HARAR

Müellif:
HARAR
Müellif: AHMET KAVAS
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 14.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/harar
AHMET KAVAS, "HARAR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/harar (14.10.2019).
Kopyalama metni
Etiyopya’nın on iki eyaletinden en büyüğü ve etnik kökene dayalı dört özerk bölgesinden biri olan Harar’ın (Hararge) yüzölçümü 272.636 km2, nüfusu 7.000.000’dur (1996); başlıca şehirlerini Diredava, Harar, Jijiga ve Ginir teşkil eder. Cibuti’den Adisababa’ya giden demiryolu buradan geçer. Bölge kuzeye ve batıya doğru dağlıktır; güneydoğuda muz, mandalina, kayısı gibi meyveler, mısır, kahve ve boyacılıkta kullanılan vars ile uyuşturucu usâreli katın yetiştirildiği bereketli bir ova yer alır. 63.000 nüfuslu Harar şehri başkent Adisababa’nın 340 km. doğusunda, Çerçer dağlarının üzerinde ve deniz seviyesinden 1800 m. yükseklikte kurulmuştur.

Harar bölgesine İslâmiyet, X. yüzyılın sonlarına doğru Yemen’in Aden kıyılarından tüccar ve emîrlerin gelmesiyle yerleşti. Bölgedeki Sâmî ve Kûşî dilleri konuşan insanlar kısa zamanda Müslümanlığı benimsediler. XIII. yüzyıla ait Arapça kitâbelerden bu bölgede gelişmiş bir İslâm medeniyeti olduğu anlaşılmaktadır; burada kurulan ilk müslüman devlet Evfât Emirliği’dir (1285-1415). XIV. yüzyılın ikinci çeyreğine ait bir Habeş tarihinden, negus (necâşî) Amda Sion’un (Gabra Maskal, 1312-1344) 1332 yılında müslümanlara saldırarak Zeyla‘ ve Evfât topraklarının büyük bir kısmını ele geçirdiği öğrenilmektedir. Evfât Emirliği’nin yıkılmasından sonra bölgede kurulan ve Adel Emirliği adıyla da anılan Zeyla‘ Emirliği müslüman halkı devamlı surette cihada teşvik ediyordu. Ancak 1471’de Muhammed b. Bedlây’ın ardından tahta çıkan Emîr Osman ve onun ölümünden sonra yerine geçen Emîr Mahfûz’un sürdürdükleri yayılma hareketi Lebna Dengel (II. David, 1508-1540) tarafından durduruldu. Daha bu tarihlerde Zeyla‘ emîrleri, Osmanlı Devleti’nden Habeş melikine karşı askerî yardım almaya başlamışlardı. Harar’ın müstakil bir devlet olarak ortaya çıkması, Zeyla‘ Emirliği başşehrinin Zeyla‘dan Valasma hânedanı sultanı Ebû Bekir b. Muhammed b. Ezhereddin tarafından 926’da (1520) Harar’a taşınması ve Denkalî, Somali halklarının desteğini sağlamasından sonradır. Fakat kumandanlarından Ahmed el-Mücâhid Sultan Ebû Bekir’e karşı ayaklandı ve onu öldürüp devletin yönetimine el koydu. Habeş Meliki Lebna Dengel’e vergi vermeyi reddeden Ahmed el-Mücâhid hıristiyanlara karşı cihad başlattı ve kendisini Habeş hâkimi olarak tanıyan Osmanlı Devleti’nin de yardımıyla Habeşistan’ın büyük bir kısmını ele geçirdi; ancak yaptığı son savaşta şehid düştü (1543). Onun ölümüyle İslâm’ın Habeşistan’daki ilerleyişi büyük bir darbe yemiştir.

Emîr Mahfûz’un kızı olan Ahmed el-Mücâhid’in dul eşi Bati Del Vanbara, onun yeğeni Nûr b. Vezîr el-Mücâhid’i büyük imam olarak tanıdı ve onunla evlendi. Sâhibü’l-Feth es-Sânî unvanını alan Nûr kısa zamanda orduyu tekrar toparladı ve muhtemelen Türk elemanlardan da faydalanarak devleti yeniden teşkilâtlandırdı; bu arada Harar’ın yıkılan surlarını tamir ettirdi. Ancak verdiği ilk savaş yenilgiyle sona erdiği gibi Harar da 1550’de Habeş melikinin baskınına uğradı. 1554’te yeniden başlattığı cihad neticesinde kaybettiği yerleri geri aldı; 1559’da Fatagar’a saldırarak Melik Galawdeos’un (Claudius) ölümüyle sonuçlanan büyük bir zafer elde etti. Emîr Nûr, Habeşistan genelinde on iki yıl süren cihadını tamamlayıp başşehri Harar’a döndüğünde iç karışıklıklar ve Oromolar’ın (Gallalar) yağmalarıyla şehrin düzeni tamamen bozulmuştu. 1567’de yeniden başlayan Oromo akınlarını engellemek için bir yıl sonra tekrar sefere çıktı. Harar’a geri geldiğinde bu defa tifüs salgınının müslümanları kırdığını gördü ve kendisi de bu hastalığa yakalanarak öldü. Harar Emirliği’nin bu ikinci büyük imamı âdil ve çeşitli meziyetlere sahip bir insandı; kabri halen ziyaret edilen yerler arasındadır. Onun ölümünden sonra Oromolar’ın Harar’a yaptığı baskınlar neticesinde emirlik zayıflarken uzun süredir devam eden müslüman-hıristiyan mücadelesinde de bir duraklama dönemi başladı.

Emîr Nûr’dan sonra yerine Oromolar’la anlaşan eski âzatlısı Osman, Vezir Abbas’ın oğlu Talha (1569) ve Muhammed b. Nâsır Harar emîri oldular. Emîr Muhammed zamanında Habeş Meliki Sartsa Dengel bir taraftan, 12 Nisan 1557’de Kızıldeniz sahilindeki Masavva‘ı alarak yaklaşık dört asır sürecek bir hâkimiyet alanı oluşturup Habeş meliklerinin Avrupalılar’dan silâh ve insan yardımı temin etmelerini, özellikle de Ortodoks, Katolik ve Cizvit papazlarının burada yerli halk arasında Hıristiyanlığı yaymalarını engelleyen kuzeydeki Osmanlılar’la, bir taraftan da kendi muhalifleriyle uğraşıyordu. Bu fırsatı değerlendirmek isteyen Emîr Muhammed hıristiyanlara karşı cihad ilân etti; fakat 1577’de Webi nehri kıyılarında yaptığı savaşta yenildi ve kendisiyle birlikte Harar Emirliği’nin bütün ileri gelenleri öldürüldü.

Muhammed b. Nâsır’ın yerine geçen Ahmed b. İsmâil, diğer emîrlerin aksine hem Yemen’de Sünnî Osmanlılar’dan rahatsız olan Zeydî imamla, hem de kuzeydeki Habeş Beylerbeyiliği’ne karşı mücadeleye teşvik ettiği hıristiyan Habeş melikiyle iş birliği yaptı. Ancak Emîr Ahmed ve Habeş kralı Türkler’e karşı başlattıkları saldırılarda yenildiler. Bundan sonra kimin Harar emîri olduğu bilinmediği gibi devletin merkezinin Harar’dan Denkalî çölündeki Aussa’ya taşınmasıyla burası sadece bir şehir devletine dönüştü. 1647’de Ali b. Dâvûd Aussa imamı olunca Oromolar’ın idaresindeki toprakların ortasında yer alan Harar tekrar bağımsız bir emirlik haline geldi ve 1887 yılında Habeşler tarafından işgal edilinceye kadar varlığını sürdürdü. Bu süre zarfında, eski düzeyde askerî ve siyasî gücü kalmayan Harar Emirliği silâhlı mücadele yerine İslâm’ı çevredeki etnik gruplara tebliğ yoluyla yaymayı tercih etti. Özellikle Oromolar’ın çoğunluğu müslüman olunca İslâm dini XVII ve XVIII. yüzyıllarda bölgede daha fazla yayılma imkânı buldu.

