HASAN eş-ŞÎRÂZÎ

حسن الشيرازي
Müellif:
HASAN eş-ŞÎRÂZÎ
Müellif: CENGİZ KALLEK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hasan-es-sirazi
CENGİZ KALLEK, "HASAN eş-ŞÎRÂZÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hasan-es-sirazi (12.12.2019).
Kopyalama metni
15 Cemâziyelevvel 1230 (25 Nisan 1815) tarihinde Şîraz’da doğdu ve burada yetişti. İlk eğitimini dayısı Mirza Hüseyin el-Mûsevî’den aldı. Arapça’yı öğrendikten sonra fıkıh ve usûl-i fıkıh okudu. On beş yaşına eriştiğinde ders verecek düzeye geldi. Bir süre Şîraz divanında görev yaptıktan sonra istifa ederek kendini ilme verdi. 17 Safer 1248 (16 Temmuz 1832) tarihinde tahsilini ilerletmek için bölgenin ilim merkezi İsfahan’a gitti. Burada Muhammed Takī el-İsfahânî, Müderris lakabıyla meşhur Hasan el-Beydâbâdî, Molla Muhammed İbrâhim b. Muhammed Hasan el-Kelbâsî (el-Kerbâsî) gibi âlimlerden felsefe, astronomi, matematik ve tıp dersleri aldı. Daha sonra mukaddes mekânları ziyaret için Irak’a giderek Necef’e yerleşti (1259/1843). Necef’te Muhammed Hasan Necefî, Hasan Kâşifülgıtâ ve Murtazâ el-Ensârî’den ilim öğrendi. Ensârî’nin vefatına kadar (1281/1864) Şîrâzî onun derslerini takip etti; özellikle fıkıh ve usûl-i fıkıh sahalarında kendisinden çok faydalandı. Ondaki kabiliyeti sezen hocası görüşlerine büyük değer verirdi. Ayrıca Meşkûr b. Muhammed Cevâd b. Meşkûr el-Hevlâvî, Hasan b. Ca‘fer en-Necefî ve Ali et-Tüsterî gibi âlimlerden hadis dinledi.

Şeyh Murtazâ el-Ensârî’nin ölümünden sonra talebeleri onun yerine Hasan eş-Şîrâzî’yi seçtiler. Derslerine ulemâ ve eşraftan bazı kimseler de katılıyordu. Tanınmış âlimler arasında temayüz ederek Necef ve civarındaki Şiîler’in merci-i taklîd*i haline geldi. Hatta devrinin müceddidi olarak tanındı. 1287 (1870) yılında mukaddes yerleri ziyaret için Irak’a gelen İran hükümdarı Nâsırüddin Şah, kendisini karşılayan âlimler arasında yer almayan Şîrâzî’ye veziri aracılığıyla baskıda bulunarak ziyaretine gelmesini sağlamaya çalışmışsa da onu ancak üzerinde anlaştıkları bir yerde buluşmaya ikna edebilmişti. Şîrâzî’nin bu olaydan sonra hem şah hem de halk nazarındaki saygınlığı daha da arttı. Ertesi yıl hacca gitti. Şâban 1291’de (Eylül 1874) Kerbelâ’yı ziyaret etti. Bir yıl sonra Sâmerrâ’ya yerleşerek ömrünün sonuna kadar burada kaldı. Büyük iltifat gördüğü Sâmerrâ’da iki medrese açarak öğretim faaliyetlerine başladı. Kısa süre içinde civar bölgelerden talebe akını başlayınca şehirde ilmî bir canlılık görüldü. Hasan eş-Şîrâzî’ye çeşitli İslâm ülkelerinden ziyaretçi heyetleri geliyor, fetvalar soruluyor, risâle ve fetvaları her tarafa yayılıyordu. Derslerinde talebelerinin tartışma yeteneklerini geliştirici bir yöntem takip eder, onlara düşüncelerini açıklama imkânı verir, bu arada görüşlerinden faydalanırdı. Aralarında Hasan es-Sadr Muhammed Kâzım el-Yezdî, Muhammed Takī eş-Şîrâzî, Nâînî, Mirza Hüseyin Nûrî, Şeyh Fazlullah Nûrî, Muhammed Tabâtabâî ve Ahund Molla gibi meşhur âlimlerin de bulunduğu 500’den fazla talebe yetiştirdi. Şîrâzî’nin edebî yönü de kuvvetliydi. Özellikle şiirdeki üstünlüğü sebebiyle çeşitli ülkelerden gelen ziyaretçileri içinde şairler de bulunurdu.

Şîrâzî’nin devlet adamlarına yakınlık göstermemekle birlikte siyasetten tamamen uzak kalmadığı anlaşılmaktadır. Nâsırüddin Şah’ın İran’daki tütün imtiyazını bir İngiliz şirketine devretmesi ve bu şirketin Hindistan’da olduğu gibi İran’ın da iç işlerine karışmaya başlaması üzerine, şah tarafından İran’dan sınır dışı edilen Cemâleddîn-i Efgānî’nin çağrısına uyan Şîrâzî İranlılar’ın tütün içmesinin haram olduğuna dair bir fetva verdi (1309/1891), ayrıca şaha da bir telgraf çekti (fetva ve telgrafın metni için bk. Bâmdâd, I, 336-337). Bunun üzerine halk tütün boykotuna başladı, hatta şahın sarayındaki nargileler dahi gizlice tahrip edildi. Şirket yetkilileri, Şîrâzî’yi ikna etmek için ayağına kadar gidip büyük meblağlara varan rüşvetler teklif ettilerse de sonuç alamadılar; nihayet şah imtiyazı feshetmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Şîrâzî de fetvasını geri aldı. Bu olayın en önemli yanı, İran tarihinde müctehidleri devlete karşı birleştiren ve onları halkın temsilcileri olarak siyasî otorite üzerinde baskı yapma konumuna getiren ilk hareket olmasıdır. Şîrâzî’nin, kendi zamanındaki panislâmizm cereyanının tesirinde kalarak mezhep farklılıklarına rağmen İslâm dünyasının Osmanlı bayrağı altında birleşmesini arzulaması da son derece ilgi çekicidir.

Hasan eş-Şîrâzî merci-i taklîd olduğu için İslâm dünyasındaki Şiîler’in zekât ve humuslarının bir kısmı tayin ettiği vekiller aracılığıyla kendisine ulaştırılır, o da bunları başta talebeleri olmak üzere ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı. Ayrıca bu vekillerine çevrelerindeki yardıma muhtaç âlim ve talebelerin isimlerini ihtiva eden listeler göndererek onlara yardım edilmesini sağlardı. Tüccarla irtibat kurup muhtaçların evlerine gizlice ihtiyaç malzemeleri gönderilmesini temin ederdi. Hayırda gizliliğe önem verdiği için bütün bu hizmetleri vefatından sonra ortaya çıkmış, ailesine ise miras olarak kayda değer bir şey bırakmamıştır. 24 Şâban 1312 (20 Şubat 1895) tarihinde Sâmerrâ’da vefat eden Şîrâzî’nin naaşı Necef’e nakledildi ve ramazanın ilk günü Nâsır Ali Han el-Efgānî’nin inşa ettirdiği medresenin hazîresine gömüldü.

Eserleri. 1. Ḥavâşî ʿale’l-Menâsik. Hocası Murtazâ el-Ensârî’nin el-Menâsik adlı eserinin hâşiyesi olup onunla birlikte basılmıştır (Tahran 1317). 2. Ḥâşiye ʿalâ Necâti’l-ʿibâd. Muhammed Hasan Necefî’ye ait eserin hâşiyesi olan kitap aslı ile birlikte neşredilmiştir (Tahran 1297, 1324). 3. Taʿliḳa ʿalâ Muʿâmelâti’l-Âḳā el-Bihbehânî. Muhammed Bâkır Bihbehânî’nin Âdâbü’t-ticâre (Edebü’t-ticâre) adlı eserinin ta‘lik çalışması olup onunla birlikte basılmıştır (Tahran 1294). 4. Ḥâşiye ʿale’n-Nuḫbe. Muhammed İbrâhim b. Muhammed Hasan el-Kelbâsî’ye ait İrşâdü’l-müsterşidîn adlı eserin hac ve cihad dışındaki ibadetlerle ilgili kısmının müntehabı olan en-Nuḫbe’nin hâşiyesidir (İsfahan 1289; Tahran 1307, 1329). 5. Risâle fi’l-müştâḳ (Tahran 1305).

