HAŞEBİYYE

الخشبيّة
Müellif:
HAŞEBİYYE
Müellif: MUSTAFA ÖZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.01.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hasebiyye
MUSTAFA ÖZ, "HAŞEBİYYE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hasebiyye (20.01.2020).
Kopyalama metni
Sözlükte “odun ve sopa” anlamına gelen haşebin nisbet isminin (haşebî) çoğulu olan haşebiyye, ilk defa Muhtâr es-Sekafî’nin isyanı sırasında ordusunun büyük çoğunluğunu teşkil eden, silâhları sopadan ibaret Kûfe mevâlîsi hakkında aşağılayıcı bir tabir olarak kullanılmış (İbn Kuteybe, s. 622; İbn Rüste, VII, 218), daha sonra bunun yerini Keysâniyye, Muhtâriyye ve Hüseyniyye isimleri almıştır.

Muhtâr’ın veya onun İbrâhim b. Eşter gibi kumandanlarının emrinde savaşan mevâlînin çoğu kendilerini kılıçla donatamayacak derecede fakirdi. Nitekim A‘şâ Hemdân, Muhtâr’ı mağlûp eden Basralılar’a, sopadan başka silâhı bulunmayan kimselerle uğraşarak elde ettikleri şerefin pek de önemli olmadığını söylemişti. Muhtâr’a karşı savaşan Mühelleb b. Ebû Sufre de Haşebîler’in eline geçen Nusaybin’i kuşattığı zaman halka hitaben, “Bu insanlar sizi korkutmasın. Onlar sadece köledir ve ellerinde de sopadan başka bir şey yoktur” demişti (Taberî, II, 684). Taberî’nin verdiği bilgiye göre Abdullah b. Zübeyr, Muhtâr es-Sekafî’nin Kûfe’yi ele geçirmesi ve taraftarlarının halife olarak Muhammed b. Hanefiyye’nin adını telaffuz etmeye başlamaları üzerine telâşa kapılarak İbnü’l-Hanefiyye’yi ve beraberindeki aile mensuplarını, kendisine biat etmeye zorlamak için 685 yılında Mekke’de Zemzem Kuyusu civarına hapsetmişti. İbnü’l-Hanefiyye’nin kendisine gizlice yazdığı mektuptan durumu öğrenen Muhtâr, onu kurtarmak üzere Ebû Abdullah el-Cedelî kumandasında 150 kişilik bir süvari birliğini Mekke’ye gönderdi. Mescid-i Harâm’a giren birlik, İbnü’z-Zübeyr’in biat etmemeleri halinde ateşe vermek üzere etrafını odunlarla çevirdiği evin kapısını kırarak İbnü’l-Hanefiyye’yi ve beraberindekileri kurtardı. İbnü’l-Hanefiyye’nin Mescid-i Harâm’da kılıç kullanarak savaşmanın câiz olmadığını söylemesi üzerine Muhtâr’a bağlı bu kuvvetler Mekke’den çıkarken “kâfir-kûbât” denilen kısa sopaları silâh olarak kullandılar (a.g.e., II, 694). Şîa’nın bir bölümünün Haşebiyye adıyla anıldığını belirten İbnü’l-Esîr de bunların Muhtâr es-Sekafî’nin mensupları olduğunu söyler (en-Nihâye, “ḫşb” md.).

Haşebiyye fırkasına, Hz. Hüseyin’in intikamını almak amacıyla “yâ lese’râti’l-Hüseyn” (Ey Hüseyin’in intikamını almaya ant içenler!) sloganını kullanarak harekete geçtikleri için Hüseyniyye adı da verilmiştir. İbn Abdürabbih, Kûfe sokaklarında bu çağrıyı tekrar ederek dolaşan İbrâhim b. Eşter’in mensuplarına Hüseyniyye denildiğini belirtmektedir (el-ʿİḳdü’l-ferîd, II, 408). Haşebiyye (خشبيّة) kelimesinin Arap harfleriyle noktasız olarak yazıldığında Hüseyniyye şeklinde okunabilmesinin de bu isim değişikliğinde etkili olduğu söylenebilir.

Keysâniyye fırkasına ve daha sonra bu fırka mensupları arasında ortaya çıkan rec‘at ve tenâsüh akîdesine inananlara Haşebiyye adı da verilmektedir. Nitekim aşırı bir Keysânî Şiî olan ve tenâsühe inanan Küseyyir “Haşebî” nisbesiyle anılmaktadır. Diğer taraftan Muhammed b. Ahmed el-Hârizmî, Zeydiyye’den Sürhâb et-Taberî’ye nisbetle Sürhâbiyye adını alan fırkanın Haşebiyye diye de anıldığını, bunların Muhtâr’la birlikte isyan ettiklerini, yanlarında sopadan başka silâh bulunmadığı için bu ismi aldıklarını söylerse de (Mefâtîḥu’l-ʿulûm, s. 21) bu doğru değildir. Zira Muhtâr, Zeydiyye’nin kurucusu Zeyd b. Ali’nin doğumundan önce vefat etmiştir. Hakkında bilgi bulunmayan Sürhâb et-Taberî ise muhtemelen Hasan b. Zeyd zamanında Taberistan’da faaliyet gösteren Sürhâb ile aynı şahıstır. Onun mensuplarına kullandıkları silâh dolayısıyla mı, yoksa Keysâniyye akîdesinden etkilendikleri için mi Haşebiyye denildiği bilinmemektedir.

İbn Hazm, mehdî zuhur edinceye kadar silâh taşımanın ve kullanmanın câiz olmadığına inanan Mansûriyye gibi bazı Şîa gruplarının hasımlarını boğarak veya taşla öldürdüklerini, sopa kullanmayı tercih edenlere ise Haşebiyye denildiğini nakleder (el-Faṣl, V, 45). Bu anlayışın yahudi mesîh inancından etkilendiği öne sürülmüştür (krş. Friedlaender, XXIX [1909], s. 95). Kur’an’ın mahlûk olduğunu, Allah’ın konuşmadığını iddia eden Cehmiyye’den bir grup da Haşebiyye adıyla anılmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ḫşb” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ḫşb” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “ḫşb” md.; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, V, 101-103; İbn Kuteybe, el-Maʿârif (Ukkâşe), s. 622; Belâzürî, Ensâb, V, 231, 242, 270, 272; Dîneverî, el-Aḫbârü’ṭ-ṭıvâl, s. 289-290; İbn Rüste, el-Aʿlâḳu’n-nefîse, VII, 218; Taberî, Târîḫ (de Goeje), II, 684, 693, 694-695, 1798, 1804; İbn Abdürabbih, el-ʿİḳdü’l-ferîd, II, 408; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), III, 106; a.mlf., et-Tenbîh (nşr. Abdullah İsmâil es-Sâvî), Kahire 1357/1938, s. 270; Makdisî, el-Bedʾ ve’t-târîḫ, V, 133; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî, IX, 17, 19; Hârizmî, Mefâtîḥu’l-ʿulûm, Kahire 1342, s. 21; İbn Hazm, el-Faṣl (Umeyre), V, 45; Ebü’l-Meâlî, Beyânü’l-edyân (trc. Yahyâ el-Haşşâb, Mecelletü Külliyyeti’l-âdâb, XIX/1, Kahire 1957 içinde), s. 39; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IV, 250-251; B. Lewis, The Assassins: a Radical Sect in Islam, London 1967, s. 128; J. Wellhausen, İslamiyetin İlk Devrinde Dinî-Siyasî Muhalefet Partileri (trc. Fikret Işıltan), Ankara 1989, s. 130, 138; Israil Friedlaender, “The Heterodoxies of the Shi’ites in the Presentation of Ibn Hazm”, JAOS, XXVIII (1907), s. 62-63; XXIX (1909), s. 93-95; W. F. Tucker, “Ebû Mansûr el-İclî ve Mansûriyye” (trc. E. Ruhi Fığlalı), AÜ İlâhiyat Fakültesi İslâm İlimleri Enstitüsü Dergisi, sy. 5, Ankara 1982, s. 225; C. van Arendonk, “Khashabiyya”, EI2 (İng.), IV, 1086-1087; M. Chouémi, “Kāfirkūb”, a.e., IV, 411.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 16. cildinde, 402-403 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.