Emîr Muhammed Abdüşşekûr, Oromolar’ın desteğiyle 1856’da Harar’ı Nûr hânedanının son temsilcisi olan Ahmed b. Ebû Bekir’den aldığında devlet sadece şehir merkeziyle çevresinden ibaretti. Muhammed Abdüşşekûr çabalarıyla Harar’ı tekrar ticarî canlılığına kavuştururken bastırdığı paraların dolaşımından da yeni gelirler elde etti. Ancak bir süre sonra aşırı derecede servete düşkünlüğü yüzünden tebaasının bağlılığını kaybetmeye başladı ve 1875 yılında Mısır Hidivi İsmâil Paşa’ya ait ordunun Osmanlılar’ın güney siyasetinin yeni mümessili olarak Habeşistan’a ilerlediği günlerde Harar şehri halk tarafından Muhammed Raûf Paşa’ya teslim edildi (11 Ekim); emîr, birkaç gün sonra Mısırlı bir asker tarafından namaz kılarken öldürüldü. Harar’da on yıl kalan Mısırlılar, buranın gelirinin giderini karşılamaması ve denize uzaklığı gibi sebeplerle, 20 Mayıs 1885 tarihinde Emîr Muhammed’in oğlu Abdullah Ali Abdüşşekûr’ü Harar emîri tayin edip ellerindeki silâhları ve bazı görevlileri ona devrederek geri çekildiler. Emîr Abdullah Harar’ı dış dünyadan tecrit etti ve Mısırlılar’ın başlattığı ıslah faaliyetlerini durdurdu. Babası gibi o da gümüş para bastırdı ve dışarıdan girişleri sınırlandırdı. Bu arada henüz müslüman olmayan bazı Oromolar’ı müslümanlaştırdı ve kendisine rakip gördüğü bazı Oromo gruplarıyla da savaştı. O sırada Cildessa’da bulunan İtalyan birliğine yapılan saldırıda bazı askerlerin öldürülmesi ve Habeşistan’ın merkezi olan Şava’daki (Adisababa) İtalyan danışmanın meliki Harar’ı işgal etmesi hususunda kışkırtması sonucunda Habeş ordusu 20.000 askerle şehrin üzerine yürüdü (Kasım 1886). Cihad ilân eden Emîr Abdullah 5000 kişiyle 7 Ocak 1887 günü Habeşler’i Şeleneko’da karşıladı; ancak yenileceğini anlayınca güney Harar’da bulunan Ogaden bölgesine kaçtı. Böylece Harar’ı ele geçiren Habeşler Abdullah’ı sığındığı Ogaden’in Gire şehrinden alarak birkaç yıllığına Adisababa’nın kuzeydoğusundaki Ankober’e sürgüne gönderdiler. Daha sonra Harar’a dönmesine müsaade edilen Abdullah’a maaş bağlandı ve 1930 yılında vefatına kadar kendini dinî hayata verdi.

1911’de Osmanlı Devleti ile Habeşistan arasındaki dâimî siyasî ilişkiler kurulduktan sonra Harar’da Osmanlı maslahatgüzarlığı açıldı. Maslahatgüzar Necib Hâc Efendi’nin ilk işi Habeşistan’daki Osmanlı tebaasını tesbite başlamak oldu. Burada bulunan tebaanın çoğunun iç karışıklıklar sebebiyle Yemen’den geldiği anlaşıldı. Osmanlı uyruklular kayıt altına alınarak İngilizler’in bunlar üzerindeki hak iddiaları ortadan kaldırıldı. Yine Harar maslahatgüzarlığı sadece Habeşistan’ın değil aynı zamanda Yemen, Aden ve Hadramut’un meseleleriyle de ilgilendi. Fakat bu kadar önemli konuların Harar’dan takibinin zorluğu göz önünde tutularak Necib Hâc Efendi’nin yerine tayin edilen Ahmed Mazhar Bey’le birlikte temsilcilik Adisababa’ya nakledildi (1913). Osmanlı tebaasının hukukunu korurken Habeşistan müslümanlarıyla da ilgilenen Mazhar Bey özellikle genç veliaht Lidj Yassou ile yakın dostluk kurdu ve onun İslâmiyet’i benimsemesinde etkili oldu. Lidj Yassou sık sık ve uzun sürelerle Harar’da kalmaya başladı; hıristiyan eşini boşayarak müslüman bir hanımla evlendi ve Harar’a yeni camiler inşa ettirdi. Mazhar Bey, Harar’da kaldığı sırada Harar ve Cibuti müslümanlarını Osmanlı donanmasına yardım kampanyasına teşvik etmiş ve toplanan paralar Donanma Cemiyeti’ne ulaştırılmıştır.

1936-1941 yıllarını İtalyan, 1941-1948 yıllarını İngiliz işgali altında geçiren Harar, 1977’de, bağımsızlığını 1960 yılında kazanan Somali Devleti tarafından ilhak edildi. Ancak Somali’nin din, dil ve soy bakımından aynı değerleri paylaştığı için üzerinde hak iddia ettiği Ogaden bölgesinin de içinde bulunduğu Harar’ın bu beraberliği uzun sürmedi ve ertesi yıl Sovyetler Birliği ile Küba’nın yardımlarıyla Etiyopya Devleti bölgeyi geri aldı. XX. yüzyılın başlarından itibaren Harar eyaleti içinde yer alan ve nüfusu Somali etnik grubundan oluşan Ogaden’e 1991’de özerk bölge statüsü verildi. Bu tarihten itibaren Etiyopya Devleti’nin baskısı altında kalan Ogaden müslümanları bu devlete karşı bağımsızlık mücadelelerini sürdürmektedirler.

Hararî dili Sâmî diller grubundan olup resmî dil Amharaca’ya yakındır; Arapça’nın büyük etkisi altında kalmıştır ve Arap alfabesiyle yazılır. Fakat Harar’ın Etiyopya’nın idaresi altına girmesinden sonra Amharaca etkisinin arttığı görülür. Hararî literatürü ise bazı şarkılar ve klasik İslâm hukuku ile sınırlıdır. Hararlılar, sos-yoekonomik alanlarda iş birliği yaptıkları Oromolar ve Somalililer’le uyum içerisinde yaşamaktadırlar. Geleneklerine aşırı derecede bağlı kalarak kendi kültürlerini korumuşlardır. Irkî yargıları din bağından önde gelir. Hararlı olmayanlarla evlenmedikleri için kültürel değişime uğramamışlardır. Harar toplumunun çekirdeğini, aileden sonra “afocha” denilen ve bir akrabalık-dostluk karışımı olan komşuluk ve yardımlaşma örgütleri teşkil eder. Bu aile birlikleri, düğün ve cenaze merasimlerini beraber yapmak ve masrafları ortaklaşa karşılamak üzere kurulmuştur. Yalnız evlilerin katılabildiği ve erkek kadın ayırımının uygulandığı afochaların üye sayısı elli-yetmiş beş kişi arasında değişir. 1975’te Harar şehrinde yirmi dört erkek, on dört kadın afochası bulunuyordu.