Bunlardan başka kaynaklarda Kitâb fi’ṭ-ṭahâre, Risâle fi’r-raḍâʿ, Kitâb min evveli’l-mekâsib ilâ âḫiri’l-muʿâmelât, Risâle fî ictimâʿi’l-emr ve’n-nehy, Telḫîṣu ifâdâti’l-Murtażâ el-Enṣârî fi’l-uṣûl gibi eserleri de zikredilmektedir. Ayrıca çeşitli fetvaları öğrencileri tarafından derlenerek koleksiyonlar oluşturulmuştur (Aʿyânü’ş-Şîʿa, V, 308). Fıkıh usulüne dair ders notlarını talebelerinden Ali er-Rûzderî Taḳrîrâtü Âyetillâh el-Müceddid eş-Şîrâzî adıyla derleyerek üç cilt halinde yayımlamıştır (Kum 1414).

Hasan eş-Şîrâzî ile ilgili olarak Âgā Büzürg-i Tahrânî Hediyyetü’r-râzî ile’l-İmâmi’l-Müceddid eş-Şîrâzî (Necef 1388) ve Mirza Muhammed Ali el-Urdâbâdî Ḥayâtü’l-İmâmi’l-Müceddid eş-Şîrâzî (Âgā Büzürg-i Tahrânî, eẕ-Ẕerîʿa, VII, 116) adlı eserleri kaleme almışlardır.

BİBLİYOGRAFYA
Tebrîzî, Reyḥânetü’l-edeb, VI, 66-68; Mirza Muhammed Ali, Mekârimü’l-âs̱âr der Aḥvâl-i Ricâl der Ḳarn-i XIII ve XIV Hicrî, İsfahan 1362, III, 883-890; Kehhâle, Muʿcemü’l-müʾellifîn, III, 292-293; Hânbâbâ, Fihrist-i Kitâbhâ-yi Çâpî-yi ʿArabî, Tahran 1344 hş., s. 3, 299, 300, 474; Mehdî Bâmdâd, Şerḥ-i Ḥâl-i Ricâl-i Îrân der Ḳarn-i XII-XIV Hicrî, Tahran 1966, I, 335-339; Hamid Algar, Religion and State in Iran: 1785-1906, California 1980, s. 205-222; Aʿyânü’ş-Şîʿa, V, 304-310; Âgā Büzürg-i Tahrânî, eẕ-Ẕerîʿa ilâ teṣânîfi’ş-Şîʿa, Beyrut 1983, VI, 227; VII, 116; XII, 124-125; XXI, 41; XXIII, 199; XXIV, 91; XXV, 207; a.mlf., Ṭabaḳātü aʿlâmi’ş-Şîʿa, Meşhed 1404, I/1, s. 436-441; Hırzüddîn Muhammed en-Necefî, Maʿârifü’r-ricâl (nşr. M. Hüseyin Hırzüddîn), Kum 1405/1984, II, 233-238; M. Momen, An Introduction to Shiʿi Islam, London 1985, s. 140-193, 194, 246, 247, 321; Abdülhâdî Hâirî, Teşeyyuʿ ve Meşrûṭiyet der Îrân, Tahran 1364 hş., s. 83, 96, 99, 102, 132, 135, 155, 179, 190, 199; Saīd Amir Arjomand, Authority and Political Culture in Shiʿism, New York 1988, s. 99, 101, 110, 115-120, 200; “Taḳrîrâtü Âyetillâh el-Müceddid eş-Şîrâzî”, Türâs̱ünâ, sy. 41-42, Kum 1416, s. 437; Roswitha Badry, “S̲h̲īrāzī”, EI2 (İng.), IX, 479-480.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 16. cildinde, 354-355 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.