YAĞISIYAN

Müellif:
YAĞISIYAN
Müellif: EBRU ALTAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2013
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/yagisiyan
EBRU ALTAN, "YAĞISIYAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/yagisiyan (24.08.2019).
Kopyalama metni

İslâm kaynaklarında Yâgīsiyân, Yagīsiyân, Batı kaynaklarında Ağsiyan, Ağusian, Ansian şeklinde geçer. Yağısıyan b. Muhammed b. Alp ilk defa Sultan Melikşah devrinde temayüz etmiştir. Anadolu fâtihi I. Süleyman Şah’ın Antakya’yı fethinden (477/1084) sonra Halep hâkimiyeti için Suriye Selçuklu Meliki Tutuş ile yaptığı savaşta hayatını kaybetmesi üzerine Melikşah, bölgeyi doğrudan kendine bağlamak için İsfahan’dan bizzat Kuzey Suriye’ye sefere çıktığında Yağısıyan da yanındaydı. Ramazan 479’da (Aralık 1086) önce Halep’i, ardından Antakya’yı teslim alan Melikşah, Yağısıyan’ı buraya vali tayin etti (İbnü’l-Adîm, II, 101; Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi, s. 172). Yağısıyan daha sonra Fâtımîler’e karşı düzenlenen harekâta katıldı. 482’de (1089) Filistin ve Suriye’yi geri almak için harekete geçen Fâtımîler Sur, Sayda, Beyrut, Akkâ gibi kıyı şehirlerini zaptederek Dımaşk’a başarısız bir kuşatma girişiminde bulundular. Sultan Melikşah’ın emriyle Halep Valisi Aksungur ve Urfa Valisi Bozan’ın yanı sıra Yağısıyan da kuvvetleriyle Tutuş’un emrine girdi ve onunla beraber Suriye harekâtına iştirak etti. Ancak Humus ve Arkā Kalesi’nin fethinin ardından Trablusşam kuşatması esnasında Tutuş ile Selçuklu kumandanları arasında anlaşmazlık çıkınca Fâtımîler’e karşı bu mücadele sürdürülemedi (484/1091).

Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra kardeşi Tutuş sultanlığını ilân edince Halep Valisi Aksungur ve Urfa Valisi Bozan’la birlikte Antakya Valisi Yağısıyan da ona itaat edip adına hutbe okuttu ve saltanat mücadelesinde onun yanında yer aldı. Fakat Aksungur ve Bozan, Tutuş’tan ayrılarak diğer taht iddiacısı, Melikşah’ın oğlu Berkyaruk’un hizmetine girdiğinden Berkyaruk’a karşı saltanat mücadelesinde gücü azalan Tutuş asker toplamak amacıyla önce Diyarbekir bölgesine, ardından Yağısıyan’la birlikte Antakya’ya gitti; şehirde bir süre kaldıktan sonra Dımaşk’a döndü (486/1093). Tutuş, Halep ve Urfa’da Berkyaruk adına hutbe okutan Aksungur ile Bozan’ı cezalandırmak için Dımaşk’tan hareket edip Hama yakınlarına geldiğinde Yağısıyan da askerleriyle kendisine katıldı. Tutuş burada bir süre kalarak oğlu Rıdvan’ı Yağısıyan’ın kızı Çiçek Hatun ile evlendirdi (İbnü’l-Adîm, II, 110). Aksungur ile Bozan’ın bertaraf edilmesinin ardından Halep, Urfa ve el-Cezîre’de hâkimiyet kuran Tutuş, Kuzey Suriye’deki kale ve şehirleri emîrlerine iktâ ederken Maarretünnu‘mân ve Lazkiye’yi Yağısıyan’a verdi (487/1094). Tutuş daha sonra Hemedan’ı egemenliğine aldığı sırada burada Vezir Nizâmülmülk’ün oğlu Fahrülmülk ile karşılaştı. Onu Berkyaruk taraftarı olduğu için öldürmek istediyse de Yağısıyan’ın ricası üzerine bundan vazgeçti. Ayrıca Yağısıyan halkın Nizâmülmülk ailesine duyduğu sevgiyi hatırlatarak saltanat mücadelesinde faydalı olabileceği düşüncesiyle onun vezirliğe getirilmesini tavsiye etti, Tutuş da Fahrülmülk’ü vezir yaptı (İbnü’l-Esîr, X, 198).

Tutuş ile Berkyaruk arasında 18 Safer 488 (27 Şubat 1095) tarihinde Rey civarında yapılan savaşta Yağısıyan başlangıçta yine Tutuş’un yanında yer aldı. Fakat bu sırada Berkyaruk’un ordusunda Sultan Melikşah’ın özel sancağı çekilince Tutuş’un saflarında bulunan birçok emîr Berkyaruk’un tarafına geçti. Bunun üzerine Yağısıyan savaşa girmekten vazgeçti (Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi, s. 183). Tutuş mücadeleye devam ettiyse de neticede Berkyaruk’a yenilerek hayatını kaybetti. Bunu takiben Suriye Selçuklu Devleti ikiye ayrıldı. Tutuş’un bir oğlu Rıdvan Halep’te, diğer oğlu Dukak Dımaşk’ta hüküm sürmeye başladı. Yağısıyan ve Abakoğlu Yûsuf, askerleriyle birlikte Antakya’dan Halep’e gelerek Rıdvan’ın hizmetine girdiler. Antakya, Halep Meliki Rıdvan’a bağlanırken Yağısıyan, Haçlılar’ın gelişine kadar vali olarak onun adına şehri yönetmeye devam etti.

Melik Rıdvan, Halep Selçuklu Melikliği’ni kurunca atabegi ve babalığı Cenâhüddevle Hüseyin’i vezirliğe getirdi. Yağısıyan da kısa bir süre ona muhalefet ettikten sonra kendisiyle anlaştı. Ardından Melik Rıdvan, Yağısıyan ve diğer emîrlerin tavsiyesiyle hâkimiyet sahasını genişletmeye çalıştı. Yanında veziri Cenâhüddevle, Yağısıyan ve Abakoğlu Yûsuf bulunduğu halde önce Serûc’a (Suruç) yöneldi; daha sonra buradan ayrılıp Urfa önlerine gitti. Ermeni Thoros’un idaresindeki Urfa’yı işgal ederek şehrin iç kalesini isteği üzerine Yağısıyan’a verdi. Yağısıyan kaleyi tahkim ettirerek buraya bir miktar kuvvet yerleştirdi (489/1096). Urfa’nın alınmasından sonra Yağısıyan ile Vezir Cenâhüddevle Hüseyin arasında huzursuzluk baş gösterdi. Yağısıyan ve Abakoğlu Yûsuf, Cenâhüddevle Hüseyin’i ortadan kaldırıp Halep’te yönetimi ele geçirmeyi tasarlıyordu. Bunu haber alan vezir kaçarak Halep’e döndü. Ardından Rıdvan ve Yağısıyan da kuvvetleriyle Urfa’dan Halep’e hareket ettiler. Fakat yolda vezirin Halep’te olduğunu öğrenen Yağısıyan şehre girmek istemedi ve eski vezir Ebü’l-Kāsım el-Hârizmî ile Rıdvan’dan ayrılıp Antakya’ya gitti. Yağısıyan ve Abakoğlu Yûsuf’un kendisine karşı bir hareketinden şüphelenen Rıdvan ise Halep’e doğru yoluna devam etti. Kısa bir süre sonra Cenâhüddevle Hüseyin şüpheli davranışları yüzünden Yağısıyan’ın nüfuz alanını daraltmak için harekete geçti; Rıdvan’ın da onayıyla onun iktâı olan Maarretünnu‘mân kuşatıldı; Yağısıyan’ın oğlu da şehri savunamadığından teslim etmek zorunda kaldı (1096) (İbnü’l-Esîr, X, 208 vd.; İbnü’l-Adîm, II, 123).

