CERBE

الجربة
CERBE
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1993
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 11.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/cerbe
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "CERBE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/cerbe (11.12.2019).
Kopyalama metni

514 km2 yüzölçümü ile Mağrib karasularının en büyük adası olan ve Tunus’un doğusundaki Kābis (Gabes) körfezinde ana karadan 2 km. uzakta yer alan Cerbe’nin en yüksek noktası ancak 55 metreye ulaşır. Kuzey kıyıları genellikle düz olan adanın boğazın en dar yerinde karayolu ile Tunus’a bağlanmış olan güney kıyıları daha fazla girintili çıkıntılıdır. Arazi killi kum taşı ve kireç taşından oluşmuştur. Tipik Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü adada tahıl ziraatı ve bağcılık yapılır; ayrıca hurma, zeytin, portakal üretilir. Halkın geçiminde balıkçılık, süngercilik ve inci avcılığı önemli yer tutar. Çömlekçilik ve dokumacılık, geleneği olan eski el sanatlarıdır; özellikle battaniye dokumacılığı gelişmiştir.

Adanın nüfusu Berberîler, Araplar ve yahudilerden oluşur. “Şelha” denilen Berberî lehçesinin hâkim olduğu Cerbe’de konuşulan dil Tunus’ta konuşulandan farklıdır. Sayısı 284’e varan camileri tipik bir mimari karakter arzeder.

Klasik çağ yazarlarının Pharis, Phla ve Meninx adlarıyla bahsettikleri Cerbe Fenikeliler zamanında iskân görmüş, daha sonraları Kartacalılar’ın ve Romalılar’ın hâkimiyeti altına girmiştir. Romalılar’dan Vandallar’a, onlardan da Bizanslılar’a geçen ada İslâm orduları tarafından ilk defa 47 (667) yılında Ruveyfi‘ b. Sâbit el-Ensârî tarafından fethedilmiştir. Daha sonra hıristiyanlarla sürekli savaş sebebi olan Cerbe bir ara Sicilya Normanları’nın eline geçmiş, fakat 555’te (1160) Muvahhidî Hükümdarı Abdülmü’min adayı tekrar fethetmiştir. 683’te (1284-85) Sicilyalılar tarafından işgal edilen ada önce papalığın mâlikânesi olmuş, daha sonra Sicilya Krallığı’na bağlanmıştır. Sicilya valilerinin kötü idaresine karşı ayaklanan halk 1334’te Sicilyalılar’ı adadan kovmuştur. 1480 yılına kadar Hafsîler’in idaresinde kalan Cerbe bu tarihte istiklâline kavuşmuş, kanlı iç çatışmalardan sonra emirlik olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin Cerbe adası ile ilk münasebetleri, XV. yüzyıl sonlarıyla XVI. yüzyıl başlarına rastlamaktadır. O sırada Cerbe hâkimi bulunan Ebû Zekeriyyâ Yahyâ tâbi olduğu Tunus Sultanlığı’na karşı baş kaldırarak idareyi eline geçirmişti. Ebû Zekeriyyâ devrin Osmanlı padişahı II. Bayezid’e gönderdiği mektupta, Trablusgarp’ı zapteden düşmanın Cerbe’ye de saldırdığını fakat alamadığını belirterek, “Siz bizim halifemizsiniz, destek bekliyoruz, kullarınızı ihmal etmeyiniz” demiş ve Trablusgarp’ın geri alınması için yardım talep ederek bir Kur’ân-ı Kerîm, Kādî İyâz’ın eş-Şifâʾ adlı eseriyle muhtasar bir İhyâü ulûmi’d-dîn, bir hadım köle ve bir mercan tesbih ile düşmandan alınmış bir kalkandan oluşan bazı hediyeler göndermişti (TSMA, nr. E. nr. 9212). Muhtemelen Cem hadisesi bu yardım talebine olumlu karşılık verilmesini önlemiştir.

XV. yüzyılın ikinci yarısında Berberî korsanların üssü haline gelen ada, XVI. yüzyılın başlarında da Oruç ve Hızır reislerle daha sonra Turgut Reis’in Batı Akdeniz harekâtında üs olarak kullanılmıştır. Cerbe Turgut Reis’in 1551 yılındaki kahramanlıkları ile meşhur olup Turgut Reis’in bir ara Cerbe Limanı’nda büyük bir hıristiyan donanması tarafından abluka altına alındığı ve teslim olması beklenirken sekiz gemilik filosunu kızaklar üzerinden kaydırıp denize açılarak başka yerlerde baskınlar yaptığı halk arasında bir efsane gibi anlatılmaktadır. Osmanlı Devleti hizmetine giren ve Trablusgarp Beylerbeyiliği’ne getirilen Turgut Paşa’nın (Reis) Cerbe’yi nüfuzu altına alması ve böylece Avrupa sahilleri, Malta şövalyeleri ve İspanya Krallığı için sürekli bir tehlike teşkil etmesi, bu adanın Batı Akdeniz hıristiyan dünyası için önemini arttırmıştır. XVI. yüzyılın ortalarında Avrupa’da oluşan Haçlı ittifakını büyük bir dikkatle takip eden Turgut Reis bir yandan hazırlık yaparken bir yandan da durumdan İstanbul’u haberdar etmişti. Fırtınalar ve bulaşıcı hastalıklar yüzünden güç belâ 1560 yılı başlarında Cerbe önlerine gelen Haçlı donanmasının kumandanı asıl hedefi olan Trablusgarp seferinden vaz geçip adayı hâkimi olan Arap şeyhinden kolayca teslim alarak orada çok muhkem bir kale inşa ettirdi. Aynı yıl içinde Kaptanıderyâ Piyâle Paşa kumandasındaki 120 gemiden oluşan Osmanlı donanması da İstanbul’dan hareket ederek Mora yarımadasındaki Modon üssü ile Rodos ve Midilli’den katılan gemilerle birlikte Cerbe önlerine geldi. Karşılıklı top atışlarından sonra Türk donanmasının ikiye ayrılarak yaptığı ustalıklı manevra sayesinde kalabalık Haçlı donanması dağıtıldı (14 Mayıs 1560); bu bozgunda yetmişe yakın geminin batırıldığı, yirmi kadarının da ele geçirildiği rivayet edilir. Cerbe deniz savaşında ünlü Türk denizcilerinden Uluç Ali Reis de (Kılıç Ali Paşa) bulunmuştur. Sonuçta Barbaros Hayreddin Paşa’nın ustalığında yetişen değerli Osmanlı denizcileri, onun Preveze Zaferi’yle (1538) başlattığı Akdeniz’de Türk hâkimiyetini Cerbe zaferiyle perçinlemiş oldular. Deniz savaşını kaybeden Haçlı askerlerinin Cerbe Kalesi’ne sığınmaları üzerine kale karadan Trablusgarp Beylerbeyi Turgut Paşa’nın kuvvetleri, denizden de donanma tarafından muhasara edildi. İki ay kadar süren kuşatmadan sonra İspanyol, İtalyan, Alman ve Malta askerlerinin müdafaa ettiği kale 30 Temmuz 1560 günü alındı ve böylece fethi tamamlanan ada Trablusgarp Beylerbeyiliği’ne bağlandı; kalesi de tamir edildi. Cerbe’nin fethinden yaklaşık iki ay sonra beraberinde 4000 kadar esir, birçok düşman gemisi ve sancağıyla İstanbul’a gelen Piyâle Paşa parlak bir merasimle karşılandı ve Şehzade Selim’in (II. Selim) kızı Gevherhan Sultan’la evlendirilerek Osmanlı hânedanına damat yapıldı. 1560 tarihli Cerbe Savaşı ile ilgili en önemli kaynak, savaşa katılan Tersane kâtiplerinden Zekeriyyâzâde’nin Ferâh adlı eseridir. Ayrıca Piyâle Paşa tarafından Nidâî’ye yazdırılan Fetihnâme-i Kal‘a-i Cerbe de onu tamamlar mahiyettedir.

Tunus’un Osmanlılar’a bağlanmasından sonra “şeyh” denilen mahallî yöneticiler tarafından idare edilen Cerbe XVII. yüzyıl başlarından itibaren bazı dış saldırılara mâruz kalmıştır. Yerli yöneticilerin Osmanlı idaresine karşı yarı bağımsız gibi davranması ise zaman zaman merkezi zor durumda bırakmıştır. XIX. yüzyılda veba salgınları ve iç isyanlar yüzünden çok sarsılan Cerbe bu asrın sonlarında Fransa tarafından işgal edilmiştir (1881). Bugün, 1955’te istiklâline kavuşan Tunus Cumhuriyeti’nin Mednîn vilâyetine bağlı olan adada yaklaşık 70.000 kişi yaşamaktadır. En önemli yerleşme merkezleri kuzeydeki Havmetüssûk ile güneydeki Ecîm kasabalarıdır.


BİBLİYOGRAFYA

TSMA, nr. E. 9212.

, nr. 3, s. 187, 223, 300, 518, 625.

Zekeriyyâzâde, Ferâh, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 768 (krş. a.e. [nşr. Orhan Şaik Gökyay], İstanbul 1980).

Nidâî, Fetihnâme-i Kal‘a-i Cerbe, British Museum, nr. 23.984.

Pîrî Reis, Kitâb-ı Bahriye, İstanbul 1935, s. 663-669.

, I, 347, 441.

, s. 68, 73-74.

, I, 357-360; II, 191-193; III, 159, ayrıca bk. İndeks.

, VI, 111, 114-116, 121-126.

Muhammed Ebû Re’s b. Ahmed en-Nâsır, Description & histoire de l’île Djerba (trc. Exiga dit Kayser), Tunus 1884.

Aziz Samih İlter, Şimali Afrikada Türkler, İstanbul 1936-37, I, 11, 24, 69; II, 188-189, 197-209.

, II, 364, 370, 385, 387-388.

, II, 318-321.

Saffet, “İkinci Cerbe Harbi Üzerine Vesîkalar”, , sy. 1 (1326), s. 20-34; sy. 2, s. 85-102.

C. Monchicourt, “L’expédition espagnole de 1560 contre l’île de Djerba”, , XX (1913), s. 499-516, 627-653; XXI (1914), s. 14-37, 136-155, 227-246, 332-353, 419-450.

Salah-Eddine Tlatli, “L’île de Djerba”, a.e., XLVIII (1941), s. 1-79; XLIX (1942), s. 1-124.

C. Huart, “Un document turc sur l’expédition de Djerba en 1560”, , XI/9 (1917), s. 291-302.

A. Bombaci, “La fonti turche della battaglia delle Gerbe (1560)”, , XIX (1946), s. 193-218.

G. Yver, “Cerbe”, , III, 105-108.

J. Despois, “D̲j̲arba”, , II, 470-473.

R. Mantran, “D̲j̲arba”, a.e., II, 473.

Bu madde ilk olarak 1993 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 7. cildinde, 391-392 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.