DULKADIROĞULLARI

Müellif:
DULKADIROĞULLARI
Müellif: REFET YINANÇ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1994
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 11.12.2018
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/dulkadirogullari
REFET YINANÇ, "DULKADIROĞULLARI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/dulkadirogullari (11.12.2018).
Kopyalama metni
Elbistan ve Maraş merkez olmak üzere doğuda Harput’tan batıda Kırşehir’e, kuzeyde Bozok (Yozgat) ile Sivas’ın güneyinde Gemerek ve Gürün’den Hatay’a bağlı Hassa’ya kadar yayılan bölgede hüküm süren Dulkadır Türkmenleri, Oğuzlar’ın Bozok koluna mensuptur. Kaynaklarda çeşitli şekillerde yazılan Dulkadır adının, Abdülkadir veya benzeri bir ismin Türkmen telaffuzuna uydurulmuş şekli olduğu tahmin edilmektedir.

Siyasî Tarih. Beyliğin temelleri, Maraş ve Elbistan arasında Bozok ve Ağaçeri Türkmenleri’ni etrafına toplayan Dulkadıroğlu Karaca Bey tarafından atılmıştır. Karaca Bey 1335 Mayısında Çukurova’daki Ermeniler üzerine bir akın yaparak zengin ganimetle Elbistan’a döndükten ve bir süre Türkmen reislerinden Taraklı Halil’le mücadele ettikten sonra 1337 yılında, Şam Valisi Tengiz’in delâletiyle Memlük Sultanı el-Melikü’n-Nâsır Muhammed tarafından Elbistan yöresindeki Türkmenler’in başına getirilmiş, böylece Memlükler’in himayesinde yaklaşık iki asır kadar devam edecek olan Dulkadır Beyliği teşekkül etmiştir. 1338’de İlhanlı şehzadeleri arasında başlayan kanlı mücadeleler sonucunda Anadolu’da Moğol hâkimiyetinin çökmesinden faydalanan Karaca Bey, bir baskınla Eretnaoğulları’nın elinde bulunan Dârende’yi işgal etti. Bu arada kendisine karşı çıkan ve Dulkadırlı oymaklarını tâciz eden Taşgun ile uğraştı ve onu saf dışı bıraktı. Mısır’da Kosun’un katli üzerine ordu kumandanlığına getirilen Taştimur’la birlikte Kahire’ye gitti. Fakat Taştimur’un kısa süre sonra tutuklanması üzerine Memlük Devleti’ne itaatten vazgeçerek Halep’e doğru akınlarda bulundu. 1343 yılında Alâeddin Eretna’nın Çobanlı Şeyh Hasan’ı Karambük’te yenerek ele geçirdiği ganimetleri Halep’e taşıyan kervanın yolda Dulkadırlılar tarafından soyulması, Karaca Bey’in Memlükler’le arasını büsbütün açtı. Halep Valisi Yelboğa büyük bir kuvvetle Dulkadırlılar üzerine yürüdü. Düldül dağı eteklerinde yapılan savaşta Halep kuvvetleri yenildi. Karaca Bey 1345’te Ermeniler’den Geben Kalesi’ni aldıysa da ertesi yıl iade etmek zorunda kaldı. 1351 yılında Kahire’deki saltanat değişikliği üzerine, ertesi yıl Suriye valilerinin ayaklanmalarını destekleyen ve onların ülkesine iltica etmelerini sağlayan Karaca Bey’in yerine Dulkadırlılar’ın başına Ramazan Bey getirilmek istenince, geleceğinden endişeye kapılan Karaca Bey yanındaki âsi Suriye valilerini Memlükler’e teslim etti. Buna rağmen Mısır’da iktidara hâkim olan Emîr Taz ve Emîr Şeyhu, Karaca Bey’i cezalandırmak için Dulkadırlılar üzerine sefer açtılar. 1353 yazında Düldül dağı eteklerinde yapılan savaşta büyük zayiat veren Karaca Bey Kayseri taraflarına kaçtıysa da Eretna oğlu Mehmed tarafından yakalanarak Memlükler’e teslim edildi. Kahire’ye götürülerek 11 Aralık 1353 tarihinde öldürüldü ve yerine oğullarından Halil Bey getirildi.

Halil Bey, Eretna’nın ölümünden sonra çıkan karışıklıktan faydalanarak babasını Memlükler’e teslim eden Eretna oğlu Mehmed’den intikam almak istedi. 1360’ta Türkmen reislerinden Ömer Bey Eretnalılar’dan Malatya’yı alırken Halil Bey de ülkesinin sınırlarını Zamantı’ya kadar genişletti. Bir süre sonra Harput’u zaptederek Malatya’yı tehdit etmeye başladı. Ancak Mısır hükümetinin harekete geçmesi üzerine Harput’u Memlükler’e teslim etmek zorunda kaldı. Bununla beraber Halil Bey on yıl sonra bu şehri tekrar ele geçirdi. Bu olay üzerine Memlük orduları kumandanı Berkuk, 1378’de Mübârek Şah emrindeki Halep kuvvetlerini Dulkadırlılar üzerine sevketti. Mübârek Şah savaş meydanında katledildiği gibi, daha sonra gönderilen Malatya Valisi Hattat Yelboğa da Halil Bey’in kuvvetleri karşısında mağlûp oldu. 1379 yılı başlarında Halep Valisi Timurbay kumandasında sevkedilen Memlük kuvvetleri ise Ayas’ta (Yumurtalık) Ramazanoğulları’nın da yardımıyla hemen tamamen imha edildi. Aynı yılın sonlarında Büyük Hâcib Çögen kumandasında gönderilen daha büyük bir orduyu Maraş önlerinde karşılayan Halil Bey büyük bir zafer daha kazandı. Dulkadırlılar bu zaferden sonra Amik ovasına ve Tizin’e kadar inerek Halep civarını yağmalamaya başladılar. Bu yenilgiler üzerine Memlükler, Dulkadırlılar’a karşı daha büyük bir sefer düzenlediler. Kalabalık bir Memlük ordusu 1381 yılı yazında Antep’ten geçerek Maraş’a ulaştı. Düşmanı şehrin önlerinde karşılayan Halil Bey ve kardeşi Sevli Bey bu defa yenilgiye uğradılar ve Harput’a çekildiler. Memlükler karşısındaki bu başarısızlık Halil Bey’in kardeşleriyle arasının açılmasına sebep oldu. İbrâhim, Osman ve Îsâ beyler Memlükler’e iltica ederken Sevli Bey de Halep valisinin yanına gitti. Halil Bey, Memlük Sultanı Berkuk’un tâlimatı üzerine Yağmur oğlu İbrâhim ve maiyeti tarafından hançerlenerek öldürüldü (1386).

Halil Bey’in yerine kardeşi Sevli Bey geçti. Diğer kardeşleri Kahire’de tutuklu bulunuyordu. Sultan Berkuk, Sevli Bey’i de ele geçirerek Dulkadırlı ülkesini tamamen hâkimiyeti altına almak istiyordu. Bu amaçla üzerine bir ordu gönderdi. Memlük kuvvetlerini Göksun’da karşılayan Sevli Bey galip gelerek düşmana büyük zayiat verdirdi. Bunun üzerine Memlük sultanı, Sevli Bey’e rakip olmak üzere kardeşleri İbrâhim ve Osman’ı serbest bıraktı. Fakat kardeşleri Sevli Bey’e karşı çıkmadılar. Sultan Berkuk’un desteklediği Yağmur oğlu İbrâhim ise 1387 yılı ilkbaharında Maraş önlerinde Sevli Bey karşısında büyük bir yenilgiye uğradı. Sonunda Sultan Berkuk Sevli’nin beyliğini tanımak zorunda kaldı. Ancak bir süre sonra Sevli Bey’e karşı Halil Bey’in oğlu Nasreddin Mehmed’i desteklemeye başladı. Nasreddin Mehmed, Memlükler’in Kozan valisinden aldığı yardımla 1389 yazında amcası Sevli Bey’i büyük bir yenilgiye uğrattı. Sevli Bey Develi’ye kaçtı. Dönüşünde Sultan Berkuk’a karşı ayaklanan Malatya Valisi Mintaş ve Halep Valisi Yelboğa Nâsırî ile ittifak yaptı. 1390 yazında kardeşi Osman ile Memlükler’in elinde bulunan Antep şehrini kuşattı. Fakat şehrin kalesini ele geçiremediğinden Elbistan’a dönerek Sultan Berkuk’un tâbiiyetini kabul etti. Anadolu’ya gelen Timur’un teşvikiyle Suriye’yi fethe girişen Sevli Bey’den intikam almak için Berkuk Dulkadırlılar üzerine yeni bir sefer düzenledi. Halep Valisi Çolpan kumandasında hareket eden bir ordu 1395 Martında Dulkadırlılar’ı büyük bir yenilgiye uğrattı. Sevli Bey’in Sultan Berkuk tarafından öldürülmesi üzerine yerine Memlük sultanının tasvibiyle oğlu Sadaka geçti. Ancak amcasının oğlu Nasreddin Mehmed Bey taht için kendisiyle amansız bir mücadeleye girişti. Nihayet Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid duruma müdahale ederek 1399 yazında Sadaka’yı Elbistan’dan sürüp beyliğin başına Nasreddin Mehmed Bey’i getirdi.

Yıldırım Bayezid’in yardımı ile Dulkadır Beyliği’nin başına geçen Mehmed Bey, amcası Sevli Bey’in aksine 1400 yılında Sivas’ı kuşatan Timur kuvvetlerine karşı tavır takındı. Sivas’ın düşmesinden sonra Timur, oğlu Şâhruh Mirza’yı Mehmed Bey’den intikam almak için Elbistan’a yolladığı gibi ertesi yıl Suriye seferinden dönüşte Halep civarında Tedmür yakınlarında kışlayan Dulkadır Türkmenleri üzerine baskın yaptırdı. Timur’un uzaklaşmasından sonra Suriye’de ayaklanan Halep ve Şam valilerinin tenkiline yardımcı olan Mehmed Bey’in kardeşi Alâeddin Ali Bey, Memlükler tarafından 1402’de Antep valiliğine tayin edildi. Antep’i terkederek Maraş’a çekilmek zorunda kalan Mehmed Bey, bir süre sonra Halep Valisi Şeyh’in teklifiyle Antep’i zaptetti. Ardından Şeyh’in Ferec’den sonra Mısır’da iktidarı ele geçirmesinde rol oynadı. Kızlarından birini Osmanlı şehzadesi Çelebi Mehmed’e veren Nasreddin Mehmed Bey, ayrıca oğlu Süleyman’ı Çelebi Mehmed’in yardımına göndererek onun tek başına tahtı ele geçirmesine yardımcı oldu. Dulkadırlılar’ın Osmanlılar’la dostluk münasebetleri Memlükler’i endişelendirmeye başladı. Sultan Şeyh 1414 yılında sefere çıkarak daha önce kendi rızası ile verdiği Antep şehriyle Dârende’yi Dulkadırlılar’dan geri aldı. Fakat Mehmed Bey 1418’de Dârende’yi tekrar aldığı gibi Besni’yi de ülkesine kattı. O sırada Karamanoğulları ile bozuşmuş olan Memlük sultanı, Mehmed Bey’i Karaman seferine katılmaya davet etti. 1419 yılı ilkbaharında sefere çıkan Memlük kuvvetleri Kayseri’yi Karamanlılar’dan alarak Dulkadırlılar’a teslim etti. Memlük kuvvetlerinin çekilmesinden sonra Karamanoğlu Mehmed Bey, Dulkadırlılar’a kaptırdığı Kayseri’yi geri almak için şehri kuşattıysa da yenilerek esir düştü ve Kahire’ye gönderildi. 1421’de Memlük Sultanı Şeyh’in ölümü üzerine Suriye’de çıkan karışıklıktan faydalanan Nasreddin Bey’in yeğeni İbrâhim oğlu Tuğrak Malatya’yı zaptetti. 1435 yılında Nasreddin Mehmed Bey’in oğlu Feyyaz ile yeğeni Hamza’nın Maraş’ta çatışmalarından faydalanan Karamanoğlu İbrâhim Bey Kayseri’yi geri aldı. Dulkadırlılar Kayseri’den başka Ürgüp, Karacahisar, Develi ve Uçhisar’ı da Karamanlılar’a terketmek zorunda kaldılar. Osmanlılar’a karşı Karamanoğulları’nın güçlenmesini isteyen Memlükler olaya müdahale etmediler. Memlükler’in suskunluğuna kızan Nasreddin Mehmed Bey, uzun zamandan beri Osmanlılar’ın himayesinde bulunan ve Sultan Barsbay’ın can düşmanı olan Canı Beg Sûfî’ye arka çıktı. Canı Beg’i ele geçirmek isteyen Sultan Barsbay, Halep Valisi Tanrıbirmiş kumandasında büyük bir orduyu Dulkadırlılar üzerine sevketti. 1436 ilkbaharında Elbistan’ı yağmalayan Memlük ordusu Antep’te Dulkadırlılar’ı mağlûp etti. Memlük ve Karamanlı kuvvetleri tarafından takip edilen Nasreddin Mehmed Bey ve Canı Beg Akdağ’a kaçarak Osmanlılar’a sığındılar. Nasreddin Mehmed Bey, oğlu Süleyman’ı o sırada Gelibolu’da bulunan II. Murad’a göndererek Karamanlılar’a karşı yardım istedi. Osmanlılar’ın desteğiyle 1437’de Kayseri’ye yürüyerek kısa bir kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. Kuşatma sırasında Maraş’ta bulunan Canı Beg ise Memlük kuvvetlerinin baskınına uğradığından kaçıp Akkoyunlular’a sığındı, fakat çok geçmeden Karayülük’ün oğulları tarafından katledildi. Canı Beg yüzünden bozulan Dulkadırlı-Memlük münasebetleri Barsbay’ın ölümünden sonra düzelmeye başladı. Barsbay’ın oğlu Yûsuf’u kısa zamanda devirerek Memlük tahtına çıkan el-Melikü’z-Zâhir Çakmak, Canı Beg’den dul kalan Nasreddin Mehmed’in kızı ile evlendi (1440). Bu evlilik sayesinde Dulkadırlılar 1429’da Akkoyunlular’a kaptırdıkları Harput’u geri aldılar. Nasreddin Mehmed Bey 1442 yılında seksenini aşkın bir yaşta öldü ve yerine oğlu Süleyman geçti.

