DERVİŞ MEHMED PAŞA - TDV İslâm Ansiklopedisi

DERVİŞ MEHMED PAŞA

Müellif: LEVENT DÜZCÜ
DERVİŞ MEHMED PAŞA
Müellif: LEVENT DÜZCÜ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2020
Dijital Yayın Tarihi: 23.02.2026
Erişim Tarihi: 10.07.2026
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/dervis-mehmed-pasa--19-yy
LEVENT DÜZCÜ, "DERVİŞ MEHMED PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/dervis-mehmed-pasa--19-yy (10.07.2026).
Kopyalama metni

Mora’da bulunan Anabolu Kalesi sakinlerinden Rüstem Ağa’nın oğludur. Bu sebeple bazı kaynaklarda Moralı nisbesiyle de anılır. Kaynaklarda Derviş unvanı dışında Burdurlu lakabıyla da geçer. Bunun aile kökeniyle alâkalı olduğu tahmin edilebilir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 1765’te doğmuş olabileceğine dair tahminler vardır. Hakkındaki ilk bilgi, Moravî Salbaş Ahmed Paşa’nın mühürdarı olduğuna dairdir. Bu durum onun iyi bir eğitim aldığını düşündürür. Ardından Ahmed Paşa’nın vasıtasıyla mîrimîran rütbesi tevcih edilerek Balıkesir mutasarrıflığına atandı. 14 Mart 1807 tarihinde dokuz Rus gemisinin Bozcaada civarına kadar gelmesi üzerine, 400 kişilik askerî kuvvetin başında Kalʻa-i Sultâniyye’nin (Çanakkale) muhafazasıyla görevlendirildi. Buradan mîrimîranlık rütbesiyle kayıklarla Bozcaada’ya yollandı. Sonra Bahr-i Sefîd Boğazı muhafızlığı görevini üstlendi. Ardından Rumeli beylerbeyiliği pâyesi ile 18 Kasım 1809’da Kırşehir sancağı, hemen sonra da Sultanönü (Eskişehir) sancağı mutasarrıfı oldu. Karaman valisi tarafından 1812 Ekim-Kasım aylarında Antalya’da isyan eden Tekelioğlu İbrâhim Bey üzerine gönderildi. Antalya Kalesi’ne sığınan Tekelioğlu İbrâhim’in elinde bulunan kule ve müstahkemlerini zaptedip isyanı sonlandırdı. 20 Eylül 1814 tarihinde Karesi sancağı uhdesine verildi. Bir ay sonra 31 Ekim’de vezirlik rütbesi ile taltif edildi. 10 Eylül 1816’da Teke ve Hamid muhassıllıkları da kendisine verildi. 1817 yılının başlarında Sultanönü ve Kocaeli’nin ilhakıyla Hudâvendigâr sancağına atandı. Bu vazifesi sırasında dönemin Bursa kadısı Mehmed Hilmi, ondan övgüyle söz edip almış olduğu tedbirlerden ve kanuna bağlılığından dolayı halkın memnuniyetini dile getirir. Derviş Mehmed Paşa, başarılı idareciliği ile dikkat çektiğinden 5 Ocak 1818’de Mehmed Emin Rauf Paşa’dan boşalan sadrazamlık makamına tayin edildi. Dönemin tarihçisi Şânîzâde Mehmed Atâullah Efendi’ye göre vezirler arasında iş bilir, güvenilir, çalışkan ve gayretli oluşuyla öne çıkmıştı. Sadârete tayininde, Hâlet Efendi’nin desteği ve ısrarı da etkili olmuştu. II. Mahmud’a göre, Derviş Mehmed Paşa vezirleri arasında iffet ve doğrulukla sivrilmiş, vasıflı, insaflı, sadık, irfan sahibi biriydi. Hatta onun taşradaki faaliyetlerini takip ediyor ve sadâret makamı için kuvvetli bir aday olarak görüyordu. Sadrazamlığı sırasında genelde Anadolu, Mısır, Bağdad, Cezâyir-i Bahr-i Sefîd, Halep, Şam, Sayda ve Rakka şehir ve bölgelerinin durumuyla daha çok ilgilendi. İki yıl kadar süren sadrazamlığında Sivas’ta yaşanan Kenanoğlu olayı, Van muhafızı Mehmed Derviş’in isyanı, Yemen ve Hicaz olayları, sikke hususu, Diyarbekir hadisesi, Çıldır Valisi Selim Paşazâde Ahmed Bey ve Düzoğlu meselesi, Halep’teki isyan ve Galata’da yaşanan sosyal karışıklıklarla meşgul oldu (Şânîzâde, II, 818-960). Bu hadiselerden en dikkat çekeni Vehhâbîler’in çıkardıkları isyandı. Dirʻiye muharebelerinde Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrâhim Paşa’nın isyanı bastırması ve Abdullah b. Suûd’u esir alıp (6 Eylül 1818) önce Medine’ye, sonra Mısır’a, daha sonra da İstanbul’a yollaması onun sadâreti dönemine rastlar. Bu vesileyle Sadrazam Derviş Mehmed Paşa’nın Mısır valisine gönderdiği birçok kāime ve mektup bulunmaktadır.

Dönemindeki bir başka önemli hadise azliyle neticelenecek olan İstanbul’daki karışıklıklardır. Galata’da Balıkpazarı İskelesi’nde bir bostancının bir hamalı katletmesi üzerine başlayan olaylar giderek büyüme eğilimi göstermişti. Şânîzâde’ye göre Derviş Mehmed Paşa olayların yatıştırılmasında gerekli tedbirleri almakta gevşek davranmıştı. Bunun sebebi ise paşanın iyi niyetli oluşu, sert tedbirlere başvurmak yerine yatıştırıcı bir tarzı tercih etmesiydi. Bunun hemen ardından bu defa Tersâne-i Âmire’de olaylar çıktı. Hadise yatıştırıldı ise de 10 Temmuz 1819’da Ramazan ayının ortalarında Galata civarında 25 ve 71. yeniçeri ortaları arasında çıkan büyük kavga aynı şekilde sonuçlanmadı. Sadrazam iki ay kadar süren hadiseler karşısında yetersiz kalmakla suçlandı. Önce Kaptanıderyâ Pomak Hasan Paşa hadiseler karşısında âciz kaldığı gerekçesiyle azledilip sürgün edildi (Şânîzâde, II, 923-926). Hemen sonra da Derviş Mehmed Paşa olayları bastırmada ve suçluları sert biçimde cezalandırmada yeterince kararlı davranmadığı, hadiselere seyirci kaldığı gibi sebepler dolayısıyla görevden azledildi (5 Ocak 1820).

Sadâret görevinden alınan Derviş Mehmed Paşa, İstanbul’dan uzaklaştırılarak Gelibolu’da ikamete mecbur edildi ve 17 Ocak’ta buraya ulaştı. Altı ay sonra Aydın ile Saruhan sancaklarının mutasarrıflıklarına atandı. 1821’de Kudüs ve Nablus’un ilhakıyla Şam valisi oldu ve aynı zamanda emîr-i hac görevini de üstlendi. 16 Ocak 1822’de yetki alanı Safed, Sayda, Beyrut’u da içine alacak şekilde genişletildi ve kendisine cerde başbuğluğu vazifesi de verildi. Ancak bu durum uzun sürmedi, Safed, Sayda ve Beyrut’un idaresi bir başkasına tevcih edilirken kendisi Kudüs’ü de kapsayacak şekilde Şam valiliği görevine devam etti.

Bu görevleri sırasında hem hac güzergâhının emniyeti hem de bölgenin asayişini teminde büyük gayret gösterdi. 7 Receb 1236 (10 Nisan 1821) tarihinde Hicaz hac yolunda su tedarikiyle ilgili meseleleri merkeze rapor eden Derviş Mehmed Paşa bir yıl sonra hacıların Şam üzerinden yola çıkarılmasını sağladı. Şam valiliği sırasında karşılaştığı en önemli olaylar bölgedeki isyanlardı. Aynı zamanda Akkâ Valisi Abdullah Paşa’nın isyanı da onu meşgul ediyordu. Eski Sayda ve Trablusşam Valisi Abdullah Paşa’nın bölgedeki Dürzî, Nâsırî ve Kızılbaş taifesini isyana teşvik ettiği gerekçesiyle, bu yerlerin valilikleri Derviş Mehmed Paşa’ya havale edildi. Derviş Mehmed Paşa, isyan yüzünden sorumlu olduğu bölgeden vergi tahsili yapamayınca surre-i hümâyun ve hacı kafileleri için zorunlu olarak kendisine merkezden 2000 kese akçe gönderildi. Ancak isyanın uzun sürmesi onu giderek yıprattı, hakkında birtakım şikâyetler ortaya çıktı. Bunun üzerine Kütahya merkezli Anadolu eyaleti valiliği görevi verilerek Şam eyaletinden azledildi (28 Cemâziyelevvel 1238 / 10 Şubat 1823).

Derviş Mehmed Paşa Anadolu valiliğine tayin haberini aldıktan sonra Sayda, Gazze, Yafa, Remle, Sûr, Safed, Taberiye, Kudüs, Nablus, Trablusşam ve Şam kalelerinde bulunan askerlerin birikmiş ulûfelerini verdi. Üzerindeki mal ve zimmetinde bulunan akçe, mücevherat, zahire, hayvan ve sair eşyanın bedellerini iade etti. Şam’ın dışında bir süre kaldıktan sonra Anadolu’ya doğru hareket etti. 13 Haziran 1823’te Kütahya’ya ulaştı. Anadolu valiliği sırasında Darphâne hazinesine ait mukātaaların gelirlerini toplamakla yükümlü kılındı. Ayrıca asayiş meseleleriyle de uğraştı. Temmuz 1825’te Anadolu valiliği görevine son verilip Karahisarısâhib’e sürgüne gönderildi. Vezirlik rütbesi de kendisinden alınmıştı. Bunun sebebi hâne halkının ve yakınlarının halka zulmetmesi, idarî işlere karışması, paşanın da bunlara göz yumması olarak belirtilir. Damadı olan müderris Seydi Ali Paşazâde Mehmed Hamdi Bey’in Kütahya halkı tarafından şikâyet edilmesi de bu hususta gerekçe gösterilir. Görevden alınıp sürgüne yollanınca malları müsadere edilmiş, damadının da görevine son verilmiş, yakın adamları ise İstanbul’a çağrılmıştır.

Mallarının müsaderesinden sonra talebi doğrultusunda 1500 kuruş maaş bağlanan Derviş Mehmed Paşa, yaklaşık olarak on yıl Karahisarısâhib’de sürgünde kaldıktan sonra Ekim 1831’de kendi isteği üzerine Bursa’ya gönderildi. Yeni sürgün yeri Bursa’da bir çiftlikte ikamet etti. Siyasî hayattan tamamen uzaklaşmışken 19 Nisan 1837’de şeyhülharem olarak tayin edildi. Maiyetinde çok fazla insan çalıştığını ileri sürerek mevcut maaşının arttırılmasını talep etmesi üzerine kendisine 20.000 kuruş şeyhülharemlik aylığı bağlandı. 1 Ağustos 1837’de yeni vazifesi için yola çıktı. Önce gemiye binerek İskenderiye’ye vardı. Ardından 17 Ağustos 1837 Perşembe günü Yenbuʻa geldiğinde vefat etti. Kaynaklar vefatında paşayı yetmiş yaşına varmış, zayıf vücutlu biri olarak anlatır.

Derviş Mehmed Paşa’nın İskender, Ömer Lutfi adında iki oğlu; Beyhan, Nefîse, Münîre ve Ayşe isimli dört kız çocuğu olduğu kayıtlardan tesbit edilebilmektedir. Bazı hayratları olduğu bilinmektedir. 1235’te (1819-20) Anadolu muhasebesine kaydedilen bir vakfiyesinde bu hayratlar kayıt altına alınmıştır. Vakfiyesine göre yaptırdığı hayratlar cami, medrese, çeşme ve kuyulardan ibarettir. Bunlar arasında en önemlisi 1815’te Kalʻa-i Sultâniyye’de (Çanakkale) yaptırdığı bir cami ile on odalı bir medresedir. İstanbul’da Zeyrek’te 1234 (1818-19) tarihli bir çeşmesi, yine İstanbul Topkapı’da 1235 (1820) tarihli Takkeci İbrâhim Ağa Camii’nin dış avlusunun bir köşesinde başka bir çeşmesi mevcuttur. Vakfiyesine göre ayrıca Takkeci Camii’nin karşı tarafında mezarlık arasında üç adet kuyu da açtırmıştır. Bunlar dışında önemli bir kültür hizmeti olarak Burdur Şeyh Sinan mahallesinde bir kütüphane yaptırmıştır (1232/1816; bk. Oral, s. 233, 236-243, 245-246). Bu kütüphane için Mart 1818 tarihinde hazırlattığı vakfiyesinde, kütüphanede ders okutacak hâfız-ı kütüblerin âlim kişiler arasından seçilmesi, her gün Ṣaḥîḥ-i Buḫârî okunması, öğretimin yanında kütüphanede dinî faaliyetlerin yer alması, belli zamanlarda tatlı dağıtılması dikkat çeken belli başlı hususlar arasındadır (Erünsal, s. 250). 1267 Zilhiccesinde (Eylül-Ekim 1851) yapılan bir sayımda kütüphanede 1515 adet kitap olduğu tesbit edilmiştir.


BİBLİYOGRAFYA

, A.DVN.SNŞT.d, nr. 39, s. 12, 39, 47, 48, 58, 72, 284.

, Ali Emîrî, SMHD.II, nr. 44/2908.

, A.MKT.d., nr. 1052, s. 20-52.

, C.BLD, nr. 119/5903.

, C.DH, nr. 289/14407, 268/13371, 89/4445, 47/2333, 289/14407, 314/15663, 18/872, 124/6156, 15/75.

, C.AS, nr. 963/41897.

, C.DRB, nr. 22/1061, 1/21.

, C.EV, nr. 458/23157, 41/2041.

, C.ML, nr. 518/21165, 9099.

, C.TZ, nr. 112/5562.

, D.BŞM.MHF.d, nr. 13554, s. 15.

, HH, nr. 482/23631, 502/24653/B, 502/24653, 518/25322, 1425/58359, 358/20031-D, 358/20031, 360/20056, 556/27488, 1421/58090 654/31993, 480/23541, 1350/527746, 107/4234, 1339/52386, 750/35423, 387/20688, 730/34717, 387/20680, 386/20658, 1559/57, 384/20614, 386/20674, 276/16228, 1561/63, 1549/48, 1555/07, 651/31817, 651/31804.

TSMA, nr. E. 860/63.

Şânîzâde Mehmed Atâullah Efendi, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2008, II, 779, 807, 818-960.

Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2000, s. 193, 420.

Ahmed Rifat, Verdü’l-Hadâik, İstanbul 1283.

, s. 32-33.

Lutfî, Vak’anüvîs Ahmed Lûtfî Efendi Tarihi (haz. Ahmet Hezarfen), İstanbul 1999, I, 152.

, II, 336.

Duran Özdemir, Sadrazam Derviş Mehmed Paşa’nın Vakfı (H. 1235-M. 1819) (yüksek lisans tezi, 2002), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 44

Yüksel Çelik, Hüsrev Mehmet Paşa Siyasi Hayatı ve Askeri Faaliyetleri (1756-1855) (doktora tezi, 2005), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 140.

Bekir Şahin, “Katalogta Yer Almayan ve Ortaya Yeni Çıkan Burdur Şer’iye Sicili”, I. Burdur Sempozyumu: Bildiriler, Burdur 2007, s. 51.

İsmail E. Erünsal, Osmanlılarda Kütüphaneler ve Kütüphanecilik, İstanbul 2008, s. 250.

M. Zeki Oral, “Mevcut Vesikalara Göre Burdur Kütüphaneleri ve Kitap Vakfiyeleri Vesikaları”, , XXIV/94 (1960), s. 233, 236-243, 245-246.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul’da basılan EK-1. cildinde, 322-323 numaralı sayfalarda yer almıştır. Maddenin LEVENT DÜZCÜ tarafından kaleme alınan yeni dijital versiyonu 23.02.2026 tarihinde yayımlanmıştır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER