ARSLANŞAH b. TUĞRUL - TDV İslâm Ansiklopedisi

ARSLANŞAH b. TUĞRUL

ارسلان شاه بن طغرل
Müellif:
ARSLANŞAH b. TUĞRUL
Müellif: FARUK SÜMER
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1991
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 28.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/arslansah-b-tugrul
FARUK SÜMER, "ARSLANŞAH b. TUĞRUL", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/arslansah-b-tugrul (28.10.2020).
Kopyalama metni
I. Tuğrul’un oğlu olan Arslanşah babası öldüğünde (529/1134) henüz bir yaşındaydı. Amcası Sultan Mesud, Arslanşah ile Selçuk’un oğlu Melikşah’ı himayesine alarak yetişmeleriyle yakından meşgul oldu. Sultan Mesud 540 (1145-46) yılında asker toplamak üzere Bağdat’tan Azerbaycan’a giderken şehzadeleri Bağdat şahne*si Mesud Bilâlî’nin idaresindeki Tikrît Kalesi’ne bıraktı. Şehzadeler yıllarca bu kalede kaldılar. Sultan Mesud ölünce (1152) Abbâsî Halifesi Muktefî-Liemrillâh, Selçuklu sultanları adına okunmakta olan hutbeyi kaldırdığı gibi Irak’ta Selçuklu hânedanına ve emîrlerine ait dirlik*lere de el koydu. Dirlikleri Irak’ta bulunan Bağdat şahnesi Mesud Bilâlî, Alp Kuş, Hemedanlı Sungur ve Türşek, Sultan Muhammed b. Mahmûd’a, halife daha fazla kuvvet kazanmadan Irak’a sefer yapılmasını ısrarla teklif ettilerse de sultan bu teklifi uygun bulmadı. Yalnız halifenin ordusu ile savaşmalarına ve halife bizzat karşılarına çıkarsa Tikrît’te bulunan şehzadelerden birini askerin başına geçirmelerine izin verdi. Bunun üzerine Arslanşah Tikrît’ten çıkarılarak bir hükümdar gibi giydirildi ve kendisine ordunun merkezinde yer verildi. Fakat Bağdat’a iki konak mesafedeki Bekimze’de (Becimzâ) meydana gelen savaşta Selçuklu ordusu ağır bir yenilgiye uğradı (1154).

Bu sırada yirmi bir yaşında olan Arslanşah, Alp Kuş tarafından Mahkî Kalesi’ne, bir süre sonra Alp Kuş’un ölmesi üzerine de Nahcıvan’da bulunan üvey babası Arrân Emîri Şemseddin İldeniz’in yanına götürüldü. İldeniz, Arslanşah’ın yanına getirilmesine ne kadar sevindiyse Sultan Muhammed de o derece üzüldü. Sultan Muhammed’in 1159 yılında ölümü üzerine emîrler Muhammed Tapar’ın hayatta kalan tek oğlu Süleyman’ı tahta çıkardılar, fakat çok geçmeden aklî dengesizliği ve sefahate düşkün olması dolayısıyla tekrar indirdiler. Şemseddin İldeniz’e Selçuklu tahtına Arslanşah’ı geçirmeye karar verdiklerini bildirdiler. Esasen Arslanşah da Süleyman’ın hükümdarlığa geçirildiği sırada veliaht ilân edilmişti. İldeniz, yanında iki oğlu ve kalabalık bir askerle birlikte Arslanşah’ı Hemedan’a getirdi. Arslanşah tahta oturtuldu ve İldeniz de atabeg ilân edildi (1160). Bir süre sonra da Süleyman Şah’ın hayatına son verildi. Selçuklu beylerinin en kuvvetlilerinden olan Rey hâkimi Hüsâmeddin İnanç Sungur Bey, İldeniz’in atabegliğini çekemeyerek bir muhalefet cephesi oluşturdu. Diğer bazı muhalifler Arslanşah’ın kardeşi Muhammed’i Selçuklu tahtına oturtmak için Hemedan üzerine yürüdüler. Fakat Hemedan yakınlarında yapılan savaşta mağlûp oldular. Daha sonra Arslanşah tarafından bağışlanan bu emîrlerden bazıları dirlik yerlerini ellerinde tutmakla beraber devlet merkezinde oturmaya mecbur tutuldular. Atabeg İldeniz’in oğlu ve Arslanşah’ın üvey kardeşi Nusretüddin Cihan Pehlivan ile İnanç’ın kızı evlendirildi. Bu kız bundan sonra İnanç Hatun unvanı ile anılacak ve atabeglerin tarihinde mühim bir rol oynayacaktır.

Sultan Arslanşah’a, daha doğrusu Atabeg İldeniz’e baş eğmeyen emîrlerden biri de Merâga ile diğer bazı yerlerin hâkimi olan Ahmedîlî Aksungur’un oğlu Arslanapa idi. İldeniz Arslanapa’yı itaat ettirmek için oğlu Cihan Pehlivan kumandasında bir kuvveti Merâga üzerine gönderdi. Arslanapa da yanında Sultan Muhammed b. Mahmûd’un bir oğlu olduğu için kendisini atabeg ilân etmişti. Cihan Pehlivan’ın önemli bir kuvvetle gelmekte olduğunu haber alan Merâga hâkimi, Ahlatşah II. Sökmen’den yardım istedi. Sökmen de İldeniz’in güçlenmesini istemediği için askerinin mühim bir kısmını Arslanapa’ya gönderdi. Arslanapa Sefîdrûd kıyılarında Cihan Pehlivan’ı bozguna uğrattı ve İldeniz’in oğlu perişan bir halde Hemedan’a döndü (1161). İldeniz’e karşı çıkan bu muhalefet hareketlerinin arkasında Bağdat Abbâsî halifeliği vardı. Gerçekten Selçuklu Devleti’nin yeniden kuvvet kazanmasını istemeyen hilâfet idaresi devlete yeni meseleler çıkarmak için tahriklerine devam ediyordu. Nitekim Fars hâkimi Zengî, Mahmûd b. Melikşah b. Mahmûd adına hutbe okuttuğu gibi, İnanç da kurulmuş olan dünürlüğe bile önem vermeyerek yeniden harekete geçti. Yarınkuş oğlu Alp Argun ve Togayürek oğlu ona katıldıkları gibi Arslanapa da 5000 kişilik bir kuvvet yolladı. Fars hâkimi Salgurlu Zengî de İnanç’a çok sayıda asker gönderdi. Fakat Sâve’de yapılan savaşta İnanç ve taraftarları yenildiler (1162). İnanç Taberek Kalesi’ne kapandı. Ancak bir müddet devam eden muhasaradan sonra barış yapıldı. Buna göre İnanç, Arslanşah’ın hükümdarlığını tanıyor ve İldeniz’i de atabeg kabul ediyordu. Sâve mağlûbiyeti ve İnanç’ın baş eğmesi üzerine Fars hâkimi Salgurlu Zengî de Arslanşah’ın hükümdarlığını tanıdı, hatta İsfahan’a bizzat giderek sultana tâzimlerini sundu.

1161 yılında Ahlatşah II. Sökmen ile müttefiklerini ağır bir yenilgiye uğratan Gürcü Kralı III. Giorgi ertesi yıl Duvin’i de ele geçirerek Gence yöresinde yağma ve tahrip akınlarında bulundu. Arrân’a gelen ve Giorgi’nin Gence ve Beylekān şehirleri için vergi verilmesi isteğiyle karşılaşan İldeniz durumu Hemedan’da bulunan sultana bildirdi. Gürcüler’le savaşılmasını isteyen Ahlatşah II. Sökmen, kalabalık ve iyi donatılmış bir orduyla Nahcıvan’da sultana katıldı. Lukri Kalesi yakınlarındaki savaşta Gürcüler’e karşı parlak bir zafer kazanıldı. III. Giorgi’nin hazinesi ile ordusunun bütün ağırlığı Türkler’in eline geçti, Gürcü kralı da erişilmesi güç ormanlara sığındı (1163). Lukri Savaşı, Gürcüler’in İslâm ülkelerine yaptıkları yağma ve tahrip akınlarını durdurması bakımından kayda değer bir zafer oldu.

1165 yılında Arslanşah ile İldeniz Kazvin civarındaki Bâtınî kaleleri üzerine yürüdüler. Bâtınîler, askerin Gürcistan sınırında bulunmasını fırsat bilip Kazvin’e üç fersah mesafedeki dağlarda üç kale yapıp içini silâh, erzak ve adamla doldurmuşlar, Kazvinliler’le yöre halkını daha fazla rahatsız etmeye başlamışlardı. Dört ay içinde bu kaleler alındığı gibi, Sultan Mesud devrinde yüksek ve sarp bir dağ üzerinde inşa ettikleri Cihangüşây Kalesi de zaptedilip sultanın adına izâfetle buraya Arslangüşây denildi.

1167’de Rey hâkimi İnanç, istediği bazı yerlerin kendisine verilmemesi sonucu tekrar isyan etti. Fakat İldeniz’e karşı koyacak kuvveti olmadığından yardım istemek üzere Hârizmşah İlarslan’ın yanına gitti. İnanç’ın yardım isteğini memnuniyetle kabul eden İlarslan, Karluk büyüklerinden Şemsülmülk Ayyâr Beg kumandasındaki bir orduyu Rey hâkimiyle birlikte İran’a gönderdi. Arslanşah ile hâcib*i ve üvey kardeşi Cihan Pehlivan, Ayyâr Beg’e karşı koyamayarak geri çekildiler. Fakat Arrân’da bulunan İldeniz yetişerek İnanç ile Ayyâr Beg’i geri dönmeye mecbur bırakıp onları Rey’e kadar takip etti. 1168 yılında Merâga hâkimi Arslanapa, Arslanşah’ı yeniden metbû tanımaya mecbur bırakıldığı gibi ertesi yıl Rey hâkimi İnanç kendi memlük*lerine öldürtülerek ortadan kaldırıldı.

1170 yılında Kirman Selçuklu hânedanından Arslanşah, kardeşi Behram Şah’a yenilerek adaşı Sultan Arslanşah’a sığınmıştı. Emîrlerden Akkuş oğlu Cemâleddin Muhammed kumandasında gönderilen bir kuvvet Behram Şah’ın askerlerini yenerek Arslanşah’a Kirman hükümdarlığını temin etti. Bu başarı üzerine bu ülkede de Arslanşah adına hutbe okunmaya başlandı. Irak Selçukluları gittikçe güçleniyor, siyasî ve askerî başarıları devam ediyordu. Diğer yandan Zengîler Devleti Hükümdarı Nûreddin Mahmud’un kudretinin gittikçe genişlemesine, halifenin mânevî nüfuzunu kullanmasına rağmen, Musul Atabegi Mevdûd oğlu II. Seyfeddin Gazi, Arslanşah’ı metbû tanımıştı. Yine 1174’te Hûzistan hâkimi Afşar Şümle (asıl adı Aydoğdu) Cihan Pehlivan tarafından mağlûp edilerek öldürüldü ve sultanı metbû tanıması şartıyla bu bölgenin idaresi Arslanşah’ın kardeşi Muhammed’e verildi. Bu hadiseden bir süre önce de Merâga, Tebriz ve diğer bazı yerlerin hâkimi Arslanapa’nın vefatı üzerine Tebriz, oğlu ve halefi Feleküddin Ahmed’in elinden alınıp bu hânedanın kuvveti kırılarak devlete baş eğdirilmişti. Bir süre sonra sıranın kendisine geleceğine inanan halifelik hükümeti bundan derin bir kaygı duymakta idi. İldeniz, oğlu ve halefi Cihan Pehlivan Muhammed halifenin sadece mânevî nüfuz sahibi, diğer bir ifade ile müslümanların mânevî reisi olması görüşünde idiler. Ancak her ikisi de bu hususta fiilî bir teşebbüste bulunmadılar. Çünkü bunun geniş karışıklıklara yol açacağını hesap etmişlerdi. Bu sırada ülkenin çevresinde önemli siyasî gelişmeler oluyor, büyük devletler (doğuda Hârizmşahlar ve Gurlular, batıda Zengîler ve Eyyûbîler) ortaya çıkıyordu. Gürcüler’in de kuvveti iyice kırılamamıştı. Nitekim 1175’te Ani’yi yeniden ellerine geçirdikleri gibi karşılarına çıkan İldeniz’i de yenmeye muvaffak oldular. Bunun üzerine atabeg bütün kuvvetlerini topladı ve devlete tâbi beylerin yardıma gelmelerini istedi. Arslanşah da sefere katılmak için yola çıktı, fakat hasta olduğundan savaşa katılamadı. Selçuklu ordusu Türkler’in Akşehir adını verdikleri Ahılkelek’e ve oradan da Taryâlîs ovasına kadar ilerlediği halde Gürcüler savaşı göze alamadılar. Bunun üzerine Gürcü topraklarında geniş ölçüde yağma ve tahrip akınları yapıldı. Nahcıvan’da bir süre hasta yattıktan sonra iyileşen Arslanşah, emîr-i hâcibi ve üvey kardeşi Cihan Pehlivan Muhammed ile birlikte Hemedan’a dönmek üzere yola çıktı. Tebriz’e gelince annesinin, Hemedan’a varınca da İldeniz’in öldüğünü haber aldı (1175). Babasının ölümünü öğrenen Cihan Pehlivan ise süratle Nahcıvan’a döndü ve İldeniz’in hazine ve ordusuna sahip olarak kendisini atabeg ilân etti. Bu, devlet idaresini bizzat eline almak hususunda Arslanşah için bulunmaz bir fırsattı. O da Irak emîrlerine dayanarak bu fırsatı kullanmak istedi. Hatta Cihan Pehlivan ile karşılaşmak için onlarla birlikte harekete geçip Zencan’a kadar geldi ise de burada hastalandı. Gerek bundan gerekse şahsiyetinin zayıflığından Hemedan’a dönüp Cihan Pehlivan’a atabegliğini tanıdığını bildirerek devletin idaresini yeni atabege bıraktı ve ölümüne (Receb 572/Ocak 1177) kadar ona hiçbir güçlük çıkarmadı. Esasen buna sıhhati de müsaade etmiyordu. Bu sebeple onun Cihan Pehlivan tarafından zehirlendiğine dair olan rivayet doğru değildir. Mezarı, babası Tuğrul’un Hemedan’da yaptırmış olduğu medresenin hazîresindedir.

