EMVÂL

الأموال
Müellif:
EMVÂL
Müellif: ORHAN ÇEKER
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1995
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/emval
ORHAN ÇEKER, "EMVÂL", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/emval (19.09.2019).
Kopyalama metni

İslâm hukukunda akid şirketleri, şirketin dayandığı ana unsur bakımından emvâl, ebdan ve vücûh şeklinde üçe ayrılır. Bu ayırım içinde emvâl şirketi, iki ve daha fazla kişinin, elde edecekleri kârı belli oranda bölüşmek üzere sermayelerini birleştirerek kurdukları ticarî ortaklık türünü ifade eder. Ancak bu üçlü ayırım ve emvâl adlandırması, Ebû Ca‘fer et-Tahâvî, Kerhî, Fahreddin ez-Zeylaî, Kâsânî gibi önde gelen Hanefî hukukçularının ve bazı Mâlikî fakihlerinin tercihidir. Mecelle’de de bu ayırım esas alınmıştır. Her bir şirket türü kendi içinde mufâvada ve inan şeklinde ikiye ayrıldığından sonuçta altı tür şirketten söz edilebilir. Ancak ortakların hak, yetki ve sorumlulukları açısından yapılan inan - mufâvada ayırımı özellikle emvâl şirketini yakından ilgilendirdiği için Hanefî fakihlerinin çoğunluğu akid şirketlerini mufâvada, inan, ebdân ve vücûh şeklinde dörde, diğer fıkıh mezhepleri ise genelde buna bir de mudârebeyi ekleyerek beşe ayırırlar (bk. ŞİRKET).

Emval şirketi İslâm hukukunda akid şirketleri grubunda yer almakta olup akidlerin kuruluş ve işleyişiyle ilgili genel ilke ve hükümler bu şirket türü için de geçerlidir. Bunun için de tarafların irade beyanı, sermayenin teşekkülü, kârın bölüşüm esasları, ortaklar arası hak ve sorumluluklar gibi konularda açıklık ve belirliliği nasıl sağlayacağı hususunda İslâm hukuk doktrininde ayrıntılı hükümler yer alır. Öte yandan emvâl şirketi her ne kadar ilk planda sermaye şirketi olarak adlandırılıyorsa da bu şirket türünde de insan unsuru önemini korur. Şirket akdinde ortakların birbirinin vekili veya hem vekili hem kefili olması ilkesi burada da geçerlidir. Bu sebeple emvâl şirketi şahıslar şirketi konumundadır. Sermaye sahibi ortaklar kural olarak birbirinin vekili, hatta Hanefîler’e göre her ortağın eşit sermaye, hak ve sorumluluğa sahip olduğu mufâvada tipi ortaklıkta birbirinin hem vekili hem de kefili durumundadır. Bundan dolayı emvâl şirketinin kuruluşunda, inan tipinde ortakların vekâlet vermeye (tevkîl) ve vekil olmaya (tevekkül) ehil olması, mufâvada tipinde ise kefalete de ehil olması, yani kendilerinde tam edâ ehliyetinin bulunması şartı aranır. Ortaklar müştereken oluşturdukları sermayeyi yine ortaklaşa çabayla ticarî kazanç sağlayacak şekilde işleteceklerdir. Ebdân şirketinde ortakların meslek ve sanatları yani iş gücü esas alınırken burada sermaye ön plana çıkmaktadır.

Emvâl şirketinde sermayenin teşekkülü ayrı bir önem taşır. Bunun için de onun para cinsinden olması ve kullanıma hazır bulundurulması şartı aranır. Altın ve gümüş para dışında kalan paraların (fels), menkul ve gayri menkul malların, gıda maddelerinin, mislî, adedî ve kıyemî malların sermaye olup olamayacağı hususundaki tartışmalar şirket sermayesinin teşekkülünde belirsizliği, haksız kazancı ve beklenmedik değer kayıplarından doğabilecek mağduriyetleri önleme amacını taşır. Farklı cinsten malların sermaye olması halinde bunların paraya dönüştürülerek şirkete katılması, menkul ve gayri menkullerde ortakların karşılıklı temlik ve ferağı, alacağın tahsil edilmediği sürece sermaye sayılmaması gibi önlemler de bu amaca yöneliktir. İmam Muhammed ve Şâfiî fakihlerinin çoğunluğu, mislî malların sermaye olabilmesi için cins birliğinin bulunması şartını ararlar. Sermayeyi teşkil eden malların birbirine karıştırılmış olması emvâl şirketinin kuruluşu için değil ortaklar arası karşılıklı sorumluluğun (damân) doğması için şarttır.

Emval şirketinde ortakların hak, yetki ve sorumluluğunu belirlemede ortaklar arası anlaşmanın, hatta o ticarî alandaki ve iş kolundaki örf ve âdetin büyük önemi vardır. Bununla birlikte doktrinde emvâl şirketinin mufâvada ve inan şeklinde ikiye ayırımı ortakların hak ve sorumluluklarını büyük çapta belirler. Mufâvada türü emvâl şirketinde her ortak diğerinin vekili ve kefilidir, inanda ise sadece vekilidir. Hanefî ve Zeydî fakihlerine göre mufâvada tam eşitlik ve güven esasına dayanmakta olup aynı dine mensup ve mal varlıkları eşit kimselerin bütün mal varlıklarını sermaye kabul ederek kârdan da eşit pay almak üzere kurdukları şirket nevidir. Kişiye özgü belli hak ve borçlar hariç her ortağın hak ve borcu diğerini ilgilendirir ve bağlar. Ortaklar birbirleri yerine tam yetkiyle hareket edebilirler. Bu şartlardan birinin eksikliği veya eşitliğin bozulması halinde şirket inana dönüşür. Mâlikîler’e göre ise mufâvada, ortaklardan her birinin diğerinin görüşünü almaksızın tasarrufa tam yetkili olduğu ve bu faaliyetinden diğer ortakların da sorumlu bulunduğu şirket türüdür. Her ortağın ayrı bir tasarruf yetkisi yoksa o zaman inan şirketi söz konusu olur. Fakihlerin çoğunluğu, Hanefîler’in anladığı anlamda mufâvadayı belirsizliğe, beklenmedik risk ve aldanmaya yol açacağı ve tatbikinin çok zor olması sebebiyle kabul etmezler. İnan şirketinde ise ortaklar belli bir alanda ve belli bir sermaye ile ticarî faaliyet gösterdiklerinden bunun dışındaki mal ve alanlar bakımından birbirlerinden bağımsızdırlar.

Emvâl şirketinde ortaklar Mâlikî ve Şâfiî hukuk ekollerine göre sermayeleri oranında kârdan pay alırlar. Hanefî ve Hanbelîler’e göre ise kârın bölüşümü ortaklar arasındaki anlaşmaya bağlıdır. Şirkette çalışması şart koşulan ortağın daha fazla pay alması mümkün olduğu gibi ortakların hepsinin çalışması halinde de farklı kâr payları almaları mümkündür. Ancak kârın bölüşümünün maktû bir miktar şeklinde değil oran olarak belirlenmesi şarttır. Ortakların zarara katılımları ise sermayedeki payları oranındadır. Bu ilkeye aykırı şart ve anlaşmalar geçersiz sayılarak ortakların hakları koruma altına alınmıştır. Şirket herhangi bir sebeple fâsid duruma düşerse kâr payında farklılık doğuran anlaşma geçersiz hale gelir ve her ortak sermayesi oranında kâr payı alır. Hanefîler’e göre mufâvada türü emval şirketinde ortakların sermayeleri gibi kâr payları da eşit olacaktır.

Şirket akdi güven esasına dayandığı ve emanet akidleri grubunda yer aldığı için ortakların ellerinde bulunan şirkete ait mallar emanet hükmündedir. Kişinin kasti, ölçüsüz ve kusurlu davranışı olmadığı sürece mala gelen zarardan bizzat sorumlu olmaz; şirketle ilgili işlerde, kâr ve zarar konusunda beyanı kural olarak doğru kabul edilir.

Mâlikî fakihlerinin çoğunluğu hariç İslâm hukukçuları şirket akdini gayri lâzım bir akid kabul ettiklerinden emvâl şirketi de ortaklardan birinin feshiyle sona erer. Ancak feshin hukukî prosedürü ve şartları konusunda farklı görüşler vardır. Emvâl şirketi netice itibariyle şahıslar şirketi statüsünde olup insan unsuru da önem taşıdığı için ortaklardan birinin edâ ehliyetini kaybetmesi veya ölmesi halinde onun açısından şirket sona ermiş olur ve şirketteki payı ayrılır. Ölen ortağın vârislerinin ortaklığa devam etmeleri ise yeni bir anlaşma yapmalarıyla mümkün olur. Klasik dönem İslâm hukuk doktrininde yer alan ve dönemin şart ve ihtiyaçlarıyla da sıkı bir bağlantısı bulunan mufâvada ve inan türü emvâl şirketleri, temel özellikleri itibariyle çağdaş pozitif hukuktaki âdi şirketler niteliğinde olmakla birlikte ortakların üçüncü şahıslara karşı müştereken ve müteselsilen sorumluluğu, şirketin borçlarından dolayı şahsî mal varlıklarıyla da sorumlu olup olmamaları gibi yönlerden bugünkü ticarî şirket türlerinin de öncüleri sayılabilir.


BİBLİYOGRAFYA

İbnü’l-Münzir, Kitâbü’l-İcmâʿ (nşr. Abdülkadir Şener), Ankara 1983, s. 96.

, VI, 56-63.

, II, 212.

İbn Kudâme, el-Muġnî, Riyad 1981, V, 4-5.

, III, 14-17.

, V, 14-27.

, II, 212-216.

, md. 1332, 1333, 1337-1342, 1347, 1348, 1350, 1352, 1353, 1365-1381, 1386.

, III, 610-703.

Muhammed b. İbrâhim el-Mûsâ, Şerikâtü’l-eşḫâṣ beyne’ş-şerîʿa ve’l-ḳānûn, Riyad 1401, s. 145-164.

Abdülazîz el-Hayyât, eş-Şerikât fi’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye, Beyrut 1408/1987-88, II, 8-11, 22-35.

Osman Şekerci, İslâm Şirketler Hukuku Emek-Sermaye Şirketi, İstanbul 1981, s. 152-220.

, IV, 792-810.

Ali el-Hafîf, eş-Şerikât fi’l-fıḳhi’l-İslâmî, [baskı yeri ve tarihi yok], s. 31-63.

, XXVI, 20-92.

Bu madde ilk olarak 1995 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 11. cildinde, 167-168 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.