Bir süre önce Rıdvan’ın Cenâhüddevle Hüseyin kumandasındaki askerlerine yenilip Antakya’da Yağısıyan’a sığınan Abakoğlu Yûsuf, Rıdvan tarafından kabul edilince Halep’e gelerek onun hizmetine girmiş, Bizâa ve Menbic kendisine iktâ edilmişti. Fakat daha sonra onun Rıdvan aleyhine Yağısıyan ile iş birliği yaptığı ve gizlice mektuplaştığı ortaya çıktı. Bunun üzerine Yûsuf yakalanıp öldürüldü. Melik Rıdvan, Yağısıyan’ın iktâları olan Tel Bâşir ve Şeyhüddeyr’e (Şâdır) yürüyerek buraları onun nâiblerinden teslim aldı ve Antakya yörelerine kadar uzanan yağma akınlarında bulundu (Ramazan 489 / Eylül 1096; İbnü’l-Esîr, X, 214; İbnü’l-Adîm, II, 124 vd.). Ardından Yağısıyan, Melik Rıdvan’ın, kardeşi Dukak üzerine Dımaşk’a bir sefere hazırlandığını haber alınca hemen gidip durumu Melik Dukak ile atabegi Tuğtegin’e haber verdi ve Rıdvan’a karşı onları destekledi. Kuvvetleriyle Dımaşk’a yönelen Rıdvan, Yağısıyan’ın Dukak’a yardıma gittiğini duyunca şehri kuşatmaktan vazgeçti ve Dımaşk Melikliği’ne ait bölgelerde yağma akınlarına girişti. Dukak, Tuğtegin ve Yağısıyan buna engel olmak için Halep ordusunu yakından takip ettiler. Neticede her iki taraf da bir savaşı göze alamayınca Yağısıyan Antakya’ya döndü (Muharrem 490 / Aralık 1096 - Ocak 1097).

Daha sonra Melik Dukak karşı saldırıya geçti; Halep Selçuklu Melikliği’ni hedef alan seferine Yağısıyan da katıldı. Yağısıyan, bu harekât sırasında eski iktâı olan Maarretünnu‘mân’ı Artukoğlu Sökmen’in nâiblerinden teslim alarak halkı vergiye bağladı. Rıdvan ve Dukak’ın kuvvetleri Kınnesrîn’de karşı karşıya gelince iki taraf arasında yapılan görüşmelerin birinde Yağısıyan, Rıdvan’ın saflarındaki Sökmen’le alay etmişti. Neticede yapılan şiddetli savaşta özellikle Sökmen’in kahramanlığı sayesinde Dukak ağır bir yenilgiye uğradı, Yağısıyan da bozgun halinde Antakya’ya döndü (5 Rebîülâhir 490 / 22 Mart 1097). Dukak, Rıdvan’ın üstünlüğünü kabul etti; Dımaşk ve Antakya’da hutbelerde önce Rıdvan’ın adının zikredilmesi hususunda anlaşmaya varıldı. Savaşın ardından muhtemelen Yağısıyan’ın da etkisiyle Melik Rıdvan’ın, veziri Cenâhüddevle Hüseyin ile arası açıldı. Cenâhüddevle’nin Halep’ten ayrılıp kendi iktâı olan Humus’a gitmesi üzerine Yağısıyan, Halep’e gelerek yeniden Rıdvan’ın hizmetine girdi ve melikliğin idaresini üzerine aldı. Bu arada Halep’te hâkimiyetini devam ettirebilmek için Fâtımîler’le iş birliği yapan Rıdvan, Mısır Fâtımî Halifesi Müsta‘lî-Billâh adına hutbe okutunca Sökmen gibi Yağısıyan da buna şiddetle tepki gösterdi ve sonunda hutbe yeniden Abbâsî halifesi adına okundu (1097) (İbnü’l-Esîr, X, 225; İbnü’l-Adîm, II, 126 vd.). Bunu takiben Rıdvan, yanında Yağısıyan ve Sökmen bulunduğu halde eski veziri Cenâhüddevle Hüseyin üzerine Humus’a yürümek için Halep’ten ayrılarak Şeyzer’e geldi. İslâm dünyasının taht kavgalarıyla çalkalandığı bu dönemde Anadolu’yu kateden I. Haçlı Seferi ordularının Yağısıyan’ın idaresindeki Antakya’ya yaklaşmakta olduğu haber alındı. Yağısıyan hemen Antakya’ya dönüp Haçlılar’a karşı savaşmayı önerdi; fakat önce Diyarbekir bölgesini hâkimiyet altına almak isteyen Sökmen ile arasında anlaşmazlık çıktı. Rıdvan ise Halep’e geri dönmeye karar verdi.

Yağısıyan, Şeyzer’den ayrılıp Antakya’ya geçti ve Haçlılar’a karşı savunma hazırlıklarına başladı. Bir yandan surları güçlendirirken bir yandan da hıristiyan halkı ihanetlerinden çekinerek şehir dışına çıkardı. Halep Meliki Rıdvan’dan, Dımaşk Meliki Dukak ve Humus Emîri Cenâhüddevle’den, Serûç Emîri Artukoğlu Sökmen ile Musul Valisi Kürboğa’dan ve civardaki diğer emîr ve beylerden yardım istedi. Melik Rıdvan bir miktar kuvvet gönderdiyse de kendisi gelmedi. Antakya önlerine gelen Haçlılar şehri kuşattı (490/1097). Yağısıyan, Halep ve Dımaşk’tan gelecek kuvvetleri beklerken küçük birliklerle sürekli Haçlılar’ın üzerine saldırılar düzenleyip onları dağıtmaya çalıştı ve büyük kahramanlıklar gösterdi. Kuşatma uzadıkça Haçlı ordusu kötü duruma düştü, pek çok kişi açlıktan öldü. Bu arada Berkyaruk’un Musul Emîri Kürboğa idaresinde yardıma gönderdiği birleşik Türk ordusu zamanında şehre ulaşamadı. Kürboğa önce ilk Haçlı Kontluğu’nun kurulduğu Urfa’yı kuşatıp almaya kalkışınca üç hafta süren başarısız Urfa kuşatması Haçlılar’a zaman kazandırdı. Bu arada Norman reisi Bohemund, Yağısıyan’ın kumandanlarından Ermeni asıllı Fîrûz’un ihaneti neticesinde şehre girmeyi başardı. Haçlılar şehirde büyük bir katliama girişirken Yağısıyan kurtuluş ümidi kalmadığını görerek perişan vaziyette şehirden kaçtı. Fakat ertesi sabah, topladığı kuvvetlerle iç kaleye kapanan oğlu Şemsüddevle’nin direndiğini duyunca çok pişman oldu. Derin bir üzüntü içinde bir dağ patikasında yol alırken bayılarak atından düştü ve ağır biçimde yaralandı. Adamları onu tekrar atına bindirmek istedilerse de ölmek üzere olduğunu görünce bırakıp oradan uzaklaştılar. Bu sırada civarda odun kesmekte olan bir Ermeni Yağısıyan’ı gördü ve öldürüp kesik başını Bohemund’a götürdü; karşılığında da büyük mükâfat aldı. Receb 491’de (Haziran 1098) Antakya’ya ulaşıp şehri kuşatan Kürboğa’nın ordusu surlar önünde yapılan savaşı ordudaki emîrler arasında çıkan anlaşmazlık yüzünden kaybedince iç kaledekiler de teslim olmak zorunda kaldı.


BİBLİYOGRAFYA

Azimî Tarihi: Selçuklular Dönemiyle İlgili Bölümler: H.430-538 (nşr. ve trc. Ali Sevim), Ankara 2006, s. 32, 36 vd., 116, 118, 120 vd., 124, 126 vd.

 Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162) (nşr. ve trc. H. D. Andreasyan), Ankara 1987, s. 172, 180, 183-185, 191, 196 vd.

İbnü’l-Esîr, el-Kâmil (trc. Abdülkerim Özaydın), İstanbul 1987, X, 175 vd., 188 vd., 198, 208 vd., 214, 225, 229-231.

, II, 101, 106 vd., 109 vd., 118, 123-127, 129-135, 167.

F. Carnotensis, Fulcher of Chartres, A History of the Expedition to Jerusalem: 1095-1127 (trc. F. R. Ryan), Knoxville 1969, s. 93, 98-109.

Gesta Francorum et aliorum Hierosolimitanorum: The Deeds of the Franks and the Other Pilgrims to Jerusalem (trc. R. Hill), Oxford 1979, s. 44 vd., 61, 76.

W. Tyrensis, A History of Deeds Done Beyond the Sea (trc. E. A. Babcock – A. C. Krey), New York 1943, I, 204 vd., 225 vd., 231-233, 250 vd., 259 vd.

, I, 164, 169, 173, 176-180.

Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, Ankara 1989, tür.yer.

a.mlf., “Haleb Selçuklu Melikliği. Fahrü’l-Mülûk Rıdvan Devri”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, II (1970), s. 1-66.

Abdülkerim Özaydın, Sultan Berkyaruk Devri Selçuklu Tarihi (485-498/1092-1104), İstanbul 2001, s. 29, 30, 33, 36-39, 42, 44, 95-99, 102, 184.

Bu madde ilk olarak 2013 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 43. cildinde, 177-179 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.