FERECİK

Müellif:
FERECİK
Müellif: MACHIEL KIEL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1995
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 11.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ferecik
MACHIEL KIEL, "FERECİK", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ferecik (11.12.2019).
Kopyalama metni

Meriç nehrine bakan bir tepede ve bugün Dedeağaç’tan (Alexandropolis) Türkiye sınırında İpsala’ya ulaşan otoyol üzerinde bulunan küçük bir kasaba olup Osmanlılar döneminde (1358-1912) Türk-İslâm hayat tarzının hâkim olduğu önemli bir yer ve büyük bir kaza merkeziydi. Bizans hâkimiyeti sırasında Slavca’da “bataklık” anlamına gelen Vira adını taşımaktaydı. Bu ad Osmanlılar zamanında önce Fere veya Fire, daha sonra da Ferecik şeklini almıştır.

Ferecik’in bulunduğu yerin ne zamandan beri iskâna açık olduğu hakkında bilgi yoktur. Ancak kasaba olarak gelişmesinin Bizans döneminde gerçekleştiği bilinmektedir. 1152 yılında Bizans İmparatoru II. Ioannes’in kardeşi Isak Komnenos’un vakfı olarak kurulan, daha sonra Osmanlı hâkimiyeti sırasında Gazi Süleyman Paşa Camii olarak hizmet veren Panaya Kosmosoteire Manastırı buranın iskânında önemli bir rol oynamıştır. XIV. yüzyılın ilk yarısındaki Bizans iç savaşları sırasında yöredeki köylerin halkının etrafı sağlam duvarlarla çevrili bu manastıra sığınması ve yerleşmesi sonucu burası bir kasaba olarak gelişmeye başlamıştır. Buraya yönelik ilk Türk akını, 1342-1343 kışında Aydınoğlu Umur Bey tarafından gerçekleştirilmişse de bundan bir sonuç alınamamıştır. Nitekim aynı zamanda tarihçi olan İmparator Ioannes Kantakuzenos’un 1352 ve 1353’te Ferecik’e geldiği bilindiğine göre o sıralarda kasabanın Bizans idaresinde olduğu anlaşılmaktadır. Kantakuzenos eserinde, tahttan feragatinden sonra 1355’te halefi V. Ioannes Palaiologos döneminde buranın artık bir manastır olmaktan çıktığını ve bazı “vahşi köylülerin” yaşadığı bir yer haline geldiğini yazar (Historia, III, 310).

Kasabanın Osmanlı idaresine geçiş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte buranın Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa tarafından Rumeli’de ilk fethedilen yerlerden biri olduğu, bunun da 1357 veya 1358’de gerçekleştiği tahmin edilmektedir. İlk Osmanlı kroniklerinden Oruç Bey tarihinde Ferecik’in Dimetoka’nın fethinden hemen sonra, Filibe ve Eski Zağra’dan önce, yani 1359-1363 yılları arasında Evrenos Bey tarafından Keşan ve İpsala ile birlikte ele geçirildiği belirtilir. Hoca Sâdeddin Efendi, Kâtib Çelebi ve Müneccimbaşı ise fethin 774’te (1372-73) gerçekleştiğini yazarlar. XVI. yüzyıl tarihçilerinden Hadîdî 758 (1357), Nişancı Mehmed Paşa 759 (1358) tarihlerini verirler. Âlî de 759 (1358) tarihinde buranın ele geçirildiğini kaydeder. Muhtemelen bu sonuncu tarihler gerçeği yansıtmakta ve Süleyman Paşa’nın ölümünden az önce fethin tamamlandığı düşünülmektedir. Nitekim Ferecik’teki kiliseyi camiye çeviren Süleyman Paşa buraya vakıf tahsisinde bulunamadan vefat etmiştir. Süleyman Paşa’nın kiliseyi camiye çevirmesiyle ilgili halk arasında söylenegelen hikâyeler ise oldukça eskidir. Ferecikli olan Osmanlı şair ve tarihçisi Hadîdî, 906’da (1500-1501) Süleyman Paşa Camii’nin minaresindeki kitâbeyi kaleme almış ve 1516’da Süleyman Paşa vakıflarının nâzırı olmuştur (, nr. 77, s. 442). Hadîdî Tevârîh-i Âl-i Osman adlı eserinde halk arasında söylenen hikâyenin en eski yazılı versiyonunu vermektedir. Buna göre Ferecik’te büyük bir manastır vardı, burası diğer yerlerdekilerden çok daha büyüktü; bu manastır camiye çevrilince Orhan Gazi adına Rumeli yakasında ilk hutbe burada okunmuştu (s. 77-79).

Osmanlı hâkimiyetinde Ferecik küçük bir kasaba durumunda kaldı. Ferecik’i 1433’te iki defa gören Bertrandon de la Broquière, Vira adıyla andığı kasabanın vaktiyle güzel bir kalesi bulunduğunu, fakat şimdi bazı yerlerinin harap halde olduğunu, camiye dönüştürülen kiliseyi gördüğünü, kale etrafında geniş bir sahada kasabanın uzandığını ve burada Türk ve Rum ahalinin yaşadığını yazar. Kasabanın nüfus durumunu ve fizikî yapısını aydınlatan en eski Osmanlı kaynağı 1455 tarihli icmal defteridir. Bu deftere göre Ferecik’te 215 müslüman, elli sekiz hıristiyan hâne olmak üzere toplam 273 hâne (yaklaşık 1200 kişi) vardı. Ayrıca bu sıralarda kasabada bir cami, bir mescid, bir zâviye, bir hamam, bir kervansaray bulunuyordu. Kervansarayı ve hamamı yaptıran Âhî Turhan’ın zâviyesi de mevcuttu. Süleyman Paşa adına ise herhangi bir vakıf kaydı yoktu. Caminin bakımı ve hizmetli maaşları için Ferecik kadısının vakfından tahsisat ayrılmıştı; cami hizmetlilerinden imam, müezzin, hatip ve dört cüzhanın maaşları vakfa bağlı Aya İrini Viranı vergi gelirlerinden sağlanıyordu. Çelebi Mehmed devrinde 1413-1421 arasında çevredeki dağlardan kasabaya su getirilmişti. 1555 tarihli tamir kayıtlarını ihtiva eden deftere göre su kemerleri yapılmış ve bunlar tamir görmüştü (, nr. 55, s. 126-127). İlk dönem Osmanlı mimarisinin bütün özelliklerini taşıyan su kemerlerinden ikisi bugün hâlâ ayaktadır. Bunlar Louis Petit’in yayımladığı manastır vakıfnâmesinde (Typikon) bahsedilen XII. yüzyıla ait yapının yerini almış olmalıdır. Bizans dönemine ait bu su yolu muhtemelen XIV. yüzyılın başlarındaki Bizans iç savaşları sırasında yıkılmış ve Osmanlılar zamanında yeniden yapılmıştır. Osmanlılar’ın inşa ettiği su kanalları XVIII. yüzyılda yenilenmişse de zamanla harap hale gelmiştir. Bugün mevcut kaynaklarda, halen ayakta olan Osmanlı su kanallarının Bizans yapısı olduğu belirtilir. Ferecik’in aşağı kesiminde Bizans Kalesi yıkıntıları üzerinde yer alan eski bir Osmanlı hamamı da bugün ayaktadır. Burası 1455 tarihli defterde adı geçen Âhî Turhan Hamamı olmalıdır. Buranın çifte su deposu (konteyner) Çelebi Mehmed’in su kanallarıyla irtibatı olmadığını, suyunu Meriç’ten aldığını düşündürmektedir. Bu durum hamamın daha eski bir tarihte, XIV. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olduğunu ortaya koyar. Burada yer alan Türk üçgenleri de bu hususu doğrular.

1500 yılı civarında, II. Mehmed ve II. Bayezid devri devlet adamlarından Hadım Süleyman Paşa Ferecik Camii vakfını genişletti ve bazı tamiratlarda bulundu. Bu tamiratları gösteren ve Hadîdî’ye ait olan yeni minare üzerindeki 906 (1500-1501) tarihli kitâbe Evliya Çelebi’nin kaydı ile bugüne ulaşmıştır (Seyahatnâme, VIII, 78). Ferecik 1516’da daha önceki nüfus yapısını da korumuştur. Bu tarihte 179 müslüman, otuz sekiz de hıristiyan hâne mevcuttu (toplam 1000 kişi). 1528’de nüfusta nisbî bir azalma oldu. Müslüman hâne sayısı 135, hıristiyan hâne sayısı ise otuz sekiz idi (toplam 850 kişi). 1553’te burayı gören Fransız seyyahı Pierre Belon kasabayı Vire adlı bir kalenin aşağısında iyi bir mevkide, etrafı yer yer harap olmuş eski bir duvarla çevrili güzel bir yer olarak anar; ayrıca nehir kıyısındaki bir iskeleden ve Meriç’te gezen teknelerden de söz eder. 1570’e doğru Ferecik’in nüfusunda bir artış meydana geldi; bu tarihlerde 281 hâne Müslüman, kırk sekiz hâne hıristiyan vardı (toplam 1580 kişi). Aynı şekilde 1595-1603 yıllarında 300 müslüman hâne, yirmi iki hıristiyan hâne olmak üzere toplam hâne sayısı 322 olmuştur (yaklaşık 1560 kişi). XV. yüzyılın ortalarından XVII. yüzyıl başlarına kadar geçen süre zarfında kasabanın nüfusu içinde müslüman hâne sayısı artış gösterirken hıristiyan hâne sayısında azalma meydana gelmiştir. 1570 ile 1595 verileri dikkate alınırsa bunda ihtidâların kısmî de olsa rol oynadığı söylenebilir.

XVII. yüzyılda Ferecik hakkında en geniş bilgiyi Evliya Çelebi vermektedir. Ona göre burası yedi mahalleli, 500 haneli bir kasaba durumunda olup hıristiyan nüfus kalenin aşağısında kenar mahallelerde oturuyordu. Evliya Çelebi’nin fetih sırasında yıkıldığını belirttiği kalenin büyük bölümü B. de la Broquière’e göre 1433’te ayakta idi. Ayrıca Evliya Çelebi burada Süleyman Paşa, Şehzade Mûsâ Çelebi ve İbrâhim Ağa camileri yanında dört mescidin varlığından söz eder, beş de hanın bulunduğunu belirtir. Bu durum kasabanın, Adriyatik sahillerinden başlayıp İstanbul’a uzanan Via Egnatia denilen ana yol üzerinde önemli bir konaklama yeri olduğunu gösterir. Hanların en büyüğü I. Ahmed’in zengin defterdarı Ekmekçizâde Ahmed Paşa’ya aitti. Ahmed Paşa aynı zamanda o sırada kasabada faal olan tek hamamın da bânisiydi. Âhî Turhan Hamamı ise kullanılmaz durumdaydı. Bunların dışında iki medrese, iki de tekke vardı. Kâtib Çelebi ise çok kısa bahsettiği Ferecik’in bir camii ile altı hanı olduğunu yazar. Aynı şekilde Fransız seyyahları Robert de Dreux 1669’da, Paul Lucas da 1714’te Virra adıyla andıkları Ferecik hakkında geniş bilgi vermezler. Baron Felix de Beaujour 1817’de Ferecik’ten Edirne ve İstanbul’a giden yol üzerinde 2-3000 kişilik önemli bir kasaba şeklinde söz eder. Daha sonraki seyyahların yazdıklarına göre Ferecik giderek genişlemiş, fakat hiçbir zaman büyük bir yerleşim alanı hüviyetini kazanmamıştır. Ami Boué burayı, 1854’te 3000 veya 4000 kişilik Türk ve Yunan nüfusa sahip açık bir kasaba olarak tasvir ederken A. Viquesnel 1868’de bir camii, birçok hanı ile 700-800 hanelik bir kasaba durumunda bulunduğunu yazar. 1310 (1892-93) tarihli Edirne Salnâmesi’nde kasabada iki cami (Süleyman Paşa ve Hamza Çavuş), bir mescid ve dört tekke (Şeyh Sinan, Şeyh Alâeddin, İbrâhim Baba ve Süleyman Baba) olduğu belirtilir. 1319 (1901-1902) tarihli Edime salnâmesi 3500 müslüman nüfusa ilâve olarak 300 Rum ve 300 Bulgar’ın Ferecik’te ikamet ettiğini yazmaktadır. Ayrıca cuma namazı kılınabilecek üç caminin yanı sıra bir kilise ve 100 de dükkân vardı. Rus asıllı Bizans tarihçisi T. H. Ouspensky 1907’de Ferecik’te çoğunluğun Türkler’den oluştuğunu, çok az sayıda Yunan ve Bulgar bulunduğunu belirtir. G. Lampusiades 1920’de, 1912 Balkan savaşları öncesinde Ferecik’te 600 hâne Türk, 160 Rum ve on hâne Bulgar’ın bulunduğunu kaydetmiştir.

Balkan savaşları ve 1912-1919 Bulgar işgali sırasında Ferecik çok tahribata uğradı. Bu sırada müslüman ailelerin çoğu kasabayı terketti ve İslâmî yapıların hemen hepsi yıkıldı. Gazi Süleyman Paşa Camii kiliseye çevrildi. Son olarak II. Abdülhamid tarafından 1317’de (1899-1900) bakımı yaptırılan Osmanlı hat ve süslemeleri yok edildi. 1919 Ekiminden 1920 Mayısına kadar Ferecik müttefikler adına İtalyan askerlerince, 1920 Haziranından itibaren de Yunanlılar’ca işgal edildi ve bu fiilî durum 1923 Lozan Antlaşması ile hukuken tanınmış oldu. 1920 Yunan nüfus sayımında kasabada 122 kişi vardı. Göç eden Türk ve Bulgarların yerine Türkiye sınırları içerisinde kalan yerlerden ve özellikle Trakya’dan gelen Rumlar yerleştirildi.

XVI. yüzyılda Rumeli beylerbeyiliğinin sağ kolunu teşkil eden dokuz kazadan biri olan Ferecik bu durumunu uzun süre korudu. 1860’larda bir liman şehri olarak Dedeağaç’ın kurulup geliştirilmesi, ticarî yönden olduğu gibi idarî bir merkez olarak da Ferecik’in önemini azalttı. 1875-1878 Edirne salnâmelerine göre Ferecik Edirne sancağına bağlı altmış altı köye sahip bir kaza merkeziydi. 1884’ten sonra sadece dokuz köyü olan, Dedeağaç sancağına bağlı bir nahiye derecesine düştü. 1920’den sonra Ferecik eski nüfus sayısına ulaştıysa da büyük ve modern bir liman şehri olan ve aynı zamanda endüstri merkezi haline gelen Dedeağaç’ın gölgesinde kaldı. 1961’de müslüman birkaç çingene hariç tamamı Rum 4600 nüfusa sahipti. 1981 sayımına göre nüfusu 9000 civarındaydı.

Bugün Ferecik’te Âhî Turhan Hamamı’nın ve Osmanlı su kanalının kalıntılarının yanı sıra Bektaşî şeyhi İbrâhim Baba’nın türbesi bulunmaktadır. Mevcut iki kitâbeye göre bu türbe 1098’de (1686-87) kubbeli yapılmıştır. Yıllardan beri domuz ahırı olarak kullanılmakta olan türbe bölge halkınca tekke adıyla anılmaktadır. Ferecik’te yetişen en önemli şahsiyet Osmanlı şair ve tarihçisi Hadîdî’dir. Hadîdî burada doğdu ve hayatı boyunca bu kasabada yaşadı, kadılıkta bulundu, Gazi Süleyman Paşa Vakfı nâzırı olarak görev yaptı. Ayrıca şair ve sanat tarihçisi Rıfkı Melûl Meriç de burada doğmuştur (1901).


BİBLİYOGRAFYA

İcmal Defteri, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet, nr. O. 89, s. 69.

, nr. 77, s. 442, 488; nr. 370, s. 43, 49; nr. 494, s. 278-285; nr. 648, s. 513-518.

, nr. 55, s. 126-127.

B. de la Broquière, Le Voyage d’outremer (ed. Ch. Schefer), Paris 1892, s. 179-180.

Kantakuzenos, Historia, Bonn 1832, III, 310.

, s. 17 vd.

Hadîdî, Tevârîh-i Âl-i Osmân (1299-1523) (nşr. Necdet Öztürk), İstanbul 1991, s. 77-79.

P. Belon, Les Observations de plusieurs singularités et choses mémorables trouvées en Grèce, Paris 1554, s. 141.

Küçük Nişancı Mehmed Paşa, Târih, İstanbul 1290, s. 103.

, VIII, 77-79.

R. de Dreux, Voyage en Turquie et en Grèce (ed. H. Pernot), Paris 1925, s. 86-87.

P. Lucas, Voyagedu Sieur P. L. fair en 1714, Amsterdam 1790, I, 27, 47.

F. de Beaujour, Voyage militaire dans l’Empire ottoman, Paris 1829, s. 236.

A. Boue, Requeil d’itinéraires dans la Turquie d’Europe, Wien 1854, s. 105-106.

A. Viquesnel, Voyage dans la Turquie d’Europe, description physique et géologique de la Thrace, Paris 1868, I, 161.

I. Altinov, La Thrace interatliée, Sofia 1921, s. 4, 15.

H. J. Kissling, Beiträge zur Kenntnis Thrakien im 17. Jahrhundert, Wiesbaden 1956, s. 85-86.

C. Asdracha, La région des Rhodopes aux XIIIe et XIVe siècles, étude de géographie historique, Athens 1976, s. 124-130.

H.-J. Kornrumpf, Die Territorialverwaltung im östlichen Teil der europäischen Türkei vom Erlaß der Vilayetsordnung (1864) bis zum Berliner Kongreß (1878) nach amtlichen osmanischen Veröffentlichungen, Freiburg 1976, s. 264-265.

S. Sinos, Die Klosterkirche der Kosmosoteire in Bera (Vira), München 1985.

P. Soustal, Tabula Imperii Byzantine VI, Thrakien, Wien 1991, s. 200-201.

Ch. Bakirtsis – D. Triantaphyllos, Thrace, Athens 1990, s. 62-68.

Machiel Kiel, “Remarks on some Ottoman-Turkish Aqueducts and Water Supply Systems in the Balkans. Kavalla, Chalkis, Levkas and Ferai/Ferecik”, De Turcicis Alissque Rebus, Commentarii Henry Hofman dedicati (= Utrechtse Turkologische Reeks No 3), (ed. Marc van Damme), Utrecht 1992, s. 105-139.

G. Lampusiades, “Odoiporikon”, Thrakika, sy. 3 (1932), s. 172-173.

J. Schulze, “Neugriechenland. Eine Landeskunde Ostmakedoniens und Westthrakiens”, Petermanns Mitteilungen, sy. 233, Gotha 1937, s. 89, 229, 401.

Ekrem Hakkı Ayverdi, “Gaazî Süleyman Paşa Vakfiyesi ve Tahrir Defterleri”, , VII, (1968), s. 19-28.

Necdet Öztürk, “Ferecik’in Süleyman Paşa Tarafından Fethine Dair”, Türklük Araştırmaları Dergisi, IV, İstanbul 1989, s. 135-145.

Bu madde ilk olarak 1995 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 12. cildinde, 371-373 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.