GALEBE

الغلبة
Müellif:
GALEBE
Müellif: SÜLEYMAN ULUDAĞ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1996
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/galebe
SÜLEYMAN ULUDAĞ, "GALEBE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/galebe (19.09.2019).
Kopyalama metni

Sâlikte Allah korkusu, cehennem azabı, ilâhî heybet, Allah’ın lutfu, sevgisi, cennet nimetleri, hayâ ve dinî gayret gibi durumların meydana getirdiği bir haldir. Tasavvufî kaynaklarda, büyük bir dinî gayret ve duyarlığa sahip olan Hz. Ömer’in Hudeybiye Antlaşması esnasında ve Abdullah b. Übeyy’in cenaze namazı sırasında Hz. Peygamber’e karşı çıkması (Buhârî, “Cizye”, 18, “Tefsîr”, 9; Müslim, “Cihâd”, 94), aynı şekilde Benî Kurayza Gazvesi sırasında yanlış hareket ettiğini anlayan Ebû Lübâbe el-Ensârî’nin gidip kendini Medine’deki mescidin bir direğine bağlaması (Vâkıdî, II, 506-507), dinî gayretten kaynaklanan galebe haline örnek olarak gösterilir. Galebe halinde bulunan kul tam olarak dinî kaidelere uymaz, şer‘î edebi gözetemez, karşılaştığı durumu objektif olarak değerlendiremez. Ancak bu hal geçtikten sonra hatasını anlayarak pişman olur ve eski durumuna döner.

Galebe halindeki sâlik mâzur görülüp hatta bazı durumlarda takdir edilmekle birlikte aslında bu kemâl hali olmayıp nâkıs bir haldir. Hz. Ömer’in şahit olduğu aynı olayda Hz. Ebû Bekir’in sükûnetini ve itidalini koruması daha yüksek bir hal sayılır. Kâmil bir velî kendi haline galip ve hâkim olmalıdır. Haline mağlûp ve mahkûm olan sâlike “meczup” denir. Meczupların söz ve davranışları örnek alınamaz. Genel olarak kerametlerin de galebe halinde bulunan velîlerden zuhûr ettiğini söyleyen mutasavvıflar, bazı sûfîlerin şer‘î kaidelere ve dinî edebe uygun düşmeyen söz ve davranışlarını aynı galebe haliyle açıklayarak onları mâzur görürler. Rûzbihân-ı Baklî gibi bazı mutasavvıflar ise galebe halini “sırrın ceberûta sirayet etmesi ve ruhun melekût âlemine uçması” şeklinde tarif etmişlerdir. Hücvîrî, muhabbet haline mağlûp olduklarını ileri süren sûfîlerin kendilerinden dinî mükellefiyetlerin düştüğünü söylediklerini bildirerek onları tenkit eder.


BİBLİYOGRAFYA

, “ġalebe” md.

, s. 417.

, s. 13-16.

Ḫulâṣa-i Şerḥ-i Taʿarruf (nşr. Ahmed Ali Recâî), Tahran 1349 hş., s. 377-383.

s. 385, 475.

, s. 412.

a.mlf., Meşrebü’l-ervâḥ, s. 88, 298.

Sühreverdî, ʿAvârifü’l-maʿârif, Beyrut 1966, s. 527.

, IV, 92, 245.

Ca‘fer Seccâdî, Ferheng, Tahran 1983, s. 350.

Bu madde ilk olarak 1996 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 13. cildinde, 327 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.