GALATA SARAYI

Müellif:
GALATA SARAYI
Müellif: MEHMET İPŞİRLİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1996
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/galata-sarayi
MEHMET İPŞİRLİ, "GALATA SARAYI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/galata-sarayi (19.07.2019).
Kopyalama metni

Osmanlı devlet teşkilâtının idarî ve askerî birimlerine liyakatli kadroların yetiştirilmesi kuruluş devrinden itibaren önemle üzerinde durulan bir husus olmuş, bu ihtiyacı karşılamak için bir taraftan daha önce açılan mekteplerin kapasitesi genişletilirken diğer taraftan da yenileri hizmete sokulmuştur. Kuruluş devrinde Edirne Sarayı’nda, İstanbul’un fethinden sonra Eski Saray’da ve Yeni Saray’da (Topkapı Sarayı) teşkil edilen Enderun bu maksatla açılmıştı. Ancak bunların, fetihlerle sürekli olarak büyüyen devletin ihtiyacını karşılamaması üzerine idareci yetiştiren yeni kurumlara ihtiyaç duyuldu. II. Bayezid’in yaptırdığı Galata Sarayı, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde Vezîriâzam İbrâhim Paşa tarafından inşa ettirilen saray ve bir süre hizmet veren İskender Paşa Sarayı birer mektep özelliği kazandı.

II. Bayezid’in Galata Sarayı’nı kurup mektep haline getirmesi yerleşmiş bir menkıbeye dayandırılır. II. Bayezid, saltanatının (1481-1512) ilk yıllarında o zaman ağaçlar ve koruluklarla kaplı olan Galata’da avlanmak için gezinirken ağaçlar ve gül fidanları arasında bir kulübe görür; içeri girdiğinde Gülbaba adlı bir velî ile karşılaşır. Sohbetinden çok memnun kaldığı bu velînin bir isteği olup olmadığını sorunca ihtiyar, “Padişahım! Şu tepeciğe bir mektep kur da orada okuyup yazanları hizmet-i hümâyununda istihdam et” der. Bunun üzerine Gülbaba’nın gösterdiği arsanın etrafı duvarla çevrilerek bir cami ile ikişer yüz talebenin öğrenimine elverişli üç koğuş, her koğuşa birer hamam, mutfak, zâbitan dairesi ve diğer ihtiyaç birimleri inşa ettirir (Atâ Bey, I, 72-73). Bu menkıbenin doğru olup olmadığı bilinmemekle birlikte Galata Sarayı’nın II. Bayezid döneminde bir saray olarak kurulduğu söylenebilir. Buranın esaslarının konulup düzenli bir saray mektebi haline getirilmesi ise Yavuz Sultan Selim ve Kanûnî Sultan Süleyman zamanında gerçekleşmiştir.

Galata Sarayı, Enderun’a aday yetiştiren eğitim müesseselerinin en gelişmişi ve itibarlı olanıydı. “Oğlan” denilen gençler esas itibariyle devşirme menşeli hıristiyan çocukları olup müslüman Türk aileleri yanında Türk-İslâm âdetlerini öğrenip Galata Sarayı’na alındıktan sonra diğer saray mekteplerinde olduğu gibi sıkı bir disiplin altında eğitime başlarlardı. Gençlerin saray âdâbını öğrenmeleri, giyim kuşamları, dersleri takibi, hocalarla ve kıdemli talebe ile münasebeti, spor faaliyetleri vb. hep bu disiplin esasına göre olurdu (a.g.e., I, 138-139).

Bu mektepte görülen dersler belirli seviyede din ve dil dersleriyle (Türkçe, Arapça ve Farsça) kıraat, hüsn-i hat ve mûsiki idi (a.g.e., I, 72; Baykal, s. 106). Silâh kullanma, cirit ve diğer geleneksel sporlar da öğretilmekteydi. Başarılı öğrenciler devamlı şekilde taltif edilirken başarısız olanlar cezalandırılırdı. Galata Sarayı en ihtişamlı günlerini Kanûnî’nin saltanatı döneminde yaşamış, itibarı çok artan mektebe Türk ve müslüman çocukları da belli nisbette alınmıştır.

Derslerinde başarılı olan adaylar Enderun’a geçme (çıkma-bedergâh) hakkını elde ederlerdi. İkinci derecedeki adaylar ise Kapıkulu Sipahi Ocağı’na alınırdı. Çıkmalar belirli aralıklarla ve sıkı bir denetim altında yapılır, bununla ilgili bütün muameleler padişaha arzedilir ve onun tasvibiyle kesinleşirdi (Uzunçarşılı, s. 304). Bu işleri Galata Sarayı ağası düzenlerdi. Böylece yetenekli ve çalışkan adaylar Enderun’da Büyük ve Küçük odalara ve nâdiren de Seferli Koğuşu, Doğancı Koğuşu, Kiler, Has ve Hazine odalarına geçerler; diğerleri ise kapıkulu süvarilerinin ulûfeciyân ve gurebâ bölüklerine katılırlardı. Bir ara çıkma sadece Galata Sarayı’na münhasır kaldıysa da daha sonra diğer saraylara da teşmil edildi. Çıkmaların gecikmesi halinde isyana kadar varan büyük huzursuzluklar yaşanırdı. Bu tür huzursuzluklar bu mekteplerin gözden düşmesine, hatta bir süre kapatılmasına bile sebep olmuştur.

Galata Sarayı’nda Küçük, Orta ve Büyük adlarıyla anılan üç koğuşlu bir öğretimin bulunduğu, öğrenim süresi için muayyen bir müddet belirtilmemekle birlikte bunun ortalama on yıl kadar sürdüğü kaynaklardaki ipuçlarından anlaşılmaktadır. Sınıflardaki talebe mevcudu da zaman içinde nisbetsiz şekilde artıp eksilmiştir. İsmail H. Baykal’ın Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’ndeki bir kaynağa dayanarak verdiği tabloya göre 1715-1833 arasında sınıflardaki toplam talebe sayısı 180 ile 600 arasında değişmiştir (TSMA, nr. D. 2110; Baykal, s. 111). Ancak bu istatistiğin Galata Sarayı’nın gerileme dönemlerine ait olduğu göz önünde tutulmalıdır.

Bu mektepte ulemâ zümresinden yetenekli hocalar ders vermişler (Şeyhî, II, 616), bunlar terfi edip Enderun’da boşalan hocalıklara geçerek sarayın Bîrun ricâli arasında yer almışlardır. 1503 tarihli bir muhasebe raporuna göre o sırada Galata Sarayı’nda beş hoca görev yapıyordu.

Galata Sarayı’nın idaresi akağalardan seçilen ağanın nezâretinde bulunuyordu. İdarede sıkı bir hiyerarşi vardı. Onun altında Galata Sarayı kethüdâsı, onun da altında odalara (koğuş, sınıf) nezaret eden üç kethüdâ mevcuttu. Ayrıca her odada odabaşı, nöbetçibaşı, hamamcı ve başhaseki adıyla görevliler bulunmaktaydı. Galata Sarayı ağası terfi edince Topkapı Sarayı’na geçerdi. Ağaların yetki ve sorumlulukları büyüktü. Mektebin asayişi, faaliyetlerin düzenli yürütülmesi yanında Galata Sarayı’na ait bütün vakıfların nezâreti de bu ağalara aitti. Galata Sarayı’nın bilhassa ağalar tarafından kurulan zengin arazi, bina ve para vakıfları vardı. Vakıfların gelirinden hem vakıf personelinin masrafları hem de eserlerin tamir masrafları karşılanırdı (İsfendiyaroğlu, s. 393-394). Bunun dışında Beyoğlu ve Galata semtlerinin güvenliğinden de belirli ölçüde ağalar sorumlu idi. Bölgenin idaresi ve asayişiyle ilgilenen Galata kadısı, voyvodası ve subaşı yanında Yavuz Sultan Selim zamanından beri saray ağasına da bu konuda belli bir sorumluluk yüklenmişti (a.g.e., s. 147, 393-394). XVII. yüzyıl sonlarında bu bölgenin yabancı elçi, balyos ve müste’men taifesinin oturduğu mûtena bir semt olması üzerine Galata Sarayı ağasının her gün ikindi namazından sonra baltacı ve yedekçilerle “kola çıktığı” bilinmektedir (Râşid, IV, 32).

Galata Sarayı, tarihinde bazı kesintilere uğrayarak belirli sürelerle medreseye çevrilmişse de bunun tarihleri ve medrese müderrislerinin seviyesi konusunda verilen bilgiler birbirini tutmamaktadır. Bunlardan en iyi bilineni 1686 yılında gerçekleştirileni olup bu değişiklikte Galata ve İbrâhim Paşa saraylarının muhtelif seviyelerde birkaç medreseye çevrilmesine karar verilerek mevcut talebe Enderun’a ve süvari bölüklerine nakledilmiş, buralara mûsıle-i Süleymâniyye, hâmise-i Süleymâniyye derecesinde müderrisler tayin edilmiştir (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 68; Râşid, IV, 31-32; Şeyhî, I, 504). III. Ahmed devrinde Galata Sarayı köklü tamirat, ilâve ve değişikliklerle yeniden mektebe dönüştürüldü. Bunda, kendisi de bu mektepten yetişmiş olan Çorlulu İbrâhim Paşa’nın hayli emeği vardır. I. Mahmud Galata Sarayı’nda bir kütüphane kurmuştur (bk. GALATASARAY KÜTÜPHANESİ). XIX. yüzyılın başlarına kadar Galata Sarayı önemsiz değişikliklerle bu statüsünü korumuş, II. Mahmud’un çok değer verdiği mektep 1817’de meşhur Tophane yangınında tamamen harap olduktan sonra padişah tarafından 1821’de yeniden yaptırılarak tekrar saray mektebi haline getirilmiştir. Sürekli değişikliklerin yaşandığı bu dönemde Galata Sarayı da bundan etkilenerek 1835’te dağıtılmış, kısa bir süre sonra burada Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne (Galata Sarayı Tıbbiyesi) kurulmuştur. Sultan Abdülmecid Mekteb-i Tıbbiyye’yi Haliç’teki Humbarahâne binasına naklederek Galata Sarayı’nı yeniden açmış, ancak bu da uzun ömürlü olmamış, nihayet burada 1868’de tamamen farklı bir hüviyet ve programla Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi açılmıştır.


BİBLİYOGRAFYA

TSMA, nr. D. 2110; nr. E. 779, 5098, 5393.

, AE, Kanûnî, nr. 24.

, Cevdet-Saray, nr. 239, 5907.

, I, 212; II, 441.

, I, 648.

Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekāyiât (nşr. Abdülkadir Özcan), Ankara 1995, s. 68.

, IV, 31-32.

, I, 504, 620; II-III, 616.

, II, 31, 57, 190.

Hızır İlyas, Letâif-i Enderûn, İstanbul 1276, s. 188.

, I, 72-73, 78, 96, 138-139, 146, 164-165; III, 106.

, s. 302-306.

İsmail H. Baykal, Enderun Mektebi Tarihi, İstanbul 1953, s. 98-114.

Fethi İsfendiyaroğlu, Galatasaray Tarihi I, İstanbul 1952, tür.yer.

Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğu Bütçelerine Dair Notlar”, , XIX (1956), s. 227, 233.

Bu madde ilk olarak 1996 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 13. cildinde, 322-323 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.