ANADOLUHİSARI

Müellif:
ANADOLUHİSARI
Müellif: SEMAVİ EYİCE
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1991
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/anadoluhisari
SEMAVİ EYİCE, "ANADOLUHİSARI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/anadoluhisari (20.09.2019).
Kopyalama metni
Eski Osmanlı kaynaklarından Âşıkpaşazâde ile Neşrî’de adı Güzelcehisar olarak geçer. Neşrî’nin Taeschner tarafından yayımlanan nüshasında ise Gözlücehisar olarak kayıtlıdır. Boğaz geçişini kontrol etmek gayesiyle yapılan bir hisara Güzel veya Güzelcehisar denilmesinden çok, gözleme işi gören bu kalenin Gözlücehisar adıyla anılması daha inandırıcıdır. Fâtih devri kaynaklarından Tursun Bey burayı Yeni veya Yenicehisar adıyla anmaktadır. Hoca Sâdeddin ise XVI. yüzyılda bu hisarı Akçehisar olarak adlandırmıştır. Batılılar’ın, XVI. yüzyılda İstanbul’a gelen Albili Pierre Gylles’den (Gyllius) beri Anadoluhisarı’na verdikleri Neo-Castrum adı ise Yenihisar’ın tercümesidir.

İstanbul’u fethetme azminde olan Yıldırım Bayezid (1389-1402), bu hisarı İstanbul Boğazı’nın en dar yerinde ve artık Osmanlı Beyliği’nin kontrolü altında olan Anadolu tarafında bir “köprübaşı” olarak yaptırtmıştır. Bu kalenin yapımı için bir taraftan Göksu deresi ağzı, bir taraftan ise Boğaz ile sınırlanan kayalık bir topuk seçilmişti. Burada önceleri bir Bizans hisarı olduğu yolundaki iddianın bir temeli olmadığı anlaşılmıştır. Anadoluhisarı Karadeniz boğazından geçişi kontrol altına alabildiği gibi, karşıya Rumeli yakasına yapılması tasarlanan çıkarmanın da destekleneceği bir yerdi. Fakat aynı zamanda Boğaz’ın Anadolu kıyılarına kadar inmiş olan Türkler’e karşı Bizanslılar’ın Göksu deresi vadisinden yapacakları bir akını da engelleyecekti.

Yıldırım Bayezid’in inşa ettirdiği hisarın ortadaki yüksek kitleden ibaret olduğu bilinmektedir. Âşıkpaşazâde’ye göre bu ilk kısmın inşa tarihi 793’tür (1390-91). Nişancı Mehmed Paşa’ya göre ise burası 797’de (1394-95) yapılmıştır. E. H. Ayverdi, hisarın 797’de (1394-95) Şile’nin fethinden sonra inşa edildiğini ileri sürmektedir. Âşıkpaşazâde hisarın yapılışı hakkında bilgi de verir: İstanbul önlerine tekrar gelen Yıldırım Bayezid, Koca-eli’nden Yoros’a giderken Şile fethine Yahşi Bey’i yollamış, kendisi de Yoros’tan geçerken Güzelcehisar denilen kaleyi yaptırmıştır. Âşıkpaşazâde’nin ifadesine göre, hisarın inşası bittiğinde Yıldırım Bayezid Bizans imparatoruna bir elçi göndererek şehrin teslim edilmesini istemiş, fakat Bizans hükümdarı Türkler’e yıllık vergi vermek, Türkler’in bir mahalle tesis ederek burada mescid yapmaları ve bir de kadı bulundurma haklarını tanımak suretiyle durumunu kurtarmıştır. Bayezid Anadoluhisarı’nda bir garnizon bulunduruyordu. Bu sebeple Timur istilâsı ve Ankara Savaşı’nı (1402) takip eden dağılma döneminde de kalenin Bizans’ın eline geçmeyip Türkler’de kaldığı tahmin edilmektedir. Bayezid’in büyük şehzadesi Süleyman Çelebi’nin bir süre burada konakladığı ve İstanbul’a yakın Kartal, Pendik gibi yerleri dostluğunu elde tutmak için Bizans imparatoruna terkettiği kaynaklarda belirtilmekle beraber bu sırada Anadoluhisarı’nın durumunun ne olduğu bilinmemektedir.

Sultan II. Mehmed 1452’de Avrupa yakasında Rumelihisarı’nı yaptırırken Anadoluhisarı’nın da kıyı tarafında etrafını çeviren bir hisarpeçe inşa ettirerek bu kaleyi daha da güçlendirmiştir. Evliya Çelebi’ye göre XVII. yüzyılda hisarın bir dizdarı ve Koca-eli sancağından gelme 200 timar neferi vardı. Topları, karşıya Rumelihisarı’na ve Akıntıburnu istikametine atış yapacak surette yerleştirilmişti. Hisarın, muhafızları için kale dışında bir mescidden başka güneydeki düzlük tanzim edilerek Fâtih Sultan Mehmed vakfından burada bir de namazgâh yapılmıştır. Gabriel’e göre namazgâh XVII. yüzyıldan daha eskiye gitmez.

Anadoluhisarı’nın esas görevi İstanbul’un fethi ile sona ermiş bulunuyordu. XVII ve XVIII. yüzyıllarda Karadeniz’den gelen Kazak akınlarının durdurulmasında biraz faydalı olmuş, fakat XVIII. yüzyılda Boğaziçi’nin yukarı kısımlarında yeni tahkimatın yapılması ile fonksiyonunu tamamen kaybetmiştir. Bu sebeple hisar kalebendliğe mahkûm edilen suçlular için hapishane olarak kullanılmıştır. Anadoluhisarı XIX. yüzyılın ilk yarısı ortalarına kadar mimari bütünlüğünü korumuştu. 1825’e kadar hisarın bütün kulelerinin üstlerinde külâhlar bulunuyor ve çevresi boş olarak duruyordu. Sadece hisarpeçenin çevirdiği avluda, içlerinde muhafızların yaşadıkları evler vardı. 1830’lardan itibaren Anadoluhisarı terkedilmiş, hisar duvarları ile gerek Göksu deresi gerekse deniz arasında kalan ince kıyı daha da dolarak buralarda ahşap evler inşa edilmiştir. Daha sonraları çok yanlış bir iş yapılmış, hisarpeçenin dışa açılan iki kapısı yıkılıp genişletilerek bu iki gedik arasından avludan geçen yol, Anadolu yakasının ana sahil caddesi haline getirilmiştir. 1928’de hisarın bazı kısımları tamir görmüş, bu arada avludaki evlerin bazıları yıkılmış, çimento ile bilgisizce yapılan takviyeler esere zarar vermiştir. Fakat daha kötü olan durum, hisarın içinden geçen caddenin genişletilmesi ve hisarın dışından yeni bir cadde açılması için gerekli istimlâk imkânlarının zorlaştırılmasıdır. Son yıllarda Anadoluhisarı’nın bütünü ile restorasyonu için bazı projeler hazırlanmışsa da bir teşebbüse geçilmemiş, sadece Beykoz Belediyesi tarafından namazgâh düzene sokularak eksik kısımları tamamlanmak suretiyle ihya edilmiştir.

Anadoluhisarı, bu konunun uzmanı bir mimar olan A. Gabriel’e göre, tam Ortaçağ şato mimarisine uygun olarak Yıldırım Bayezid zamanındaki biçimi ile dört köşe bir başkule (donjon) ve bunu çeviren bir “gömlek”ten ibaret olup Göksu vadisine girişi koruyan bir savunma kalesi idi. Kayalık bir burun üstüne oturan bu ilk hisarın herhalde eteklerine kadar su geliyordu. Fâtih Sultan Mehmed’in çevirttiği dört burçlu hisarpeçe ile Anadoluhisarı bir taarruz kalesi durumunu almıştır. Bu duvarın arkasına yerleştirilen toplar, su hizasından atış yaparak gemilere zarar verebiliyordu.

