirileceği ve ifa etmeyenlere nasıl muamele edileceği konusundaki görüşlerinin değiştiğini, ayrıca orucu istihfaf edenler hakkında yazdığı ağır ifadeleri bugün olsa yazmayacağını söyler ve bunu hakperestlik ile açıklar. Orucu müslümanlara farz kılan âyetlerde geçen fidye ruhsatının oruç tutmaya gücü yetmeyenlerle sınırlı tutulmasının ilgili âyet ve hadislerin ruhuna aykırı olduğunu, dahası “Kur’an’ın gösterdiğinden ziyade müslüman olmaya çalışmak” anlamına geldiğini savunur ve gücü yeten kişilerin de oruç tutmayıp yerine fidye verebileceklerini iddia eder. Bununla birlikte orucun insanı nefs-i emmârenin esaretinden kurtarma ve özgürlüğüne kavuşturma konusunda en müessir ibadet olduğunu belirtir.

Bunların dışında Ubeydullah Efendi’nin tefrika halinde neşredilmiş birçok yazı dizisi vardır. Bunlardan Amerika Birleşik Devletleri hâtıratı niteliğinde olanları Ahmet Turan Alkan; Malta, Afganistan ve İran hâtıraları da Ömer Hakan Özalp tarafından yayına hazırlanmıştır (bk. bibl.). Özalp ayrıca bütün makalelerinin özetli bir envanterini çıkardığı bir biyografi yayımlamıştır (Ulemadan Bir Jöntürk: Mehmed Ubeydullah Efendi).

Tercüme: Kıvâm-ı İslâm (Kahire, Ramazan 1324 [Ekim 1906], 20 + 168 sayfa). Şam ediplerinden Refik Bey el-Azm’ın Tenbîhü’l-efhâm ilâ meṭâlibi’l-ḥayâti’l-ictimâʿiyye ve’l-İslâm adlı Arapça eserinin (Kahire 1318/1900) tercümesidir. Eserde, Avrupa’da sosyalizmin hızla yayılmasını sağlayan amele/işçi meselesi şeriat açısından değerlendirilmektedir.

Ubeydullah Efendi, Oscar Wilde’ın ilk defa 1892’de Londra’da sergilenen Lady Windermere’s Fan: A Play About Good Woman adlı dört perdelik tiyatro oyununu (London 1893) Malta sürgününde iken Türkçe’ye çevirdiğini söylese de basılmayan bu eser hâlâ bulunamamıştır.

Ubeydullah Efendi Hâver (İstanbul 1884, 15 günlük, 4 sayı), Şikago Sergisi (Chicago, 1893, aylık, 6 sayı), Sadâ (Paris, London, Filibe 1895-97, düzensiz), Doğru Yol (Filibe 1898, haftalık, 4 sayı), el-ʿArab (İstanbul 1910, haftalık, 23 sayı), Şûrâ-yı Ümmet (İstanbul 1909), Hak Yolu (Aka Gündüz ile birlikte; İstanbul 1911, haftalık, 6 sayı) adlı süreli yayınları neşretti veya yazı heyetinde bulundu. Ayrıca Saâdet, The Crescent, Doğru Söz, Füyûzât, Servet-i Fünûn, Yeni Gazete, Yeni Tasvîr-i Efkâr, Piyano (17. sayısından sonra Düşünüyorum), Sırât-ı Müstakîm (Sebîlürreşâd), Vakit, Rumeli, Yeni Gün, Tevhîd-i Efkâr, İleri, Resimli Gazete, Vatan, Cumhuriyet, Millet gibi gazete ve dergilerde makaleler yazdı. Peyâm’da tasavvufî şiirleri yayımlandı.


BİBLİYOGRAFYA

BCA, nr. 13/31-18; 89/430-1.

BOA, A.MKT.MHM, nr. 161/3.

BOA, A.MKT.NZD, nr. 285/7.

BOA, A.MKT.UM, nr. 397/21.

BOA, DH.KMS, nr. 1/42.

BOA, HR.SYS, nr. 63/13.

BOA, HR.SFR [3], 376/64-66, 379/53, 386/41-48.

BOA, İ.DH, nr. 1231/96366, 1237/96867, 1243/97376.

BOA, İ.MVL, nr. 157/4490.

BOA, MF.MKT, nr. 110/83, 112/8, 114/36, 88.

BOA, MV, nr. 166/74.

BOA, YA.HUS, nr. 295/47; 337/38.

BOA, YEE, nr. 15/67, 69.

BOA, Y.MTV, nr. 60/20, 203/131.

BOA, Y.PRK.BŞK, nr. 54/83.

BOA, Y.PRK.EŞA, nr. 35/21; 50/113.

BOA, Y.PRK.MK, nr. 8/76.

BOA, Y.PRK.ZB, nr. 30/23, 428/64.

Hoja Zade Muhammed Obeyd-Allah, “Islam and Reason”, The Crescent, VII/173 (1896), s. 710-711.

“Aydın Mebusu Ubeydullah Efendi’nin Nutku”, Sırât-ı Müstakîm, V/112 (15 Teşrînievvel 1326), s. 140-141.

Sıradışı Bir Jön Türk: Ubeydullah Efendi’nin Amerika Hatıraları (haz. Ahmet Turan Alkan), İstanbul 1989, tür.yer.

Mehmed Ubeydullah Efendi’nin Malta, Afganistan ve İran Hatıraları (haz. Ömer Hakan Özalp), İstanbul 2002, tür.yer.

Ali Birinci, Hürriyet ve İtilâf Fırkası: II. Meşrutiyet Devrinde İttihat ve Terakki’ye Karşı Çıkanlar, İstanbul 1990, s. 124-126

Mehmed Rauf, Edebî Hatıralar (haz. Mehmet Törenek), İstanbul 1997, s. 51-54.

Ömer Hakan Özalp, Ulemadan Bir Jöntürk: Mehmed Ubeydullah Efendi, İstanbul 2005, tür.yer.

The Times, 18 November 1912.

Abdülhak Şinasi Hisar, “Yeni Meb’us Muharrirler”, Milliyet, 12 Mayıs 1931.

Bülent Varlık, “Musavver Şikago Dergisi (1893): ABD’de İlk Türkçe Sürekli Yayın”, Kebikeç, I/1 (1995), s. 35-42.

Zeynep Şeyma Özkan, “Firâset-i hikemiyye fî kıyâfeti’l-insâniyye: Hüseyin Şâkir’in Fütûhât-ı Mekkiyye’nin 148. Bâbı Tercümesi”, Tasavvuf, XIV/31 (2013), s. 211-233.

Harun Bekir, “XIX. Yüzyıldan Günümüze Kadar Filibe’de Türkçe Basın”, Balkanlarda Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları, III/2 (2021), s. 221-243.

Ü. Gülsüm Polat, “I. Dünya Savaşı’nda Hindistan’ın Kuzey Batı Sınır Eyaleti’nde İngiliz Karşıtı Hareketler ve Osmanlı Devleti’nin Etkisi”, , LXXXVI/307 (2022), s. 1035-1076.

Döndü Çavdar, “Mehmed Ubeydullah [Hatipoğlu] Efendi’nin Liverpool Hatıratı yahut Bir Papazın İslam Aydınlarına Sorduğu Sorulara Cevabı (1896)”, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, sy. 50 (2023), s. 195-214.


Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2012 yılında İstanbul’da basılan 42. cildinde, 20-22 numaralı sayfalarda yer almıştır. Maddenin ABDULHAMİT KIRMIZI tarafından kaleme alınan yeni dijital versiyonu 28.03.2025 tarihinde yayımlanmıştır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER