DÂVUD PAŞA SAHRASI

DÂVUD PAŞA SAHRASI
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1994
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/davud-pasa-sahrasi
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "DÂVUD PAŞA SAHRASI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/davud-pasa-sahrasi (22.09.2019).
Kopyalama metni
Osmanlılar’dan önce Bizanslılar döneminde özellikle IV. Romanos Diogenes (1067-1071) tarafından güzel köşklerin yaptırıldığı Davutpaşa semti, İstanbul’un havası güzel mesire yerlerinden biriydi. Adını II. Bayezid’in sadrazamı Koca Dâvud Paşa’dan (ö. 904/1498) almıştır. Aralıksız on dört yıldan fazla vezîriâzamlık yapan Dâvud Paşa, Sultan Bayezid için kendi mülkü olan bu sahrada bir saray yaptırmıştı. O tarihten itibaren Dâvud Paşa sahrası, Osmanlı merkez kuvvetlerini oluşturan Kapıkulu ocaklarının Rumeli seferlerine çıkarken konakladığı ilk menzil ve ordugâh olmuştur. Kanûnî Sultan Süleyman’dan sonra genellikle sefere çıkmayan padişahlar orduyu buradan uğurlarlar, sancak-ı şerifi serdâr-ı ekreme burada teslim ederler, sefer dönüşü orduyu yine burada karşılarlardı. Dâvud Paşa’nın vezîriâzamlığı zamanında Osmanlı merkez kuvvetlerini teşkil eden birliklerin konaklayacağı yerler ayrı ayrı belirlenmişti. Son teftişler ve yoklamalar Dâvud Paşa sahrasında yapılır, asıl sefer yürüyüşü buradan başlardı. Eyalet askerleri ise daha sonraki menzillerde orduya katılırdı. Ancak Kanûnî’den sonraki padişahların ordunun başında seferlere katılmamaları yüzünden, yeniçerilerin ifadesiyle, “Dâvud Paşa sahrasında otağ-ı hümâyunun yeri âdeta bilinmez olmuştu.”

XVI. yüzyıl sonları ile XVII. yüzyıl başlarında ok atma tâlimlerinin yapıldığı bir yer olan Dâvud Paşa sahrasında yakın zamanlara kadar nişan taşları bulunmaktaydı. Dâvud Paşa çiftliği, çayırı ve bahçesi olarak da anılan bu sahrada daha sonraları birçok bina yaptırılmıştır. Bizanslılar’dan kalma bir sarnıç ve dehlizle Osmanlı dönemine ait hamam kalıntısı bir yana bırakılırsa bunların en büyüğü ve önemlisi, padişahın ikametine tahsis edilmek üzere merasimler için inşa ettirilen köşktür. Kasr-ı Hümâyun, Otağ-ı Hümâyun, Hünkâr Kasrı veya Taş Kasır denilen ve bugün mevcut olan köşk (mimarisi için bk. DÂVUD PAŞA SARAYI), 1596 yılında III. Mehmed’in annesi Safiye Sultan’ın teşebbüsleriyle inşa edilmiştir (Selânikî, II, 651, 697, 747). Eğri ve Haçova zaferlerinin (1596) şenliği burada yapılmış, III. Mehmed genellikle günlerini bu kasırda geçirmeye başlamış, sık sık ziyafetler vermiş, hatta İstanbul’a hemen sadece Dîvân-ı Hümâyun toplantıları için gider olmuştur (a.g.e. II, 811-812, 815, 825-826). Burası bazan yabancı elçilerin hapsedildiği yer olarak da kullanılmıştır. Nitekim IV. Murad zamanında (1623-1640) İran’dan gelen elçi bir mesele yüzünden 1637 yılında bu köşkte hapsedilmişti (Naîmâ, IV, 322).

IV. Mehmed (1648-1687) kasrı onartmış, çevresine saraçhâne, ahır ve ambarlar ilâve ettirmiş, burada bir de mescid yaptırmıştır. Uşşâkīzâde Abdülbâki Efendi’nin bu mescid hakkındaki tarih beyti şöyledir: “Hâsılı târîh için Bâkî dedim / Câmi-i Sultan Muhammed Hân’a gel” (1062). Zamanının çoğunu burada geçiren IV. Mehmed, cuma namazını kılabilmek için 1076 (1665) yılında bu mescidi minare ile minber ilâve ettirerek camiye çevirmiştir. Camide ilk cuma namazı 23 Cemâziyelevvel 1076 (1 Aralık 1665) günü kılınmış, ilk vaazı padişahın hocası Vanî Mehmed Efendi yapmış, ilk hutbeyi de padişah imamı Edirneli İbrâhim Efendi okumuştur. Sultan II. Mahmud zamanında (1808-1839) Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye için burada bir kışla yapılırken cami de onarılmış ve yeni askerlerin ibadetine tahsis edilmiştir.

