ÇORLULU ALİ PAŞA

Müellif:
ÇORLULU ALİ PAŞA
Müellif: M. MÜNİR AKTEPE
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1993
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 04.06.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/corlulu-ali-pasa
M. MÜNİR AKTEPE, "ÇORLULU ALİ PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/corlulu-ali-pasa (04.06.2020).
Kopyalama metni

Muhtemelen 1670 yılı civarında doğdu. Çorlu’da yerleşmiş bir çiftçi ailesinin oğludur. II. Ahmed devri (1691-1695) ricâlinden Kapıcıbaşı Türkmen Kara Bayram Ağa’nın evlâtlığı olarak önce Galata Sarayı’na, daha sonra Enderûn-ı Hümâyun’daki Seferli Koğuşu’na, buradan da Hâne-i Hâssa’ya yerleştirildi. Şubat 1699 tarihinde rikâbdarlık hizmetinde bulunuyordu. Sadrazam Amcazâde Hüseyin Paşa’dan bizzat silâhdarlığı rica etti ve 15 Ekim 1700 tarihinde bu memuriyete tayin edildi.

Seferli Koğuşu’nda bulunduğu sırada Enderun’da tasarladığı ıslahatı gerçekleştiremedi. Ancak silâhdar olunca bu arzusunu yerine getirerek silâhdarlığı Sarây-ı Hümâyun’da daha üst derecede bir memuriyet haline koydu ve padişah ile sadrazam arasındaki haberleşmenin silâhdarlık makamı vasıtasıyla yerine getirilmesini ve Dârüssaâde’den başka Bâbüssaâde ile Enderûn-ı Hümâyun’a ait bütün işlerin de silâhdar ağa nezaretinde yapılmasını sağladı. Fakat onun bu başarıları çok geçmeden birbirleriyle nüfuz yarışında olan Sadrazam Râmi Mehmed Paşa ile Şeyhülislâm Seyyid Feyzullah Efendi’nin dikkatini çekti ve II. Mustafa’nın fazlaca yakınlık duyduğu, hatta kızı Emine Sultan’a aday gösterdiği Silâhdar Ali Ağa’yı kendileri için tehlikeli görerek saraydan uzaklaştırmayı kararlaştırdılar. Nihayet İstanbul’daki cebeci ayaklanması sırasında Ali Ağa daha önemli işler verilmek bahanesiyle Temmuz 1703’te vezirlik rütbesiyle saraydan uzaklaştırıldı. Ancak Edirne Vak‘ası dolayısıyla Edirne’ye gelen âsiler, hakkında kötü bir karar almadıkları için bu bâdireden kurtuldu ve III. Ahmed’in tahta geçmesinden sonra üçüncü vezir olarak Edirne’de kaldı. Diğer taraftan Edirne kaymakamı sıfatıyla Şeyhülislâm Feyzullah Efendi ile çocuklarının mallarını tesbit ve 10 Eylül 1703 tarihinde de Edirne’deki saray mensupları ile bunların ağırlıklarını toplayıp İstanbul’a nakletmekle görevlendirildi. 22 Ekim 1703’te ise Halep valiliğine tayin edilmek üzere İstanbul’a çağrıldı.

Ali Paşa İstanbul’a geldiği zaman Halep valiliğinden vazgeçilerek Kubbealtı’nda beşinci vezirlikle görevlendirildi; aynı zamanda Enişte Hasan Paşa’nın yerine 1703 Kasım ayı sonlarında rikâb-ı hümâyun kaymakamı oldu. Kalaylıkoz Ahmed Paşa’nın sadâreti sırasında gözden düşerek 8 Ekim 1704’te Trablusşam valiliğiyle İstanbul’dan uzaklaştırıldıysa da sadrazamın azli üzerine aralık sonlarında dördüncü vezirlikle tekrar Kubbealtı’na çağrıldı; Teke (Antalya) sancağı has olarak kendisine verildi. Mayıs 1705 yılında ikinci defa rikâb kaymakamı olan Çorlulu Ali Paşa nihayet 3 Mayıs 1706 günü üçüncü vezirlikten Baltacı Mehmed Paşa’nın yerine sadârete getirildi; 1708’de de yedi yıldan beri nişanlı bulunduğu II. Mustafa’nın kızı Emine Sultan’la evlendi.

Ali Paşa devlet işlerinde tecrübeli bir vezir olarak önce imparatorluğun malî işlerini düzene sokmaya, gelir ve gideri denk getirmek için tasarruf yapmaya çalıştı ve bu arada saray masraflarını kontrol altına almak istedi. Tersane ve donanmaya önem vererek gemilerin sayısını arttırdı. İngiltere’den satın alınmakta olan gemilere mahsus büyük çapa demirlerini ve bazı topları İstanbul’da döktürdü. Askerî ocaklardaki suistimalleri kaldırmak için faaliyet gösterdi. Sadâreti döneminde, 1700 tarihli İstanbul Antlaşması’yla tatmin olmayan Rusya’nın kuzey sınırlarındaki faaliyetleriyle Avusturya İmparatorluğu’nun baskısına mâruz kalan Macar asilzadelerinin Türkiye’den yardım istemeleri en önemli mesele olarak ortaya çıktı. Bu sebeple Ali Paşa Avrupa’nın kuzeyinde cereyan etmekte olan İsveç-Rusya savaşıyla yakından ilgilendi ve bu mücadelede İsveç Kralı XII. Şarl’a karşı önceleri büyük yakınlık gösterdi. Bender Muhafızı Yûsuf Paşa vasıtasıyla Kırım hanlarından yardım geleceği vaadinde bulunarak onu savaşa teşvik etti. Ali Paşa’nın gayesi İsveç karşısında Rusya’yı mümkün olduğu kadar yormak, daha sonra da meydana gelebilecek bir Osmanlı-Rus mücadelesinden galip çıkmaktı. Ancak III. Ahmed bu durumu tasvip etmedi ve Rusya’ya karşı uygulanan siyasetin aradaki anlaşmaya aykırı olduğunu belirtti. Bir müddet sonra XII. Şarl’ın Poltava’da yenilmesi ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti’ne yaptığı baskı, rakiplerinin ve bilhassa İznikli Silâhdar Ali Ağa ile Paşmakçızâde Seyyid Ali Efendi’nin aleyhinde bulunmalarına ve diğer taraftan İsveç temsilcisi Poniatovski’nin Ruslar’dan rüşvet aldığı yolunda kendisini suçlamasına yol açtı. Bunun üzerine III. Ahmed Ali Paşa’yı sadâretten azletti (15 Haziran 1710), bir gün sonra da Kefe eyaletine gönderdi. Tuna üzerinde Tolcı’dan İsmâil kasabasına geçeceği sırada tevkifi emredildiği için yoldan geri çevrildi. Edirne’ye gelince kapısı halkı dağıtılarak Gelibolu’ya götürüldü, buradan bir çekdiri ile Midilli’ye yollandı. Vaktiyle meşihat makamından azlettirip Sinop’a sürdürdüğü baş düşmanı Şeyhülislâm Paşmakçızâde Seyyid Ali Efendi’nin fetvası ve padişahın Aralık 1711 tarihli fermanı ile 16 Zilkade 1123’te (26 Aralık 1711) idam edildi. Başı İstanbul’a getirilerek teşhir edildikten sonra Divanyolu’nda yaptırdığı caminin hazîresine defnolundu.

Ali Paşa hayrat sahibi, zeki, vakur, açık sözlü bir vezirdi. Fakat mânevî babası Kara Bayram Ağa’yı katleden Firârî Hasan Paşa’yı öldürtüp intikam alacak kadar da kindar bir insandı. Kaptanıderyâ Kel Ahmed Paşa kızından olan torunudur. Soyu günümüze kadar gelmiştir.


BİBLİYOGRAFYA

, II/1, s. 10, 160; II/2, s. 188, 196, 201, 206, 215, 219, 221, 229, 236, 243-244, 260, 281.

, II, 529, 546, 573; III, 40-41, 92, 145, 166-167, 195, 206-208, 212-215, 226-229, 243, 253, 258, 267, 323, 326.

Dilâver Ağazâde Ömer, Zeyl-i Hadîkatü’l-vüzerâ, Freiburg 1969, s. 10-12.

, I, 161-162; II, 76-77.

, IV, 472.

, IV/2, s. 286-290.

, II, 90.

Reşad Ekrem Koçu, “Ali Paşa”, , I, 326-327.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1993 yılında İstanbul'da basılan 8. cildinde, 370-371 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER