CELÂLEDDİN HÂRİZMŞAH - TDV İslâm Ansiklopedisi

CELÂLEDDİN HÂRİZMŞAH

جلال الدين خوارزمشاه
Müellif:
CELÂLEDDİN HÂRİZMŞAH
Müellif: AYDIN TANERİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1993
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 05.12.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/celaleddin-harizmsah
AYDIN TANERİ, "CELÂLEDDİN HÂRİZMŞAH", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/celaleddin-harizmsah (05.12.2020).
Kopyalama metni

Asıl adı Mengübirtî olup doğum tarihi bilinmemektedir. Celâleddin, devrin geleneğine uyularak ona verilen lakaptır. Babası Hârizmşah Alâeddin Muhammed, annesi Hintli bir câriye olan Ayçiçek Hatun’dur. Celâleddin devrin değerli hocalarından ders almıştır.

Hârizmşah Alâeddin Muhammed 1215’te Gûr ve Gazne bölgesini hâkimiyeti altına aldığı zaman oğlu Celâleddin’i, Gazne merkez olmak üzere Gûr, Herat, Garcistan ve Sicistan ülkelerine melik olarak tayin etmiş, vezirliğine de Şehâbeddin Alp el-Herevî’yi getirmişti. Fakat çok sevdiği ve değer verdiği oğlunu merkezde kendi yanında bırakmayı ve onun yerine adı geçen eyaletlere Kerber Melik’i göndermeyi uygun bulmuştu. Kerber Melik başarılı bir idareci olarak Moğol istilâsından sonra Celâleddin’in Hindistan’dan dönüşüne kadar bu bölgeyi elinde tutmuştur.

Celâleddin’in, babası tarafından çok takdir edilmesine ve merkezde alıkonulmasına rağmen babasına halef olma hususundaki şansı büyük annesi Terken Hatun tarafından azaltılıyordu. Terken Hatun, imparatorluk ordusunda kendi soyundan olan Kanklı-Kıpçak asıllı savaşçı Türk unsurlarına yer vererek düşüncelerini gerçekleştirmeye uygun bir ortam hazırlamıştı. Ordu kumandanlıklarının çoğuna da akrabası olan emîrleri tayin etmişti. Bu derece nüfuz ve kudret sahibi olan Terken Hatun’un veliahtlık meselesinde söz sahibi olacağı açıktı. Nitekim Terken Hatun, annesi Kanklı bir kadın olan torunu Uzlagşah’ı veliaht tayin ettirmiş ve ona Hârizm, Horasan ve Mâzenderan gibi en mühim eyaletler verilmişti.

Ancak Moğollar 1220’de Hârizm’i istilâ etmişler ve Hârizmşah Alâeddin’i de Hazar denizinde Âbeskûn adalarından birine sığınmaya mecbur bırakmışlardı. Bu olaylar sırasında Terken Hatun Moğollar’a esir düşmüş ve böylece Celâleddin’in saltanat yolu üzerindeki engel de kendiliğinden ortadan kalkmıştı. Sultan Alâeddin Muhammed ölümünden birkaç gün önce, yanında bulunan oğulları Celâleddin, Akşah ve veliaht Uzlagşah’ı toplayarak Celâleddin’i veliaht tayin ettiğini açıkladı ve kısa süre sonra da öldü (Şevval 617 / Aralık 1220).

Celâleddin kardeşleriyle beraber Âbeskûn’dan başşehre dönünce halka Sultan Alâeddin’in veliahtlığa onu tayin ettiği bildirildi. Ancak Kutluğ Han Tuşi Pehlivan’ın mensup olduğu Bayagut Kabilesi’nden 7000 asker Uzlagşah’a bağlıydı. İki şehzade Celâleddin’e karşı olan emîrlerle anlaşarak onu öldürmek için bir komplo hazırladılar. Bu komployu haber alan sadık emîrlerinden İnanç Han durumu ona bildirdi ve şehirden uzaklaşmasını tavsiye etti. Bunun üzerine Celâleddin, Timur Melik kumandasındaki 300 süvariyle Horasan’ın dağlık taraflarına ve daha sonra da Nesâ’ya çekildi. Şehzadeler ve taraftarları ise üç gün Hârizm’de kaldıktan sonra onun arkasından Horasan’a gittiler. Moğol baskısı yüzünden Hârizm’i terkeden Akşah ve Uzlagşah Nîşâbur civarında kendilerini takip eden Moğollar’la çarpışmak zorunda kaldılar. Önce mağlûp olan Moğollar daha sonra yetişen yardımcı kuvvetler sayesinde galip gelerek şehzadeleri öldürdüler.

Moğollar 1220 yılı sonlarında Hârizm bölgesine geldiler ve Hârizmşahlar’ın başşehri Gürgenç’i bir süre kuşattıktan sonra ele geçirdiler. Bu sırada Nîşâbur’a gelen Celâleddin emîrlere ve sınır beylerine haber yollayarak kendisine katılmalarını istedi; fakat Moğollar’ın yaklaşması üzerine Zevzen civarındaki Kahire Kalesi’ne gitti. Kale hazinesindeki altınların bir kısmını maiyetindekilere dağıttıktan sonra Gazne’ye geldi ve halk tarafından sevinçle karşılandı (Mart 1221). Celâleddin daha sonra Veliyon Kalesi’ni kuşatan Moğol kumandanları Tekecük ve Molghor’a hücum ederek onları bozguna uğrattı. Cengiz Han mağlûbiyet haberini alınca Şiki Kutugu Noyan kumandasında bir ordu gönderdi. Parvan mevkiinde yapılan savaşta Moğollar mağlûp oldu. Fakat ganimetlerin bölüşülmesi sırasında Celâleddin’in kumandanları arasında anlaşmazlık çıktığını haber alan Cengiz Han kalabalık bir ordu ile onu takibe başladı. Bunun üzerine Celâleddin Sind nehrini geçip Hindistan’a sığınmaya karar verdi. Ancak Cengiz Han nehrin kıyısında ona yetişti ve ordusunu çember içine aldı (26 Kasım 1221). Celâleddin askerlerinin azlığına rağmen Moğol ordusunun merkezine hücum ederek onları dağıttı; savaşı kazanmak üzereyken Cengiz ihtiyattaki 10.000 kişilik kuvvetini harp nizamına soktu ve durumu lehine çevirdi. Celâleddin, Moğollar’ın eline geçmesinden endişe ederek annesini ve haremini teşkil eden kadınları nehre attırdıktan sonra bazı Hârizmliler’le karşı tarafa geçti. Cengiz Han onu ele geçirmek maksadıyla Çağatay kumandasındaki bir orduyu Hindistan’a gönderdiyse de Moğollar sonuç alamadan geri döndüler.

Celâleddin Hindistan’da önce Rana Şatra kumandasındaki bir piyade kıtasının âni saldırısına uğradı. Rana mücadelede öldürülünce Hint askerleri geri çekildiler. Celâleddin Rana’nın atı ile teçhizatını ve silâhlarını ele geçirdi. Bunun ardından Debdaba Usakun hâkimi Kabaca’nın kızı ile siyasî bir evlilik yaptı. Daha sonra Delhi Hükümdarı Şemseddin İltutmış’a bir elçi göndererek kendisine uygun bir arazi istedi. Şemseddin, Celâleddin’in şöhret ve nüfuzundan çekinerek o civarda iklimi uygun bir yer temin edemeyeceğini söyledi. Bunun üzerine Kokar bölgesine yönelen Celâleddin, Kokar havalisi hâkimi Rai Kokar Sangin’e bir elçi gönderip ondan kızını istedi. Rai bu isteği kabul etti; bu arada oğlunu da büyük bir ordu ile Celâleddin’e yolladı. Celâleddin Rai’nin oğluna Kutluğ Han lakabını verdi. Ancak bir müddet sonra Şemseddin, Kabaca ve onların müttefiki olan Hint hâkimleri Hârizmliler’e karşı harekete geçtiler. Durumun tehlikeli bir safhaya girdiğini gören Celâleddin süratle Cihan Pehlivan’ı nâib tayin ederek Hindistan’dan ayrıldı (1224 yılı başları). Hâkimiyet sahası kesin olarak tesbit edilemeyen Cihan Pehlivan birkaç yıl daha Hindistan’da kaldı. Ancak sonunda Şemseddin İltutmış’ın saldırılarına karşı koyamayarak o da bu ülkeyi terketmek zorunda kaldı (628/1230-31) ve 700 süvari ile Irâk-ı Acem’e geldi.

Celâleddin Kirman’a gelince buranın hâkimi Barak Hâcib itaat arzetti. Bu sırada Celâleddin’in kardeşi Gıyâseddin Pîrşah Azerbaycan, Arrân ve Irâk-ı Acem’de, Salgurlular’dan Sa‘d b. Zengî de Fars’ta hüküm sürüyordu. Celâleddin Sa‘d b. Zengî ile siyasî münasebetlere girişti ve onun kızı ile evlendi. Kardeşi Gıyâseddin Pîrşah’ı bertaraf etmek için süratle harekete geçti ve Akuta mevkiinde onu mağlûp etti. Gıyâseddin huzura gelerek ağabeyine itaat arzetti. Celâleddin yapılan bir törenle Hârizmşahlar’ın yeni sultanı olarak tahta oturdu.

Bütün İran’ı itaat altına alan Celâleddin, Azerbaycan’ı devletine katmak gayesiyle harekete geçti ve Merâga’yı teslim aldı. Sonra Tebriz üzerine yürüdü ve 1225 Temmuzunda şehri zaptetti. Böylece Azerbaycan’ı ilhak eden sultan Gürcistan seferine çıktı. Celâleddin Gürcistan’da iken Tebriz reisi Nizâmeddin ve kardeşi Şemseddin Tuğrâî isyan ettiler. Bunu haber alan sultan derhal Tebriz’e döndü ve Nizâmeddin’i öldürttü. Bundan sonra Horasan veziri Orhan’ı ordu ile Gence’ye yolladı. Orhan Gence ile beraber Beylekān, Berdea, Şemkûr ve Şîz’i zaptetti. Arrân nâibi Cemâleddin Kummî’nin itaat arzetmesiyle Arrân da ele geçirilmiş oldu.

Celâleddin Azerbaycan ve Arrân’ı topraklarına katıp Tebriz’i başşehir yaptıktan sonra Gürcistan Krallığı’na karşı harekete geçti. Önce diplomatik yollara başvurdu; Gürcüler’e elçi göndererek müzakerelere girişti. Fakat Gürcüler Celâleddin’in tekliflerini reddettiler ve Kerbî’de yapılan savaşta büyük yenilgiye uğradılar (Ağustos 1225). Celâleddin 1226 yılı başında tekrar Gürcistan’a yöneldi; Tiflis’i kuşattı ve aldı (Nisan 1227). Daha sonra Kirman’a gitti ve dönüşte Ani’yi kuşattı (Ağustos 1227). Ordunun bir kısmı da Kars’ı kuşattı, fakat sonuç alamadı. Celâleddin 626 yılı sonunda (1229) Lori şehrini zaptetti. Çok geçmeden de Gürcüler’in Ermeni, Alan, Sabir, Laz ve Kıpçaklar’dan oluşan 40.000 kişilik bir ordu meydana getirdiklerini haber aldı. İki ordu Betak gölü civarında karşılaştığında Kıpçaklar ordudan ayrıldı ve yapılan muharebede Celâleddin Gürcüler’le müttefiklerini ağır hezimete uğrattı.

Celâleddin 1224’te Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh’ın hâkimiyetinde bulunan Hûzistan’a gitti ve kışı orada geçirdi. Halifelik arazisine karşı genel bir saldırıya geçmeye kararlı görünen Celâleddin bir öncü birliği yolladı. Bu birlik halifeye bağlı kuvvetleri bozguna uğrattı ve Ziyâülmülk’ü halifeye elçi olarak gönderdi. Elçi halifeden Hârizmşahlar’a yardımcı olmasını istediyse de Celâleddin’in niyetlerini bilen halife bunu reddetti. Bundan sonra harekete geçen Celâleddin önce Tüster şehrini kuşattı. Sonra Basra’ya indi, şehir kuşatıldı fakat alınamadı. Celâleddin Bağdat yakınlarındaki Dakūkā’yı ele geçirdikten sonra Bevâzîc şehrine geldi ve burayı da teslim aldı. Bu sırada Halife Nâsır-Lidînillâh Celâleddin’i Irak’tan atmak için Kuş Timur kumandasında 20.000 kişiden oluşan bir ordu hazırladı. Yapılan savaşta Celâleddin Kuş Timur’un ordusunu hezimete uğratıp Bağdat civarına kadar takip etti.

Bu sırada Artukoğulları Selçuklu tâbiiyetinden çıkarak Mısır Eyyûbî hükümdarına bağlanmışlardı. Meyyâfârikīn (Silvan) hâkimi el-Melikü’l-Eşref Mûsâ’nın da Selçuklular’la münasebeti bozulmuştu. Bununla beraber I. Alâeddin Keykubad, Celâleddin Hârizmşah’ın Anadolu Selçuklu Devleti için bir tehlike olduğunu görüyor ve Eyyûbîler’le dostça ilişkiler kurmaya çalışıyordu.

1225 Temmuzunda Azerbaycan’ın önemli şehirlerinden Merâga’yı zapteden Celâleddin ile I. Alâeddin Keykubad Moğol tehlikesine karşı dostane münasebetler tesis etmek için gayret sarfettiler ve birbirlerine mektup gönderdiler (Turan, s. 82-101; mektupların metni için bk. ek, s. 93-105).

Celâleddin, 1226’daki Gürcistan seferinden sonra ganimetleri Ahlat civarında Hâcib Ali tarafından elinden alınınca Ahlat’ı kuşattı, fakat başarılı olamayarak Tuğtab’a döndü. Tuğtab’da iken I. Alâeddin Keykubad ile münasebetleri gerginleşti. Alâeddin Keykubad Celâleddin’in Moğollar’a karşı koyamayacağını anlayınca çekingen bir politika takip etmeye başladı. Bunun üzerine Celâleddin Anadolu Selçuklu Devleti’ni ortadan kaldırıp Anadolu’yu ele geçirmek maksadıyla önce Ahlat’ı zaptetti (Nisan 1230). Alâeddin ise Celâleddin’in Tiflis’in fethinden vazgeçmesini ve Moğollar’la anlaşmasını tavsiye eden bir mektup gönderdi, aksi takdirde ona karşı cephe alacağını bildirdi. Celâleddin bu tavsiyeleri dinlemediği gibi Alâeddin’in elçisini de alıkoydu.

Diğer taraftan Alâeddin Keykubad Eyyûbîler’le anlaşarak Celâleddin’i Doğu Anadolu’dan çıkarmaya karar verdi. Alâeddin ve el-Melikü’l-Eşref’in hazırlık yaptığını öğrenen Celâleddin Erzurum’dan Sivas’a doğru yola çıktı. İki ordu Yassı Çimen mevkiinde karşılaştı (Ağustos 1230). Şiddetli mücadele sürerken Celâleddin düşman ordusunun sayıca üstünlüğünden dolayı savaş alanını terketti. Neticede Hârizmliler büyük kayıplar verdiler, Celâleddin’in değerli eşyası ile hazinesi de Selçuklular’ın eline geçti.

Celâleddin Moğollar’ın kendisini takibe çıktıklarını duyunca Gence’ye gitti, ancak orada kalmayı uygun bulmayarak el-Cezîre’ye inmeye karar verdi. Aras-Eleşkirt-Malazgirt-Hani yolunu takip ederek Âmid önüne geldi (1231). Moğollar ise Bargiri-Ahlat yolundan inerek bir gece sabaha karşı Dicle Köprüsü kenarında Celâleddin’e baskın yaptılar. Celâleddin’in bütün maiyeti öldürüldü veya dağıldı, kendisi de Meyyâfârikīn tarafına kaçtı.

Nesevî’ye göre Moğol süvarileri tarafından takip edilen Celâleddin tırmandığı sarp dağda eşkıya ile karşılaştı ve öldürüldü. Atâ Melik Cüveynî’ye göre ise Celâleddin Âmid dağlarına vardığı zaman geceyi geçirmek için çadır kurdu. Eşkıyadan bir grup elbiselerini çalmak için, “ne yaptıklarını ve ne çeşit bir av yakalamakta olduklarını bilmeden” onu göğsünden bıçaklayarak öldürdüler. Gürcü kaynakları da hadiseyi Cüveynî’nin beyanına uygun olarak kaydederler. Ancak halk Celâleddin’in ölümüne inanmadı. Onun hakkında birçok efsane yayıldı. Bu ise ölümünden yıllarca sonra bile Moğollar’ın endişe duymalarına sebep oldu. Celâleddin’in maiyetindeki emîrlerden bazıları Anadolu Selçuklu Devleti’nin hizmetine girmiş, geri kalanlar da Suriye ve el-Cezîre’ye dağılmışlardır.

Türk devletlerinin devamlılık ve bütünlük arzettiğine inanan Celâleddin Hârizmşah kendisini Büyük Selçuklular’ın mirasçısı kabul ediyordu. O Türk-İslâm tarihinin en cesur ve bahadır hükümdarlarından biridir. Gürcüler’e ve Moğollar’a karşı mücadelesiyle büyük bir şöhrete kavuşmuş ve İslâmiyet’i savunan bir kahraman olarak tanınmıştır. Nâmık Kemal de Celâleddin Hârizmşah adlı piyesinde onu bu özelliğiyle tanıtır.


BİBLİYOGRAFYA

Nesevî, Sîret-i Celâleddîn-i Mingburnî (trc. Anonim, nşr. Müctebâ Mînovî), Tahran 1344 hş./1965, tür.yer.

İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, Bulak 1356, XII, 177-180, 186-188, 190, 191, 194, 332.

, I, 284, 296, 309, 312-313, 315-317.

, s. 368-371, 374-384.

, tür.yer.

İbn Vâsıl, Müferricü’l-kürûb fî aḫbâri mülûki Benî Eyyûb, Süleymaniye Ktp., Molla Çelebi, nr. 119, vr. 90b, 91a, 116a.

, I, 23.

a.mlf., Âriflerin Menkıbeleri (trc. Tahsin Yazıcı), İstanbul 1984, I, 19.

Mîrhând Muhammed, Sultans du Kharezm, Paris 1840, s. 101.

M. Brosset, Histoire de la Georgie, Petersburg 1849, s. 510, 513.

W. Barthold, Turkestan down to the Mongol Invasion, London 1927, s. 372.

a.mlf., “Çağatay”, , III, 266.

İbrahim Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti Tarihi, Ankara 1956, s. 38 vd., 156 vd., 196-198, 214-239.

Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar, Ankara 1958, s. 82-101, ek s. 93-105.

a.mlf., “Keykubâd I”, , VI, 653-655.

Khorandezî Zeydârî Nasawî, Nafthatu’l-Masolûr, Tahran 1965, s. 159.

Ghulam Rabbani Aziz, A Short History of the Khwarazmshahs, Karachi 1978, s. 119 vd.

İbn Nazîf, “Der Bericht des Ibn Naẓīf al-Ḥamavī über die Schlacht von Jasyčimen” (trc. Hans L. Gottschalk), , LVI (1960), s. 55, 56, 58, 62.

Mükrimin Halil Yınanç, “Celâleddin Harzemşah”, , III, 49-53.

Mirza Bala, “Gürcistan”, a.e., IV, 840-841.

M. Fuad Köprülü, “Hârizmşâhlar”, a.e., V/1, s. 275.

J. A. Boyle, “D̲j̲alāl al-Dīn K̲h̲wārazm-S̲h̲āh”, , II, 392-393.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1993 yılında İstanbul'da basılan 7. cildinde, 248-250 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER