FASLÜ’l-HİTÂB - TDV İslâm Ansiklopedisi

FASLÜ’l-HİTÂB

فصل الخطاب
FASLÜ’l-HİTÂB
Müellif: TEVFİK RÜŞTÜ TOPUZOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1995
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/faslul-hitab
TEVFİK RÜŞTÜ TOPUZOĞLU, "FASLÜ’l-HİTÂB", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/faslul-hitab (24.10.2020).
Kopyalama metni

Arapça fasl (ayırmak, ayırt etmek) ve hitâb (karşılıklı konuşmak; söylenen söz ve yapılan konuşma) kelimelerinden meydana gelen bir isim tamlamasıdır. Fasl masdar olarak “karşılıklı konuşmayı kesmek, kavgayı ayırmak; davayı çözüme kavuşturan kesin hüküm”; ism-i fâili olan fâsıl ise “hakkı bâtıldan ayırt eden söz; sözü dua kısmından ayıran ‘emmâ ba‘dü’ ifadesi” anlamına gelir.

Faslü’l-hitâb Kur’ân-ı Kerîm’de (Sâd 38/20), Hz. Dâvûd’a verilen bir nimet ve üstün yeteneği belirten bir tabir olarak geçmektedir. Bazı tefsir âlimleri bunu, sözü dua kısmından ayıran “emmâ ba‘dü” (bundan sonrasına gelince) ifadesi olarak yorumlamaktadır. Ancak Şehâbeddin Mahmûd el-Âlûsî, Hz. Dâvûd’un ana dilinin Arapça olmadığını, ayrıca bu ifadenin kayda değer bir nimet ve yetenek sayılamayacağını ileri sürerek tabirin bu mânaya hasredilmesini doğru bulmamakta ve bunu takip eden, “Ey Muhammed! Sana davacıların haberi ulaştı mı?” (Sâd 38/21) meâlindeki âyete dayanarak faslü’l-hitâbın “kavgayı ayırma, davayı kökünden çözecek isabetli bir hüküm verme” anlamına geldiğini söylemektedir (Rûḥu’l-meʿânî, XXIII, 177-178). Bu tabiri, ilk defa Hz. Dâvûd’un muhakemede bir ilke olarak ortaya koyduğu, “Davacıya delil, davalıya yemin gerekir” sözü ile yorumlayanlar da olmuştur.

Konuşma ve yazışmalarda ilk defa Hz. Dâvûd, Hz. Muhammed, Kâ‘b b. Lüey (ö. m. 454), Kus b. Sâide (ö. m. 600 [?]) ve Ya‘rub b. Kahtân tarafından kullanıldığı rivayet edilen (, “bʿad” md.; İsferâyînî, II, 259) emmâ ba‘dü ifadesinin İslâm öncesi döneme ve putperest Kâ‘b b. Lüeyy’e de nisbet edilmesi sebebiyle, zarfın tamlayanının dua olarak kabul edilmesi daha uygun olduğundan terkibi “emmâ ba‘de du‘âî leke (sana duamdan sonrasına gelince) şeklinde düşünmek gerekir. Bu ibare İslâmî edebiyatta konuşmalarda, hutbelerde, yazışmalarda ve eserlerin mukaddimelerinde besmele, hamdele ve salveleden sonra asıl söze geçme, asıl konuya girme ifadesi olarak kullanılır. Eski eserlerde bazan kısa, bazan da uzun olabilen dua ve selâm kısmı günlük konuşma ve yazışmalarda söylenmiş ve yazılmış farzedilerek söze “ve ba‘dü” (imdi) tabiriyle başlanır.

Emmâ ba‘dü ifadesi belâgat kitaplarında, şiirde ve nesirde ayrı konulardaki iki sözün birinden diğerine uygun bir münasebet düşürerek geçme anlamındaki “tehallus”a yakın görülmekte ve bunun zıddı olup ilgi kurmadan doğrudan geçiş yapma mânasına gelen “iktidâb”ın bir türü sayılmaktadır. Çünkü bu tabir sözün dua kısmını asıl maksada bağlarken ayrı konulardaki iki sözü de birbirinden ayırmaktadır (Teftâzânî, el-Muṭavvel, s. 440-441; İsferâyînî, II, 258-259; Desûkī, II, 664-665).

Faslü’l-hitâb tabiri ayrıca “doğruyu yanlıştan ayıran söz, açık ve kesin hüküm” anlamında çeşitli ilimlere dair bazı eserlere unvan olmuştur. Halefân b. Cümeyyil es-Seyâbî’nin Faṣlü’l-ḫiṭâb fi’l-mesʾele ve’l-cevâb (Uman 1404/1984), Ebû İshak el-Huveynî’nin Faṣlü’l-ḫiṭâb bi-naḳdi Kitâbi’l-Muġnî ʿani ḥıfẓ ve’l-kitâb li’bn Ḳudâme (Beyrut 1405/1985) ve Muhammed Sâlih Ahmed el-Garsî’nin Faṣlü’l-ḫiṭâb fî mevâḳıfi’l-aṣḥâb (Beyrut 1411/1990) adlı kitapları bunlar arasında sayılabilir.


BİBLİYOGRAFYA

, “bʿad” md.

, “bʿad” md.

, II, 1165, 1862.

, “bʿad” md.

İbnü’l-Esîr, el-Mes̱elü’s-sâʾir, Kahire 1381/1962, II, 244.

Hatîb el-Kazvînî, el-Îżâḥ (nşr. M. Abdülmün‘im Hafâcî), Kahire 1400/1980, II, 597-598.

İbn Kayyim el-Cevziyye, el-Fevâʾidü’l-müşevviḳ ilâ ʿulûmi’l-Ḳurʾân, Beyrut 1402/1982, s. 210-213.

İbn Hişâm, Muġni’l-lebîb (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire, ts. (Matbaatü’l-Medenî), I, 56-59.

, IV, 242-244.

Teftâzânî, el-Muṭavvel, İstanbul 1286, s. 437-441.

a.mlf., Muḫtaṣarü’l-Meʿânî, İstanbul 1307, s. 458-461.

İsferâyînî, el-Aṭvel, İstanbul 1284, II, 258-259.

Desûkī, Ḥâşiye ʿalâ Muḫtaṣari’l-Meʿânî, İstanbul 1290, II, 664-665.

Seyyid Ahmed el-Hâşimî, Cevâhirü’l-belâġa, Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), s. 421.

, XXIII, 177-178.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1995 yılında İstanbul'da basılan 12. cildinde, 216-217 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER