HARRE SAVAŞI

وقعة الحرّة
HARRE SAVAŞI
Müellif: MUSTAFA SABRİ KÜÇÜKAŞCI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 08.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/harre-savasi
MUSTAFA SABRİ KÜÇÜKAŞCI, "HARRE SAVAŞI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/harre-savasi (08.12.2019).
Kopyalama metni
I. Yezîd döneminde (680-683) valilerin sık sık değiştirilmesi Medineliler’in Emevî hilâfetine karşı muhalefetini arttırmıştı. Genç ve yeteneksiz Osman b. Muhammed vali tayin edilince (62/681) merkezî hükümetle Medine arasındaki soğukluğu gidermek maksadıyla eşraftan bir heyet Dımaşk’a gönderildi. Yezîd bu heyete ikramda bulunarak bol miktarda bahşiş ve hediye verdi. Ancak gösterilen özene ve değerli hediyelere rağmen heyetin Yezîd’in zevkusafaya düştüğüne dair getirdiği haberler dindar insanları rahatsız etti. Öte yandan Hz. Hüseyin’in şehâdetinden sonra Abdullah b. Zübeyr’in Mekke’de muhalefetin lideri haline gelmesi, Hicaz’da Emevî iktidarına karşı ciddi bir tehdit oluşturuyordu. Medine’de başlayan muhalefetin ise dinî yönü yanında ekonomik boyutu da vardı ve bu boyut Yezîd’in babası Muâviye dönemine kadar uzanıyordu. Medineliler valiye gidip, “Muâviye atıyye konusunda başkalarını bize tercih etti, bir dirhem bile artış yapmadı” diyerek hoşnutsuzluklarının sebebini açıklamışlardı. Nitekim Emevî hilâfetiyle birlikte başta Muâviye olmak üzere iktidar ailesine mensup kimselerin şehirde sahip oldukları mal miktarı Medineliler’i rahatsız edecek kadar çoğalmıştı. Bu siyasetin neticesinde üretim azalmış, fiyatlar artmış, insanlar geçimlerini sağlamakta zorluk çekmişler, haklarını alamamışlar ve ellerindeki malları iktidar ailesi mensuplarına satmak zorunda kalmışlardı. Bunun yanında savâfî (sahipsiz arazi) âmili İbn Mînâ’nın toprak gelirlerini toplamak için gittiği Belhâris b. Hazrec kabilesi mensupları Kureyş ve ensarla birlik olarak ödeme yapmayı reddetmişler, vali de bunu zor kullanarak tahsil etmek istemiş, fakat bir sonuç alamamıştı.

Medine’de olup bitenleri haber alan Yezîd b. Muâviye, şehir halkını tehdit eden bir mektup yazarak valiye bunun mescidde okunmasını emretti. Ancak mektup halkın öfkesini daha da arttırdı. Tehditle bir sonuç alamayacağını anlayan Yezîd muhalefet hareketini uzlaşma ile kırmayı denedi ve Emevî iktidarında görev almış tek ensârî olan Nu‘mân b. Beşîr’i aracı gönderdi. Ancak Nu‘mân’ın teklifleri kabul görmedi ve Medineliler muhalefetlerini bir adım daha ileri götürerek valiyi ve gıyabında Yezîd’i görevden uzaklaştırıp ensardan Abdullah b. Hanzale el-Gasîl’e biat ettiler. Fakat bu seçim ensara üstünlük kazandırması sebebiyle rahatsızlık meydana getirdi ve bu rahatsızlık ancak Kureyş ile mevâlîsinin başına Abdullah b. Mutî‘in, muhacirlerin başına da Ma‘kıl b. Sinân’ın getirilmesiyle giderildi; böylece Abdullah b. Hanzale yerinde kaldı. Hareket her ne kadar ensârî bir karakter taşıyorsa da Kureyş mensupları ve muhacirler buna herhangi bir zorlama olmadan katıldılar. Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn ve Muhammed b. Hanefiyye gibi ileri gelen Hâşimîler ile Abdullah b. Ömer çekimser kalmışlardı. Genel olarak Hâşimîler’in Kerbelâ’dan sonra güçsüz düştükleri için bu savaşa katılmadıkları kaydedilirse de aralarından bazıları iştirak etmiş ve hayatlarını da kaybetmişlerdi. Abdullah b. Ömer ise verdiği biatı bozamayacağını ileri sürerek hadisenin dışında kalmıştı. Nitekim İbn Kesîr, Medineliler’in biatlarını bozmalarını fitneye sebep olduğu için tasvip etmez. Ona göre Yezîd fâsıktı fakat zındık değildi ve bundan dolayı hal‘i gerekmiyordu (el-Bidâye, VIII, 235). Mevcut biatı bozma esnasında mescidde bulunanların Dımaşk’a bağlılıklarını kopardıklarının alâmeti olarak üzerlerinde bulunan sarık, ayakkabı gibi şeyleri çıkarıp mescidin ortasına yığdıkları rivayet edilir. Mescidde varılan bu karardan sonra Medineliler’in davranışları şehirdeki Emevîler’e ve taraftarlarına karşı mütecaviz bir hale dönüştü ve Emevîler’le müttefiklerinin oluşturduğu yaklaşık 1000 kişilik bir grup Mervân b. Hakem’in evinde gözetim altına alındı. Medineliler’in bu hareketini öğrenen Abdullah b. Zübeyr mektup yazarak onları kendisine biata çağırdı, fakat olumlu bir cevap alamadı; bununla birlikte isyanlarını desteklemeye devam etti. Ancak Medineliler’in ayaklanması ile İbnü’z-Zübeyr’in hareketi arasında bir bağlantı mevcut değildir; ortak tarafları, sadece her iki hareketin de hilâfeti verasetten şûra esasına döndürmek istemeleridir.

Yezîd durumu haber alınca Hicaz’a bir ordu göndermeye karar verdi; gerçek hedef Abdullah b. Zübeyr olacak, fakat önce Medine’deki ateş söndürülecekti. Bu arada kumandan bulmak mesele oldu. Önce teklif götürülen Ubeydullah b. Ziyâd Kerbelâ’dan sonra böyle bir hadiseye girmeyi kabul etmedi; arkasından da eski Medine valilerinden Amr b. Saîd el-Eşdak, Kureyş’in kanının dökülmesine yol açacak bir hadiseye katılmasının bu kabileye yakınlığı dolayısıyla uygun olmayacağını ileri sürerek teklifi reddetti. Bunun üzerine Gatafân kabilesinden Emevîler’e aşırı derecede bağlılığıyla tanınan Müslim b. Ukbe hastalığını bahane ederek isteksiz davranmasına rağmen ordunun başına getirildi. Müslim’in seçilmesinde Muâviye’nin oğluna yaptığı, “Hicaz’a bir ordu göndermek zorunda kalırsan Müslim’i gönder” şeklindeki vasiyetin rol oynadığı ileri sürülmektedir. Kumandan seçiminin arkasından tellâllar çıkarılarak asker toplamaya başlandı ve bu orduya katılacak askerlere normal atıyyelerinden başka peşin olarak 100 dinar meûnet ödeneceği ilân edildi. Toplanan askerlerin sayısı hakkında birbirini tutmayan rakamlar (5000’den 29.000’e kadar) mevcuttur. Ya‘kūbî, bunları bölgelerine ve yolda katılmalarına göre tasnif ederek 5000 rakamını verir. İbn Kuteybe ordunun seçkin süvarilerden oluştuğunu, yirmi yaşından küçük ve elli yaşından büyük olanların alınmadığını kaydeder. Tartışılan bir konu da orduya katılanların dinî durumudur. Öncü kuvvetleri arasında ve Müslim’in çevresinde 500 Rum askerinin bulunduğu ve bunların ellerinde, üzerinde azizlerin resmi olan bayraklar taşıdıkları rivayet edilmekteyse de bunu destekleyecek bir habere, hadiseye geniş yer veren Halîfe b. Hayyât, Ebü’l-Arab ve Semhûdî’de rastlanmamaktadır (Taberî, III, 355; Belyaev, s. 166; Cemîl Abdullah el-Mısrî, s. 495-497). Bu arada Dımaşk’ta bulunan Abdullah b. Ca‘fer, Medineliler’e yazdığı bir mektupta toplanan orduya karşı koyamayacakları için herhangi bir saldırıda bulunmamalarını tavsiye etmiş, fakat, “Yezîd’in ordusu Medine’ye barış yoluyla giremez” cevabını almıştı.

Üzerlerine ordunun geldiğini haber alan Medineliler, tedbir olarak Mervân’ın evinde gözetim altında bulunan kişileri şehirden uzaklaştırdılar. Muhammed b. Ebû Cehm, bunları şehirden çıkarmak yerine bazılarını öldürmeyi teklif etmiş, ancak bu teklif benimsenmemiş, onlardan yalnızca, üzerlerine gelen orduya savunma tedbirleri hakkında herhangi bir bilgi sızdırmayacaklarına dair yemin alınmıştı. Dımaşk’a doğru yola çıkan grup Emevîler’le Vâdilkurâ’da karşılaştı ve bir kısmı yoluna devam ederken aralarında Abdülmelik b. Mervân’ın da bulunduğu diğer kısım orduya katıldı. Kumandan Müslim, Abdülmelik’in tavsiyesi uyarınca şehre doğudan girdi ve Harretüvâkım’da karargâh kurdu; Abdülmelik, savaş boyunca da Müslim’e Medine hakkında stratejik bilgiler vererek yardımda bulundu. Şehirde kalarak savunma yapmayı tercih eden Medineliler, Hendek Gazvesi’nde açılan hendekleri derinleştirip gereken yerlere yenilerini ekleyerek ve çevrelerine iyi atış yapan okçular yerleştirerek şehrin etrafını emniyete aldılar. Dört ana hendeğin başına Kureyş, ensar, muhacir ve mevâlîyi temsilen birer kumandan tayin edilmişti. Medine ordusunun sayısı hakkında farklı rivayetler bulunmakta (2000’den 10.000’e kadar) ve kalabalık olduğunu söyleyen Taberî, Emevî birliklerinin hendeklerin çevresinde savaşmaya hazır askerleri gördüklerinde savaşmaktan vazgeçmek istediklerini, Müslim’in buna engel olduğunu kaydetmektedir.

Müslim b. Ukbe, Medineliler’e Yezîd’in tavsiyesi uyarınca üç gün mühlet verdi ve ekonomik sıkıntılarını giderecek bazı tekliflerde bulunduysa da olumlu cevap alamadı ve savaşı başlattı. Emevî kuvvetleri şehri dört bir taraftan kuşatma altına almalarına rağmen içeri giremedikleri için başlangıçta savaş Medineliler’in lehine gelişmişti. Fakat Mervân b. Hakem’in Benî Hârise’nin savunduğu bölgeye giderek onlarla anlaşması sonucunda aleyhlerine döndü ve buradan şehre giren Müslim’in askerleri kısa sürede her tarafı ele geçirdi (27 Zilhicce 63/27 Ağustos 683). Müdafilerin başında bulunan Abdullah b. Hanzale ve sekiz oğlu öldürüldü; Kureyş’in lideri olan Abdullah b. Mutî‘ ise kaçmayı başararak Abdullah b. Zübeyr’in yanına sığındı. Kuşatma sırasında Medine’nin önündeki hendeğe düşüp ölenlerin sayısının çarpışmalarda ölenlerden fazla olduğu rivayet edilir. Vâkıdî, şehir içinde ve evlerin önünde münferit bazı çatışmaların bir süre daha devam ettiğini kaydeder. Medine halkının bu güçlü ve düzenli orduya karşı mümkün olabildiği ölçüde mücadele verdiği çeşitli rivayetlerden anlaşılmaktadır.

Medineliler’in kayıpları hususu da (300’den 10.000’e kadar) üzerinde tartışılan diğer bir konudur. Halîfe b. Hayyât, Vâkıdî, Vesîme ve Ebü’l-Arab, savaşta ölenlerin listesini vererek bunların sayısını 300 kişiyle sınırlandırırlar; ancak bu rakamı daha fazla gösterenler de bulunmaktadır. Bu savaşta ensar ve Kureyş’ten çok seçkin şahsiyetler (180’den 700’e kadar) ölmüştür; bir rivayete göre aralarında seksen sahâbî bulunmaktaydı. Beyhakī, bu sırada hayatta olan Enes b. Mâlik’e dayanarak ashaptan 300, hâfızlardan üçü sahâbî 700 kişinin öldüğünü kaydetmektedir. İbn Sa‘d, hayatını kaybeden ve nesli kesilen Medineliler’i özellikle zikreder (Ṭabaḳāt, V, 210-212). Harre’deki kayıpları Sıffîn ve Cemel ehliyle bir tutan değerlendirmeler yapılmıştır (Dârimî, “Ferâʾiż”, 37; Beyhakī, es-Sünenü’l-kübrâ, VI, 222-223). Medineliler bu savaşta ölenleri özel bir mezarlığa defnetmişler, onlar için ağıtlar yakmış ve menkıbeler oluşturmuşlardır.

Klasik kaynakların bir kısmına göre şehir üç gün mubah kılınmış, insanların canlarına ve mallarına kastedilmiş, tecavüzler sonucunda doğan çocuklara da “evlâdü’l-Harre” denilmiştir. Vâkıdî, ilk yağma edilen evin Benî Abdüleşhel’e ait olduğunu, Avâne b. Hakem de Hz. Peygamber’in âzatlısı Üsâme b. Zeyd b. Hârise’ninki hariç diğer evlerin tamamının yağmalandığını kaydeder. Rivayetlerin farklılığı, bu konuyu araştıranların da farklı görüş belirtmesine sebep olmuştur. İbn Kesîr, Yezîd’in Medine’yi mubah kılmasını onun büyük hataları arasında sayar ve bu savaşı Yezîd’in zamanında meydana gelen en çirkin olaylardan biri kabul eder (el-Bidâye, VI, 240). Mescid-i Nebevî’de cemaatle namaz kılınmayan üç günden birinin bu hadisenin meydana geldiği gün olduğu kaydedilir (diğer ikisi Hz. Osman’ın öldürüldüğü gün, Ebû Hamza el-Hâricî’nin şehri işgal ettiği gündür, Semhûdî, I, 88, 94). Hişâm b. Urve babasının Harre günü kitaplarını yaktığını, daha sonra ise buna çok üzüldüğünü belirtir. Câbir b. Abdullah, Tebük Seferi dönüşünde Hz. Peygamber’in verdiği bereket parasını Harre günü Emevî askerleri alıncaya kadar yanında taşıdığını söyler (Müslim, “Müsâḳāt”, 21). Aynı şekilde kaynaklarda Ebû Saîd el-Hudrî’nin canını zor kurtardığı, mallarının yağma edilmesinden sonra evinde alacak bir şey bulamayan Emevî askerlerinin onun sakalından birer tel kopardıkları rivayetleri de yer almaktadır. Öte yandan Emevî askerlerinden biri, Hz. Peygamber zamanında dünyaya gelen ve adıyla künyesi onun tarafından konulan Muhammed b. Amr b. Hazm’ı öldürdükten sonra pişman olarak ailesine gidip diyet teklif etmiş, fakat kabul ettirememiştir. Başta Wellhausen olmak üzere bazı araştırmacılar, şehrin mubah kılınmasının geniş biçimde ele alındığı Taberî’nin Târîḫ’inde Ebû Mihnef’in dışındaki diğer iki râvinin (Avâne ve Vehb b. Cerîr) bu olaya temas etmediklerini ileri sürerek ibâhanın vukuundan şüphe ederler; Lammens ise kaynakların bu noktada ittifak halinde olduğunu söyler (ibâha meselesi hakkında geniş bilgi için bk. Muhammed Arînân, s. 2-15; Nebîh Âkıl, s. 110-113; İbrâhim Beydûn, s. 284; Küçükaşcı, s. 107-109). Çeşitli rivayetlere göre Hz. Peygamber bir gün Harretüvâkım’dan geçerken bu olayı haber vermiş, ümmetinin seçkinlerinin bu savaşta öleceğini söylemiştir (Semhûdî, I, 87).

Müslim b. Ukbe, savaşın ertesi günü Kuba’da Medineliler’den “Yezîd’in kulu ve kölesi olarak” biat aldı. Alışılmışın dışında insanları halifenin tasarruf ve mülkiyetine sokan bu biat şekline karşı çıkan ve Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer zamanında olduğu gibi, “Allah’ın kitabı ve nebîsinin sünneti üzerine biat ederim” diyen bazı kişiler öldürüldü. Müslim, yaşlı bir arkadaşı olan ve hadise esnasında muhacirlere liderlik yapan Ma‘kıl b. Sinân’ı da idam ettirdi. Hz. Osman’ın oğlu Amr’ın sakallarını yoldurmasına rağmen Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn’e Yezîd’in tavsiyesi uyarınca yüksek mevki vererek iltifatta bulundu.

Olup bitenleri ayrıntılı biçimde hilâfet merkezine bildiren Müslim, Medine’de kısa bir süre kaldıktan sonra Mekke’ye gitmek üzere yola çıktı. Harre’deki acımasız tutumundan dolayı kendisine “müsrif” lakabı verildi. Yezîd’in cereyan eden hadiseleri haber aldığı zaman söylediği sözler ve şiirler hususunda farklı rivayetler bulunmakta ve bunların muhtevası tartışılmaktadır. Harre Vak‘ası, Emevîler’in siyasî hayatları boyunca yaptıkları veliahtlık ihdası, Kerbelâ Vak‘ası ve Mekke kuşatması gibi büyük hatalardan biri olarak tarihe geçmiştir. Saîd b. Müseyyeb bir rivayetinde (Buhârî, “Meġāzî”, 12), üç fitnenin ikincisi olarak Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra Harre Vak‘ası’nı göstermekte ve bu savaş sonucunda Hudeybiye ashabından kimsenin kalmadığını söylemektedir (DİA, XIII, 157).

BİBLİYOGRAFYA
Dârimî, “Ferâʾiż”, 37; Buhârî, “Meġāzî”, 12; Müslim, “Müsâḳāt”, 21; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt (nşr. M. Abdülkādir Atâ), Beyrut 1410/1990, IV, 138, 212; V, 49-52, 130-131, 135, 197, 210-214, 267; Zübeyrî, Nesebü Ḳureyş, s. 88, 127, 215, 222, 272, 366, 371-373, 384, 436; Halîfe b. Hayyât, et-Târîḫ (Zekkâr), s. 181-192; Zübeyr b. Bekkâr, Aḫbârü’l-muvaffaḳıyyât, Bağdad 1972, s. 70; el-İmâme ve’s-siyâse, I, 177-188; Belâzürî, Ensâb, IV/1, s. 145, 319-335, 442; Dîneverî, el-Aḫbârü’ṭ-ṭıvâl, s. 262-267; Ya‘kūbî, Târîḫ, II, 250-251; Fesevî, el-Maʿrife ve’t-târîḫ, III, 423-428; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), III, 355; V, 482-495; İbn Abdürabbih, el-ʿİḳdü’l-ferîd, III, 95; IV, 121; V, 137-139; Ebü’l-Arab, Kitâbü’l-Miḥan (nşr. Yahyâ Vâhid el-Cübûrî), Beyrut 1988, s. 159-183; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), III, 78-80; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî, I, 28; İbrâhim b. Muhammed el-Beyhakī, el-Meḥâsin ve’l-mesâvî, Beyrut 1404/1984, s. 63-67; Beyhakī, es-Sünenü’l-kübrâ, VI, 222-223; a.mlf., Delâʾilü’n-nübüvve (nşr. Abdülmu‘tî Emîn Kal‘acî), Beyrut 1405/1985, VI, 473-475; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, III, 894, 912, 995, 1341, 1431; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, II, 249-250; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IV, 103, 112-113, 117-121; Zehebî, Târîḫu’l-İslâm: sene 61-80, s. 23-30; İbn Kesîr, el-Bidâye, VI, 240; VIII, 217-227, 235-238, 250; Süyûtî, el-Ḫaṣâʾiṣü’l-kübrâ (nşr. M. Halîl Herrâs), Kahire 1386-87/1967, II, 498-501; Semhûdî, Vefâʾü’l-vefâʾ, I, 86-98; Halebî, İnsânü’l-ʿuyûn, I, 266-267; H. Lammens, Le califat de Yazīd Ier, Beyrouth 1921, s. 237-257; J. Wellhausen, Arap Devleti ve Sukutu (trc. Fikret Işıltan), Ankara 1963, s. 67-79; E. A. Belyaev, Islam and the Arap Caliphate (trc. G. Adolphe), Jerusalem 1969; M. J. Kister, “The Battle of the Ḥarra”, Studies in Memory of Gaston Wiet (nşr. M. Rosen-Ayalon), Jerusalem 1977; Muhammed Arînân, İbâḥatü’l-Medîne ve ḥarîḳi’l-Kâʿbe, Küveyt 1983, s. 2-15; Nebîh Âkıl, Târîḫu ḫilâfeti Benî Ümeyye, Beyrut 1983, s. 108-113; İbrâhim Beydûn, el-Ḥicâz ve’d-devletü’l-İslâmiyye, Beyrut 1987, s. 270-299; Cemîl Abdullah el-Mısrî, Es̱erü ehli’l-kitâb fi’l-fiten ve’l-ḥurûbi’l-ehliyye, Medine 1989; Abdülhay el-Kettânî, et-Terâtîbü’l-idâriyye (Özel), III, 78-79; Mustafa Sabri Küçükaşcı, Emevîler Döneminde Medîne (yüksek lisans tezi, 1993), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 90-111; Ahmed Ali Sâlih, “Milkiyyâtü’l-arâżî”, Mecelletü’l-ʿArab, XI, Riyad 1969, s. 992-1005; Ömer b. Süleyman el-Ukaylî, “Vaḳʿatü’l-Ḥarre fî ʿahdi Yezîd b. Muʿâviye”, Mecelletü Külliyyeti’l-âdâb, XIII/1, Riyad 1986, s. 159-189; “Harre”, İA, V/1, s. 300-301; L. Veccia Vaglieri, “al-Ḥarra”, EI2 (İng.), III, 226-227; Mustafa Çağrıcı, “Fitne”, DİA, XIII, 157.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 16. cildinde, 245-247 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.