IV. Mehmed’den sonra Dâvud Paşa Kasrı âdeta terkedilmişse de sahra yine Rumeli seferlerinin uğurlama ve karşılama yeri olmaya devam etmiştir. II. Viyana bozgunundan (1683) sonra kaybedilen yerleri kısmen geri almayı başaran Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa’yı devrin padişahı II. Süleyman burada karşılamış ve ordu erkânının önünde sırtından samur kürkünü çıkarıp bizzat sadrazama giydirmiştir. Belinden çıkardığı hançeri beline, başından çıkardığı murassa‘ pençe sorgucu başına takmış ve ona iltifatlarda bulunmuştur (Silâhdar, Târih, II, 548). Sultan I. Abdülhamid de Sadrazam Koca Yûsuf Paşa’yı Avusturya seferine buradan uğurlamıştır. Zaman zaman danışma meclislerine de sahne olan Dâvud Paşa Kasrı’nda I. Mahmud (1730-1754) ve III. Mustafa (1757-1774) zamanlarında ziyafetler verilmiş, 1768’deki Rus seferi için burada alaylar tertip edilmiştir. Dâvud Paşa Kasrı’nda son karşılama merasimi, IV. Mustafa tarafından Alemdar Mustafa Paşa kumandasında Rusçuk’tan gelen birlikler için yapılmıştır. II. Mahmud döneminde ise ordugâh olarak Râmi Kışlası önem kazanmışsa da padişah zaman zaman Dâvud Paşa’ya da gelir, burada kalırdı. Sultan Abdülmecid 1848 yılında Veli Efendi sahrasında icra edilen askerî bir manevrayı yine bu kasırdan seyretmişti. Bu padişahın son yıllarından itibaren tamamen terkedilen kasrın bugünkü kışlaya bakan yerindeki sekiz kubbeli hamamından bir eser kalmamıştır.

Hünkâr Kasrı’nın 200 m. kadar kuzeybatısında olup günümüze sadece kalıntıları intikal eden Mehmed Paşa Köşkü de (Sancak Köşkü) Dâvud Paşa sahrasında inşa edilen yapılardandır. 1926 yılına kadar çatısı bile yerinde duran bu köşkün etrafı büyük ağaçlarla çevriliydi. Seferden dönen ordu ile sancak-ı şerif burada karşılandığı için köşke Sancak Köşkü adı verilmiştir. Hiçbir kitâbesi olmadığından inşa tarihi ve hangi Mehmed Paşa’ya ait olduğu belli değildir. Sadâret Köşkü de denilen Mehmed Paşa Köşkü’nde zaman zaman ziyafetler verilmiş, önündeki meydanda cirit oyunları oynanmıştır (Silâhdar, Nusretnâme, II, 268, 279, 289).

Dâvud Paşa sahrasının en muhteşem binası, II. Mahmud zamanında inşa ettirilen kışladır (bk. DÂVUD PAŞA KIŞLASI). Eski Edirne yolunun kenarında bulunan ve 1970’li yıllara kadar faaliyetini devam ettiren fırın ise 1895 yılında Sultan II. Abdülhamid zamanında yaptırılmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Celâlzâde, Tabakātü’l-memâlik, vr. 183b; Selânikî, Târih (İpşirli), II, 651, 697, 747, 749, 754, 811-812, 815, 823, 825-826; Solakzâde, Târih, s. 640; Naîmâ, Târih, II, 44, 693, 697; IV, 322; Silâhdar, Târih, II, 327, 548; a.mlf., Nusretnâme (haz. İsmet Parmaksızoğlu), İstanbul 1969, II, 28, 268, 279, 289; Râşid, Târih, I, 112; IV, 210 ve tür.yer.; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, I, 151, 599; II-III, 44, 693, 697, 700, 704, 710; Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), I, 129; II/A, 78, 116-121; Abdülhak Molla, Târîh-i Livâ, İÜ Ktp., TY, nr. 2687, tür.yer.; Hızır İlyas, Letâif-i Enderûn, İstanbul 1276, s. 414; Atâ Bey, Târih, III, 112; Sedad Hakkı Eldem, Köşkler ve Kasırlar, İstanbul 1964, s. 209-236; Tahsin Öz, İstanbul Camileri, Ankara 1987, I, 45; TA, XII, 357-358; R. Ekrem Koçu, “Davudpaşa Sahrası, Davudpaşa Sarayı”, İst.A, VIII, 4308-4311.
Bu madde ilk olarak 1994 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 9. cildinde, 44-45 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.