Süleyman Bey’in hükümdarlığı barış ve sükûn içinde geçti. Kızlarından birini, 1449’da ölen kız kardeşinin yerine Sultan Çakmak’a veren Süleyman Bey, ertesi yıl diğer kızı Sitti Hatun’u II. Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed’e verdi. Böylece kurulan iki taraflı akrabalıkla Dulkadırlılar batıda Karamanlılar’dan, doğuda ise Akkoyunlu ve Karakoyunlular’dan gelebilecek tehlikeyi önlemek istemişlerdi. Zevk ve safaya düşkün olan ve aşırı şişmanlıktan ata dahi binemeyen Süleyman Bey 1454 yılında öldü.

Süleyman Bey’in yerine geçen oğlu Melik Arslan, babası gibi Osmanlılar ve Memlükler’le dostluk ilişkilerini devam ettirmeye çalıştıysa da Karamanlılar ve Akkoyunlular kendisini rahat bırakmadılar. Karamanlılar Kayseri şehrini zaptettiler. Karamanoğlu İbrâhim Bey’in 1464 yılında ölümünden sonra Karaman ülkesinde çıkan karışıklığı fırsat bilen Melik Arslan şehri geri almaya çalıştıysa da Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın Karamanlılar’a yardım etmesi yüzünden geri çekildi ve Harput’u Uzun Hasan’a terketmek zorunda kaldı. Melik Arslan, Memlük Sultanı Hoşkadem’in tâlimatıyla Elbistan’da camide ibadet ederken bıçaklanarak öldürüldü.

Melik Arslan’dan sonra Dulkadır Beyliği’nin başına Memlükler’in desteklediği Şahbudak Bey geçti. Fakat Türkmen ileri gelenleri, kardeşinin katlinde parmağı olduğu gerekçesiyle Şahbudak’ın beyliğini kabul etmediler. Fâtih’e başvurarak Melik Arslan’ın öteki kardeşi Şehsüvar Bey’in gönderilmesini istediler. Şehsüvar Bey daha önce Osmanlılar’a sığınmış ve Çirmen sancak beyliğine getirilmişti. Dulkadırlılar’ın müracaatı üzerine bu beyliği Memlükler’e karşı himayesine almak isteyen Fâtih Sultan Mehmed bir fermanla Şehsüvar Bey’i Bozok ve Dulkadır Türkmenleri’nin başına bey tayin etti.

Osmanlı padişahı tarafından Dulkadır Beyliği’nin başına getirilen Şehsüvar Bey, Memlük Sultanı Hoşkadem’in tâbiiyet teklifini reddetti. Bunun üzerine Memlükler Şehsüvar’ın karşısına amcası Rüstem’i çıkardılar. Şehsüvar Bey amcasını bertaraf ettiği gibi Memlükler’in elindeki Besni, Gerger, Birecik ve Rumkale şehirlerini de zaptetti. Sultan Hoşkadem Dulkadır beyini cezalandırmak için Şam Valisi Berdi Bey kumandasında bir orduyu Elbistan’a gönderdi. Şahbudak Bey’in kılavuzluk ettiği Memlük ordusu önce 1467 yılı sonbaharında Turna dağı eteklerinde, ertesi yılın ilkbaharında ise Antep yakınlarında Dulkadırlı kuvvetlerine yenildi. Şehsüvar Bey Sultan Kayıtbay’a barış teklifinde bulunduysa da Kayıtbay bunu reddetti ve Dulkadırlılar üzerine yeni kuvvetler sevketti. Şehsüvar Bey Kadirli’ye çekilerek Memlük kuvvetlerine baskın yapıp zayiat verdirince Memlükler geri dönmek zorunda kaldı. Şehsüvar Bey’in Memlükler’e yardım eden Ramazanoğulları’na ait Çukurova’ya inmesi ve oralara hâkim olması Sultan Kayıtbay’ı telâşa düşürdü. Emîr Yeşbek kumandasındaki Memlük kuvvetleri 1471 yılı ilkbaharında Şehsüvar Bey’i Savron deresinde yendiler. Şehsüvar Bey kuzeye çekildi. Yeşbek, Kadirli ve Kozan’dan Dulkadırlılar’ı çıkardıktan sonra Halep’e döndü. Ertesi yıl ilkbaharda yeniden sefere çıkan Yeşbek, Şehsüvar Bey’i Zamantı Kalesi’ne kadar takip etti. Memlük Sultanı Kayıtbay daha önce Fâtih Sultan Mehmed’e bir elçi göndererek Şehsüvar Bey’e yardım etmemesini rica etmişti. Karaman seferine katılmadığı için Şehsüvar Bey’e kızgın olan Fâtih’in himayesinden mahrum kalan Şehsüvar Bey, sığındığı Zamantı Kalesi’nde Memlük kuvvetleri tarafından kuşatılarak yakalandı ve Kahire’de idam edildi (1472).

Şahbudak Bey Memlükler tarafından ikinci defa Dulkadır Beyliği’nin başına getirildi. Uzun Hasan’ın himayesindeki Melik Arslan’ın oğlu Kılıcarslan tahtı ele geçirmeye çalıştıysa da hâmisinin 1473’te Otlukbeli’nde Fâtih tarafından mağlûp edilmesi üzerine ümidini kaybetti. Fakat Şahbudak Bey’in karşısına bu defa güçlü bir rakip olarak kardeşi Alâüddevle çıktı. Fâtih’in desteklediği Alâüddevle Bey 1480’de Şahbudak’ı yenerek Dulkadırlı tahtını ele geçirdi.

Sultan II. Bayezid Alâüddevle’nin kızıyla evliydi. Alâüddevle Bey, damadına karşı mücadele eden Cem Sultan’ın takibine çıktı. Cem’in Mısır’a kaçmasından sonra Memlükler’in elinde bulunan Malatya’yı kuşattı. Sultan Kayıtbay derhal Dulkadırlılar’a karşı bir sefer açtıysa da Alâüddevle Bey, Yâkub Paşa kumandasında yardıma gönderilen Osmanlı kuvvetleriyle birleşerek 1484’te Memlük ordusunu büyük bir yenilgiye uğrattı. Bundan sonra Alâüddevle Bey yüzünden Osmanlılar’la Memlükler’in arası iyice bozuldu. Her iki devlet arasında Çukurova’da başlayan savaş altı yıl sürdü ve genellikle Osmanlılar’ın mağlûbiyetiyle sonuçlandı. Alâüddevle Bey, Osmanlılar’ın yardım çağrılarına rağmen her defasında bir bahane bularak sefere katılmadı. Zira her iki devletin çatışmasını menfaatine uygun bulmuştu. 1491 yılında Osmanlı-Memlük savaşının sona ermesinden sonra Dulkadır beyi her iki devletle dost geçinmeye çalıştı. 1498’de Suriye’de ayaklanan Memlük emîrlerinden Akbirdi’ye yardım eden Alâüddevle Bey, Akbirdi’nin başarısızlığı üzerine Memlükler’le uzlaşma yoluna gitti. Öte yandan II. Bayezid’in Modon seferine yardımcı kuvvet göndererek dostluk münasebetlerini sürdürürken 1501 yılında İran’da kurulan ve ülkesini tehdit eden Safevîler’le mücadele etmek zorunda kaldı. Şah İsmâil’e vermeyi reddettiği kızı Benli Hatun’u Akkoyunlu şehzadesi Murad ile evlendirerek onu, yanına verdiği kuvvetlerle Safevîler’in eline geçmiş olan Bağdat üzerine sevketti. Bir yandan da Akkoyunlu şehzadesi Zeynel’e yardım eden Dulkadır kuvvetleri Diyarbekir, Mardin ve Urfa şehirlerini ele geçirdiler (1505). Şah İsmâil intikam almak için bizzat sefere çıkarak 1507 yılında Alâüddevle üzerine yürüdü. Dulkadır beyi Turna dağına kaçtığından Safevî hükümdarı Elbistan’ı yakıp yıkarak geri döndü. Şah İsmâil’in uzaklaşması üzerine Alâüddevle Bey, Diyarbekir ve Urfa’da Safevîler’e karşı direnen taraftarlarına yardım için kuvvet gönderdi. Ancak Dulkadırlılar 1509 ve 1510 yıllarında Safevîler’in Diyarbekir Valisi Ustaclu Muhammed Han ile yaptıkları savaşlarda yenilgiye uğradılar. İki oğlunu kaybeden Alâüddevle Bey Diyarbekir’in fethinden vazgeçerek Safevîler’le anlaştı.

Yavuz Sultan Selim 1514 yılında Şah İsmâil’e karşı yürürken Alâüddevle Bey’i sefere davet etti. Fakat Alâüddevle ilerlemiş yaşını bahane ederek sefere katılmadığı gibi Osmanlı kuvvetlerine güçlük çıkardı. Bunun üzerine Yavuz Selim Çaldıran Zaferi ve Kemah’ın fethinden sonra Sinan Paşa emrindeki Osmanlı ordusunu Alâüddevle üzerine gönderdi. Şehsüvaroğlu Ali Bey’in öncülük ettiği Osmanlı ordusunu Göksun ile Andırın arasında Ördekli mevkiinde karşılayan Alâüddevle yenildi ve öldürüldü (13 Haziran 1515).

Alâüddevle Bey’den sonra Dulkadır Beyliği’nin başına Yavuz Sultan Selim tarafından Şehsüvaroğlu Ali Bey getirildi. Ali Bey, kendisine karşı çıkan Şâhruh Bey’in oğullarını bertaraf ettikten sonra ülkesinde dirlik ve düzeni kurmakta başarılı oldu. Yavuz Sultan Selim’e sadakatle bağlı olan Ali Bey, Bıyıklı Mehmed Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Diyarbekir’i fethine yardımcı oldu. Dulkadır Beyliği’nin Osmanlı nüfuzu altına girmesini hoş karşılamayan Memlük Sultanı Kansu Gavri, Ali Bey’in karşısına Alâüddevle Bey’in kardeşi Abdürrezzak’ı çıkardı. Ancak çok geçmeden Yavuz Mısır seferine çıkmıştı. Osmanlı ordusuna öncülük eden Ali Bey, 1516’da Mercidâbık, 1517’de Ridâniye savaşlarına bizzat katıldı. Memlük Sultanı Tomanbay’ı Kahire’de eliyle asarak babası Şehsüvar Bey’in intikamını aldı. Ali Bey 1519’da Anadolu’da Celâlî isyanlarına adını veren Celâl ve 1521’de Şam Valisi Canbirdi Gazâlî ayaklanmalarının bastırılmasında da büyük rol oynadı. Ancak Şehsüvaroğlu Ali Bey’in bu başarıları isyanları bastırmakla görevli Ferhad Paşa’nın kıskançlığına yol açtı. Onun öldürülmesi için Kanûnî Sultan Süleyman’dan ferman çıkartan Ferhad Paşa İran’a sefer bahanesiyle onu Tokat’a davet etti ve Artukova’da çocuklarıyla birlikte katlettirdi (1522).

Ali Bey’in öldürülmesinden sonra Dulkadırlı ülkesi Osmanlı topraklarına katılarak Maraş merkez olmak üzere bir eyalet haline getirildi (bk. DULKADIR EYALETİ). Dulkadır Beyliği içinde Bozok bölgesi ise ayrı bir sancak olarak Osmanlı idaresine bağlandı.

Teşkilât. Memlük Devleti’nin himayesinde kurulan, XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren zaman zaman Osmanlı himayesine giren Dulkadır Beyliği’nin devlet teşkilâtında sırasıyla Memlükler’in ve Osmanlılar’ın tesiri görülür. Beyliğin merkezi önce Elbistan iken daha sonra Maraş olmuştur. Hiçbir dönemde tam bağımsız olmadığından ülkede bazan Memlük, bazan da Osmanlı paraları kullanılmış, hutbelerde de bu iki devletten hangisine tâbi ise o hükümdarın adı zikredilmiştir. Geleneksel Türk devlet anlayışı Dulkadıroğulları’nda da hâkimdi ve ülke toprakları hânedanın ortak malı sayılırdı. Dulkadırlı şehzadeleri Kadirli, Kırşehir ve Bozok gibi kazalarda babalarını temsilen buradaki birliklere kumanda ederlerdi. Merkezde devlet işlerini yürütmek için bir divan teşkilâtı vardı. Divan başkanı ve beylerden sonra en yetkili devlet adamı vezirdi. Beylerin haberleşmelerine dair çeşitli vesilelerle verilen bilgiler, Dulkadırlı Devleti’nde Dîvân-ı İnşâ’nın, vakfiyeler de kayıt ve sicil sisteminin varlığını ortaya koymaktadır. Dulkadır beyleri önceleri Elbistan’da, daha sonra ise Maraş’taki hükümdarlık sarayında otururlardı. Kaynaklarda emîrâhur ve devâdar gibi bazı saray görevlilerinden bahsedilmesi, Dulkadıroğulları’nda da bir saray teşkilâtının varlığını göstermektedir.