Hararlılar Şâfiî mezhebine mensuptur; Doğu Afrika’da en güçlü tarikat olan Kādiriyye özellikle Harar’da etkilidir. Şehir, İslâm’ın buradaki ilk yıllarından beri Doğu Afrika’nın en önemli tebliğ ve İslâmî öğretim merkezi olarak ün yapmıştır. Bu sebeple Arabistan ve Mısır’la münasebet içindedir ve bugün de komşu bölgelerde İslâm’ın yayılmasına yardım etmektedir. Genellikle her afochanın bir mescidi bulunmakla birlikte iki minareli camiler topluluğun dinî merkezlerini teşkil eder. Bunların en büyükleri, Harar’ın mânevî hâmisi Şeyh Abâdir’in adını taşıyan cami ile Ömerüddin Camii’dir. İkisi sonradan eklenmiş yedi kapılı bir surla çevrili olan tarihî şehirde Hararlılar’ın “awach” (ermiş) dedikleri müslüman evliyalara ait türbelerin bolluğu dikkat çeker ve bu sebeple burası evliya şehri diye bilinir. Sayısı surların içinde ve dışında 150’yi geçen bu türbelerin en önemlisi XV. yüzyılın başlarında Hadramut’tan Somali’ye, oradan da Harar’a gelip yerleşerek İslâm’ı yaymaya çalışan Şeyh İbrâhim Ebû Zarbay’ın (ö. 1430) türbesidir.

Şehir bugün dışarıdan bakıldığında beyaz binalarıyla çevresinden ayrılır ve güzel bir görüntü verir. XIX. yüzyılda buraya gelen ilk Batılı seyyah Sir Richard Francis Burton ve diğer seyyahlar ise binaların kırmızı olduğunu söylemektedirler. Bağımsız bir emirlik olarak kendi parasını basan ve Doğu Afrika’nın en önemli İslâm kültür merkezlerinden birini teşkil eden Harar’da tüccarlar hac farîzası için Mekke’ye, alışveriş yapmak için de Mısır’dan Hindistan’a kadar çok geniş bir coğrafyaya seyahat ediyorlardı. Harar müslümanları diğer müslüman Afrika toplumlarından farklı biçimde tek evliliğe önem vermekte ve burada boşanma son derece az olmaktadır. Günümüzde Harar tarihî yapısı ve kendine özgü güzellikleriyle modern Etiyopya’nın en önemli turizm merkezleri arasında yer alır. Personelinin çoğunu Hintli subayların oluşturduğu bir askerî akademiyle çeşitli tarım kolejlerinin ve ülkenin en büyük dört hava limanından birinin bulunduğu şehirde nüfusun üçte birini Hararîler, gerisini Oromolar ve Somalililer’le hıristiyan Habeşler ve Avrupalılar teşkil eder.

BİBLİYOGRAFYA
BA, İrade-Hariciye, 15 Rebîülevvel 1330, nr. 15; 2 Cemâziyelevvel 1332, nr. 2; BA, YEE, 39/2130, 129/118; J. S.Trimingham, Islam in Ethiopia, London 1952, s. 91-92, 95-97, 120-121, 205-206, 225, 226-227, 279-280; a.mlf., “Aḥmad Grāñ”, EI2 (İng.), I, 286-287; a.mlf., “Ḥabash, Ḥabasha”, a.e., III, 5-6; J. P. Froelich, Les musulmans d’Afrique noire, Paris 1962; Fethî Gays, el-İslâm ve’l-Ḥabeşe ʿabre’t-târîḫ, Kahire, ts. (Mektebetü’n-nehdati’l-Mısriyye), tür.yer.; E. Ullendorff, The Ethiopians, New York 1973, tür.yer.; a.mlf., “Harar”, EI2 (İng.), III, 176; Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun Güney Siyaseti: Habeş Eyaleti, İstanbul 1974, s. 20, 23-24, 44, 53, 60, 69-72, 78, 137, 150, 153, 155, 166, 169, 170-176; S. Rubenson, The Survival of Ethiopian Independence, London 1976, tür.yer.; An Atlas of African History (ed. J. D. Fage – M. Verity), London 1978, s. 68; G. Nicolas, Dynamique de l’Islam au sud du Sahara, Paris 1981, s. 221; J. Cuoq, L’Islam en Ethiophie des origines au XVIe siècle, Paris 1981; M. Abdullah en-Nakīre, İntişârü’l-İslâm fî Şarḳī İfrîḳıyye ve münâheḍatü’l-Ġarbi leh, Riyad 1402/1982, s. 226-237; Hasan İbrâhim, İntişârü’l-İslâm fi’l-ḳārreti’l-Afrîḳıye, Kahire 1984, s. 238-239; Mahmûd Şâkir, Eritriyâ ve’l-Ḥabeşe, Beyrut 1408/1988, s. 26-37, 46-47, 70, 113-114; M. R. Lipschutz - R. K. Rasmussen, Ahmad Ibn Ibrahim al-Ghazi, London 1989, s. 9; R. V. Weeks, Müslüman Halklar Ansiklopedisi (trc. Deniz Diker v.dğr.), İstanbul 1990-91, I, 391-397; Ivan Hrbek, “Etapes du développement de l’Islam et de sa diffusion en Afrique”, Histoire générale de l’Afrique, Paris 1990, III, 110-111, 623; M. B. Akpan, “Le libéria et l’Ethiopie, 1880-1914: la survie de deuxetats africains”, a.e., VII, 292-293; Bahru Zewde, A History of Modern Ethiopia 1855-1974, Addis Ababa 1991, s. 19-20, 63-64, 163-165; Atlas historique de l’Afrique, Paris 1992, s. 71, 92-93, 110-111, 123, 132-133, 139; A. A., “Habeşistan Mektupları: Habeşistan-Harar”, SR, XII/299 (1330), s. 240-242; XII/301 (1330), s. 274; Georges Perrot, “L’Islamisme chez les Gallas dans la province du Harrar”, Renseignements coloniaux: l’Afrique française, XXIII, Paris 1913, s. 121-124; “Habeşistan’da Mühim Hadiseler”, SR, XIV/361 (1334), s. 206-208; “Habeşistan Ahvâli: Seyyâh-ı Şehîr Şeyh Tevfik Efendi Hazretleriyle Mülâkat”, a.e., XXI/530-531 (1339), s. 78-80; Mehmed Reşad, “Habeşistan Mektupları: Adisababa’da Kurban Bayramı ve Müslüman Meserretleri”, a.e., XXII/567-568 (1339), s. 171-172; Yeni Şafak, İstanbul 26.08.1996, s. 16; E. Littmann, “Adal”, EI2 (İng.), I, 176; a.mlf., “Harar”, İA, V/1, s. 225-226; I. Guidi, “Habeşistan”, a.e., V/1, s. 7-8; A. Grohmann, “Zeylâ”, a.e., XIII, 552; Richard Pankhurst, “Ethiopia-A Historical Introduction”, The Encyclopaedia Africana Dictionary of African Biography, Ethiopia-Ghana 1977, V/1, s. 24, 26; J. S. Trimingham, “Ahmad b. Ibrahim”, a.e., I, 46-47; a.mlf., “Del Wanbara”, a.e., I, 62; Keith Irvine - Robert L. Hess, “Galawdéwas”, a.e., I, 72; Sergew Hable Selassie, “Haile Selassie I”, a.e., I, 78-83; Stanislaw Chojnacki, “Muhammad Abd Es-Shakur”, a.e., I, 114; a.mlf., “Abdullah Ali Abd Es-Shakur”, a.e., I, 43; Harvel Sebastian, “Nur Ibn Mujahid”, a.e., I, 118; The Illustrated Encyclopedia of Mankind, London 1978, VI, 792-795; A. Rouaud, “Dgaden”, EI2 (Fr.), VIII, 164; Yusuf Halaçoğlu, “Ahmed el-Mücâhid”, DİA, II, 109; Mehmet Aykaç, “Cimmâ”, a.e., VIII, 3; a.mlf., “Evfât”, a.e., XI, 517-518; Davut Dursun - Levent Öztürk, “Etiyopya”, a.e., XI, 489-490, 493-494.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 16. cildinde, 107-109 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.