HÂDÎ

الهادي
Müellif:
HÂDÎ
Müellif: BEKİR TOPALOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.05.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hadi
BEKİR TOPALOĞLU, "HÂDÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hadi (21.05.2019).
Kopyalama metni
“Doğru yolu bulmak; yol göstermek, rehberlik etmek” anlamındaki hüdâ (hedy, hidâyet) kökünden türemiş bir sıfat olup “yol gösteren, hayır ve mutluluk veren bir hedefe rehberlik eden” mânasına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de birçok yerde Allah’a nisbet edilen hidâyet kavramının kullanılışını göz önünde bulunduran âlimler hâdî isminin mânasını, “insana hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan akıl, muhakeme ve zaruri bilgileri veren; ebedî mutluluğunu sağlayacak mânevî yolu ona gösteren” şeklinde iki noktada yoğunlaştırmışlardır. Râgıb el-İsfahânî, hidâyete “lutufla rehberlik etme” anlamını verdikten sonra Kur’an terminolojisinde yer alan hidâyeti dört gruba ayırarak ele alır: a) Allah’ın her mükellefe verdiği akıl, zekâ ve zaruri bilgiler; b) Peygamberler ve kitaplar yoluyla hak yoluna çağırması, c) Çağrısını benimseyene lutfettiği tevfik; d) Âhiret hayatında sadık kullarını cennete koyması (el-Müfredât, “hdy” md.). Abdülkāhir el-Bağdâdî ise beşerin maddî ve mânevî hayatına yönelik olarak hâdînin içerdiği ilâhî lutufları yedi grup halinde sıralamıştır: Aklî ve dinî delilleri açıklayan (mübeyyin), yolunu şaşırmışlara rehberlik eden (mürşid), içtimaî hayata düzen veren (muslih), sapıklıktan kurtaran (münkız), canlılara yaşama yöntemini ilham eden (mülhim), inanacak kalplerde hidâyeti yaratan (hâliḳ), gerçeğe kılavuzluk yapan (delîl) (el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, vr. 239a-b).

Hidâyet kavramı birçok âyette fiil sîgalarıyla Allah’a nisbet edilmiştir. Hâdî ismi, geçtiği on âyetin ikisinde Allah’a, ikisinde Hz. Peygamber’e izâfe edilmiş, diğer yerlerde ise belli bir merci zikredilmemiştir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “hdy” md.). Hâdînin Allah’a izâfe edildiği âyetlerin birinde O’nun iman edenleri dosdoğru bir yola yönelteceği ifade edilmiş (el-Hac 22/54), diğerinde de hidâyet edici olarak O’nun kâfi geleceği belirtilmiştir (el-Furkān 25/31; ayrıca bk. HİDÂYET).

Hidâyet, çeşitli fiil sîgalarıyla birçok hadis metninde de Allah’a nisbet edilmiştir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “hdy” md.). Hâdî ismi esmâ-i hüsnâ hadisinin Tirmizî (“Daʿavât”, 82) ve İbn Mâce (“Duʿâʾ”, 10) rivayetlerinde geçtiği gibi, Hz. Peygamber’in hitabete başlarken genellikle tekrar ettiği hamd cümlelerinde, “Allah’ın saptırdığını hidâyete erdirecek hiçbir kimse yoktur” mânasında yer alır (bk. Müslim, “Cumʿa”, 45-46).

“Sen ancak bir uyarıcısın; her toplumun bir rehberi (hâdî) vardır” (er-Ra‘d 13/7) meâlindeki âyetle, hidâyetin Kur’an’daki diğer kullanılışları peygamberlere de hâdî denilebileceğini göstermektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de Resûl-i Ekrem’e hitaben, “Şüphe yok ki sen doğru bir yolu göstermektesin” (eş-Şûrâ 42/52) denilmekte, ayrıca onun hâdînin temel anlamlarından birini oluşturan bir dâî (Allah davetçisi) olduğu da (el-Ahzâb 33/46) ifade edilmektedir. Abdülkāhir el-Bağdâdî, Peygamber’e nisbet edilen hâdînin “davetçi, beyan ve irşad edici, elçi, muvahhid” mânalarına gelebileceğini söyler (el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, vr. 239b).

Hâdî ismi “beyan edici” mânasına alındığı takdirde kelâm sıfatına râci zâtî-sübûtî, “maddî ve mânevî hayata düzen verip gerçeğe ulaştıracak vasıtaları yaratan” anlamı göz önünde bulundurulduğunda ise fiilî sıfatlar grubu içinde mütalaa edilir. Hâdî ayrıca esmâ-i hüsnânın büyük çoğunluğunu oluşturan rahmet isimleri içinde yer alır. Kendini korumak ve geliştirmekten âciz en zayıf canlı olarak dünyaya gelen insanoğluna yönelik ilâhî lutuf ve rehberliğin boyutlarını anlatmak hemen hemen imkânsızdır. Bu lutuf Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Mûsâ’nın dilinden şöyle ifade edilir: “Rabbimiz her şeye yaratılış özelliğini vermiş, sonra da ona yol göstermiştir” (Tâhâ 20/50). Genellikle insan, hızla çevresine uyum sağladığı için sahip olduğu birçok nimetin yokluğunu düşünmek suretiyle karşılaştırma yapma imkânını yakalayamaz. Gafil insanların bu ilgisizliği Yûsuf sûresinde (12/105) şöyle anlatılmaktadır: “Göklerde ve yerde nice uyarıcı alâmetler vardır ki gaflet içinde bulunanlar onların üzerinden yürür geçerler.” Allah’ın, evreni oluşturan bütün varlıkların yaratıcısı, yaşatıcısı ve geliştiricisi olduğunu (rabbü’l-âlemîn) ifade eden bir âyetle başlayan Kur’ân-ı Kerîm’in hemen hemen bütün sûreleri ilâhî nimet, lutuf ve hidâyet tecellilerini işleyen temalarla örülmüştür. Buna karşılık kuldan istenen tek şey, ilâhî teveccühe gönlünü açıp onu benimsemek ve teşekkür etmektir. Kelâm literatüründe hâlik ile mahlûk arasındaki bu münasebet şu cümle ile dile getirilir: “Lutufta bulunana teşekkür etmek lutfa mazhar olanın vicdan borcudur” (شكر المنعم على المنعم واجب). Bu teşekkür ise imandan kaynaklanan yararlı işler yapmakla gerçekleşir. Kuldan Allah’a yönelecek şükrana O’nun fazlasıyla karşılık vereceği muhakkaktır. Bu açıdan hâdî ismiyle, “az iyiliğe çok mükâfat veren” anlamındaki şekûr ismi arasında bir münasebet vardır. Ayrıca hâdî ile esmâ-i hüsnâdan latîf, velî, reşîd, ber ve fettâh isimleri arasında anlam yakınlığı bulunmaktadır (bu isimlerin mânaları için bk. DİA, XI, 414-415).

BİBLİYOGRAFYA
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “hdy” md.; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “hdy” md.; Lisânü’l-ʿArab, “hdy” md.; Kāmus Tercümesi, “hdy” md.; Wensinck, el-Muʿcem, “hdy” md.; M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “hdy” md.; Müslim, “Cumʿa”, 45-46; İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10; Tirmizî, “Daʿavât”, 82; Zeccâc, Tefsîru esmâʾillâhi’l-ḥüsnâ (nşr. Ahmed Yûsuf ed-Dekkāk), Dımaşk 1979, s. 64; Zeccâcî, İştiḳāḳu esmâʾillâh (nşr. Abdülhüseyin el-Mübârek), Beyrut 1986, s. 187-189; Ebû Süleyman el-Hattâbî, Şeʾnü’d-duʿâʾ (nşr. Ahmed Yûsuf ed-Dekkāk), Dımaşk 1984, s. 95-96; Halîmî, el-Minhâc, I, 207; İbn Fûrek, Mücerredü’l-Maḳālât, s. 46, 56; Abdülkāhir el-Bağdâdî, el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, Kayseri Râşid Efendi Ktp., nr. 497, vr. 238b-239b; Kuşeyrî, et-Taḥbîr fi’t-teẕkîr (nşr. İbrâhim Besyûnî), Kahire 1968, s. 91; Gazzâlî, el-Maḳṣadü’l-esnâ (Fazluh), s. 158, 174; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, el-Emedü’l-aḳṣâ, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 499, vr. 90a-b; İbnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-aʿyün, s. 625-630; Fahreddin er-Râzî, Levâmiʿu’l-beyyinât (Sa‘d), s. 349; Suad Yıldırım, Kur’an’da Ulûhiyyet, İstanbul 1987, s. 199-201.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 15. cildinde, 9 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.