Zayıf yaratılışlı bir insan olan Arslanşah göz alıcı bir şekilde giyinmeyi, eğlence, ihtişam ve debdebeyi seviyordu. Kaynaklarda âdil, sakin, kibar, hatta mahcup tabiatlı bir hükümdar olarak vasıflandırılan Arslanşah, bilhassa atabegleri İldeniz ve Cihan Pehlivan’ın dirayeti sayesinde hâkimiyetini Ahlat’tan Horasan’a kadar genişletebilmiştir. Kendisinden sonra yerine geçen oğlu Tuğrul, Irak Selçukluları’nın son hükümdarıdır.

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, Târîḫu Meyyâfâriḳīn ve Âmid, British Museum, nr. Oriental 5803, vr. 191b, 194a, 195b, 196a, 205a-b, 207a-208a, X, 156-158, 196; , s. 105, 115, 131-133, 140, 144-169, 174, 197; Râvendî, Râḥatü’ṣ-ṣudûr, s. 233, 277, 281-330; a.e. (trc. Ahmed Ateş), Ankara 1957-60, s. 446; Bündârî, Zübdetü’n-Nuṣra, s. 236-240, 288-289, 296-301; a.e. (trc. Kıvameddin Burslan), İstanbul 1943, s. 215-220, 257-258, 264, 267-268; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, XI, 195-196, 214, 255, 267-269, 292-293, 321, 328, 338; Reşîdüddin, Câmiʿu’t-tevârîḫ (nşr. Ahmed Ateş), Ankara 1960, s. 138-139, 148, 157-175; Muhammed b. İbrâhim, Târîḫ-i Selâciḳa-i Kirmân (nşr. M. Th. Houtsma), Leiden 1886, s. 51-60; “Vardan, Cihan Tarihi: Türk Fütûhâtı Tarihi (889-1269)” (trc. H. D. Andreasyan), Tarih Semineri Dergisi, sy. 1-2, İstanbul 1937, s. 205-206, 208; Mükrimin Halil Yınanç, “Arslanşah”, İA, I, 610-615.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1991 yılında İstanbul'da basılan 3. cildinde, 404-406 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER