el-MEBSÛT

المبسوط
Müellif:
el-MEBSÛT
Müellif: EYYÜP SAİD KAYA
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/el-mebsut--serahsi
EYYÜP SAİD KAYA, "el-MEBSÛT", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/el-mebsut--serahsi (12.12.2019).
Kopyalama metni
IV. (X.) yüzyıl Mâverâünnehir Hanefî çevresinin önemli şahsiyetlerinden biri olan Hâkim eş-Şehîd (ö. 334/945), öğrenimde kolaylık sağlamak amacıyla Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin temel eserlerini özetleyip el-Kâfî adlı metni kaleme almış (Hâkim eş-Şehîd, vr. 1b), Serahsî de yaklaşık 150 yıl sonra el-Muḫtaṣarü’l-kâfî olarak da anılan bu kitabı esas alıp Hanefî literatürünün en önemli eserlerinden biri kabul edilen el-Mebsûṭ’u meydana getirmiştir.

Serahsî, el-Mebsûṭ’un mukaddimesinde Hâkim eş-Şehîd’in çalışmasından övgüyle söz ettikten sonra bunun şerhi mahiyetinde bir kitap telif etme amacına ve izlediği metoda açıklık getirmek üzere kendi döneminde fıkıh öğrenmeye yönelişin kısmen azaldığını söyler ve bu durumun belli başlı sebepleri arasında şu hususları zikreder: a) Fıkıh eğitimi alan bazı kişilerin yeterli gayret ortaya koymayıp uzun tartışmalara konu olan bir kısım ihtilâflı meselelere ilgi göstermekle yetinmeleri, b) Fıkıh eğitimi veren bazı hocaların da fıkhî bilgi ve meleke kazandırmayan tartışmalar üzerinde uzun uzadıya durmaları, c) Bazı kelâmcıların fıkıh konularını ele alırken felsefe dilini kullanarak iki alanın sınırlarını birbirine karıştıracak şekilde uzun açıklamalar yapmaları. Serahsî bu durum karşısında, el-Kâfî’yi şerhederken her babda güvenilir bulunan bilgilerle yetinmeyi ve her bir meselenin izahında hükme etkili olan mânaya (hükmün illet ve gayesine) bir ilâve yapmamayı uygun bulduğunu belirtir.

el-Mebsûṭ’ta, Serahsî’nin bu eseri hapisteyken öğrencilerine dikte etmek suretiyle (imlâ) meydana getirdiğini gösteren ifadelere sıkça rastlanır. İmlâ terimi, hocanın hiçbir yazılı malzemeden yararlanmadığını zorunlu olarak ifade etmemekle beraber el-Mebsûṭ’un imlâsı sırasında Serahsî’nin kitaplarından mahrum bulunduğu eserde açıkça belirtilmektedir (XII, 108; XX, 8; XXX, 244). Hapishaneye düzenli olarak gelen talebelerin el-Kâfî’yi hocalarına okumaları ve Serahsî’nin de okunan pasajlar hakkında açıklamada bulunduktan sonra talebelerinin yardımıyla metinler hazırlaması suretiyle bu kitabın meydana getirilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Eserin imlâsına ne zaman başlandığı ve ne zaman tamamlandığı hakkında kesin bilgi mevcut değilse de Serahsî’nin, Uṣûl’ünün mukaddimesinde bu şerh çalışmasının tamamlandığını ve oradaki görüşlerin usulî temellerini göstermek üzere yeni eserini telife yöneldiğini ifade ettiği ve buna da 479 Şevvalinin sonunda (Şubat 1087) başladığı dikkate alınırsa el-Mebsûṭ’un en geç 479 yılında tamamlanmış olduğuna kesin gözüyle bakılabilir. Öte yandan bu konudaki tahmin ve tesbitleri dikkate almanın yanı sıra kitabın yazma nüshaları üzerinde geniş incelemeler yapan Muhammed Hamîdullah ve Salih Tuğ, el-Mebsûṭ’un son bölümlerinden olan “Kitâbü’r-Raḍâʿ”ın başında yer alan (XXX, 287) 477 (1084) tarihinin -matbu nüsha ve muhtemelen bunun esasını oluşturan Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye nüshası (Fıkhu’l-Hanefî, nr. 490) dışındaki- on yedi nüshada 479 şeklinde olduğunu söylemekte, matbu nüshanın XXVII. cildindeki (s. 124) “Kitâbü’l-Meʿâḳıl”in başında görülen 466 (1074) tarihinin de eserin başında bulunacakken bir şekilde buraya konmuş olduğunu düşünmekte, bu hususların Serahsî’nin hayatıyla ilgili bilgilerle birleştirildiğinde el-Mebsûṭ’un 466-479 yılları arasında telif edildiği sonucuna ulaşılabileceğini belirtmektedir (Tuğ, s. 45-46; İA, X, 506).

el-Mebsûṭ’un önemli bir bölümü ağır hapishane şartları altında hazırlanmıştır. Nitekim Serahsî eserini yazdırırken zorluk ve belâ dolu esir hayatı yaşadığını, ücretsiz köle gibi bir hayat sürdüğünü ve bezginlik diyarı bir hapishanede bulunduğunu söylemektedir (I, 2; VII, 241; VIII, 125; X,144; TSMK, III. Ahmed, nr. 1142, II, vr. 41b). “Kitâbü’l-İḳrâr”da yer alan bir ifade ise onun âdi suçlularla beraber tutulduğunu ima eder (TSMK, III. Ahmed, nr. 1142, II, vr. 125b). Kitabın III. Ahmed nüshası dışındaki bütün İstanbul yazmalarında bulunan, fakat matbu nüshalarda yer almayan bir diğer ifadeye göre Serahsî’nin, talebelerine “Kitâbü’l-Vekâle”yi yazdırırken hapishane şartlarında kısmî bir iyileşme gerçekleşmiştir. Bu gelişme ile Serahsî’nin hapishaneden çıktığı ve el-Mebsûṭ’u muhtemelen Özkent Kalesi’nde tutulduğu odada tamamladığı söylenebilir.

IV. (X.) yüzyıl muhtasarları arasında Şeybânî’nin temel eserlerini en sadık biçimde yansıtan el-Kâfî, Serahsî tarafından Hanefî mezhebini sistematik bir şekilde ele almak için kullanılmış olmakla birlikte el-Mebsûṭ üslûp ve muhteva bakımından klasik şerh literatüründen farklı bir eserdir. Zira el-Mebsûṭ, Hâkim eş-Şehîd’in ibarelerini açıklamaktan ziyade el-Kâfî’nin ihtiva ettiği Hanefî fıkhını işlemeyi hedef almaktadır. Nitekim el-Kâfî’nin bazı cümleleri el-Mebsûṭ’a alınmamış veya hakkında açıklama yapılmadan kaydedilmiştir (krş. el-Kâfî, vr. 238b-240a; el-Mebsûṭ, XV, 84-103). Öte yandan Serahsî, el-Kâfî’yi esas kabul etmekle beraber gerçekte Şeybânî’nin kitaplarını şerhettiğine dikkat çekmek üzere el-Mebsûṭ’un mukaddimesinde Hâkim eş-Şehîd’in de Şeybânî’nin kitaplarını lafzıyla değil mâna olarak alıp özetlediğini ve kendisinin bu mânalara ilâve yapmama yolunu uygun gördüğünü belirttiği gibi Uṣûl’ün mukaddimesinde el-Kâfî’den hiç bahsetmeden doğrudan Şeybânî’nin kitaplarını şerhettiğini söylemektedir.

el-Mebsûṭ’un hemen her bölümünün başında ilgili kavramların sözlük ve terim anlamları üzerinde durulmakta, yakın kavramlarla ilişkileri tartışılmakta ve hükümlerin meşruiyet delilleri zikredilmektedir. Bazı sahâbe ve tâbiîn müctehidlerinin yanı sıra Hanefî mezhebi imamlarının görüşlerinin geniş biçimde ele alındığı eserde mezhep dışındaki birçok müctehid ve mezhep imamının ictihadlarına atıfta bulunulmakta, mukayese ve tartışmalarda İmam Şâfiî’nin görüşleri ağırlıklı bir yer tutmakta, İmam Mâlik’in görüşlerine de nisbeten genişçe yer verilirken Ahmed b. Hanbel’den nâdiren söz edilmektedir. el-Mebsûṭ’ta diğer Hanefî eserlerine de bol miktarda atıf yapıldığı görülür. Kitabın telifinde Serahsî -kendi deyişiyle- veciz ve kolay bir üslûp kullanmış, konunun özünü açıklığa kavuşturan bir yol izlemiştir (el-Mebsûṭ, IV, 192; Uṣûl, I, 10).

Eserde, Hâkim eş-Şehîd tarafından daha kapsamlı kaidelere irca edilerek özetlenen metinlerde yer alan hükümler Serahsî tarafından yaklaşık üç asırlık birikimle zenginleştirilerek yeniden tasnif edilip sunulmaktadır. el-Mebsûṭ, özellikle IV (X) ve V. (XI.) yüzyıllar Mâverâünnehir meşâyihinin fıkhî birikimini ve mezhebe katkılarını yansıtma hususunda öne çıkan bir eser olup bu iki asır içinde Mâverâünnehir çevresinde ortaya konan münferit ve ortak görüşlere diğer yerlere nisbetle daha fazla atıfta bulunmaktadır. Serahsî’nin Mâverâünnehir Hanefî çevresini temsil eden merkezî şahsiyetlerden biri olması, el-Mebsûṭ’un Hanefî literatüründe çok önemli bir yer tutmasında etkili olmuştur. Zira V. (XI.) yüzyıl Mâverâünnehir Hanefîliği, mezhebin yayıldığı coğrafyalar arasında sonraki Hanefî fıkıh kültürünü en çok etkileyen ve bu kültürün ana damarını teşkil eden çevre olmuştur. el-Mebsûṭ da bu çevrede canlanan ilk dönem Hanefî eserlerini ve özellikle Şeybânî’nin kitaplarını şerhetme çabalarının ürünlerinden biridir. Nitekim kitabın yazıldığı dönemde Serahsî’nin hocası ve bu çevrenin en önemli simalarından biri olan Halvânî, Halvânî’nin diğer talebeleri Ebü’l-Usr el-Pezdevî ve Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî ile çağdaşı Hâherzâde el-Mebsûṭ adını taşıyan eserler kaleme almış, Dâmegānî ve Ebû Nasr Ahmed b. Mansûr el-İsbîcâbî el-Kâfî’yi şerhetmiştir. Ayrıca bu dönem zâhirü’r-rivâye metinlerinin en çok şerhedildiği zaman dilimidir.

el-Kâfî ve el-Mebsûṭ’un yalnız zâhirü’r-rivâye metinlerini esas alan çalışmalar olduğu yönündeki yaygın kanaat doğru olmayıp zâhirü’r-rivâye kapsamına girmeyen bazı metinlerin de gerek el-Kâfî’de gerekse el-Mebsûṭ’ta işlendiği görülmektedir. Nitekim Kitâbü’ş-Şürûṭ (Hâkim eş-Şehîd, vr. 587b-592b), Kitâbü’l-Ḥiyel (a.g.e., vr. 592b-594a) ve Ebû Yûsuf’un İḫtilâfü Ebî Ḥanîfe ve İbn Ebî Leylâ’sı (a.g.e., vr. 584b-587b) el-Kâfî’nin dayandığı metinler arasındadır. Serahsî de söz konusu metinlerin yanı sıra Şeybânî’nin el-Kâfî’de yer almayan “Kitâbü’r-Raḍâʿ” ve “Kitâbü’l-Kesb”ini el-Mebsûṭ’ta işlemiştir (XXX, 244-292).

Eser ilk olarak Kahire’de otuz cilt ve on mücelled olarak neşredilmiş (1324-1331), bu baskı esas alınıp Beyrut ve İstanbul’da defalarca ofset yoluyla çoğaltılmıştır. Eserin ilk cildinde metnin tashihinin Muhammed Râzî el-Hanefî tarafından, daha sonraki ciltlerde ise bir grup âlim tarafından yapıldığı ve bütün ciltlerde bu işin bir grup ilim adamıyla yardımlaşarak gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Muhtemelen tek bir yazma esas alınıp hazırlanan bu neşir birçok eksiklik ve hata ihtiva etmektedir. Yazma nüshalarda bulunan bazı pasaj ve cümlelerin yer almadığı söz konusu neşirde metni anlamayı engelleyen, hatta anlamı tamamen değiştiren okuma veya basım hataları bulunmaktadır (krş. el-Mebsûṭ, Kahire 1324, XI, 153, 158, 178, 180, 217; a.g.e., Süleymaniye Ktp., Süleymaniye, nr. 595, vr. 468a, 471a, 471b, 472a, 481a, 482a). Bu yayımda el-Mebsûṭ’tan ayırmak için el-Kâfî’nin metni parantez içinde gösterilmeye çalışılmışsa da her iki metnin sınırları birçok yerde karışmıştır. Kahire neşrinden yaklaşık bir asır sonra 1421’de (2001) el-Mebsûṭ, Beyrut’ta Ebû Abdullah Muhammed Hasan İsmâil eş-Şâfiî’nin tahkikiyle tekrar yayımlanmıştır. Kahire neşriyle Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye’deki nüshayı (Fıkhu’l-Hanefî, nr. 490) mukayese ettiğini belirten muhakkik önceki neşirde görülen eksiklik ve hataların birçoğunu tekrarlamaktadır. Âyet, hadis ve şiirlerin yanı sıra bazı temel fıkıh terimlerinin tarifleriyle eserde diğer mezheplere atfedilen görüşlerin bir kısmının tahrîcini yapan Ebû Abdullah Muhammed el-Kâfî’nin metnini ayırmaya çalışmış, fakat muhtemelen bu eserin başka yazma nüshalarına müracaat etmediği için önceki neşirde olduğu gibi iki metnin sınırlarını tam belirleyememiştir.

Türkiye’de çeşitli üniversitelerde el-Mebsûṭ’taki hadislerin tahrîcini ve metin tenkidini konu edinen yüksek lisans tezleri yapılmış, Halîl el-Meys tarafından eserin Kahire baskısı esas alınarak hazırlanan ve titiz bir çalışma özelliği taşımaktan uzak bulunan tek ciltlik indeksi Fehârisü’l-Mebsûṭ adıyla yayımlanmıştır (Beyrut 1400/1980). Öte yandan Serahsî’yi anma amacıyla 1964’te Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nce hazırlanan programda Joseph Schacht ve Salih Tuğ’un sunduğu tebliğler (900. Ölüm Yıldönümü Münasebetiyle Büyük İslâm Hukukcusu Şemsu’l-E’imme es-Serahsi Armağanı, s. 1-6, 43-60) el-Mebsûṭ hakkında değerli bilgiler içermektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Serahsî, el-Mebsûṭ, I-XXX; a.e., Süleymaniye Ktp., Süleymaniye, nr. 595; a.e. (nşr. Ebû Abdullah M. Hasan İsmâil eş-Şâfiî), Beyrut 1421/2001, I-XXX; a.mlf., Uṣûl (nşr. Ebü’l-Vefâ el-Efgānî), Kahire 1954, s. 9-10; Hâkim eş-Şehîd, el-Kâfî, Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 912; Kureşî, el-Cevâhirü’l-muḍıyye, III, 78-82; Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1378, 1580, 1581; Leknevî, el-Fevâʾidü’l-behiyye, s. 158-159; Serkîs, Muʿcem, II, 1016; 900. Ölüm Yıldönümü Münasebetiyle Büyük İslâm Hukukcusu Şemsu’l-E’imme es-Serahsi Armağanı, Ankara 1965; J. Schacht, “Notes on Sarakhsî’s Life and Works”, a.e., s. 1-6; Salih Tuğ, “Eserlerinde Raslanan İfadelerine Göre İmam Serahsî’nin Hapis Hayatı”, a.e., s. 43-60; Sezgin, GAS, I, 443; Ahmet Özel, Hanefi Fıkıh Âlimleri, Ankara 1990, s. 39-44; Eyyüp Said Kaya, Hanefi Mezhebinde Nevâzil Literatürünün Doğuşu ve Ebü’l-Leys es-Semerkandi’nin Kitabu’n-Nevâzil’i (yüksek lisans tezi, 1996), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 18; Yusuf Kılıç, “Şemsü’l-eʾimme es-Seraḫsî ve Kitâbühü’l-Mebsûṭ”, ed-Dirâsâtü’l-İslâmiyye, XXI/1, İslâmâbâd 1986, s. 23-34; Muhammed Hamidullah, “Serahsî”, İA, X, 503, 505-507; Beşir Gözübenli, “Hâkim eş-Şehîd”, DİA, XV, 195-196.
Bu madde ilk olarak 2003 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 28. cildinde, 214-216 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.