Başkule kare planlı olup içi tonozlu bir mekândan ibarettir. Duvarlarındaki kiriş delikleri evvelce bodrumun üstünde ahşap üç kat olduğunu gösterir. Aslında başkulenin dışa bağlantısı birinci kattan iner kalkar bir köprü ile sağlanmıştı; bu kattan bodruma duvar kalınlığı içindeki bir merdivenden iniliyordu. Bu başkuleyi çeviren duvarların köşelerinde küçük kuleler yapılmış ve çepeçevre dendanların arkasında bir seğirdim yolu meydana getirilmişti. Avludan seğirdim yoluna çıkışı, bazıları temel duvarlarının içinde olan taş merdivenler sağlıyordu.

Sonradan eklenen hisarpeçenin yarım yuvarlak burçlarının ikisinin içlerinde minare merdiveni biçiminde helezonlu merdivenler vardır. Hisarpeçede de bir seğirdim yolu ile altta top menfezleri olduğuna ihtimal verilir. Bayezid devrine ait kısımların yapısında moloz taşları ve aralarda tuğlalar kullanılmıştır. Pek az yerde geometrik bir süsleme meydana getirecek biçimde tuğlaların yerleştirilmiş olduğu görülmektedir. Fâtih dönemine ait yapı kısmında ise daha değişik bir teknik kullanılmıştır. Top menfezlerinin kemerleri ise kesme taştandır. 1830’lara kadar Anadoluhisarı’nın başkulesi ile bütün burçlarının üstlerinde dışı kurşun kaplı ahşap külâhlar vardı. G. Sandys, J. Melling ve Ch. Pertusier’nin seyahatnâmelerinin gravürlerinde bu külâhlar gösterilmiştir. Th. Allom’un 1830’a, W. Bartlett’in 1840’a doğru yaptıkları gravürlerde ise külâhlar yoktur. Anadoluhisarı’nın J. Laurens tarafından yapılmış yağlı boya çok güzel bir tablosu 1957’de İstanbul’da bir antikacının elindeyken Türkiye’de bir alıcı bulamadığından II. Faysal’a satılarak Bağdat’a gönderilmiştir. Ancak bu tablonun 1958 ihtilâlinden sonra ne olduğu bilinmemektedir.

Anadoluhisarı, Osmanlı devri Türk askerî mimarisinin önemli eserlerinden biri olması yanında, İstanbul’un fethinden önce Karadeniz boğazında Türklüğün ilk ve en eski izi olarak da özel bir değere sahiptir. Bunların dışında bu muhteşem görünüşlü kale, karşısındaki Rumelihisarı ile Boğaziçi’nin güzellik ve tarihî karakterinin başlıca unsurlarıdır.

BİBLİYOGRAFYA
Âşıkpaşazâde, Târih (Atsız), s. 137; Tursun Bey, Târîh-i Ebü’l-Feth (nşr. A. Mertol Tulum), İstanbul 1977, s. 43, 45; Küçük Nişancı Mehmed Paşa, Târih, İstanbul 1290, s. 114; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, I, 466; Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, II, 162; H. Högg, Türkenburgen an Bosphorus und Hellespont, Dresden 1932, s. 8-11; A. Gabriel, Châteaux Turcs du Bosphore, Paris 1943, s. 9-28; a.mlf., İstanbul Türk Kaleleri (trc. Alp Ilgaz), İstanbul, ts. (Tercüman 1001 Temel Eser), s. 19-45; Ayverdi, Osmanlı Mi‘mârîsi I, s. 501-506; a.mlf., Osmanlı Mi‘mârîsi IV, s. 617-624; S. Toy, “The Castles of the Bosphorus”, Archaeologia, LXXX, Oxford 1930, s. 215-228; S. E. S., “Anadolu Hisarı”, İA, I, 430-431; Muzaffer Esen, “Anadoluhisarı”, İst.A, II, 808-818; R. Anhegger, “Anadolu Hisarı”, EI2 (İng.), I, 481.
Bu madde ilk olarak 1991 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 3. cildinde, 147-149 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.