Bütün Türk devletlerinde olduğu gibi Dulkadıroğulları da varlığını askerî gücüne borçluydu. Daha beyliğin kuruluşu arefesinde Karaca Bey 5000 kişilik bir kuvvetle Çukurova’daki Ermeniler üzerine sefer yapmıştı. Bu sayı zamanla artmış, XV. yüzyıl sonlarında 30.000’e ulaşmıştır. Fransız seyyahı Bertrandon de la Broquière, gerektiğinde Dulkadırlı kadınların da savaşa katıldığını yazmaktadır (Voyage d’outremère, s. 82, 118). Dulkadır kuvvetlerine seferde şehzadeler ve emîrler kumanda ederdi. Şehsüvar Bey zamanında Dulkadır ordusu, Memlük ordusunu birkaç defa hezimete uğratacak kadar güçlenmişti. XV. yüzyıl sonlarında Dulkadırlı ordu teşkilâtının Osmanlılar’dan mülhem olduğu anlaşılmaktadır. “Alâüddevle Bey Kanunnâmesi” (Barkan, s. 120-124), Osmanlı timar sisteminin aynen Dulkadır Beyliği’nde de uygulandığını, dolayısıyla askerî teşkilâtın bu sisteme göre kurulduğunu belgelemektedir. Bu kanunnâme ile Dulkadır Beyliği yazılı kanunu olan bir devlet haline gelmiştir. Gerek “Alâüddevle Bey Kanunnâmesi” gerekse “Bozok Kanunnâmesi” (a.g.e., s. 124-129), hem ceza hem de vergileri düzenleyen arazi kanunnâmeleri olarak Osmanlılar zamanında da yürürlükte kalmıştır.

Dulkadıroğulları zamanında başta Maraş ve Elbistan’da olmak üzere köylere varıncaya kadar beyliğin kurulduğu coğrafî alanda cami, mescid, medrese, türbe, zâviye, köprü, kale vb. pek çok dinî ve sosyal tesis yapılmış, bunların birçoğu günümüze ulaşmıştır. Bunlar arasında, cami ve mescidlerden Adıyaman, Dârende, Elbistan, Kahramanmaraş ulucamileri (bk. ULUCAMİ); Bahçe Ağca Bey, Gaziantep Alâüddevle, Kadirli Ala, Kahramanmaraş Hatuniye (Şems Hatun) ve Haznedarlı camileri ile Gemerek Şâhruh Bey ve Kahramanmaraş İklime Hatun (Üdürgücü) mescidleri; medreselerden Kahramanmaraş’taki Taşmedrese ile Kayseri Hatuniye Medresesi; türbelerden Çandır’daki Şah Sultan, Hacıbektaş Balım Sultan, Pazarören, Koçcağız’daki Süleyman Bey ve Kırşehir Ahî Evran Zâviye ve Türbesi ile (bk. AHÎ EVRAN ZÂVİYESİ) diğer mimari yapılardan Kızılırmak üzerindeki Şâhruh Köprüsü, Hasankale’deki (Pasinler) ılıcalar, Harput, Kahramanmaraş ve Kayseri kaleleri sayılabilir.

Genellikle XV ve XVI. yüzyıllardan kalma bu eserlerin çoğu, gerek Osmanlı Devleti gerekse Cumhuriyet Türkiyesi zamanında birçok defa onarım görmüş ve sosyal fonksiyonunu sürdürmüştür.

BİBLİYOGRAFYA
TK, TD, nr. 31; nr. 32 (Bozok Tahrir Defteri); Kanunî Devri Malatya Tahrir Defteri (nşr. Refet Yinanç – Mesut Elibüyük), Ankara 1983; Maraş Tahrir Defteri (nşr. Refet Yinanç – Mesut Elibüyük), Ankara 1988; Barkan, Kanunlar, s. 120-129; İbnü’l-Verdî, Ravzü’l-menâzır, Le Caire 1285/1868, II, 339, 343-350; Esterâbâdî, Bezm ü Rezm (nşr. Kilisli Muallim Rifat), İstanbul 1928, s. 280-285, 371, 386, 456; İbnü’l-Furât, The History of Ibn al-Furat (nşr. Constantin Zurayk), Beyrouth 1936-48, VII-IX, tür.yer.; İbn Tağrîberdî, Havâdisü’d-dühûr (nşr. W. Popper), Berkeley 1930-32, tür.yer.; a.mlf., el-Menhelü’s-sâfî, tür.yer.; a.mlf., en-Nücûmü’z-zâhire (Popper), tür.yer.; İbn Aca, Târîh-i Yeşbek, TSMK, III. Ahmed, nr. 3057; İbn Hımsî, Havâdisü’z-zamân, Millet Ktp., Feyzullah Efendi, nr. 1438, tür.yer.; Makrîzî, Kitâbü’s-Sülûk, tür.yer.; İbn Kādî Şühbe, Zeyl ʿalâ-Târîhi’l-İslâm, Paris Bibliothèque Nationale, nr. 1598, 1599, tür.yer.; İbn Hacer, İnbâʾü’l-gumr (nşr. M. Abdülmuîd Han), Haydarâbâd 1967-68, I, 268-269; II, 51-52, 212-213, 219-220, 275-276, 311; Şerefeddin, Zafernâme (Abbâsî), tür.yer.; Ebû Bekr-i Tihrânî, Kitâb-ı Diyârbekriyye (nşr. Necati Lugal – Faruk Sümer), Ankara 1962-64, I-II, tür.yer.; Âşıkpaşazâde, Târih, s. 112-114, 138, 211, 212, 221, 264; Neşrî, Cihannümâ (Unat), I, 445, 501, 599, 675-677, 799; İbn İyâs, Bedâʾiʿu’z-zühûr, tür.yer.; Feridun Bey, Münşeât, I, 163, 290, 401, 407-411, 468-470, 478-479, 488, 492-495, 499; B. de la Broquière, Voyage d’outremère (nşr. Ch. Schefer), Paris 1892, s. 82-118; Zambaur, Manuel, s. 158-159; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s. 169-175; Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, İstanbul 1944, tür.yer.; a.mlf., “Maraş Emirleri”, TTEM, XIV/5 (82) (1340), s. 283-299; XIV/6 (83) (1340), s. 340-352; XV/8 (85) (1341), s. 85-100; a.mlf., “Akkoyunlular”, İA, I, 258 vd.; a.mlf., “Dulkadırlılar”, a.e., III, 654-662; a.mlf., “Elbistan”, a.e., IV, 228-229; M. C. Şehabeddin Tekindağ, Berkuk Devrinde Memlûk Sultanlığı, İstanbul 1961, tür.yer.; a.mlf., “Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in Doğu Seferi”, TD, sy. 22 (1967), s. 49-78; Selâhattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, Ankara 1969, s. 54, 60, 80, 101, 104, 121-122, 188-190; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1971, tür.yer.; Yaşar Yücel, Kadı Burhaneddin Ahmed ve Devleti, Ankara 1971, s. 35, 39-40, 66-69; Faruk Sümer, “Bozok Tarihine Dair Araştırmalar”, Cumhuriyet’in 50. Yıldönümü Anma Kitabı, Ankara 1974, s. 342 vd.; a.mlf., “Çukurova Tarihine Dair Araştırmalar”, TAD, I (1963), s. 11-12; Hamza Gündoğdu, Dulkadırlı Beyliği Mimarisi, Ankara 1986; Refet Yinanç, Dulkadır Beyliği, Ankara 1989; Ârifî [Paşa], “Maraş ve Elbistan’da Zülkadr (Dulkadır) Oğulları Hükümeti”, TOEM, V/30 (1330), s. 358-377; VI/31 (1331), s. 419-431; VI/32 (1331), s. 509-512; VI/33 (1331), s. 535-552; VI/34 (1331), s. 623-629; VI/35 (1331), s. 692-697; VI/36 (1331), s. 767-768; VII/38 (1332), s. 89-96; Zafer Bayburtluoğlu, “Kahramanmaraş’ta Bir Grup Dulkadıroğlu Yapısı”, VD, sy. 10 (1973), s. 234-251; J. L. Bacque-Grammont, “Un Fetihnâme Zû’l-Kadiride dans les archives Ottomanes”, Turcica, II, Paris 1970, s. 138-150; J. H. Mordtmann – [V. L. Ménage], “Dhū’l-ḳadr”, EI2 (Fr.), II, 246-247.
Bu madde ilk olarak 1994 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 9. cildinde, 553-557 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.