HADIM HASAN PAŞA KÜLLİYESİ

Müellif:
HADIM HASAN PAŞA KÜLLİYESİ
Müellif: SEMAVİ EYİCE
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 16.01.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hadim-hasan-pasa-kulliyesi
SEMAVİ EYİCE, "HADIM HASAN PAŞA KÜLLİYESİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hadim-hasan-pasa-kulliyesi (16.01.2019).
Kopyalama metni
Cağaloğlu’nda Kâzım İsmail Gürkan (eski Hilâliahmer) caddesiyle Fenârî sokağı arasındaki yapı adasının ucunda bulunmaktadır. III. Mehmed döneminde 1006’da (1597-98) sadrazam olan Hadım Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hasan Paşa sadâretten azledildikten birkaç gün sonra idam edilerek külliyedeki sebilin içine veya arkasındaki bir hücreye gömülmüştür.

Mescid, medrese, çeşme ve sebilden ibaret külliye, 1004 (1595-96) yılında yapıldığına göre kurucusunun sadrazamlık mevkiine geçmeden önce herhalde dördüncü vezir olduğu yıllarda inşa edilmiş olmalıdır. Evliya Çelebi medresenin yapımıyla ilgili iki manzum tarihi kaydeder: “Sadr-ı bülendkadr Hasan ki zamânede / Oldur kemâl-i lutfile cûyâ-yi ehl-i fazl // Rûhî erince medrese itmâma zevk edip / Târîh söyledim ona me’vâ-yi ehl-i fazl, sene 1004”; “Âsaf-ı sâhib-kerem dâver-i âlîhimem / Mâlik-i seyf ü kalem sadr-ı mükerrem Hasen // Söyledi târîhini Rûhî-i sâhib-kelâm / Oldu bu âlî binâ bâis-i nâm-ı hasen, sene 1004”. Evliya Çelebi ayrıca medresenin fevkanî olduğunu ve altında dükkânlar bulunduğunu söyler.

Ayvansarâyî, dershanesi aynı zamanda mescid olduğundan Hasan Paşa Medresesi’ni de eserine almış ve kurucusunun mezarının sebilin içinde bulunduğunu kaydetmiştir.

Hadım Hasan Paşa Külliyesi, bu bölgede geniş ölçüde tahribat yapan 27 Zilhicce 1241 (2 Ağustos 1826) yangınında zarar görmüş olmalıdır ki II. Mahmud tarafından 1247 (1831-32) yılında tamir ettirilmiştir. Aynî’nin bu tamire ait tarih manzumesi medresenin girişi üzerine bir kitâbe halinde konulmuştur: “Yaptı bin beşte Hasan Paşa sebîl ü medrese / Suhte olmuş kalmamış nâm ü nişan vesselâm // Âlem-i şâhân Han Mahmûd-ı sâhib-ictihâd / Eyledi ta‘mîr onu ehl-i ulûm oldu benâm // Şuğlün olursa usûl-i fıkh ü tefsîr u hadîs / Ahsenü’l-a‘mâli ve’l-evkāti ve’l-fazli’t-tamâm // Ayniyâ târîh-i tâmmın söyledi her tâlibe / Medrese tecdîd olundu ilme sa‘y eyle müdâm, 1247”. Medrese girişinin solundaki çeşmenin kemeri üstüne de II. Mahmud’un tuğrası konulmuştur. Külliyenin kuruluşunu 1005 (1596-97) olarak gösteren bu kitâbenin aksine Evliya Çelebi’deki beyitler 1004 (1595-96) tarihini vermektedir. Nev‘îzâde Atâî de Ebûbekir Efendi’nin Muharrem 1004’te (Eylül 1595) 50 akçe ile Hasan Paşa Medresesi’ne müderris tayin edildiğini söyler (Zeyl-i Şekāik, s. 673).

Külliye, bu bölgede büyük tahribat yapan 1865 yangınında herhalde tekrar zarar görmüştür. Ayrıca yangından sonra şehrin buradaki bazı sokak ve caddelerini yeniden düzenleyen Islâhât-ı Turuk Komisyonu’nun tesbit ettiği plan uyarınca yapının bir kısmı istimlâk edilerek yıktırılmıştır.

Hasan Paşa Medresesi, 20 Ağustos 1330 (2 Eylül 1914) tarihli raporda belirtildiğine göre sekiz hücreye sahip olup bunun ikisi birer kişilik fevkanî, altısı ise ikişer kişilikti. O yıllarda bina “hey’et-i mecmûası harap, talebe iskân edilemez” durumdaydı. Alt kat avlusuna etraftan tecavüz edildiğinden burası epeyce daralmıştı. Raporda ayrıca, “Mükemmel tamir edilirse yeri iyi olduğundan a‘lâ medrese olur” denilmektedir. 19 Kânunuevvel 1334 (19 Aralık 1918) tarihli bir ek notta medresenin yangın felâketzedelerinin işgalinde olduğu belirtilmiştir. Şehrin merkezî bir yerinde bulunmasına rağmen Hasan Paşa Medresesi uzun yıllar ihmale uğrayarak daha da harap olmuş, sebili ve türbesi ortadan kalkmış, yeni yapılan binalar dış mimarisini görülmez duruma sokarken içerisi de çeşitli müdahalelerle bozulmuştur. Son yıllarda (1995) binanın ihya edilmesi yolunda girişimlerde bulunulmuş ve bunun için mükemmel rölöveleri hazırlanmışsa da şimdiye kadar çalışmaya başlanmamıştır.

Hasan Paşa’nın türbesinin içinin ne zaman boşaldığına dair bir bilgi olmadığı gibi yeri dahi tesbit edilememektedir. Ayrıca içindeki eşyanın da çok önce yağma edildiğini söylemek mümkündür. Nitekim Atina’daki Benaki Müzesi’nde 1844 ve 1845 envanter numarası ile kayıtlı, Hadım Hasan Paşa’ya ait tombak (altın kaplamalı bakır) iki miğfer bulunmaktadır (Museé Benaki guide, s. 77-78 [İng., s. 78]). Bu eserlerin ne zaman ve kimin tarafından Atina’ya götürüldüğü tam olarak bilinmiyorsa da İstanbul Arkeoloji Müzeleri memurlarından olup 1935’lerde devletin izniyle Benaki Müzesi’ni düzenlemeye giden ve bu arada birçok eşyayı götürdüğü söylenen Th. Makridis’ten şüphe edilebilir.

İki yol arasında “V” biçiminde bir yapı adasının ucunda yer alan Hasan Paşa Medresesi, XVI. yüzyılın belli başlı vakıf binalarının çoğu gibi muntazam işlenmiş kesme taştan yapılmıştır. Nâdir rastlanır bir özellik olarak da iki katlı bir yapı halindedir; hatta altında bir de bodrum vardır. Fakat o derecede tahribe ve değişikliğe uğramıştır ki gerçek mimarisi, ancak yapının iyice ayıklanıp eksik kısımlarının kalıntıları araştırıldıktan sonra anlaşılacaktır. Uçta olması gereken sebilin biçimi hakkında bilgi verebilecek hiçbir iz kalmamıştır. Sebilin arkasındaki türbeden de bir iz yoktur. Medresenin girişi yan sokağa açılmakta olup solunda sivri kemerli kitâbesiz çeşme bulunur.

Eserin mimari bakımdan tek incelemesini yapan Zeynep Ahunbay dershane-mescidle ilgili görüşlerini şöyle açıklar: “Merdivenle çıkılan üst katta bir duvarı kalmış olan dershane, üç kemeri korunabilmiş bir revak ve hücreler bulunmaktadır. Girişi güneybatı yönüne açılan dershane, bir kenarı yaklaşık 5,5 m olan kare planlı bir mekândır. Önünde iki kubbeyle örtülen bir giriş mekânı yer almaktadır. Cadde genişletilirken dershanenin kuzeydoğu yönünden yaklaşık 4,5 m yola terkedilmiştir. Giriş cephesinden geri kalanlardan anlaşıldığına göre, kapının iki yanında birer alt pencere, yukarıda 3 üst pencere yer alıyordu. Kuzeybatı ve güneydoğu cephelerinden geri kalan kısımlarda, ilk pencerelerin başlangıçları korunmuştur. Aynı zamanda mescit olarak kullanıldığı belirtilen dershanenin kıble hariç diğer cephelerinde 3 alt, 3 üst pencere düzeni olduğunu sanıyoruz. Dershanenin örtüsü hakkında kesin bir şey söylemek olası değilse de, duvar köşelerinde pandantif başlangıcı bulunmaması, kubbeye geçişin büyük bir olasılıkla tromplarla sağlandığına işaret etmektedir. Batı ve kuzeybatı cephelerinde mevcut hücreler de tromplu kubbelerle örtülüdür” (DBİst.A, III, 489-490).

Taş bir merdivenle inilen bodrum üç mekânla bir dehlizden ibarettir. Alt katta ise gerçekten ne işe yaradıkları anlaşılamayan çeşitli büyüklükte mekânlar ve bunları bağlayan koridorlar bulunur. Bu mekânlardan bir tanesinde bir kuyu bileziği görülür. Girişin arkasındaki dikdörtgen büyük mekândan bir dehlizle yukarı kata çıkışı minare basamakları gibi helezonlu bir merdiven sağlar. Üst katta ortada iç avluyu temsil eden dikdörtgen bir boşluk vardır. Bunun bir kenarında, başlıkları çok geç döneme ait iki sütunun desteklediği üç kubbeli bir revak görülür. Çok az sayıdaki medrese hücreleri, bacaları hâlâ duran ocaklı ve dolaplı, kubbeli mekânlar halindedir. Yandaki daha küçük kubbeli odaların ne işe yaradığı anlaşılamadığı gibi binanın önü kesildikten sonra yapılan yamuk mekânın da fonksiyonu bilinmez. Yapı iki yanına bitişik yeni binalarla sarılı olduğundan medrese hücrelerinin evvelce yanlarda devam edip etmediği anlaşılmamaktadır. Ayrıca mevcut hücreler bir medrese için yetersizdir.

Bu medresenin mimarının kim olduğu bilinmemektedir. Klasik şemadan uzaklaşarak çeşitli yeniliklerle bir yapı meydana getiren ustanın, bu yıllarda Hassa mimarı olan ve Mimar Sinan’ın sanat akımını sürdüren Dâvud Ağa olabileceği akla gelmektedir. XVII. yüzyılda Köprülü, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Amcazâde Hüseyin Paşa külliyeleri gibi benzerlerine rastlanan yapılardan olan Hadım Hasan Paşa Medresesi’nin restore edilerek Türk sanatına kazandırılması gereklidir.

BİBLİYOGRAFYA
Atâî, Zeyl-i Şekāik, s. 673; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, I, 316; Hadîkatü’l-vüzerâ, s. 48; Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 98; a.e.: Camilerimiz Ansiklopedisi: Hadîkatü’l-cevâmi‘ (haz. İhsan Erzi), İstanbul 1987, I, 137; Sicill-i Osmânî, II, 125; Museé Benaki guide, Atina 1936, s. 77-78; İzzet Kumbaracılar, İstanbul Sebilleri, İstanbul 1938, s. 11; Danişmend, Kronoloji, III, 186, 498; Baltacı, Osmanlı Medreseleri, s. 220-223; Yüksel Yoldaş Demircanlı, İstanbul Mimarisi İçin Kaynak Olarak Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, İstanbul 1989, s. 324; Affan Egemen, İstanbul’un Çeşme ve Sebilleri, İstanbul 1993, s. 352; Ömer Faruk Şerifoğlu, Su Güzeli, İstanbul Sebilleri, İstanbul 1995, s. 34; Mübahat S. Kütükoğlu, “1869’da Faal İstanbul Medreseleri”, TED, sy. 7-8 (1977), s. 324-325, nr. 53; a.mlf., “Dârü’l-Hilâfeti’l-‘Aliyye Medresesi ve Kuruluşu Arefesinde İstanbul Medreseleri”, İTED, VII (1978), s. 40; Zeynep Ahunbay, “Hadım Hasan Paşa Medresesi”, DBİst.A, III, 489-490 (Hadım Hasan Paşa Medresesi olarak verilen fotoğraf bu binaya ait değildir).
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 15. cildinde, 5-7 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.