HÂFIZ

الحافظ
HÂFIZ
Müellif: M. YAŞAR KANDEMİR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hafiz--hadis
M. YAŞAR KANDEMİR, "HÂFIZ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hafiz--hadis (22.11.2019).
Kopyalama metni
Hadisleri ezberleme âdeti Resûl-i Ekrem’in meclislerinde başlayıp daha sonra artarak devam etmekle beraber hadis öğrenimiyle meşgul olan on binlerce muhaddis arasında kendisine hâfız unvanı verilebilecek otorite sayısı fazla değildir. Megāzî müellifi ve muhaddis Ebû Ma‘şer es-Sindî ile hadis hâfızı Hüşeym b. Beşîr’in belirttikleri gibi hadis hâfızları nâdir yetişen şahsiyetlerdir (Hatîb el-Bağdâdî, II, 173). İbn Şihâb ez-Zührî’ye nisbet edilen, bir hâfızın kırk yılda bir yetiştiği sözü de bu gerçeği ifade etmektedir (İbn Ebû Hâtim, IX, 9). Hatîb el-Bağdâdî’nin hâfızda bulunmasını gerekli gördüğü şartlar, bu unvana sahip muhaddislere neden az sayıda rastlandığını ortaya koymaktadır. Buna göre hâfızın Hz. Peygamber’den gelen rivayetleri ve bu rivayetlerin senedleri arasındaki farkları iyi bilmesi; muhaddislerin sahih olduğunda ittifak ettikleri rivayetlerle râvilerinin durumunda ihtilâf ettikleri haberleri ezberlemesi; râviler hakkında kullanılan “hüccet, sika, makbul, vasat, lâ be’se bih, sadûk, sâlih, şeyh, leyyin, zayıf, metrûk, zâhibü’l-hadîs” gibi terimlerin arasındaki farktan haberdar olması; “an fülân, enne fülân” gibi değişik ifadelerle nakledilen rivayetleri birbirinden ayırıp râvilerinin sahâbî veya tâbiî olmasına göre hükmün değişeceğini bilmesi ve râvinin “kāle fülân, an fülân” diye rivayet ettiği haberlerin hocadan bizzat duyularak öğrenilmediğini ve özellikle bunun, rivayet kusurlarını saklayan (müdellis) bir râvi tarafından nakledilmesinin hiçbir değeri olmadığını anlaması; bütün bunlardan başka hadiste geçen bir kelimenin vehim eseri olabileceğini, ancak o hadisin diğer kelimelerinde kusur bulunmadığını bilmesi, metne karışıp âdeta onun bir parçası haline gelen “müdrec” lafızları ötekilerden ayırması gerekir (el-Câmiʿ, II, 173).

Hadis hâfızı Yûsuf b. Abdurrahman el-Mizzî ile İbn Hacer el-Askalânî hâfızda aranan şartları daha özlü şekilde belirtmişler, bir hâfızın hadis öğrenmek maksadıyla yaptığı seyahatlerle tanınması, kitaplardan değil bizzat muhaddislerin ağzından hadis öğrenmesi, râvilerin tabakalarını ve mertebelerini, cerh ve ta‘dîl durumlarını iyi bilmesi, hadisin sağlamını sakatından ayırması, bütün bu konularda bildiklerinin bilmediklerinden daha fazla olması, ayrıca çok miktarda hadisi ezberlemesi gerektiğini söylemişlerdir (bk. Sehâvî, I, 30-31). Belirttiği vasıflara sahip bir hâfız görüp görmediği Mizzî’ye sorulduğunda sadece hocası Abdülmü’min b. Halef ed-Dimyâtî’nin (ö. 705/1306) adını verebilmiştir. Hâfızın râviler konusundaki bilgisine gelince onun şeyhlerini (hocalarını), şeyhlerinin şeyhlerini ve her tabakada bildikleri bilmediklerinden fazla olmak şartıyla ilk râviye kadar senedlerdeki bütün râvileri bilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Buna göre hâfız unvanını alabilecek kimsenin, çok miktarda hadisi ezberlemesi yanında hadisin hem metni hem de senedi üzerinde fikir yürütüp tahliller yapabilen zeki, anlayışlı ve üstün yetenekli bir kişi olması gerekmektedir. Şeyhleri tâbiîn, şeyhlerinin şeyhleri sahâbî nesli olan tebeu’t-tâbiîn hâfızlarının bilmesi icap eden râvi sayısını binlerle ifade etmek mümkünse de daha sonraki yüzyıllarda yetişen hadis hâfızlarının bilmesi gereken râvi sayısı on binleri geçmekte ve hadis hâfızı olmanın gittikçe zorlaştığı görülmektedir.

Hadis hâfızı unvanını alacak kişinin ne kadar hadisi ezbere bilmesi gerektiği konusu ilk dönem âlimlerini fazla meşgul etmemiştir. Zehebî’nin Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ’ında, 1000’den daha az hadisi ezbere bildiği kaydedilen ilk devir muhaddislerinden Eyyûb es-Sahtiyânî (ö. 131/749), Yahyâ b. Saîd el-Ensârî ve Şu‘be b. Haccâc gibi âlimler “hâfız, imam, hüccet”, hatta “emîrü’l-mü’minîn fi’l-hadîs” unvanıyla anılmıştır. En tanınmış hadis hâfızlarının başında sayılan Ebû Hüreyre’nin ezberinde mükerrerleriyle birlikte 5374 hadis bulunduğu bilinmektedir. İbn Seyyidünnâs’ın, imlâ meclislerinde 20.000 hadis yazmayan kimsenin hadis âlimi kabul edilemeyeceğine dair bir görüşü değerlendirirken söylediği gibi, muhaddislerin lakaplarıyla ilgili olarak verilen rakamları bütün zamanlar için geçerli saymak yerine her devri kendi şartlarına göre değerlendirmek daha isabetli bir yoldur. Ebû Zür‘a er-Râzî’nin birlikte yaptıkları müzakerelerde tesbit ettiğine göre Ahmed b. Hanbel -sahâbe ve tâbiîn sözleri de dahil olmak üzere- mükerrerleriyle birlikte 700.000 (veya bir milyon) rivayeti ezbere biliyordu. Ebû Zür‘a er-Râzî’nin 200.000 tanesini hatasız okuduğu 600.000 rivayeti, Buhârî’nin 100.000’i sahih, 200.000’i zayıf olmak üzere 300.000 rivayeti hâfızasında tuttuğu, İshâk b. Râhûye’nin 70.000 hadisi talebelerine ezbere yazdırdığı, kitaplarında kayıtlı olan 100.000 hadisi de kendi ifadesine göre “gözünün önündeymiş gibi” bildiği kaydedilmektedir. Talebesi Ebû Dâvûd el-Haffâf’ın belirttiğine göre İshak b. Râhûye ezbere imlâ ettiği 11.000 hadisi öğrencilerine tekrar okumuş ve bu esnada bir tek harf hatası dahi yapmamıştır (Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XI, 373). Hâkim en-Nîsâbûrî, bir kimsenin hadis hâfızı unvanını alabilmesi için 500.000 hadisi ezbere bilmesi gerektiğini söylediği halde son devir âlimlerinden Muhammed Abdürraûf el-Münâvî ile Ali el-Kārî, metin ve senedleriyle birlikte 100.000 hadisi ezbere bilenlere hâfız denebileceğini ifade etmişlerdir.

Muhaddisler için kullanılan “hâfız, hâkim, emîrü’l-mü’minîn” gibi unvanları bir ta‘dîl ve tevsik ifadesi saymamak gerekir. Nitekim Zehebî’nin Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ adlı eserinde yer alan her hadis hâfızının güvenilir olmadığı görülmektedir. Onun nâdir yetişen hâfızlardan saydığı Süleyman b. Dâvûd el-Minkārî eş-Şâzekûnî ile “eş-şeyh, el-imâm, el-hâfızü’l-kebîr” ifadeleriyle tanıttığı Ebü’l-Abbas Muhammed b. Yûnus el-Küdeymî’yi “zayıf” ve “çok zayıf” olarak değerlendirmesi, “el-hâfızü’l-evhad” diye andığı Ebû Bişr Ahmed b. Muhammed el-Mus‘abî hakkında “yalancıdır, hadis uydurur” demesi (II, 488-489, 618-619; III, 803-804), her hâfızın aynı zamanda güvenilir bir râvi olmadığını ortaya koymaktadır.

Çeşitli devirlerde en güçlü hadis hâfızlarının kimler olduğunu tesbit etmek üzere tanınmış hâfızlara veya âlimlere sorular sorulduğu, onların da genellikle o yüzyılın en güçlü hâfızlarını üstün taraflarıyla belirttikleri görülmektedir. Nitekim böyle bir soruya muhatap olan Ebû Ubeyd Kāsım b. Sellâm, devrin ünlü hadis hâfızlarından Ebû Bekir b. Ebû Şeybe’nin hadis okutmakta, Ahmed b. Hanbel’in fıkıh bilgisinde, Yahyâ b. Maîn’in hadis toplamakta, Ali b. Medînî’nin de hadisleri bilmede daha üstün olduğunu söylemiştir (Sehâvî, I, 41).

Kaynaklarda, IX. (XV.) yüzyılın başlarından itibaren her devirde yetişen en güçlü hadis hâfızlarının, kendi zamanlarında daha güçlüsünü görmediklerini söyleyerek Asr-ı saâdet’e kadar şu hâfızların isimlerini zikrettikleri belirtilmektedir: Zeynüddin el-Irâkī (ö. 806/1404), Takıyyüddin es-Sübkî (ö. 756/1355), Alâî, Yûsuf b. Abdurrahman el-Mizzî, Takıyyüddin İbn Teymiyye, Abdülmü’min b. Halef ed-Dimyâtî, Takıyyüddin İbn Dakīkul‘îd, Münzirî (ö. 656/1258), Ebü’l-Hasan Ali b. Mufaddal, Cemmâîlî, Ebû Mûsâ el-Medînî (ö. 581/1185), Ebü’l-Kāsım İbn Asâkir, Kıvâmüssünne et-Teymî, İbnü’l-Kayserânî, Muhammed b. Fütûh el-Humeydî (ö. 488/1095), İbn Mâkûlâ, Hatîb el-Bağdâdî, Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hâkim en-Nîsâbûrî, Ebû Abdullah İbn Mende (ö. 395/1005), Dârekutnî, Ebû İshak İbrâhim b. Hamza el-İsfahânî, Ebû Ali en-Nîsâbûrî, İbnü’l-Ciâbî, İbn Ukde, Ahmed b. Yahyâ et-Tüsterî, İbn Huzeyme, Nesâî, Ebû Dâvûd es-Sicistânî, Ebû Zür‘a er-Râzî (ö. 264/878), Buhârî, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Râhûye, Ebû Bekir b. Ebû Şeybe, Yahyâ b. Maîn, Ali b. Medînî, Yahyâ b. Saîd el-Kattân, Vekî‘ b. Cerrâh (ö. 197/812), Mâlik b. Enes, Süfyân es-Sevrî, Eyyûb es-Sahtiyânî, İbn Şihâb ez-Zührî, Saîd b. Müseyyeb (ö. 94/713) ve Ebû Hüreyre. Zehebî, Ebû Hüreyre’den başlayarak kendi tabakasından İbn Seyyidünnâs’a (ö. 734/1334) kadar olan ve çoğu yukarıda zikredilmeyen bazı hâfızları yirmi dört tabakaya ayırarak adlarını vermiştir (Zehebî, el-Mûḳıẓa, s. 68-72). Müteahhir devirlerin en büyük hadis hâfızının İbn Hacer el-Askalânî olduğu kabul edilmekte, hâfız dendiğinde sadece İbn Hacer hatıra gelmekte, hâfızlık müessesesinin ise Muhammed b. Abdurrahman es-Sehâvî (ö. 902/1497) ve Süyûtî ile (ö. 911/1505) son bulduğu belirtilmektedir.

Muhaddisler, hadis hâfızının çok miktarda hadis ezberleyip râviler hakkında geniş bilgi sahibi olmasını ön planda tuttukları, fakihler ise hadis bilgisi yanında hadisin fıkhî yönünü anlamasını ve fıkhî metinleri iyi bilmesini gerekli gördükleri için bu iki grup âlim kimlerin hadis hâfızı olduğu hususunda farklı düşünmüştür. Fakihlerin anlayışına göre hadis hâfızı olan tanınmış âlimler arasında Ebû Ca‘fer et-Tahâvî, Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, Bâcî, Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, Kādî İyâz, Nevevî, Takıyyüddin İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye ve Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr yer almaktadır.

Hadis hâfızlarına dair yazılan eserlerin ilki, bilindiği kadarıyla Endülüslü muhaddis Ebü’l-Velîd İbnü’d-Debbâğ’ın (ö. 546/1151) Ṭabaḳātü’l-ḥuffâẓ min ehli’l-ḥadîs̱ adlı eseridir. İbn Şihâb ez-Zührî’den (ö. 124/742) Ebû Tâhir es-Silefî’ye (ö. 576/1180) kadar olan hâfızların yer aldığı kaydedilen eserin günümüze ulaşıp ulaşmadığı bilinmemektedir. Aynı yüzyılda Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Kibârü’l-ḥuffâẓ adlı alfabetik eserinde (Beyrut 1406/1986) yetmiş dokuz hâfızın kısa biyografisini kaydetmiştir. İbnü’l-Mufaddal’ın (ö. 611/1214) mahiyeti hakkında bilgi bulunmayan el-Erbaʿûn fî ṭabaḳāti’l-ḥuffâẓ adlı çalışması Zehebî’yi bu konuda bir eser yazmaya yöneltmiş (Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XXII, 67), böylece bu alanın en önemli eseri olan Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ meydana gelmiştir. Sahâbe neslinden Yûsuf b. Abdurrahman el-Mizzî’ye kadar (ö. 742/1341) 1176 hâfızı yirmi bir tabaka halinde bir araya getiren esere on kadar zeyil yazılmış, Süyûtî bu kitabı Ṭabaḳātü’l-ḥuffâẓ adıyla ihtisar etmiştir (nşr. Ali Muhammed Ömer, Kahire 1393/1973; nşr. Lecne mine’l-ulemâ, Beyrut 1403/1983). İbn Nâsırüddin (ö. 842/1438), kendi devrinden başlamak üzere tanınmış hadis hâfızlarını 1000 beyitte ele aldığı eserine Bedîʿatü’l-beyân ʿan mevti’l-aʿyân adını vermiş (Brockelmann, GAL, II, 92), daha sonra bu çalışmasını et-Tibyân li-Bedîʿati’l-beyân adıyla şerhetmiştir (Millet Ktp., Feyzullah Efendi, nr. 1422, müellif hattı; TSMK, Emanet Hazinesi, nr. 1234).

BİBLİYOGRAFYA
İbn Ebû Hâtim, el-Cerḥ ve’t-taʿdîl, IX, 9; Hatîb el-Bağdâdî, el-Câmiʿ li-aḫlâḳı’r-râvî ve âdâbi’s-sâmiʿ (nşr. Mahmûd et-Tahhân), Riyad 1403/1983, II, 168-175; İbnü’l-Cevzî, el-Ḥas̱ ʿalâ ḥıfẓı’l-ʿilm, Beyrut 1406/1986; İbn Kudâme el-Makdisî, ʿUlemâʾü’l-ḥadîs̱, I, 52-56; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XI, 373; XIII, 302; XXII, 67; a.mlf., Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, II, 488-489, 618-619; III, 803-804; a.mlf., Mîzânü’l-iʿtidâl, II, 205-206; a.mlf., el-Mûḳıẓa (nşr. Abdülfettâh Ebû Gudde), Beyrut 1405, s. 68-72; Sübkî, Ṭabaḳāt, X, 220-223; Sehâvî, el-Cevâhir ve’d-dürer (nşr. Hâmid Abdülmecîd – Tâhâ ez-Zeynî), Kahire 1406/1986, I, 28-45; Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî, I, 48-52; II, 399; Ahmed M. Şâkir, el-Bâʿis̱ü’l-ḥas̱îs̱, Kahire 1377/1958, s. 155-156; Brockelmann, GAL, II, 92; Abdülhay el-Kettânî, Fihrisü’l-fehâris, I, 323-324; II, 1022; a.mlf., et-Terâtîbü’l-idâriyye (Özel), III, 28-31, 37, 208-209; Abdülhâdî Ahmed el-Hüseysin, Meẓâhirü’n-nehḍati’l-ḥadîs̱iyye fî ʿahdi Yaʿkūb el-Manṣûri’l-Muvaḥḥidî, Tıtvân 1403/1983, I, 225-226; Subhî es-Sâlih, Hadîs İlimleri ve Hadîs Istılahları (trc. M. Yaşar Kandemir), Ankara 1986, s. 60-63; Sa‘dî el-Hâşimî, Ebû Zürʿa er-Râzî ve cühûdüh fi’s-sünneti’n-nebeviyye, Medine 1409/1989, I, 205-210; Abdülfettâh Ebû Gudde, Ümerâʾü’l-müʾminîn fi’l-ḥadîs̱, Halep 1411, s. 126-132; Sıddîk Beşîr Nasr, Ḍavâbiṭü’r-rivâye ʿinde’l-muḥaddis̱în, Trablus 1992, s. 129-134; Mahmûd Saîd Memdûh, Tezyînü’l-elfâẓ bi-tetmîmi ẕüyûli Teẕkireti’l-ḥuffâẓ, Beyrut 1413/1993, s. 5-32.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 15. cildinde, 78-80 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.