EBÛ TALHA el-ENSÂRÎ

أبو طلحة الأنصاري
EBÛ TALHA el-ENSÂRÎ
Müellif: M. YAŞAR KANDEMİR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1994
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 14.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-talha-el-ensari
M. YAŞAR KANDEMİR, "EBÛ TALHA el-ENSÂRÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-talha-el-ensari (14.11.2019).
Kopyalama metni

Câhiliye devrinde Medine’de doğdu. Hazrec kabilesinin Neccâroğulları soyundan geldiği için Hazrecî ve Neccârî nisbeleriyle anılır. Enes b. Mâlik’in üvey babasıdır. Müslüman olmasına Enes b. Mâlik’in annesi Ümmü Süleym sebep oldu. Kocası Mâlik’in hicretten önce ölümü üzerine Ebû Talha ona evlenme teklif etti. Ümmü Süleym, müslüman olmamasının bu evliliğe engel teşkil ettiğini, İslâmiyet’i kabul ettiği takdirde mehir almaksızın kendisiyle evlenebileceğini söyledi. Bunun üzerine Ebû Talha müslüman oldu ve Ümmü Süleym ile evlendi. Bu evlilikten Abdullah ile Ebû Umeyr adlı çocukları dünyaya geldi. Ebû Talha nübüvvetin 12. yılında (621) yapılan Birinci Akabe Biatı’nda kabilesini temsil etti. Hz. Peygamber Medine’ye hicret edince onunla muhacirlerden Ebû Ubeyde b. Cerrâh arasında kardeşlik bağı (muâhât*) kurdu.

Ebû Talha Bedir Gazvesi’ne katıldı. Uhud Gazvesi’nde deriden kalkanı ile vücudunu Hz. Peygamber’e siper etti ve düşman kuvvetlerinin üzerine ok yağdırdı. Onun okçuluğunu takdir eden Resûl-i Ekrem, oradan terkeşi dolu geçen mücahidlere oklarını Ebû Talha’nın önüne boşaltmalarını emretmişti. Hz. Peygamber, onun attığı okların isabet ettiği hedefi görmek için her ayağa kalktığında Ebû Talha, “Yâ Resûlellah, ne olur kendini gösterme! Bir uğursuz düşman okunun sana isabet etmesinden korkarım. İşte göğsüm senin göğsüne siperdir” diye yalvarıyordu (Buhârî, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 18).

Daha sonra yapılan gazvelerin hepsinde bulunan Ebû Talha Huneyn Gazvesi’nde yirmi müşrik öldürdü. Medine’de aynı zamanda kabir kazma işiyle tanındığından Hz. Peygamber’in kabrini de o kazdı. Hz. Ömer kendinden sonraki halifeyi seçmekle görevlendirdiği şûra mensuplarının, işlerini bitirinceye kadar kimse tarafından rahatsız edilmemesi görevini ona verdi. Hz. Peygamber’in vefatından sonraki tarihlerde Dımaşk’a gidip orada yaşadığı ileri sürülmektedir.

Ebû Talha çoğunluğun kanaatine göre 34 (654-55) yılında vefat etti. 32 (652) yılında, hatta Hz. Peygamber’den sonra kırk yıl daha yaşayıp 51’de (671) öldüğünü kabul edenler de vardır. Eneş b. Mâlik’ten gelen rivayete göre Tevbe sûresini okurken 41. âyete gelince, “Rabbimiz bizi ihtiyar da olsak genç de olsak savaşa gitmeye çağırıyor” diyerek o günlerde Rumlar’a karşı yapılan bir deniz seferine katılmışsa da karaya çıkmadan gemide vefat etmiş, etrafta kara görülmediği için yedi gün süreyle defnedilmemiş, ancak cesedinde herhangi bir bozulma meydana gelmemiştir. Diğer taraftan onun Medine’de vefat ettiği ve cenaze namazını Hz. Osman’ın kıldırdığı söylendiği gibi Dımaşk’ta öldüğü de ileri sürülmüştür.

Ebû Talha ashap arasında cesareti, yiğitliği ve bilhassa gür sesiyle tanınırdı. Bu sebeple Resûlullah, “Ebû Talha’nın asker içinde sesi bir grup insandan daha iyidir” demiştir (, III, 261). “100 kişiden, hatta 1000 kişiden daha iyidir” dediği de rivayet edilmektedir (Hâkim, III, 352). Hz. Peygamber Ebû Talha’yı çok sever, kendi annesinin Medineli olması sebebiyle ona dayı diye iltifat ederdi (Hâkim, III, 351). Zaman zaman onun evine gider, Ümmü Süleym’in hazırladığı yemeği yer ve orada öğle uykusuna yatardı. Bir gün Ebû Talha Enes’i göndererek Hz. Peygamber’i yemeğe davet etmişti. Ehl-i Suffe ile mescidde oturan Resûlullah, Enes daha birşey söylemeden yemeğe davet edildiğini anlamış ve yanındaki yetmiş (veya seksen) sahâbîyi alarak davete gitmişti. Bunun üzerine Ebû Talha telaşlanmış, fakat Ümmü Süleym Resûlullah varken telâşlanmanın yersiz olduğunu söyleyerek onu teskin etmişti. Resûl-i Ekrem yemeğin bereketlenmesi için dua ettikten sonra sahâbîleri onar kişilik gruplar halinde sofraya oturtmuş, hepsi de karnını doyurmuştu (Buhârî, “Menâḳıb”, 25). Hz. Peygamber hac görevini ifa ettiği sırada tıraş olmuş, başının sağ tarafından kesilen saçları halka birer ikişer dağıtırken sol tarafından kesilenleri Ebû Talha’ya vermiş, karısı Ümmü Süleym de bu saçların bir kısmını saklamıştı.

Medineli müslümanlar arasında en çok hurma bahçesine sahip olan Ebû Talha, Mescid-i Nebevî’nin karşısında bulunan ve içindeki tatlı suyu Hz. Peygamber tarafından beğenilen Beyruhâ adlı bahçesini çok severdi. “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça en üstün sevabı kazanamazsınız” (Âl-i İmrân 3/92) meâlindeki âyet nâzil olunca Hz. Peygamber’in yanına giderek bu bahçeyi Allah rızası için dilediği şekilde kullanmasını istedi. Onun bu davranışını takdir eden Resûl-i Ekrem’in bahçeyi akrabalarına vermesinin daha uygun olacağını söylemesi üzerine de onu Übey b. Kâ‘b ve Hassân b. Sâbit gibi amcazadelerine ve yakın akrabalarına bağışladı (Buhârî, “Vekâle”, 15, “Veṣâyâ”, 10).

Ebû Talha’dan rivayet edilen hadislerin sayısı bazı kaynaklarda 92, bazılarında yirmi küsur olarak verilmekte, Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde yirmi beş rivayeti yer almaktadır. Bunlardan üçü Sahîh-i Buhârî’de, üçü de Sahîh-i Müslim’dedir. Kendisinden üvey oğlu Enes b. Mâlik ile Abdullah b. Abbas, Zeyd b. Hâlid ve oğlu Ebû İshak Abdullah ve daha başkaları rivayette bulunmuşlardır.


BİBLİYOGRAFYA

, VIII, 91.

, III, 261; IV, 28-30.

Buhârî, “Menâḳıb”, 25, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 18, “Vekâle”, 15, “Veṣâyâ”, 10.

, III, 351-354.

, I, 163, 242-243, 264-265, 296; II, 721.

, III, 504-507.

, III, 381.

Ebû Zür‘a ed-Dımaşkī, Târîḫ (nşr. Şükrullah b. Ni‘metullah el-Kūcânî), Dımaşk 1980, I, 476, 562.

, II, 619; III, 124, 181, 213; IV, 192, 229, 230-231, 308.

, III, 564.

, s. 347.

, I, 549-551; IV, 113-115.

Hatîb, el-Esmâʾü’l-mübheme (nşr. İzzeddin Ali es-Seyyid), Kahire 1405/1984, s. 398-400, 436, 437.

İbn Beşküvâl, Ġavâmizü’l-esmâʾi’l-mübheme (nşr. İzzeddin Ali – Muhammed Kemâleddin), Beyrut 1407/1987, I, 154-155.

, I, 477-480.

, II, 289-290; VI, 181-182.

, X, 75-77.

, II, 27-34.

a.mlf., Târîḫu’l-İslâm: sene 11-40, s. 425-428.

, I, 566-567.

a.mlf., Tehẕîbü’t-Tehẕîb, III, 414-415.

, s. 128.

, s. 394-395, 525-526, 642.

, VI, 6-12.

Bu madde ilk olarak 1994 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 10. cildinde, 236-237 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.